1. Konumu ve Tarihsel Gelişimi
Tarihi kaynaklarda Beşiktaş Sarayı diye adı geçen Dolmabahçe Sarayı'nın ilk çekirdeği II. Bayezıd'a kadar gitmekte ve Dolmabahçe'nin bulunduğu alan çevresinde, eskiden beri çeşitli köşk ve kasırların inşa edildiği bilinmektedir. II. Bayezıd döneminde, 15. yüzyıl sonunda, buranın Osmanlı hasbahçeleri arasına katıldığı bilinmektedir (Başçınar, 1987; 16. yüzyılda Kanuni döneminden itibaren körfez tarafı Karabali bahçeleri ile ünlüdür. Bu dönemde, bahçe bir süre sonra halk ağzında "Karabali Bahçesi" diye anılmıştır. Bahçe, sonradan padişahlara geçmiş, II. Selim zamanında ise en gözde mesire yeri olmuştur (Batur vd.).
"1578-1581 yıllarında Avusturya Elçiliği papazı olan ve burada çalışan Salomon Schweigger, hem görme fırsatı bahçeye anılarında yer vermiş, hem de eserinde bahçenin bir planını çizmiştir (Shcweigger, 1964). Bu plan ve verdiği bilgi, "çahar-bağ" denen ve birbirini kesen iki eksen ile bahçe alanının dört bölüme ayrıldığı İran bahçelerinin etkisini gösteren tek Osmanlı bahçesini tanıtmaktadır. Schweigger, bahçenin çevresindeki duvarın dibinde iki sıra halinde muntazam dikilmiş servilerin
OSMANLI İMPARATORLUĞU' NDA İSTANBUL SARAY , KÖŞK VE KASIRLARI
..............................................
bulunduğunu, birbirini kesen yolların iki yanlarında uzun servi ve kısa biberiye ağaçlarının dönüşümlü olarak sıralandığını, ayrıca üç atlının yanyana geçebilecekleri genişlikteki yolların oluşturduğu dört bölümdeki kare tarhlara çiçeklerin ve yemeklerde kullanılan otlarla yemiş ağaçlarının dikilmiş olduğunu anlatmaktadır."(Atasoy,2002)
Bahçelerle ilgili bilgi veren çoğu kaynaklarda Karabali, Dolmabahçe ve Beşiktaş Bahçeleri birbiriyle yakın olduğundan zaman zaman birbiriyle karıştırılmıştır, bazen ayrı, çoğunlukla da birlikte ele alınmıştır (Cezar, 1985). Aslında bugünkü Beşiktaş ile Dolmabahçe düşünüldüğünde, ikisinin ayrı ayrı ele alınması daha doğru gibi görülebilirse de, bu iki bahçe tarihsel gelişim içinde birleşmiştir.
II. Ahmed zamanında Dolmabahçe'nin bulunduğu alan ufak bir koy halinde olup, İstanbul' un fethinden sonra, Karabali Bahçeleri' ne kadar uzanan bu koy, gittikçe dolmaya, bataklık haline gelmeye başladığından dolayı yapılan bu törenler için daha uygun bir alan elde etmek amacıyla 1614 yılında, şimdiki İnönü Stadyumu'nun bulunduğu yere kadar doldurulmaya başlanmış bu işlem sonucunda elde edilen geniş alana 'Dolmabahçe' adı verilmiş ve burada bahçeler meydana getirilmiştir. Evliya Çelebi de Seyahatname' sinde, Dolmabahçe'nin eskiden 'küçük servili bir bağ' olduğunu söylemektedir ( Batur, vd.; Evyapan, 1972; Eldem, 1976).
Her ne şekilde olursa olsun, 'Beşiktaş'taki Hasbahçe ile Kabataş'taki Karabali Bahçeleri arasındaki körfez doldurularak birleştirilmiş, elde edilen büyük alan uzun yıllar padişahların mesire yeri olarak kullanılmış; daha sonraları ise burası küşk ve kasır gibi yapıların inşaatları ile hareketlenmiş, hatta bu yapılar Beşiktaş Sahil Sarayı denilecek kadar genişlemiştir (Başçınar, 1987)
Dolmabahçe'nin saray bahçeleri (Hadaik-i hassa) arasına alınması ve doldurularak liman haline getirilmesinden sonra buraya padişahlar, geçici ikametgâhları için saraylar ve kasırlar yapmıştırdır.
Beşiktaş Bahçesi, esas itibariyle 17. yüzyıl sonlarında önem kazanmış, 19. yüzyıl ortalarına kadar uzanan dönemde kısa bir süre bakımsız kaldıktan sonra kapsamlı bir biçimde onarılmaya ve genişletilmeye başlanmıştır (Gürenli, 1982; Başçınar, 1987).
Sultan I. Abdülhamid tarafından sahilin bir bölümü doldurularak genişletilen saray, Boğaziçi'ne gösterilen ilginin yeni bir canlanma dönemine girdiği III. Selim döneminde mimar Melling'den, Dolmabahçe'deki Çinili Köşk haricinde diğer yapıları yıkarak yerine üç köşk yapması istenmiş, oluşan yeni saray bir süre bu haliyle kalmıştır. 1809 yılında Baş mimar Hafız Mehmed Emin Efendi başta olmak üzere, Foti, Komyanoz, Yorgi ve Todori kalfalarıyla birlikte yürütülen geniş bir onarım çalışmasına girişilerek, bir dizi köşk ve 17. yüzyılın olağanüstü güzel Çinili Köşk'ünden oluşan zarif kompleks yapılmış ve onarım sonucu, padişah, kullanışsız ve kasvetli bulduğu Topkapı Sarayı'nı terk ederek buraya yerleşmiştir.
Böylece 19. yüzyıl başına kadar bahçeli bir sayfiye yeri olan Dolmabahçe'nin konumu ve kullanımı değişmiş, bundan sonra Beşiktaş Sarayı, Osmanlı hükümdarlarının sürekli oturduğu bir saray olmuştur (Başçınar, 1987; Kuban, 1996; Ülgen, 1997).
Çevre duvarları ile birlikte 110.000 m2'yi aşan bir alan üstüne oturan Dolmabahçe Sarayı inşaatına, 1842'den sonraki yıllarda başlanmıştır (Arslan, 1992; Ülgen, 1997). Sarayın yapımı, pek çok araştırmacıya göre Garabed ve Nigoğos Balgan kardeşler tarafından, Aslanapa'ya göre ise Hacı Emin Paşa ve Sarkis Balyan Usta tarafından İtalyan ve Fransız sanatkarlarla Barok ve Ampir üsluplarında yapılmıştır (Şehsuvaroğlu, 1995; Başçınar, 1987; Sözen,1991; Kuban, 1996)
Dolmabahçe Saray planında Osmanlı ve Batı anlayışı bir arada uygulanmış, bütün üsluplar birleştirilerek Osmanlı ustalarında yorumlanmıştır' (Gülersoy, 1984).
Dolmabahçe Sarayı'nın 1856'da tamamlanışından sonra imparatorluk ikametgahının Topkapı'dan Dolmabahçe'ye nakledilmesiyle köklü bir değişim yaşanmış, İstanbul'un kentsel tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu, kentin ağırlık merkezinin yer değiştirmesi anlamına da gelmiştir (Batur, A).
Parlak bir törenle kullanıma açılan saray, Osmanlı hanedan geleneğinde yeni ve önemli bir değişim ve aşamaya; göçerlik taşıyan pavyon ve köşkler biçiminde, bahçeli, hafif, ulusal nitelikte ev tiplerinden çıkıp, ilk kez ve Avrupa etkisiyle taştan ve kalıcı materyalden, ağır ve gösterişli büyük yapılara yerleşmeye geçişi ifade etmektedir.
Dolmabahçe Sarayı'nın mimari yapı olarak kendine özgü ve belirli stillerden birisine giren bir üslubu yoktur. Balyan Ailesi burada Avrupa'da biraz görüp öğrendikleri İtalyan Rönesans'ını; Fransız Barok'unu; Alman Rokoko'sunu ve İngiliz Neo-klasizmini karışık olarak kullanmışlardır (Yücel vd., 1995).
Ana cephesi Boğaziçi yalılarında görüldüğü üzere denize bakan, uzunlamasına bir bina olan, Neo-Rönesans ve Barok stillerinin karışımıyla yapılmış olan saray, mermer bir rıhtım ve onun önünde yükselen demir parmaklıklı bir duvarla denizden ayrılmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, büyük anıtsal kapılar ile bahçelere açılmakta, 'L' biçiminde denize cephe veren bir ana kapı ile ayrı birer küçük saray niteliğindeki Veliaht Dairesi, Muhafızlar Dairesi, Hareket Köşkleri, Camlı Köşk gibi yapılardan meydana gelmektedir (Ülgen, 1997)
Sarayın İstanbul Boğazı'na paralel biçimde uzamasında, saray içindeki yaşantıların ilişkilerinden doğan dizi kadar, sarayın bütün halinde denizle görsel bağlantısının ve cephe görünümünün denizden bakıldığında görkemli etki yaratması düşüncesinin de önemli etkisi olduğu düşünülmektedir.
Dolmabahçe Sarayı'nın kara tarafından iki ana ve yedi tali girişi, deniz tarafından ise beş yalı kapısı vardır. Veliaht Dairesi'nin ayrı girişleri bulunmaktadır. Sarayın kara tarafındaki girişlerinden ikisi anıtsal karakterdedir. Kitabe ve tuğrayı da taşıyan ana giriş kapısı olan Hazine Kapısı, cami önünden gelişte sarayın denize paralel ana ekseni üzerinde yer almaktadır (Batur, 1998).
2. Dolmabahçe Sarayı Bahçesi
Dolmabahçe Saray ve bahçeleri, I. Ahmed devrinden itibaren pek çok değişiklikler geçirerek gelişmiştir. Son saray yapıtı ise yine 19. yüzyılın ikinci yarısında Abdülmecid devrinde, Neo-klasik ve Barok stilleri karışımında yapılmıştır. Bina ile bahçenin tasarımında birbirine yakın mimari stiller kullanılmıştır.
Sarayın bahçesi, saraylar kompleksinin ön, arka ve yan cephelerini kavrayan, yalnızca ön cephede bütün halinde, arka cephede ise duvarlarla bölünmüş, kapıları birbirine bağlantıları olan mekanlar dizisi halinde düzenlenmiştir. (Başçınar, 1987).
Deniz tarafından mermer kaplı bir rıhtımla, diğer tarafta yolla sınırlanan sarayın bahçeleri, bu belirlenmiş sınırlar nedeniyle, yapıyı çevreleyecek şekilde, olanak bulunan yerlerde kurulmuştur. Dolayısıyla tüm çevrede benzer fakat birbirinden ilintisiz formel bahçeler uzanmakta; bir başlangıç, gelişim, bitiş düzeni görülmemektedir.
Bahçe, genel düzeni ile bir dereceye kadar formel parselasyon ve çizgisel taşıyan açık mekanlar olarak, klasik Fransız Barok bahçe üslubunu yansıtmaktadır. Bununla birlikte Muayede Salonu arkasındaki Kuşluk binasının yer aldığı bahçe kesimi ise doğal görünümdedir. Dolmabahçe Sarayı bahçesinin kendi düzeninde görülen kesintiler ise, içe dönük avlu anlayışı ve Beşiktaş yolu boyunca çok yüksek bir duvarla çevrili olması, sarayın dışa karşı emniyeti ile o dönemin saray yaşantısına özgü mahremiyetinin zorunlu bir sonucudur. Bu durum, Selamlık, Muayede ve Harem Daireleri'nin arka bölümlerinde yer alan yüksek duvarlarla birbirinden ayrılmış, yalnızca kapıyla geçiş bağlantısı olan bahçelerde görülmektedir. Bu görüş ile saray, arka cepheden birdenbire bir Osmanlı sarayı karakteri kazanmaktadır.
Sarayın Hazine Kapısı önünde II. Abdülhamid zamanında askerler tarafından 1890-1891 tarihleri arasında Barok stilde yapılmış Saat Kulesi yer almaktadır.
Sarayın bahçeleri, beş bölüm halinde düzenlenmiştir. Hazine Kapısı ile Selamlık girişi arasında simetrik olarak gelişmiş Hasbahçe'yi köşeleri yuvarlatılmış fiskiyeli bir havuz ve çeşitli yabancı türde bitkiler süslemektedir. Muayede Salonu'nun arka tarafından yer alan Kuşluk Bahçesi'nde bir havuz yer almakta, boylu Tilia tomentosa (ıhlamur) ve Castanea sativa (at kestanesi) ağaçları ile gölgelendirilen bahçenin zemini yer yer Osmanlı çimi ile kaplı bulunmaktadır. Güneşli bir mekan olan ve Magnolia grandiflora (manolya) ağaçlarının süslendiği Harem Bahçesi'nin ortasında fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır. Kıyı boyunca uzanan ve genellikle formel düzende gelişen, yine köşeleri yuvarlatılmış, ancak bu kez fiskiyesiz iki havuzun bulunduğu ön bahçe , bahçeler kompleksinin son parçasını oluşturmaktadır.
A. Hasbahçe (Selamlık Bahçesi)
Hasbahçe'ye Hazine Kapısı'ndan içeri girildiğinde öncelikle küçük mefruşat dairesi bahçesi yer almıştır. Bu bahçedeki havuzun çevresinde fıskiyesinden hoş bir sesle suların döküldüğü yuvarlak bir havuz ve havuzu çevreleyen Barok stilinde düzenlenmiş bitki parterleri bulunmaktadır.
Selamlık Dairesi ön bahçesi (Hasbahçe), Batı etkisinin en belirgin izlerini, Barok tarzını bir dereceye kadar yansıtmaktadır. Ancak bu etkinin izleri, bitkisel kullanımlardan çok, bahçe ortasındaki havuzdan çevreye doğru ışınsal şekilde yayılan yollar ve bitki parterlerinde görülmektedir. Denize paralel uzanan ana eksen üzerinde bulunan havuz ve çevresinde dairesel formda oluşturulmuş mevsimlik çiçek tarhları düzenlemenin ana öğeleri olmuştur. Bu havuz, köşeleri yuvarlatılmış sekizgen planlı olup, Barok stilini içermektedir. Osmanlı için bahçelerinde su öğesi bulunmasının önemi, büyük bir denizin bu kadar yakınında bile olsa Hasbahçe'nin orta eksenine böyle bir havuzun yapılmasını gerektirmiştir.
Hasbahçe'nin yaya yolları, bahçenin orijinal çizgilerine bağlı ve görsel yönden güçlüdür. Selamlık Dairesi basamaklarında odaklaşır biçimde düzenlenmiştir. Yaya yolları zemini genellikle çakıl ile döşenmiştir. Havuz ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğular, mekanda vurgulayıcı özellik göstermektedir. Bu meydan ve havuz Hazine Kapısı tarafından girişte görsel bağlantının doğrudan Selamlık Kapısı'na olmasını engellemekte, dikkati üzerine toplamaktadır.
Havuzlar, havuz çevrelerinde kullanılan mermerler, aydınlatma direkleri, heykeller, aksiyal simetrik düzen, çiçek tarhlarının düzeni, 'topiary' sanatı kullanılarak budanarak şekil verilmiş bitkiler, Batı formel bahçe stili etkisini bir dereceye kadar yansıtmıştır.
Bitkisel düzenlemede de herhangi bir bitkisel tasarım kriteri belirgin olarak kullanılmamıştır. Tarhlar içinde ağaçlar yer alması da Türk bahçesinde aranılan gölgelik koşulunun bir kalıntısıdır. Dolayısıyla bahçede, tam olarak 'Batı stilinde tasarlanmış bir bahçedir' denilememektedir. Bütün olarak açık bahçe özelliği vardır. Her bahçe parçasının kendi içinde, yapının o yüzey aksına göre bir aks dahilinde olduğu görülmekte ve Selamlık girişi önündeki hasbahçede de aksiyal düzen yer almaktadır.
B. Sahil Ön Bahçesi
Deniz tarafından bahçe, Hasbahçelerin uzantısı olarak rıhtım boyunca uzanmaktadır. Burada da Muayede Salonu eksenine göre simetrik bir düzenleme yapılmış, Resmi Daire ve Hususi Daire önünde birer oval bitkisel tarh oluşturulmuştur. Kareye yakın dikdörtgen şeklinde olan ön bahçenin, geometrik düzenli ve aksiyel bakışımlı Fransız Barok bahçesini örnek almış olduğu görülmektedir.
C. Harem Bahçesi
Batı anlayışının bahçe düzenleme yönünden etkilenen diğer kısımları sarayın arka bahçeler dizisinde yer alan Harem Bahçesi'dir. Kuşluk Bahçesi'nin aksine formel stilde düzenlenmiş olup, Barok bahçe stilinin izlerini taşımaktadır.Kuşluk Bahçesi Muayede Salonu gibi yüksek bir yapının arka tarafında yer almış ve büyük ağaçların gölge etkisi nedeniyle kapalı ve karanlık bir atmosfer içinde doğal bir ortam oluşturmuştur. Bu bahçe hafif eğimli bir sahada yapılmış olması nedeniyle, simetrik düzenlemeye gidilmemiştir. Barok tarzında yuvarlak bir havuz ve gruplar halinde bitkilendirme ile tasarım sonlandırılmıştır.
Bitkisel tasarımda Cedrus deodora (sedir), Aesculus carnea (kestane), Magnolia grandiflora (manolya), Platanus orientalis (çınar), Taxus baccata (porsuk) gibi türleri yer almaktadır.
E. Veliaht Bahçesi
Veliaht bahçeleri, ortalarında oval veya yarım daire şeklinde havuzlar bulunan, yine geometrik düzenli, fakat çevreleri kuşatılmış iç avlu şeklindedir. Bu iç avlular, Hasbahçe gibi açık ve geniş perspektifli değildir. Bu nedenle sarayın kara tarafında yer alan bahçeler, yapısal yerleşme biçimi ve mahremiyete dönük yaşayış anlayışı ile 'Osmanlı Sarayı avlusu' karakterinde olarak tanımlanabilmektedir. Bu bahçelerin, geniş perspektifi ve açık vistası olan Batı bahçeleriyle ilişkisi, yalnızca çiçek tarhlarının geometrik biçimleri olmuştur.
3 . Peyzaj Elemanları
Dolmabahçe Sarayı, Boğaz'ı süsleyen bembeyaz bir kültürel yapı ile kara tarafından çeşitli Batı stilde mimari süsleme motifleriyle, yoğun bir şekilde süslenmiş kapıları ile Osmanlı mimarisinden farklı bir görünüm sergilemektedir .
Bahçenin genelinde yer alan mimari elemanların işleniş biçimlerinde, Avrupa saray bahçelerinde yer alan Barok stili özellikle akant yapraklı motifler ve ayrıntılar görülmektedir. Topkapı Sarayı'ndaki 'sur' kavramı ile özdeşlenen bahçe duvarları, bu 19. yüzyıl sarayında oldukça farklı bir yorumla uygulanmıştır. Bahçe, kara tarafından yüksek duvarlarla çevrili olmasına karşın, deniz tarafında tamamen açık bırakılmış, yalı boyu bir uçtan öbür uca görsel sınırlama getirmeyen parmaklıklarla çevrilmiştir.
Parmaklıklar, asimetrik ve çizgisel desenleri ile şeffaf, hafif ve rokoko bir perde oluşturmaktadır. Barok özellikli iri kıvrımlardan oluşan kolonlar üstüne ise metalden karpuz lambalar yerleştirilmiştir (Tuğlacı, 1981; Başçınar, 1987).
A. Heykeller
Eski Türk bahçelerinde serbestçe dolaşan hayvanların yerini, Dolmabahçe de aslan heykelleri alarak sarayın bahçesinde noktasal vurgu etkisi yaratmıştır.
Bu aslan heykelleri hem ana eksene karşılıklı yerleştirilmiş, hem de görsel etkilerini arttırmak amacıyla ufak boylu şimşirlerle formel çizgiler kullanılarak çevrelenmiştir.
Saray bahçesinin genel tasarımında yer alan merkezi aksın çevresinde özellikle cansız materyallerin sağlı-sollu simetrik olarak yerleştirilmesi özelliği formel denge yaratılması amacıyla daha çok yapıların girişlerinde yer verildiği görülmektedir. Bahçenin genelinde kullanılan denge daha çok formel (simetrik) dengedir.
B. Aydınlatma Elemanları
Osmanlılar, bahçelerinin belli yerlerine fenerler asmışlardır. Bu fenerler genellikle ahşap ve madenden yapılmıştır. kandil ve meşaleli olan bu donanımlar 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar kullanılmış, daha sonraları ise elektrik donanımları kullanılmaya başlanmıştır (Atasoy, 1985).
Saray bahçesi içinde yer alan aydınlatma direklerini, gelişi güzel yerleştirilmeyip tarhların dış çizgileri boyunca kapı girişlerine, binaların ön kısımlarına sabit şekilde konuldukları gözlemlenmiştir. Aydınlatma direklerini yanı sıra, rıhtım boyunca hava gazı ile çalışan aydınlatma elemanlarının sonradan kaldırılarak, I. Yalı Kapısı önüne konuldukları, onların yerine de günümüzde mevcut olan vazoların yerleştirildiği bilinmektedir (Atasoy, 1985)
C. Havuzlar
Osmanlı bahçelerinde su, hayatta bağlantının temeli sayılmış, hayatın su ile mümkün olduğu düşüncesi savunulmuştur.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde havuzlara büyük ölçüde yer verilmiştir. Sarayın hemen her bahçesinde yuvarlak, elips, informel tipte 11 adet havuz bulunmaktadır. Deniz tarafındaki ön bahçede üç adet, bina ve duvarların çevrelediği bahçelerde sekiz adet havuz bulunmaktadır. Deniz tarafındaki havuzların üçü de informel tarzda düzenlenmiş olup, fıskiyeye sahip bulunmaktadır. Selamlık bahçesinde bulunan ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğu şeklindeki fıskiyelerle ilginç bir görünüme sahip olan havuzun ilk hali bugünkü kottan 60 cm. yükseklikte, çevresi çakıllarla kaplı böbrek şeklinde idi. Daha sonra havuz, 1954 yılında saray mimarı Hurşit Altuncu zamanında Fatin Uluengin tarafından projelendirilerek, bugünkü halini almıştır.
Havuzun ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğular, ilk önce Yıldız Sarayı'na, daha sonra da 1965 yılında Mabeyn Bahçesi'ne getirilip konulmuştur (Evyapan, 1972)
D. Bitkisel Elemanlar
Dolmabahçe Sarayı bahçesi bitkisel peyzaj düzenlemesinde, Magnolia grandiflora (büyük çiçekli manolya), Sophora japonica L. Pendula (sarkık dallı japon soforası), Araucaria araucana (maymun çıkmaz ağacı), Podocarpus macrophyllus, Picea smithiana (ladin), Cedrus deodora (sedir), Picea excelsa, Pinus nigra (kara çam), Aesculus carnea (kestane) gibi anıtsal ağaçlardan başka, Dolmabahçe Sarayı'nı Beşiktaş'a bağlayan geniş caddenin sağ ve sol tarafına sırayla dikilmiş olan Platanus acerifolia (Londra çınarı) ile İstanbul'da başka benzeri olmayan Cunninghamia lanceolata gibi değerli ağaçlar da kullanılmıştır.
Saray bahçesinde diğer saray bahçelerimizde daha fazla yer verilmiş olan topiary sanatına pek fazla rastlanılmaktadır.
Bitkisel tasarımda Hasbahçe' deki ana aksın çevresi de dahil olmak üzere, simetriye pek fazla yer verilmediği görülmektedir. Bitkilerin genellikle informel stilde yerleştirilmesi nedeniyle bitkisel düzenlemede belli bir dengenin varlığından söz etmek oldukça güçtür. Sarayın bahçesinde yalnızca mevsimlik çiçek parterlerinde simetrik düzenlemeler yapılmıştır.
E. Yürüme Yolları
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde sirkülasyonu sağlayan yollar genellikle çakıl, kum karışımı olup, malzeme Riva Dere'sinden getirilmiş Bozhane kumudur. Kumun dişli olanı tercih edilmiş; Hasbahçe'nin deniz tarafındaki bahçeleri, Hasbahçe, Harem bahçesi, Kuşluk bahçesi ve Veliaht Dairesi arka bahçesindeki yollar bu malzemeyle döşenmiştir. Veliaht Dairesi ile Harem Dairesi arası denizden karaya doğru devam eden yol ise Arnavut kaldırımıyla döşenmiştir. Harem Dairesinden, Hareket köşklerine geçişi sağlayan yol da aynı malzemeyle kaplanmıştır.
Kuşluk bahçesinde yollar sıkıştırılmış topraktır. Padişahların kuş seslerini dinleyerek dinledikleri Kuşluk Köşkü etrafının ise tarihi belgelerle Malta taşı ve Kandıra gresi ile kaplı olduğu söylenmektedir. Ancak günümüzde bu alanların çakılla kaplı oldukları görülmektedir.
4. Sonuçlar
Fransız Barok sanatına uygun olarak tasarlanan bahçelerde binanın arkasında bir orman ağaçlandırmasına yer verilmesine özellikle dikkat edilmiştir. Ancak bu amaca uygun olarak bir ormanlık alanın önüne yapılmış olan Dolmabahçe Sarayı yapısına deniz tarafından bakıldığında özellikle dikkati çeken bir diğer nokta da geçmişte Barok bahçe stili özelliklerine uygun olarak saray yapısının arka fonunda oluşturan ve "Bayıldım Bahçesi" diye bilinen koruluk alanın yerini günümüzde modern mimari stilde yapılmış, çok katlı binaların almış olmasıdır. Saray yapısının arka fonunda oluşan bu görüntü, yapının tarihi stiliyle uyuşmamakta ve yapının mimari özelliğinin vurgulanmasını olumsuz yönde etkilemektedir.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde kullanılan kent mobilyalarının seçiminde alanın tarihi özelliğinin dikkate alınmadığı, elemanların noktasal olarak düşünülmelerinden dolayı bütünde uyumsuzluğun meydana geldiği, yer ve konum hataları ve çeşit sınırlılığından kaynaklanan hataların varlığı görülmektedir. Kent mobilyalarının seçiminde özellikle aydınlatma direklerinin altlarında, yapıların girişlerinde ve bitki parterlerinin köşelerinde kentin herhangi bir yerinde görebileceğimiz tarihi alanlara yakışmayan tarzda elemanların kullanıldığı görülmekte, bu da alanın genelinde uyumsuz bir görüntü sergileyerek mekansal algılamayı güçleştirmektedir.
Günümüzde saray bahçesinin uygun görülen bölümlerine yeni aydınlatma üniteleri eklenerek gece, bahçe ve binalar aydınlatılmaktadır.
Selamlık giriş kapılarındaki vazolarda gerek bakımsızlık nedeniyle korozyon oluşumlarının meydana geldiği, gerekse de vazo içlerinde Agave sp. türlerinin kullanımının bitkisel düzenlemede alanın tarihi peyzajına uymayan bir uygulama sergilediği görülmektedir.
Bahçenin değişik noktalarında kaligrafik bitkiler olarak kabul edebileceğimiz Lagerstroemia indica (Oya) ağaçları kullanılarak bitkisel peyzajda dikkat çekici görüntüler yaratılmaya çalışılmıştır. Bu bitkilerin özellikle sonbahar-kış mevsiminde yapraklarını dökmeleriyle beraber oluşturdukları gövde ve dallanma şekilleri, dikkat çekici görüntü oluşturmak suretiyle tarihi mekanın havasını bozmaktadır.
Sarayın bahçesindeki parterlerin düzenlemesinde hakim olan simetrinin, bitkisel elemanlara yansımadığı görülmektedir. Veliaht Dairesi'nin deniz önündeki bahçesinde yer alan ağaçlarda ve çalılarda belirgin bir simetri görülmekte ise de, bina girişi yakın kısmına sonradan dikilen Salix alba (söğüt)'nın bu simetriyi bozduğu dikkati çekmektedir. Ayrıca deniz tarafından bahçelerde yer alan çiçek tarhlarının gelişi güzel düzenlenmiş olmaları nedeniyle Barok bahçe stiline uymadığı da görülmektedir. Çünkü Barok bahçe stilinde çiçeklerin belli kurallara göre düzenlediği, dağınık kendi halinde bırakılmadıkları bilinmektedir.
Saray bahçesinde, bugünün bahçelerinde pek rastlanmayan iki eski peyzaj tasarımına rastlanmaktadır: Birincisi geçen yüzyılda oldukça fazla kullanılan, yeşil yapraklı küçük şimşirlerle (buxus sp.) oluşturulmuş geometrik desenli çiçek parterleri, ikincisi ise yeşillikler arasında uzanan yolların, kum ve çakılla döşenmiş olmasıdır.
Neo klasik ve Barok bahçe stilinde düzenlenen Dolmabahçe Sarayı bahçesi, Batı etkisinin en çok hissedildiği saray bahçelerimizden biri sayılmaktadır. Bahçe içinde yer alan kapı detayları, kullanılan heykeller, belirgin bir Batı etkisidir.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde Batı stilinin en önemli özelliklerinden biri olan görsellik ve alanın tümüyle bir bakışta kavranması gerekliliğinin büyük ölçüde uygulanmasıyla Barok stilinin yansıtılmasıyla sağlanmıştır. Tek bir düzlem üzerinde bakışın hakim olduğu, abartı ve ihtişamın sergilendiği Barok stili, bu saray bahçesinde büyük ölçüde gözlenmektedir. Ancak yine de Osmanlı kültürü ve yaşam biçimine uygun alanlar düzenlenerek tamamıyla formel stilde bir Batı bahçesi görünümünü sergilemekten uzak kalmaktadır. Aksiyalite ve bir bakışta kavrama özelliği en çok saray girişinden sonra ilk karşılaşılan yer olan Hasbahçe'de kendini göstermektedir.
Saray bahçesinde Fransız Barok bahçe stili izlerinden yoğun olarak hissedilmesine karşın, Kuşluk Bahçesi'nde olduğu gibi doğal görünümlü informel stilde düzenlemelere de rastlanmaktadır.
Barok stilinin öğelerinden biri olan formel stilli havuz ve bu bölümden yayılan radial yollar açısından ise Selamlık Dairesi ön bahçesi bu etkiyi en çok yansıtan bölümü olmuştur.
Kaynak;FAHRİ MUTLU, "Xıx. Yüzyıl osmanlı saray bahçelerinde batılılaşma'nın tasarıma etkilerinin Peyzaj tasarım ilkeleri açısından irdelenmesi",B.Ü.Fenbilimleri Enst. Yüksek Lisans Tezi, İSTANBUL
Tarihi kaynaklarda Beşiktaş Sarayı diye adı geçen Dolmabahçe Sarayı'nın ilk çekirdeği II. Bayezıd'a kadar gitmekte ve Dolmabahçe'nin bulunduğu alan çevresinde, eskiden beri çeşitli köşk ve kasırların inşa edildiği bilinmektedir. II. Bayezıd döneminde, 15. yüzyıl sonunda, buranın Osmanlı hasbahçeleri arasına katıldığı bilinmektedir (Başçınar, 1987; 16. yüzyılda Kanuni döneminden itibaren körfez tarafı Karabali bahçeleri ile ünlüdür. Bu dönemde, bahçe bir süre sonra halk ağzında "Karabali Bahçesi" diye anılmıştır. Bahçe, sonradan padişahlara geçmiş, II. Selim zamanında ise en gözde mesire yeri olmuştur (Batur vd.).
"1578-1581 yıllarında Avusturya Elçiliği papazı olan ve burada çalışan Salomon Schweigger, hem görme fırsatı bahçeye anılarında yer vermiş, hem de eserinde bahçenin bir planını çizmiştir (Shcweigger, 1964). Bu plan ve verdiği bilgi, "çahar-bağ" denen ve birbirini kesen iki eksen ile bahçe alanının dört bölüme ayrıldığı İran bahçelerinin etkisini gösteren tek Osmanlı bahçesini tanıtmaktadır. Schweigger, bahçenin çevresindeki duvarın dibinde iki sıra halinde muntazam dikilmiş servilerin
OSMANLI İMPARATORLUĞU' NDA İSTANBUL SARAY , KÖŞK VE KASIRLARI
..............................................
bulunduğunu, birbirini kesen yolların iki yanlarında uzun servi ve kısa biberiye ağaçlarının dönüşümlü olarak sıralandığını, ayrıca üç atlının yanyana geçebilecekleri genişlikteki yolların oluşturduğu dört bölümdeki kare tarhlara çiçeklerin ve yemeklerde kullanılan otlarla yemiş ağaçlarının dikilmiş olduğunu anlatmaktadır."(Atasoy,2002)
Bahçelerle ilgili bilgi veren çoğu kaynaklarda Karabali, Dolmabahçe ve Beşiktaş Bahçeleri birbiriyle yakın olduğundan zaman zaman birbiriyle karıştırılmıştır, bazen ayrı, çoğunlukla da birlikte ele alınmıştır (Cezar, 1985). Aslında bugünkü Beşiktaş ile Dolmabahçe düşünüldüğünde, ikisinin ayrı ayrı ele alınması daha doğru gibi görülebilirse de, bu iki bahçe tarihsel gelişim içinde birleşmiştir.
II. Ahmed zamanında Dolmabahçe'nin bulunduğu alan ufak bir koy halinde olup, İstanbul' un fethinden sonra, Karabali Bahçeleri' ne kadar uzanan bu koy, gittikçe dolmaya, bataklık haline gelmeye başladığından dolayı yapılan bu törenler için daha uygun bir alan elde etmek amacıyla 1614 yılında, şimdiki İnönü Stadyumu'nun bulunduğu yere kadar doldurulmaya başlanmış bu işlem sonucunda elde edilen geniş alana 'Dolmabahçe' adı verilmiş ve burada bahçeler meydana getirilmiştir. Evliya Çelebi de Seyahatname' sinde, Dolmabahçe'nin eskiden 'küçük servili bir bağ' olduğunu söylemektedir ( Batur, vd.; Evyapan, 1972; Eldem, 1976).
Her ne şekilde olursa olsun, 'Beşiktaş'taki Hasbahçe ile Kabataş'taki Karabali Bahçeleri arasındaki körfez doldurularak birleştirilmiş, elde edilen büyük alan uzun yıllar padişahların mesire yeri olarak kullanılmış; daha sonraları ise burası küşk ve kasır gibi yapıların inşaatları ile hareketlenmiş, hatta bu yapılar Beşiktaş Sahil Sarayı denilecek kadar genişlemiştir (Başçınar, 1987)
Dolmabahçe'nin saray bahçeleri (Hadaik-i hassa) arasına alınması ve doldurularak liman haline getirilmesinden sonra buraya padişahlar, geçici ikametgâhları için saraylar ve kasırlar yapmıştırdır.
Beşiktaş Bahçesi, esas itibariyle 17. yüzyıl sonlarında önem kazanmış, 19. yüzyıl ortalarına kadar uzanan dönemde kısa bir süre bakımsız kaldıktan sonra kapsamlı bir biçimde onarılmaya ve genişletilmeye başlanmıştır (Gürenli, 1982; Başçınar, 1987).
Sultan I. Abdülhamid tarafından sahilin bir bölümü doldurularak genişletilen saray, Boğaziçi'ne gösterilen ilginin yeni bir canlanma dönemine girdiği III. Selim döneminde mimar Melling'den, Dolmabahçe'deki Çinili Köşk haricinde diğer yapıları yıkarak yerine üç köşk yapması istenmiş, oluşan yeni saray bir süre bu haliyle kalmıştır. 1809 yılında Baş mimar Hafız Mehmed Emin Efendi başta olmak üzere, Foti, Komyanoz, Yorgi ve Todori kalfalarıyla birlikte yürütülen geniş bir onarım çalışmasına girişilerek, bir dizi köşk ve 17. yüzyılın olağanüstü güzel Çinili Köşk'ünden oluşan zarif kompleks yapılmış ve onarım sonucu, padişah, kullanışsız ve kasvetli bulduğu Topkapı Sarayı'nı terk ederek buraya yerleşmiştir.
Böylece 19. yüzyıl başına kadar bahçeli bir sayfiye yeri olan Dolmabahçe'nin konumu ve kullanımı değişmiş, bundan sonra Beşiktaş Sarayı, Osmanlı hükümdarlarının sürekli oturduğu bir saray olmuştur (Başçınar, 1987; Kuban, 1996; Ülgen, 1997).
Çevre duvarları ile birlikte 110.000 m2'yi aşan bir alan üstüne oturan Dolmabahçe Sarayı inşaatına, 1842'den sonraki yıllarda başlanmıştır (Arslan, 1992; Ülgen, 1997). Sarayın yapımı, pek çok araştırmacıya göre Garabed ve Nigoğos Balgan kardeşler tarafından, Aslanapa'ya göre ise Hacı Emin Paşa ve Sarkis Balyan Usta tarafından İtalyan ve Fransız sanatkarlarla Barok ve Ampir üsluplarında yapılmıştır (Şehsuvaroğlu, 1995; Başçınar, 1987; Sözen,1991; Kuban, 1996)
Dolmabahçe Saray planında Osmanlı ve Batı anlayışı bir arada uygulanmış, bütün üsluplar birleştirilerek Osmanlı ustalarında yorumlanmıştır' (Gülersoy, 1984).
Dolmabahçe Sarayı'nın 1856'da tamamlanışından sonra imparatorluk ikametgahının Topkapı'dan Dolmabahçe'ye nakledilmesiyle köklü bir değişim yaşanmış, İstanbul'un kentsel tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu, kentin ağırlık merkezinin yer değiştirmesi anlamına da gelmiştir (Batur, A).
Parlak bir törenle kullanıma açılan saray, Osmanlı hanedan geleneğinde yeni ve önemli bir değişim ve aşamaya; göçerlik taşıyan pavyon ve köşkler biçiminde, bahçeli, hafif, ulusal nitelikte ev tiplerinden çıkıp, ilk kez ve Avrupa etkisiyle taştan ve kalıcı materyalden, ağır ve gösterişli büyük yapılara yerleşmeye geçişi ifade etmektedir.
Dolmabahçe Sarayı'nın mimari yapı olarak kendine özgü ve belirli stillerden birisine giren bir üslubu yoktur. Balyan Ailesi burada Avrupa'da biraz görüp öğrendikleri İtalyan Rönesans'ını; Fransız Barok'unu; Alman Rokoko'sunu ve İngiliz Neo-klasizmini karışık olarak kullanmışlardır (Yücel vd., 1995).
Ana cephesi Boğaziçi yalılarında görüldüğü üzere denize bakan, uzunlamasına bir bina olan, Neo-Rönesans ve Barok stillerinin karışımıyla yapılmış olan saray, mermer bir rıhtım ve onun önünde yükselen demir parmaklıklı bir duvarla denizden ayrılmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, büyük anıtsal kapılar ile bahçelere açılmakta, 'L' biçiminde denize cephe veren bir ana kapı ile ayrı birer küçük saray niteliğindeki Veliaht Dairesi, Muhafızlar Dairesi, Hareket Köşkleri, Camlı Köşk gibi yapılardan meydana gelmektedir (Ülgen, 1997)
Sarayın İstanbul Boğazı'na paralel biçimde uzamasında, saray içindeki yaşantıların ilişkilerinden doğan dizi kadar, sarayın bütün halinde denizle görsel bağlantısının ve cephe görünümünün denizden bakıldığında görkemli etki yaratması düşüncesinin de önemli etkisi olduğu düşünülmektedir.
Dolmabahçe Sarayı'nın kara tarafından iki ana ve yedi tali girişi, deniz tarafından ise beş yalı kapısı vardır. Veliaht Dairesi'nin ayrı girişleri bulunmaktadır. Sarayın kara tarafındaki girişlerinden ikisi anıtsal karakterdedir. Kitabe ve tuğrayı da taşıyan ana giriş kapısı olan Hazine Kapısı, cami önünden gelişte sarayın denize paralel ana ekseni üzerinde yer almaktadır (Batur, 1998).
2. Dolmabahçe Sarayı Bahçesi
Dolmabahçe Saray ve bahçeleri, I. Ahmed devrinden itibaren pek çok değişiklikler geçirerek gelişmiştir. Son saray yapıtı ise yine 19. yüzyılın ikinci yarısında Abdülmecid devrinde, Neo-klasik ve Barok stilleri karışımında yapılmıştır. Bina ile bahçenin tasarımında birbirine yakın mimari stiller kullanılmıştır.
Sarayın bahçesi, saraylar kompleksinin ön, arka ve yan cephelerini kavrayan, yalnızca ön cephede bütün halinde, arka cephede ise duvarlarla bölünmüş, kapıları birbirine bağlantıları olan mekanlar dizisi halinde düzenlenmiştir. (Başçınar, 1987).
Deniz tarafından mermer kaplı bir rıhtımla, diğer tarafta yolla sınırlanan sarayın bahçeleri, bu belirlenmiş sınırlar nedeniyle, yapıyı çevreleyecek şekilde, olanak bulunan yerlerde kurulmuştur. Dolayısıyla tüm çevrede benzer fakat birbirinden ilintisiz formel bahçeler uzanmakta; bir başlangıç, gelişim, bitiş düzeni görülmemektedir.
Bahçe, genel düzeni ile bir dereceye kadar formel parselasyon ve çizgisel taşıyan açık mekanlar olarak, klasik Fransız Barok bahçe üslubunu yansıtmaktadır. Bununla birlikte Muayede Salonu arkasındaki Kuşluk binasının yer aldığı bahçe kesimi ise doğal görünümdedir. Dolmabahçe Sarayı bahçesinin kendi düzeninde görülen kesintiler ise, içe dönük avlu anlayışı ve Beşiktaş yolu boyunca çok yüksek bir duvarla çevrili olması, sarayın dışa karşı emniyeti ile o dönemin saray yaşantısına özgü mahremiyetinin zorunlu bir sonucudur. Bu durum, Selamlık, Muayede ve Harem Daireleri'nin arka bölümlerinde yer alan yüksek duvarlarla birbirinden ayrılmış, yalnızca kapıyla geçiş bağlantısı olan bahçelerde görülmektedir. Bu görüş ile saray, arka cepheden birdenbire bir Osmanlı sarayı karakteri kazanmaktadır.
Sarayın Hazine Kapısı önünde II. Abdülhamid zamanında askerler tarafından 1890-1891 tarihleri arasında Barok stilde yapılmış Saat Kulesi yer almaktadır.
Sarayın bahçeleri, beş bölüm halinde düzenlenmiştir. Hazine Kapısı ile Selamlık girişi arasında simetrik olarak gelişmiş Hasbahçe'yi köşeleri yuvarlatılmış fiskiyeli bir havuz ve çeşitli yabancı türde bitkiler süslemektedir. Muayede Salonu'nun arka tarafından yer alan Kuşluk Bahçesi'nde bir havuz yer almakta, boylu Tilia tomentosa (ıhlamur) ve Castanea sativa (at kestanesi) ağaçları ile gölgelendirilen bahçenin zemini yer yer Osmanlı çimi ile kaplı bulunmaktadır. Güneşli bir mekan olan ve Magnolia grandiflora (manolya) ağaçlarının süslendiği Harem Bahçesi'nin ortasında fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır. Kıyı boyunca uzanan ve genellikle formel düzende gelişen, yine köşeleri yuvarlatılmış, ancak bu kez fiskiyesiz iki havuzun bulunduğu ön bahçe , bahçeler kompleksinin son parçasını oluşturmaktadır.
A. Hasbahçe (Selamlık Bahçesi)
Hasbahçe'ye Hazine Kapısı'ndan içeri girildiğinde öncelikle küçük mefruşat dairesi bahçesi yer almıştır. Bu bahçedeki havuzun çevresinde fıskiyesinden hoş bir sesle suların döküldüğü yuvarlak bir havuz ve havuzu çevreleyen Barok stilinde düzenlenmiş bitki parterleri bulunmaktadır.
Selamlık Dairesi ön bahçesi (Hasbahçe), Batı etkisinin en belirgin izlerini, Barok tarzını bir dereceye kadar yansıtmaktadır. Ancak bu etkinin izleri, bitkisel kullanımlardan çok, bahçe ortasındaki havuzdan çevreye doğru ışınsal şekilde yayılan yollar ve bitki parterlerinde görülmektedir. Denize paralel uzanan ana eksen üzerinde bulunan havuz ve çevresinde dairesel formda oluşturulmuş mevsimlik çiçek tarhları düzenlemenin ana öğeleri olmuştur. Bu havuz, köşeleri yuvarlatılmış sekizgen planlı olup, Barok stilini içermektedir. Osmanlı için bahçelerinde su öğesi bulunmasının önemi, büyük bir denizin bu kadar yakınında bile olsa Hasbahçe'nin orta eksenine böyle bir havuzun yapılmasını gerektirmiştir.
Hasbahçe'nin yaya yolları, bahçenin orijinal çizgilerine bağlı ve görsel yönden güçlüdür. Selamlık Dairesi basamaklarında odaklaşır biçimde düzenlenmiştir. Yaya yolları zemini genellikle çakıl ile döşenmiştir. Havuz ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğular, mekanda vurgulayıcı özellik göstermektedir. Bu meydan ve havuz Hazine Kapısı tarafından girişte görsel bağlantının doğrudan Selamlık Kapısı'na olmasını engellemekte, dikkati üzerine toplamaktadır.
Havuzlar, havuz çevrelerinde kullanılan mermerler, aydınlatma direkleri, heykeller, aksiyal simetrik düzen, çiçek tarhlarının düzeni, 'topiary' sanatı kullanılarak budanarak şekil verilmiş bitkiler, Batı formel bahçe stili etkisini bir dereceye kadar yansıtmıştır.
Bitkisel düzenlemede de herhangi bir bitkisel tasarım kriteri belirgin olarak kullanılmamıştır. Tarhlar içinde ağaçlar yer alması da Türk bahçesinde aranılan gölgelik koşulunun bir kalıntısıdır. Dolayısıyla bahçede, tam olarak 'Batı stilinde tasarlanmış bir bahçedir' denilememektedir. Bütün olarak açık bahçe özelliği vardır. Her bahçe parçasının kendi içinde, yapının o yüzey aksına göre bir aks dahilinde olduğu görülmekte ve Selamlık girişi önündeki hasbahçede de aksiyal düzen yer almaktadır.
B. Sahil Ön Bahçesi
Deniz tarafından bahçe, Hasbahçelerin uzantısı olarak rıhtım boyunca uzanmaktadır. Burada da Muayede Salonu eksenine göre simetrik bir düzenleme yapılmış, Resmi Daire ve Hususi Daire önünde birer oval bitkisel tarh oluşturulmuştur. Kareye yakın dikdörtgen şeklinde olan ön bahçenin, geometrik düzenli ve aksiyel bakışımlı Fransız Barok bahçesini örnek almış olduğu görülmektedir.
C. Harem Bahçesi
Batı anlayışının bahçe düzenleme yönünden etkilenen diğer kısımları sarayın arka bahçeler dizisinde yer alan Harem Bahçesi'dir. Kuşluk Bahçesi'nin aksine formel stilde düzenlenmiş olup, Barok bahçe stilinin izlerini taşımaktadır.Kuşluk Bahçesi Muayede Salonu gibi yüksek bir yapının arka tarafında yer almış ve büyük ağaçların gölge etkisi nedeniyle kapalı ve karanlık bir atmosfer içinde doğal bir ortam oluşturmuştur. Bu bahçe hafif eğimli bir sahada yapılmış olması nedeniyle, simetrik düzenlemeye gidilmemiştir. Barok tarzında yuvarlak bir havuz ve gruplar halinde bitkilendirme ile tasarım sonlandırılmıştır.
Bitkisel tasarımda Cedrus deodora (sedir), Aesculus carnea (kestane), Magnolia grandiflora (manolya), Platanus orientalis (çınar), Taxus baccata (porsuk) gibi türleri yer almaktadır.
E. Veliaht Bahçesi
Veliaht bahçeleri, ortalarında oval veya yarım daire şeklinde havuzlar bulunan, yine geometrik düzenli, fakat çevreleri kuşatılmış iç avlu şeklindedir. Bu iç avlular, Hasbahçe gibi açık ve geniş perspektifli değildir. Bu nedenle sarayın kara tarafında yer alan bahçeler, yapısal yerleşme biçimi ve mahremiyete dönük yaşayış anlayışı ile 'Osmanlı Sarayı avlusu' karakterinde olarak tanımlanabilmektedir. Bu bahçelerin, geniş perspektifi ve açık vistası olan Batı bahçeleriyle ilişkisi, yalnızca çiçek tarhlarının geometrik biçimleri olmuştur.
3 . Peyzaj Elemanları
Dolmabahçe Sarayı, Boğaz'ı süsleyen bembeyaz bir kültürel yapı ile kara tarafından çeşitli Batı stilde mimari süsleme motifleriyle, yoğun bir şekilde süslenmiş kapıları ile Osmanlı mimarisinden farklı bir görünüm sergilemektedir .
Bahçenin genelinde yer alan mimari elemanların işleniş biçimlerinde, Avrupa saray bahçelerinde yer alan Barok stili özellikle akant yapraklı motifler ve ayrıntılar görülmektedir. Topkapı Sarayı'ndaki 'sur' kavramı ile özdeşlenen bahçe duvarları, bu 19. yüzyıl sarayında oldukça farklı bir yorumla uygulanmıştır. Bahçe, kara tarafından yüksek duvarlarla çevrili olmasına karşın, deniz tarafında tamamen açık bırakılmış, yalı boyu bir uçtan öbür uca görsel sınırlama getirmeyen parmaklıklarla çevrilmiştir.
Parmaklıklar, asimetrik ve çizgisel desenleri ile şeffaf, hafif ve rokoko bir perde oluşturmaktadır. Barok özellikli iri kıvrımlardan oluşan kolonlar üstüne ise metalden karpuz lambalar yerleştirilmiştir (Tuğlacı, 1981; Başçınar, 1987).
A. Heykeller
Eski Türk bahçelerinde serbestçe dolaşan hayvanların yerini, Dolmabahçe de aslan heykelleri alarak sarayın bahçesinde noktasal vurgu etkisi yaratmıştır.
Bu aslan heykelleri hem ana eksene karşılıklı yerleştirilmiş, hem de görsel etkilerini arttırmak amacıyla ufak boylu şimşirlerle formel çizgiler kullanılarak çevrelenmiştir.
Saray bahçesinin genel tasarımında yer alan merkezi aksın çevresinde özellikle cansız materyallerin sağlı-sollu simetrik olarak yerleştirilmesi özelliği formel denge yaratılması amacıyla daha çok yapıların girişlerinde yer verildiği görülmektedir. Bahçenin genelinde kullanılan denge daha çok formel (simetrik) dengedir.
B. Aydınlatma Elemanları
Osmanlılar, bahçelerinin belli yerlerine fenerler asmışlardır. Bu fenerler genellikle ahşap ve madenden yapılmıştır. kandil ve meşaleli olan bu donanımlar 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar kullanılmış, daha sonraları ise elektrik donanımları kullanılmaya başlanmıştır (Atasoy, 1985).
Saray bahçesi içinde yer alan aydınlatma direklerini, gelişi güzel yerleştirilmeyip tarhların dış çizgileri boyunca kapı girişlerine, binaların ön kısımlarına sabit şekilde konuldukları gözlemlenmiştir. Aydınlatma direklerini yanı sıra, rıhtım boyunca hava gazı ile çalışan aydınlatma elemanlarının sonradan kaldırılarak, I. Yalı Kapısı önüne konuldukları, onların yerine de günümüzde mevcut olan vazoların yerleştirildiği bilinmektedir (Atasoy, 1985)
C. Havuzlar
Osmanlı bahçelerinde su, hayatta bağlantının temeli sayılmış, hayatın su ile mümkün olduğu düşüncesi savunulmuştur.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde havuzlara büyük ölçüde yer verilmiştir. Sarayın hemen her bahçesinde yuvarlak, elips, informel tipte 11 adet havuz bulunmaktadır. Deniz tarafındaki ön bahçede üç adet, bina ve duvarların çevrelediği bahçelerde sekiz adet havuz bulunmaktadır. Deniz tarafındaki havuzların üçü de informel tarzda düzenlenmiş olup, fıskiyeye sahip bulunmaktadır. Selamlık bahçesinde bulunan ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğu şeklindeki fıskiyelerle ilginç bir görünüme sahip olan havuzun ilk hali bugünkü kottan 60 cm. yükseklikte, çevresi çakıllarla kaplı böbrek şeklinde idi. Daha sonra havuz, 1954 yılında saray mimarı Hurşit Altuncu zamanında Fatin Uluengin tarafından projelendirilerek, bugünkü halini almıştır.
Havuzun ortasındaki kaskata sonradan yerleştirilen kuğular, ilk önce Yıldız Sarayı'na, daha sonra da 1965 yılında Mabeyn Bahçesi'ne getirilip konulmuştur (Evyapan, 1972)
D. Bitkisel Elemanlar
Dolmabahçe Sarayı bahçesi bitkisel peyzaj düzenlemesinde, Magnolia grandiflora (büyük çiçekli manolya), Sophora japonica L. Pendula (sarkık dallı japon soforası), Araucaria araucana (maymun çıkmaz ağacı), Podocarpus macrophyllus, Picea smithiana (ladin), Cedrus deodora (sedir), Picea excelsa, Pinus nigra (kara çam), Aesculus carnea (kestane) gibi anıtsal ağaçlardan başka, Dolmabahçe Sarayı'nı Beşiktaş'a bağlayan geniş caddenin sağ ve sol tarafına sırayla dikilmiş olan Platanus acerifolia (Londra çınarı) ile İstanbul'da başka benzeri olmayan Cunninghamia lanceolata gibi değerli ağaçlar da kullanılmıştır.
Saray bahçesinde diğer saray bahçelerimizde daha fazla yer verilmiş olan topiary sanatına pek fazla rastlanılmaktadır.
Bitkisel tasarımda Hasbahçe' deki ana aksın çevresi de dahil olmak üzere, simetriye pek fazla yer verilmediği görülmektedir. Bitkilerin genellikle informel stilde yerleştirilmesi nedeniyle bitkisel düzenlemede belli bir dengenin varlığından söz etmek oldukça güçtür. Sarayın bahçesinde yalnızca mevsimlik çiçek parterlerinde simetrik düzenlemeler yapılmıştır.
E. Yürüme Yolları
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde sirkülasyonu sağlayan yollar genellikle çakıl, kum karışımı olup, malzeme Riva Dere'sinden getirilmiş Bozhane kumudur. Kumun dişli olanı tercih edilmiş; Hasbahçe'nin deniz tarafındaki bahçeleri, Hasbahçe, Harem bahçesi, Kuşluk bahçesi ve Veliaht Dairesi arka bahçesindeki yollar bu malzemeyle döşenmiştir. Veliaht Dairesi ile Harem Dairesi arası denizden karaya doğru devam eden yol ise Arnavut kaldırımıyla döşenmiştir. Harem Dairesinden, Hareket köşklerine geçişi sağlayan yol da aynı malzemeyle kaplanmıştır.
Kuşluk bahçesinde yollar sıkıştırılmış topraktır. Padişahların kuş seslerini dinleyerek dinledikleri Kuşluk Köşkü etrafının ise tarihi belgelerle Malta taşı ve Kandıra gresi ile kaplı olduğu söylenmektedir. Ancak günümüzde bu alanların çakılla kaplı oldukları görülmektedir.
4. Sonuçlar
Fransız Barok sanatına uygun olarak tasarlanan bahçelerde binanın arkasında bir orman ağaçlandırmasına yer verilmesine özellikle dikkat edilmiştir. Ancak bu amaca uygun olarak bir ormanlık alanın önüne yapılmış olan Dolmabahçe Sarayı yapısına deniz tarafından bakıldığında özellikle dikkati çeken bir diğer nokta da geçmişte Barok bahçe stili özelliklerine uygun olarak saray yapısının arka fonunda oluşturan ve "Bayıldım Bahçesi" diye bilinen koruluk alanın yerini günümüzde modern mimari stilde yapılmış, çok katlı binaların almış olmasıdır. Saray yapısının arka fonunda oluşan bu görüntü, yapının tarihi stiliyle uyuşmamakta ve yapının mimari özelliğinin vurgulanmasını olumsuz yönde etkilemektedir.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde kullanılan kent mobilyalarının seçiminde alanın tarihi özelliğinin dikkate alınmadığı, elemanların noktasal olarak düşünülmelerinden dolayı bütünde uyumsuzluğun meydana geldiği, yer ve konum hataları ve çeşit sınırlılığından kaynaklanan hataların varlığı görülmektedir. Kent mobilyalarının seçiminde özellikle aydınlatma direklerinin altlarında, yapıların girişlerinde ve bitki parterlerinin köşelerinde kentin herhangi bir yerinde görebileceğimiz tarihi alanlara yakışmayan tarzda elemanların kullanıldığı görülmekte, bu da alanın genelinde uyumsuz bir görüntü sergileyerek mekansal algılamayı güçleştirmektedir.
Günümüzde saray bahçesinin uygun görülen bölümlerine yeni aydınlatma üniteleri eklenerek gece, bahçe ve binalar aydınlatılmaktadır.
Selamlık giriş kapılarındaki vazolarda gerek bakımsızlık nedeniyle korozyon oluşumlarının meydana geldiği, gerekse de vazo içlerinde Agave sp. türlerinin kullanımının bitkisel düzenlemede alanın tarihi peyzajına uymayan bir uygulama sergilediği görülmektedir.
Bahçenin değişik noktalarında kaligrafik bitkiler olarak kabul edebileceğimiz Lagerstroemia indica (Oya) ağaçları kullanılarak bitkisel peyzajda dikkat çekici görüntüler yaratılmaya çalışılmıştır. Bu bitkilerin özellikle sonbahar-kış mevsiminde yapraklarını dökmeleriyle beraber oluşturdukları gövde ve dallanma şekilleri, dikkat çekici görüntü oluşturmak suretiyle tarihi mekanın havasını bozmaktadır.
Sarayın bahçesindeki parterlerin düzenlemesinde hakim olan simetrinin, bitkisel elemanlara yansımadığı görülmektedir. Veliaht Dairesi'nin deniz önündeki bahçesinde yer alan ağaçlarda ve çalılarda belirgin bir simetri görülmekte ise de, bina girişi yakın kısmına sonradan dikilen Salix alba (söğüt)'nın bu simetriyi bozduğu dikkati çekmektedir. Ayrıca deniz tarafından bahçelerde yer alan çiçek tarhlarının gelişi güzel düzenlenmiş olmaları nedeniyle Barok bahçe stiline uymadığı da görülmektedir. Çünkü Barok bahçe stilinde çiçeklerin belli kurallara göre düzenlediği, dağınık kendi halinde bırakılmadıkları bilinmektedir.
Saray bahçesinde, bugünün bahçelerinde pek rastlanmayan iki eski peyzaj tasarımına rastlanmaktadır: Birincisi geçen yüzyılda oldukça fazla kullanılan, yeşil yapraklı küçük şimşirlerle (buxus sp.) oluşturulmuş geometrik desenli çiçek parterleri, ikincisi ise yeşillikler arasında uzanan yolların, kum ve çakılla döşenmiş olmasıdır.
Neo klasik ve Barok bahçe stilinde düzenlenen Dolmabahçe Sarayı bahçesi, Batı etkisinin en çok hissedildiği saray bahçelerimizden biri sayılmaktadır. Bahçe içinde yer alan kapı detayları, kullanılan heykeller, belirgin bir Batı etkisidir.
Dolmabahçe Sarayı bahçesinde Batı stilinin en önemli özelliklerinden biri olan görsellik ve alanın tümüyle bir bakışta kavranması gerekliliğinin büyük ölçüde uygulanmasıyla Barok stilinin yansıtılmasıyla sağlanmıştır. Tek bir düzlem üzerinde bakışın hakim olduğu, abartı ve ihtişamın sergilendiği Barok stili, bu saray bahçesinde büyük ölçüde gözlenmektedir. Ancak yine de Osmanlı kültürü ve yaşam biçimine uygun alanlar düzenlenerek tamamıyla formel stilde bir Batı bahçesi görünümünü sergilemekten uzak kalmaktadır. Aksiyalite ve bir bakışta kavrama özelliği en çok saray girişinden sonra ilk karşılaşılan yer olan Hasbahçe'de kendini göstermektedir.
Saray bahçesinde Fransız Barok bahçe stili izlerinden yoğun olarak hissedilmesine karşın, Kuşluk Bahçesi'nde olduğu gibi doğal görünümlü informel stilde düzenlemelere de rastlanmaktadır.
Barok stilinin öğelerinden biri olan formel stilli havuz ve bu bölümden yayılan radial yollar açısından ise Selamlık Dairesi ön bahçesi bu etkiyi en çok yansıtan bölümü olmuştur.
Kaynak;FAHRİ MUTLU, "Xıx. Yüzyıl osmanlı saray bahçelerinde batılılaşma'nın tasarıma etkilerinin Peyzaj tasarım ilkeleri açısından irdelenmesi",B.Ü.Fenbilimleri Enst. Yüksek Lisans Tezi, İSTANBUL

