"SÜT BANKASI" DEĞİL "SÜT ANNE" UYGULAMASI

Süt bankası uygulamasını; değerli bakanımızın alnının akıyla yerine getirilmesini sağlayacağına eminim. Bununla birlikte; yapılan bu uygulamanın adeta sağ elle sol kulağı tutmak gibi gereksiz ve uzun uzadıya yüksek masraflı bir hal alacağını rahatlıkla öngörebilmekteyim. Bu proseslerden teker teker bahsederek kıymetli vakitlerinizi almak istemiyorum. Zira sizler bu konulara ziyadesiyle hakimsiniz ve olabildiğince farkındasınız. Doğrudan çözüme ulaştıracak uygulamayı sizlere sunmak istiyorum.

Nasıl mı? Kısa ve öz.. SÜT ANNE uygulaması..

Bu konuya Sevgili Salih Sedat Ersöz Bey; Memleket Gazetesi'ndeki köşesinde ziyadesiyle değinmiş. Yıl içerisinde yeni yazdığı bir kitabının daha baskıya verileceğini söyleyen Emine Şenlikoğlu'nun da bu konuda benzer görüşler belirttiği haberini aldıktan sonra birkaç kelam da ben etmek istedim.

Günümüz teknolojisi çok gelişti. Söz konusu annenin doğum yaptığı tarihten, tahmini süt emzirme süresine kadar herşeyin kayıt altına alındığı bir sisteme ek olarak, annelerin "süt gönüllüsü" olma ya da olmama özgürlüğünün gözardı edilmediği bir yazılımsal sistem rahatlıkla geliştirilebilir ve çok düşük masraflarla bu işlemler uygulanabilir hale getirilebilir.

"Süt bankası" uygulamasında oluşacak masrafların (sütün korunması için gerekli donanıma sahip depoların oluşturulması konusunda ihtiyaç duyulan meblağ) sınırlı bir kısmıyla süt üretemeyen annenin, süt annenin evine çocuğunu götürebilmesi için gerekli yol masraflarına harcanabilir.

Böylece bahis mevzuu olan iki aile arasında uzun vadeli bir muhabbet gelişecek, birbirlerini tanıma imkanı bulacaklar ve yeni süt kardeş ailelerin meydana gelmesinin yanısıra, dostlukların vuku bulmasına imkan tanınmış olunacaktır.

"Süt bankası" uygulamasında ise; dini değerlerin korunması noktasında toplumun çekirdeği olan aile yapısı bozulma riskiyle karşı karşıya kalırken, "Süt gönüllüsü" uygulamasında, toplumsal bağların artış göstermesi sağlanmış olacaktır. Günümüzde bir üst kattaki komşunun bir altındakiyle tanışmakta zorluk çektiği bir yapının zararlı etkilerinin zaman içerisinde artış göstermeye devam ettiği göz önünde bulundurulacak olursa; "Süt gönüllüsü" uygulamasının, nesillerin biyolojik anlamda korunmakla kalmayıp, sosyolojik anlamda da yeni bağların husûle gelmesine zemin hazırlayabileceği gözden kaçırılmaması gereken hatırlı bir mevzûdur.

Tam bu noktada başlatılacak olan çalışmaların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile gerçekleştirilmesi ve yürütülmesinden yanayım.

İşte yukarıda sözünü ettiğim o ilgili yazı:
Anne sütüyle oynamayın ki... - Salih Sedat Ersöz


MASKELİ HAYAT

Maskeler beğeniye çıkıyor. Gözlerinizi dört açarken, gizlerinizi 4 kapatın. Zaman içerisinde başgösterecek olan semptomlarınızı gizlerinize harç malzemesi olarak kullanın. Harçların içerisinde gizlenmiş fosillerinizin değer bulacağı günü bekleyin. Bilin ki; o gün asla gelmeyecek... Maskesiz Hayatlar Korosu ruhlarınıza esenlikler dağıtırken, anlık ruh okşanmalarıyla arada bir gerçek tebessümler savurun hayata... Bir zamanlar ulvî emeller(!) için kullandığınız maskenizi, yaşlandıkça kaz ayağı kırışıklıklarınızı kamufle etmek için kullanmaya başlayacak ve gün geçtikçe bağımlısı olacaksınız yapmacık yaşanmışlıkların...

TÜRKÜM, DOĞRUYUM. PEKİ ÇALIŞKAN MIYIM?
Geçtiğimiz gün sevdiğim bir dostumla Edirnekapı'dan Sarayburnu'na kadar yürüyerek sohbet ettik. Soluklanmak için, Sultanahmet'e çok yakın bir tarihi müessesede Türk Edebiyat Vakfı'na gelmeden hemen önce, solda bulunan Türk Ocağı'nın kıraathanesine girmek istedik. Kapının bir tarafında küçük hediyelik takılar, diğer tarafında fiyat listesinin bulunduğu koyu renkli kocaman bir levha yere konmuş vaziyette kapıdan içeriye girdik. Buraya kadar herşey olağan.. Türk Büyükleri'nin mezarları arasından binaya adımımızı attık. Nargile kokularının içerisinden, ince ve keskin bir şekilde sigara kokuları, kışın tipide burnunuzu keskin bir şekilde uyuşturan buz kesmiş havanın yardığı gibi genzinize kadar işliyor. İçeriye girdikçe kulakları tırmalayan müzik sesleri arasında temiz hava sahasına doğru ilerliyoruz.
Döşemeler güzel ve rahat. Çaylarımızı yudumlarken yabancı iki sevgilinin kol kola, omuz omuza sevişmeye başladıklarına şahit oluyoruz. Hemen arka koltuklarında oturan iki yağız deliganlının, garsona "reis bize iki çay" dediğini duyuyoruz. Arkadaşımla birbirimize soru işaretlerinin en kocamanlarını ve en sislilerini gönderiyoruz, pop müzik kırıntılarının içerisinde boğulmuş ve can çekişmekte olan manevi havanın taa orta yerlerine doğru. Sigara dumanlarının arasına karışıp ortama ayak uyduruyor o kocaman soru işaretleri... Biz ise çayımızın son yudumunda kalkıp elveda ediyoruz, Türklüğümüz'den ödün vermeden eskimeyen ve "öksüz" kalmaya mahkum bırakılmış, mahzun mezar taşlarının arasından...
Mümtaz'er Türköne'nin Kuru Milliyetçilik başlıklı yazısını hatırlıyorum birden.

Kuru milliyetçilik - ZAMAN