fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Yardımsever Bakteriler

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Yardımsever Bakteriler

    Doğa, birbirine şaşırtıcı yöntemlerle yardım eden canlılarla dolu. Yosunlar besinlerini mercanlara aktarırken bakteriler karıncalardan solucanlara birçok türün yardımına koşuyor.



    Yaprakkesen karıncaların bedenindeki deliklerde antibiyotik üreten bakteriler var. Bu, karıncaların yetiştirdiği mantarı parazit Escovopsis'e karşı koruyor
    BANDWAGONMAN

    Wisconsin Üniversitesi'nden Profesör Cameron Currie, mantar yetiştiren karıncaların hayret verici yaşamına ışık tutuyor. Güney Amerika'da yaşayan, 'yaprakkesen karıncalar' adıyla bilinen bu hayvanlar, adeta birer çiftçi gibi çalışarak tek besin kaynakları olan mantar bahçelerine özenle bakıyor. Yaprak kesip yeraltındaki bahçelerine götürüyor, mantarı gübreleyerek çoğalmasını sağlıyor, zararlı maddeleri ayıklayıp koloniden uzaktaki atık alanlarına taşıyorlar. Eğer, bir tür parazit mantar olan Escovopsis bahçelerini sararsa karıncaların yetiştirdiği mantarı öldürüyor. Mantarın ortadan kalkması tüm koloninin ölmesine neden olabilir ama karıncalar savunmasız değil.
    Microbiology Today dergisinde 2008'in Kasım'ında yayımlanan makalede bu hayvanları inceleyen Profesör Currie, henüz Toronto Üniversitesi'nde doktora öğrencisiyken bahçeye bakan bazı karıncaların beyaz bir maddeyle kaplı olduğunu fark etmişti. Bilim insanları mikroskop altında incelediklerinde bu maddenin aslında bakteri olduğunu gördü. Daha sonra yapılan çalışmalar, karıncaların bedenlerindeki deliklerde antibiyotik üreten bakterilerin yaşadığını ve deliklere bağlı salgıbezlerinin bakterileri beslediğini ortaya çıkardı. Currie ve ekibinin araştırmaları, bu bakterilerin ürettiği antibiyotiğin özellikle Escovopsis'i engellemeye yönelik olduğunu gösteriyor. Profesör Currie, Microbiology Today'de ilginç bir noktaya daha değiniyor: Escovopsis istilasının başlamasıyla 'yardımcı' bakteriler karıncanın bedenine yayılıyor; hayvanın üstünü kaplıyor.

    Fotosentez yapan yosunlar, besinlerinin neredeyse hepsini mercanların dokularına bırakıyor; mercanlar da büyük miktarda mukus üretiyor. Çok sayıda küçük deniz canlısı bu mukusla besleniyor. Bu hassas denge, karşılıklı yardımlaşmayla ayakta duruyor
    JOHN ANDERSON

    Currie'nin, sonuçları geçtiğimiz ekim ayında Science dergisinde yayımlanan bir başka araştırması böcekler, bakteriler ve mantarların dahil olduğu şaşırtıcı bir doğa hikâyesini daha aydınlattı. Anne çamböceği (Dendroctonus frontalis), yumurtalarını çam ağacının kabuğunun altına bırakıyor. Yalnız yumurtalarını bırakacağı yerlere önce çenesinin altındaki özel bir bölümde taşıdığı mantar ve bakterileri yayıyor. Mantar, yumurtadan çıkacak larvaların beslenmesi için. Bakterilere gelince, işin bu kısmı oldukça şaşırtıcı. Çamböceğinin üstünde bulunan parazit akar, kendi larvalarının beslenmesi için başka bir mantar taşıyor. Bu mantar türü, böceğin larvaları için besleyici olmadığı gibi, diğerinden daha hızlı çoğalıyor. Öyle ki 'bebek mamasının' tamamen ortadan kalkmasına, çamböceğinin larvalarının ölmesine neden olabilir. Ama larvalar açlıktan ölmüyor. Çamböceğinin yaydığı bakterilerin, bilim dünyasında bugüne dek bilinmeyen bir tür antibiyotik ürettiği ortaya çıktı. Araştırmacılar, güçlü antibiyotiğin zararlı mantarları zehirlediğini, besleyici mantarı etkilemediğini keşfetti.
    Çiftçi karıncaların yanı sıra, sürü güden karıncalar da var. Bazı karınca türleri inekten süt sağar gibi yaprakbitlerinden balözü 'sağıyor' ve bu şekerli maddeyle besleniyor. Karınca antenleriyle dokunduğunda, mesajı alan yaprakbiti bir damla balözü çıkarıyor. Karıncalar da, yaprakbitlerini yemek isteyen hayvanlara saldırıyor, sürülerini cesurca koruyor. Karıncaların çenesinden salınan kimyasal madde, yaprakbitlerinin kanatlarının gelişmesini engelliyor. Bu, uçarak uzaklaşmalarını önlüyor. İngiltere'de bulunan Imperial College'den Dr. Simon Leather ve ekibine göre, karıncaların ayak izlerinde de yatıştırıcı kimyasallar var. Ekibin, Proceedings of the Royal Society B'de yayımlanan araştırması, karıncaların kimyasal izlerinin yaprakbitlerinin yavaş hareket etmesine neden olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, kimyasalların karınca kolonisinin yakınında kalabalık bir yaprakbiti topluluğu bulunmasını sağladığını düşünüyor.
    Çok sayıda böceğin hayatı, bedenlerinde yaşayan bakterilere bağlı. Bunların arasında yaprakbitleri de var. Yaprakbiti, kamış benzeri ağız kısmıyla bitkilerin özsularını emerek besleniyor. Ancak bitki özsuyu, hayvan vücudunda sentezlenmeyen, besin yoluyla alınması gereken amino asitler açısından oldukça fakir. Yaprakbitlerine, ağustosböceklerine ve bitki özsuyu ile beslenen diğer böceklere ihtiyaçları olan amino asitleri bakteriler üretiyor. York Üniversitesi'nden Profesör Angela Douglas başkanlığında yapılan araştırma ise bezelye yaprakbitinin vücudunda yaşayan B. Aphidicola türü bakterilerin, metiyonin hariç gerekli tüm amino asitleri sağladığını gösterdi. Kaliforniya Üniversitesi'nden Profesör Jonathan Eisen'e göre, bu amino asiti ikinci bir bakteri sağlıyor olabilir.
    Birlikte yaşamın çarpıcı örnekleri denizsolucanlarında da görülüyor. Olavius algarvensis bir denizsolucanı; ağzı yok, bağırsakları yok, böbreklere benzer organları yok. Kısa bir süre öncesine kadar, ihtiyaçlarının dört ayrı bakteri tarafından karşılandığı sanılıyordu. Max Planck Enstitüsü'nden Dr. Nicole Dubilier ve meslektaşlarının, Aralık 2008'de Environmental Microbiology'de yayımlanan yeni araştırmaları, yardımcı bakterilerin sayısını beşe çıkardı. Sakallı denizsolucanından da (Riftia pachyptila) söz etmeden geçmeyelim. Larva halindeyken yüzüp avlanan sakallı solucanlar, bir süre sonra okyanus tabanında bir yere temelli olarak yerleşiyor. Ağızları, mideleri kayboluyor. Kükürt 'yiyen” bakteriler derilerinden içeri giriyor ve bedenlerinde bakterileri barındıran yeni bir organ oluşuyor! Genç solucanların büyümesi için gerekli gıdayı artık bu bakteriler sağlıyor.
    Resif oluşturan mercanların gıdasını da tekhücreli yosunlar (zooxanthellae) karşılıyor. Mercanlarla yaşayan bu yosunlar, güneş ışığını kullanarak fotosentez yapıyor ve ortaya çıkan besinlerin neredeyse hepsini mercanın dokularına bırakıyor. Fotosentez yapmaları için yosunlara güneş ışığının ulaşması gerekiyor, yani mercan yüzeyinde tortu, kum olmaması gerek. Mercanın sürekli ürettiği, yüzeyinin temiz kalmasını sağlayan mukus, aynı zamanda küçük deniz canlıları için iyi bir besin. Mukusla beslenen küçük canlılar daha büyüklerine besin sağlıyor, sonuçta çok çeşitli türleri barındıran bir ekosistem ortaya çıkıyor. Mercan resiflerine, 'denizlerin yağmur ormanları' da diyebiliriz aslında. İşte tüm bu zenginliğin altında mercanlarla, onların besin ihtiyacını karşılayan yosunların birlikteği, ahenkli ilişkilerini düzenleyen genetik programları var.


    Selcen Pirge / Atlas Ocak 2009, sayı 90
Working...
X