Gün içinde on bazen bin kilometrelerce yol gidiyoruz. Sürekli farklı coğrafyalarda yaşıyoruz. Yukarıda bahsetmiştim, insanın fiziki yapısı on binlerce yılda çok az değişti. Yani fiziki yapımız gün içerisinde bu kadar farklı bölgelerde bulunmayı anlayamaz; buna adapte olamaz. Bir insan bence en fazla günlük on km’ lik bir alanda hareket etmelidir. Biz son yüz yıldır bunu çok aşıyoruz. Bence bu durum ilkel insanda asla görülmeyen birçok hastalığın sebebi.
Bu düşüncemi Dünya Sağlık Örgütü de destekliyor. Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa Bürosu, kronik hastalıkların önlenmesi için tarımsal üretimin yerel yapılıp yerel tüketilmesi ilkesini önermiştir 2. Çünkü:
1- İnsan sağlığına en uygun gıda kendi ekosisteminde yetişen ürünlerdir.
2- Yakın çevreden edinilen sebze ve meyveler tüketiciye varana kadar uzun bir yol kat etmek zorunda olmadığından henüz olgunlaşmadan toplanması gerekmez. Dalında olgunlaşmasına izin verilebilir. Böylece vitamin, mineral ve antioksidan içeriği daha yüksek olur.
3-Besinlerin ülkeler hatta kıtalar arasında taşınması için çok büyük enerji gereksinimi olmaktadır. Nitekim ABD’de bir yılda tüketilen enerjin toplamının %17’si gıda taşımacılığına harcanmaktadır3.[/LIST]
İnsanın beyninin aşırı özelleşmesinin, onun sonunu hazırlamakta olduğunu ispatlayan aslında burada sayılabilecek o kadar çok madde var ki…
Taş Devri Diyeti
Ben en azından gıda alanında kendime bir sınır çizdim ve taş devri diyeti yapmaya başladım. Sadece gerçek gıdalar ve onların doğal yapısında bulunan gerçek besin maddeleri ile beslenmeye çalışıyorum. Bilmediğim bir yerlerde, hiç tanımadığım birileri tarafından, temelde kar elde etmek amaçlı içine bir şeyler katıştırılmış gıdaları tüketmiyorum.
Meyve, sebze, tahıllar, baklagiller, yağlı tohumlar, et, tavuk, balık (bunların doğadaki halleri, yani kabuklu pirinç, kabuklu yer fıstığı vb.) benim için fazlası ile yeterli.
Ayrıca böyle bir beslenme ile kolay kolay kilo da alınmıyor. Bu bağlamda beyaz ekmek dâhil un ve unlu mamuller, şeker ve şeker içeren gıdalardan uzak duruyorum.
Böyle beslenmemin en temel sebebi günümüzün çeşitli yollarla farklılaştırılıp acayipleştirilmiş gıdaların, aslında bedenimize uygun olmaması. Organizmamız ve onu işleten sindirim, dolaşım, sinir sistemimiz; genetik olarak insanın yüz binlerce yıl önceki beslenme ve yaşam koşullarına uygun aslında. Örneğin şeker...
Şeker: Beyaz Bela
Şeker 1300’ lü yılların sonunda Avrupa için bir yenilikti ve tıp alanında kullanılıyordu. Yani daha öncesinde insanın günlük besinleri içerisinde şeker kamışı veya pancarından alınıp eklenmiş şeker yoktu. Yüz binlerce yıldır gerçek gıda tüketmiş olan insanoğlu, azami son yediyüz yıldır şeker tüketiyor. Hem de son elli yıldır eskisine oranla çok daha fazla tüketiyor. Ayrıca ilginç şekilde beyaz şeker tükettikçe lifli besinleri de tüketemez hale geliyoruz ve beyaz şeker bağımlılığı, beyaz un bağımlılığını da beraberinde getiriyor 4!
Bitmedi. Şeker, Afrika kıtasının Avrupa’ lılar tarafından köleleştirilmesinin de baş sorumlusu. Bu konuda Henry Hobhouse' un yazdığı ve Türkçe' ye “Değişim Tohumları” olarak çevrilen kitabı okumanızı öneririm. Eğer şekerin insan sağlığına etkileri konusunda da bana inanmıyorsanız lütfen gidin konuyu özellikle çocuklar konusunda metabolizma ve beslenme uzmanı olan tıp hekimleri var, onlara sorun.
Özet ve Sonsöz
İnsanlığın tarihi yüz binlerce yıla uzanıyor. İlk insandan bugüne bedenimiz hemen hemen aynı kalmış ancak beynimiz aşırı özelleşmiş. Bu beyin ile bir çok yenilik yapıyor, bedenimizin adapte olup olmayacağını sorgulamadan doğamıza aykırı bir hayat sürdürüyoruz. Bilim adamları bir canlı türünün bir organının diğer organlarına göre aşırı özelleştiği durumda yok olduğunu söylüyor.
İnsanda bu özelleşmiş organ beyin olduğu için bu yok oluştan kurtulabilir diye umuyoruz.
İçinde bulunduğumuz 2009 yılının Aralık ayı çok önemli tarihlerden biri. Tarihi Kopenhag iklim zirvesi bu ay yapılıyor. Büyük adamlar olası bir yok oluşu önlemek için 2 hafta toplantı yapacaklar. Greenpeace örgütü, Kopenhag’ ta dişe dokunur kararlar alınmazsa 2020 yılında dünya liderlerinin yaşlı halleri ile çıkıp ne diyeceğini afişleştirmiş. Recep Tayyip Erdoğan biraz yaşlanmış olarak 2020' de şöyle diyor "Özür dilerim. Kopenhag' da iklim değişikliğini önleme şansımız vardı ama maalesef hiçbir şey yapamadık."
Açıkçası medeni tarih boyunca insanlık olarak aklımıza çok güvendik ve güç ve haz için önümüze çıkan her fırsatı değerlendirdik. Ancak sanırım artık kredimiz tükendi. Kopenhag’ da toplanan liderlerin şunları anlamasını ve etkin kararlar alması gerektiğini düşünüyorum:
Mevcut durum sürdürülebilir değildir ve acil önemler alınmak zorundadır.
Endüstrileşmenin önüne geçecek yerel ve geleneksel yapılar desteklenmeli; merkezileşme ve globalleşme önlenmelidir.
Hayatlarımızı biraz küçültüp yavaşlatacak önlemler alma sorumluluğu gösterilmek zorundadır.
Dünya ve insanlık hidayete erer mi bilmiyorum, ancak son günlerde sık sık Robert Louis Stevenson’ un şu sözünü tekrarlıyorum:
Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.
Saygılarımla,
H. Ozan Erzincanlı
www.tarimsal.com
Kaynakça:
1 LEAKEY, L.S.B., İnsanın Ataları. Ankara 1988
2 Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu. CINDI dietary guide., yıl 2000.
3 Agrofuels special issue. Seedling Biodiversity, Rights and Livelihood. Temmuz 2007
4 Hobhouse, H. Değişim Tohumları / İnsanlık Tarihini Değiştiren 6 Bitki, 2007{nomultithumb}
Bu yazı Zırat Y. Mühendisi Hakan Ozan Erzincanlı kategorisinde yayınlanmıştır.