Çiftlik hayvanlarında antibiyotik kullanımı hayvanların sağlığını ve verimini direkt olarak etkilemektedir. Dünyadaki çiftlik hayvanlarının %80�i hayatlarının büyük bir bölümü süresince antibiyotik ajanlara maruz kalmaktadır.
Son 25 - 30 yıllık süreçte ülkemizde ve bütün dünyada başta kanatlılar olmak üzere, sığır, koyun ve domuz yetiştiriciliğinde kullanılan yemlere sürekli olarak antibakteriyel ilaçların katılması çok yaygın bir uygulama haline gelmiştir. Artık yüksek verime yönelik yoğun yetiştiricilik seçeneklerinde böyle ilaçlar dengeli rasyonun vazgeçilmez bir katkı maddesi olarak kabul edilmektedir. Belirli gruplardan ilaç çeşitlerinin bütün bir besi döneminde veya çok büyük bir bölümünde günlük sağaltım dozlarının çok altındaki derişimlerde yeme veya suya katılarak verilmesiyle farklı türlerden besi hayvanlarında % 10 -18 oranları arasında canlı ağırlık artışı sağlanabilmektedir.
Ne var ki; son yıllarda aynı gruptan ilaçların vurgulanan çok yönlü yararlarına karşın, hayvansal besinlerin kirlenmesine yol açan sakıncalarının ötesinde, doğrudan uygulanan hayvanlara yönelik olumsuz veya yan etkilerinin de gelişebileceği anlaşılmıştır. Şöyle ki; özellikle sistemik enfeksiyonların sağaltımında kullanılan çeşitleri olmak üzere, antibakteriyel ilaçlardan bazılarının insan ve hayvan immün sistemlerini baskılayıcı, bazılarının etkinleştirici ve kimilerinin de tümüyle etkisiz kaldıkları anlaşılmıştır.

Ülkemizde ise direnç oluşumu bilinçsiz kullanım sebebiyle oldukça yüksektir. Bu gidişle hastalıklardan koruma (profilaksi) amaçlı antibiyotik kullanımı daha da artacağı düşünülmektedir. 1993 yılında A.B.D.�de yapılan araştırmada tüketime sunulan karkaslarda başta penisilin olmak üzere bazı antibiyotik kalıntıları tespit edilmiştir. Yine Kanada, Kore gibi birçok ülkede kalıntı miktarlarının insan sağlığını tehdit eder düzeyde olduğu bildirilmiştir.
Avrupa Birliği�ne üye ülkelerde 5460000 kg. antibiyotik insan sağlığı için, 3465000 kg. antibiyotik hayvan sağlığı için, 1575000 kg. antibiyotik ise çiftlik hayvanlarına kısa sürede canlı ağırlık artışı için verilmiştir. Dünya antibakteriyel ilaç pazarının 100.000 ile 200.000 ton arasında olduğu tahmin edilmektedir. Son 50 yıl içinde 1 milyon ton antibakteriyel madde biyosfere salınmış ve bunun %50 kadarının veteriner ve tarım kaynaklı olduğu belirlenmiştir
Tehlike Çanları Çalıyor!
Antibiyotiklerin 1950�lerin başında hayvan yemlerinde kullanılmaya başlanmasıyla, yetiştiricilikte yeni bir dönem başlamıştır. Ancak, profilaktik veya gelişmeyi hızlandırıcı olarak kullanılan antibiyotiklerin çoğu, insan ve hayvanlarda patojen bakteri türleri (Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Salmonella spp., Campylobacter spp.) arasında ortaya çıkan dirençli suşların hızla artması sebep olmuştur. Bunun nedenleri, hayvanlara öngörülen dozlardan fazla ilaç verilmesi ve özellikle de ilaç uygulanan hayvanların ilacın yasal bekletme süresine uyulmadan kesime sevk edilmesi olarak ifade edilmektedir. Bunun sonucunda, antibiyotiklerin tamamen metabolize olmaması veya vücuttan tamamen atılmamasına bağlı olarak, hayvanların doku ve organları ile bunlardan elde edilen hayvansal gıdalarda antibiyotik kalıntısı bulunabilmektedir.
Bu durum son yıllarda gıda patojenleri arasında direnç gelişimini oldukça hızlandırmıştır. Örneğin Salmonella suşları siprofloksasin türevi antibiyotiklere oldukça duyarlı iken son beş yılda özellikle Salmonella typhimirium DT104 suşunun kloramfenikol, trimetoprim, sülfametoksazol, sefolatin grubu antibiyotiklere duyarlılığının azaldığı görülmektedir.
ABD�de Salmonella ile enfekte olan 12 yaşındaki bir çocuk hastadan yapılan mikrobiyolojik analiz sonucu S. typhimirium varyant Kophenag izole edilmiş ve bu varyantın toplam 13 antibiyotik türevine çoklu direnç gösterdiği belirtilmiştir. Sonraki araştırmalar hastaya kontaminasyonun sığır kaynaklı olduğunu göstermiştir. Sorun sadece bununla da kalmamaktadır. Hayvansal besinlere yansıyan etkin antibiyotik kalıntılarının ve toksik metabolitlerinin akut ve kronik etkileri bugün için, bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Bununla beraber pek çok antibiyotik çeşidinin besinlerde bulunan artıkları, tüketici insanlarda eozinofili, antibiyotik ateşi ve anaflaktik şoka kadar gidebilen değişik derecelerdeki alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Alınan antibakteriyel ilaç artıklarının insanlarda sindirim sistemi mikroflorasını olumsuz yönde değiştirerek sindirim sistemi bozukluklarına neden olabilecekleri ve çeşitli vitamin yetersizliklerine yol açabilecekleri anlaşılmıştır.(doğal mikrobiyal floranın değişmesi sebebiyle) Uzmanlar, üreticilere hayvanlara antibiyotik verildiğinde belirli bir süre sonra yani antibiyotiğin canlıdan atılması için geçen süre sonunda tüketiciye sunmalarının gerekli olduğunu önermektedirler.
Son 25 - 30 yıllık süreçte ülkemizde ve bütün dünyada başta kanatlılar olmak üzere, sığır, koyun ve domuz yetiştiriciliğinde kullanılan yemlere sürekli olarak antibakteriyel ilaçların katılması çok yaygın bir uygulama haline gelmiştir. Artık yüksek verime yönelik yoğun yetiştiricilik seçeneklerinde böyle ilaçlar dengeli rasyonun vazgeçilmez bir katkı maddesi olarak kabul edilmektedir. Belirli gruplardan ilaç çeşitlerinin bütün bir besi döneminde veya çok büyük bir bölümünde günlük sağaltım dozlarının çok altındaki derişimlerde yeme veya suya katılarak verilmesiyle farklı türlerden besi hayvanlarında % 10 -18 oranları arasında canlı ağırlık artışı sağlanabilmektedir.
Ne var ki; son yıllarda aynı gruptan ilaçların vurgulanan çok yönlü yararlarına karşın, hayvansal besinlerin kirlenmesine yol açan sakıncalarının ötesinde, doğrudan uygulanan hayvanlara yönelik olumsuz veya yan etkilerinin de gelişebileceği anlaşılmıştır. Şöyle ki; özellikle sistemik enfeksiyonların sağaltımında kullanılan çeşitleri olmak üzere, antibakteriyel ilaçlardan bazılarının insan ve hayvan immün sistemlerini baskılayıcı, bazılarının etkinleştirici ve kimilerinin de tümüyle etkisiz kaldıkları anlaşılmıştır.

Ülkemizde ise direnç oluşumu bilinçsiz kullanım sebebiyle oldukça yüksektir. Bu gidişle hastalıklardan koruma (profilaksi) amaçlı antibiyotik kullanımı daha da artacağı düşünülmektedir. 1993 yılında A.B.D.�de yapılan araştırmada tüketime sunulan karkaslarda başta penisilin olmak üzere bazı antibiyotik kalıntıları tespit edilmiştir. Yine Kanada, Kore gibi birçok ülkede kalıntı miktarlarının insan sağlığını tehdit eder düzeyde olduğu bildirilmiştir.
Avrupa Birliği�ne üye ülkelerde 5460000 kg. antibiyotik insan sağlığı için, 3465000 kg. antibiyotik hayvan sağlığı için, 1575000 kg. antibiyotik ise çiftlik hayvanlarına kısa sürede canlı ağırlık artışı için verilmiştir. Dünya antibakteriyel ilaç pazarının 100.000 ile 200.000 ton arasında olduğu tahmin edilmektedir. Son 50 yıl içinde 1 milyon ton antibakteriyel madde biyosfere salınmış ve bunun %50 kadarının veteriner ve tarım kaynaklı olduğu belirlenmiştir
Tehlike Çanları Çalıyor!
Antibiyotiklerin 1950�lerin başında hayvan yemlerinde kullanılmaya başlanmasıyla, yetiştiricilikte yeni bir dönem başlamıştır. Ancak, profilaktik veya gelişmeyi hızlandırıcı olarak kullanılan antibiyotiklerin çoğu, insan ve hayvanlarda patojen bakteri türleri (Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Salmonella spp., Campylobacter spp.) arasında ortaya çıkan dirençli suşların hızla artması sebep olmuştur. Bunun nedenleri, hayvanlara öngörülen dozlardan fazla ilaç verilmesi ve özellikle de ilaç uygulanan hayvanların ilacın yasal bekletme süresine uyulmadan kesime sevk edilmesi olarak ifade edilmektedir. Bunun sonucunda, antibiyotiklerin tamamen metabolize olmaması veya vücuttan tamamen atılmamasına bağlı olarak, hayvanların doku ve organları ile bunlardan elde edilen hayvansal gıdalarda antibiyotik kalıntısı bulunabilmektedir.
Bu durum son yıllarda gıda patojenleri arasında direnç gelişimini oldukça hızlandırmıştır. Örneğin Salmonella suşları siprofloksasin türevi antibiyotiklere oldukça duyarlı iken son beş yılda özellikle Salmonella typhimirium DT104 suşunun kloramfenikol, trimetoprim, sülfametoksazol, sefolatin grubu antibiyotiklere duyarlılığının azaldığı görülmektedir.
ABD�de Salmonella ile enfekte olan 12 yaşındaki bir çocuk hastadan yapılan mikrobiyolojik analiz sonucu S. typhimirium varyant Kophenag izole edilmiş ve bu varyantın toplam 13 antibiyotik türevine çoklu direnç gösterdiği belirtilmiştir. Sonraki araştırmalar hastaya kontaminasyonun sığır kaynaklı olduğunu göstermiştir. Sorun sadece bununla da kalmamaktadır. Hayvansal besinlere yansıyan etkin antibiyotik kalıntılarının ve toksik metabolitlerinin akut ve kronik etkileri bugün için, bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Bununla beraber pek çok antibiyotik çeşidinin besinlerde bulunan artıkları, tüketici insanlarda eozinofili, antibiyotik ateşi ve anaflaktik şoka kadar gidebilen değişik derecelerdeki alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Alınan antibakteriyel ilaç artıklarının insanlarda sindirim sistemi mikroflorasını olumsuz yönde değiştirerek sindirim sistemi bozukluklarına neden olabilecekleri ve çeşitli vitamin yetersizliklerine yol açabilecekleri anlaşılmıştır.(doğal mikrobiyal floranın değişmesi sebebiyle) Uzmanlar, üreticilere hayvanlara antibiyotik verildiğinde belirli bir süre sonra yani antibiyotiğin canlıdan atılması için geçen süre sonunda tüketiciye sunmalarının gerekli olduğunu önermektedirler.

