Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi evsahipliğinde düzenlenen 1. Ulusal Su Kaynakları Yönetimi Sempozyumu başarıyla sona erdi.
Elektronik Haber Ajansı (e-ha) muhabirinin edindiği bilgiye göre, 20-22 Ekim tarihlerinde Piri Reis Kültür Merkezinde gerçekleşen sempozyuma Türkiye'nin farklı üniversitelerinden yaklaşık 130 bilim adamı katıldı. Sempozumda sadece Türkiye'nin değil dünyanın gündemini oluşturan su sorununa ilişkin görüş alışverişi yapıldı.
Su kaynaklarının yönetimi, suyla ilgili sorumlulukların geliştirilmesi, sürdürülebilir uygulamaların ortaya konması ve suyun etkin kullanımına yönelik verilerin ortaya konması amacıyla düzenlen sempozyuma ilişkin açıklama yapan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabri Gökmen "üniversitemiz kurulduğu günden bu yana bulunduğu kente ve ülkemizin sorunlarına duyarlı bir anlayış benimsemektedir. Sadece eğitim ve öğretim yuvası olmasının ötesinde düzenlediği sempozyumlar, kongreler, seminerler ve panellerle bölgenin ve ülkemizin gelişimine katkı sağlamayı, sorunların çözümüne bilimsel bir bakış açısı kazandırmayı görev edinmiştir."dedi.
Canlılığın temelini ve devamını oluşturan suyun insanlar tarafından bilinçli tüketilmesi ile muhtemel su sıkıntısının önüne geçilebileceğine dikkat çeken Rektör Gökmen "bu tür ciddi sorunların çözümünde ve önlemlerin alınmasında bilimsel yaklaşımın önemi büyüktür. Bu açıdan üniversitelerin ve bu konuda uzman bilim adamlarının bir araya gelmesinin, mevcut sorunlara ve ortaya çıkabilecek sıkıntılara karşı ortak bir bilinç ve farkındalık oluşturmasının gerekliliğine inanıyoruz. Bu amaçla düzenlediğimiz 1. Ulusal Su Kaynakları Yönetimi Sempozyumunun sonuçları itibari ile faydalı olduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.
İki gün süren sempozyumun ardından Karaman'ı tanıtmak amacıyla düzenlenen gezide kenti gezen katılımcılar programdan memnun ayrıldı.
Sempozyum sonunda yayınlanan sonuç bildirgesi şöyle;
1.ULUSAL SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLGİRGESİ
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
1. ULUSAL SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ SEMPOZYUMU
Karaman'ın kalkınmasında önemli görevler üstlenmiş olan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 20-22 Ekim 2010 tarihlerinde Karaman'da "1. Ulusal Su Kaynakları Sempozyumu"nu gerçekleştirmiştir. Sempozyum boyunca 2 salonda 13 oturumda su kaynakları ile ilgili her alanda 80 civarında bildiri sunulmuş, bu bildiriler büyük çoğunluğu üniversitelerden olmak üzere çeşitli kamu kurumları ve araştırma enstitülerinden gelen 200'ü aşkın öğretim üyesi, uzman ve öğrenci tarafından izlenmiş ve tartışılmıştır. Sempozyum sonunda yapılan kapanış oturumunda aşağıdaki konularda görüş birliğine varılmıştır.
Tüm dünyada var olan su kaynaklarının yaklaşık olarak %1'i kullanılabilir niteliktedir. Hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yanlış kullanım baskısı altında kalan ve dünyadaki dağılımı yere ve zamana göre değişen tatlı su kaynakları dünyanın birçok bölgesinde artık stratejik bir doğal kaynak durumuna gelmiş, su talebinin artması ile de yaklaşık iki milyar insanın içme suyuna ulaşması güçleşmiştir.
Ülkemiz, kişi başına gerekli su kaynağı varlığı bakımından sanılanın aksine su zengini değildir ve su sıkıntısı yaşayan ülkeler grubunda yer anlaktadır. Su temel olarak 3 sektörde kullanılmaktadır: tarım sektörü, kent (içme ve kullanma suyu) ve endüstri sektörü. Toplam kullanılabilir su kaynağının yaklaşık %40'ının kontrol altına alındığı ülkemizde tarım sektörü en yoğun su kullanıcısıdır. Diğer yandan Orta Anadolu bölgesi ve Karaman, su kaynağı bakımından diğer bölgelere nazaran daha yetersiz düzeydedir. Gelecekte su kaynaklarının kontrol altına alınmasına yönelik yeni yatırımlara ihtiyaç bulunmasının yanı sıra, bütünleşik su yönetimi ve havzalar arası su transferi konularının ağırlıklı olarak gündeme gelmesi beklenmektedir. Bu çalışmalardan beklenen yararın sağlanabilmesi için havza su yönetimi ve çevresel etki değerlendirmesi konularına dikkat edilmesi gerekmektedir. Günümüzde su yönetimindeki yanlışlar, uygulanan su politikaları, artan nüfusla birlikte tüm sektörlerde artan su talebi ve kuraklık, su ve su kaynakları konusunda yaşanan sorunun nedenleri olarak kabul edilmektedir. İçme, kullanma, sulama suyu ve diğer amaçlarla ihtiyaç duyulan baraj ve göletlerin projelendirilmesinde tüm çevre etkileri göz önünde tutulmalıdır. Su havzaları çeşitli tedbirler alınarak (ağaçlandırma vb.) koruma altına alınmalıdır. Sahil bölgelerde yeraltı suyunun aşırı çekimi nedeniyle deniz suyu girişiminin iç kesimlere taşınması ve toprakların tuzlulaşmasının önlenmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.
Su kaynaklarının kullanımı ile ilgili sorunlar her 3 sektörde de 3 ana başlıkta toplanabilir: aşırı su kullanımı ve su kayıpları, kaçak su kullanımı ve suyun fiyatlandırılması. Suyun her sektörde etkin kullanımının sağlanması, kayıpların azaltılması, kaçakların önlenmesi ve hacim esasına dayanan bir ücretlendirme politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Birçok uluslar arası kuruluş tarafından benimsenen "suyun bir damlasının bile boşa harcanmadan etkin kullanılması ve her damla suya karşılık daha fazla ürün alınması" ilkesi ülkemizde de su ile ilgili tük kuruluşlar tarafından temel ilke olarak benimsenmelidir.
Ülkemizde kullanılan suyun yaklaşık % 70'i tarımda kullanılmaktadır. Su iletim ve dağıtım sistemlerinin büyük bir bölümü açık kanal olduğundan ve yüzey sulama yöntemleri kullanıldığından su kayıpları oldukça fazla düzeydedir. Sulama şebekelerinin basınçlı boru sistemlerine dönüştürülmesi, sulama yöntemi olarak yağmurlama ve damla sulama sistemlerinin seçilmesi ile % 50' nin üzerinde sulama suyu tasarrufu sağlanabilir. Tasarruf edilen su sulanamayan alanların sulanmasında veya diğer sektörlerde kullanılabilir.
Son yıllarda karşılaşılan kuraklık ve sağlanan teşvikler (hibe veya kredi destekleri) su tasarrufu sağlayan damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin kullanımında artışa neden olmuştur. Ancak bu sistemlerde büyük sorunlar yaşandığı ve ileride bu sorunların katlanarak artacağı kaçınılmaz gözükmektedir. Damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin projelerinin konu uzmanı (tarımsal yapılar ve sulama, kültürteknik bölümü mezunu) ziraat mühendisleri tarafından veya bu konuda yıllarca çalışıp uzmanlaşmış ve bu konuda eğitim almış ziraat mühendisleri tarafından hazırlanması ve kontrol edilmesi, bu sistemlerden beklenen su tasarrufu, verim ve gelir artışının sağlanması açısından kaçınılmazdır. Damla ve yağmurlama sulama sistemi projelerinin doğru bilgi kullanılarak bilimsel esaslara göre (eş su dağılımı sağlanacak ve ekonomik olacak şekilde) hazırlanması, kontrol edilmesi, kaliteli malzeme kullanılması, sistemin araziye doğru kurulması, kurulumun yerinde denetlenmesi ve çiftçi tarafından doğru işletilmesinin sağlanması gerekmektedir. Doğru işletmenin sağlanabilmesi işçin çiftçiler basınçlı sulama sistemlerinin kullanımı konusunda eğitilmeli, çiftçiye sulama sistemi ile ilgili gerekli belgeler (işletme planı, sulama zaman planı) mutlaka verilmelidir.
Açık kanal sulama şebekesine sahip sulama birliklerinde etkin su kullanımı sağlanması için alan-bitki çeşidi-sulama yöntemi-sulama sayısını göz önüne alan bir ücretlendirme politikası uygulanmalıdır. Basınçlı boru sulama şebekesine sahip sulama birliklerinde ise ücretlendirme kesinlikle hacim esasına göre yapılmalıdır.
Sulama sistemlerinin yatırım maliyetlerinin azaltılmasında ve suyun etkili kullanılmasında arazi toplulaştırması büyük fayda sağlamaktadır. Toplulaştırmanın en yüksek oranda etkilediği unsurlardan birisi sulamadır. Parçalanmış ve şekli bozulmuş parsellerin çoğu, sulama kanallarından doğrudan faydalanamazlar ve bir parselden diğerine su geçirilirken sızma sebebiyle kayıplar artar. Toplulaştırmadan önce çok sayıda parsel kanallardan doğrudan faydalanamazken, bu oran toplulaştırma ile bütün projelerde % 100' e yükseltilmiştir.
Sulama ile ilgili diğer sorunlar şu şekilde sıralanabilir: planlı su dağıtımının sağlanamaması, bilinçsiz sulama ve aşırı su kullanımı sonucunda toprakların tuzlanması ve çoraklaşması, tesviye ve drenaj gibi tarla içi geliştirme hizmetlerinin eksikliği, gübre ve ilaçların kontrolsüz kullanımı ile su kaynaklarının kirlenmesi. Bu sorunların çözümü için sulama şebekelerinde planlı su dağıtımına uyulması, bu amaçla sulama birliklerinde toprak, su, bitki ve iklim koşullarını ve sulamanın temel prensiplerini dikkate alan bilgisayar destekli ve interaktif modellerin kullanılması, çiftçi düzeyinde sulama zaman planlaması yapılması, yeraltı ve yerüstü suyu kaynaklarının kirlenmeden önce korunmasının sağlanması ve atık suların arıtıldıktan sonra tarım ve sanayide kullanılmasının özendirilmesi gerekmektedir.
Karaman'daki yaklaşık olarak 165 milyon m3'lük aşırı su kullanımının çoğunluğu kaçak olan yeraltı su kaynaklarından yapılmakta, beslenmenin üzerindeki aşırı su kullanımı yeraltı su seviyesinin yıldan yıla düşmesine neden olan olmaktadır. Ruhsatsız kuyular konusunda 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununun caydırıcı hükümler içerecek şekilde güncelleştirilmesi, su kullanımının izin verilen emniyetli su miktarı ile sınırlandırılması gerekmektedir. Her işletmeye bir derin kuyu yerine, yeraltı su kaynaklarının toplu basınçlı sulama sistemlerinde kullanımının sağlanması ve yeraltı suyu ile yüzey sulama yapılmasının önlenmesi, yeraltı sularının basınçlı sulama sistemlerinde kullanılmasının özendirilmesi gerekmektedir.
Basınçlı sulama sistemlerinde enerji giderinin fazlalığı, bu sistemlerin yaygınlaşmasını kısmen önlemektedir. Bu nedenle temiz enerji olan güneş enerjisinden elektrik üretimi ve sugücü pompası gibi küçük düşülerde çalışabilen su enerjisinden elektrik üretimi sağlayan araçlar da teşvik kapsamına alınmalıdır.
Sulama suyu miktarının yeterli olmadığı sulama alanlarında, aynı suyla daha fazla verim ve gelir alınmasını sağlayacak kısıntılı sulama uygulamalarına önem verilmelidir. Kentsel Atık suların tarımda kullanımı ve özellikle meyveciliğin yaygın olduğu alanlarda su hasadı çalışmaları özendirilmelidir.
İçme ve kullanma suyunun iletimi ve dağımı sırasında meydana gelen yaklaşık %35 kaybın önlenmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu kapsamda gelecekteki su ihtiyaçları gerçekçi bir şekilde değerlendirilerek, projelerin planlamasında bilgisayar destekli benzeşim modellerinden de yararlanılmalıdır. Özellikle insan sağlığını tehdit eden boru çeşitlerinin modern sistemlere tercih edilmemesi ve eskilerin yenilenmesi gerekmektedir.
Su kirliliği sonucunda; suya bağlı eko sistemler etkilenmekte, artan aşırı kirlilik sonucunda da doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesi azalmakta veya suyun bu yeteneği yok olmaktadır. Tarımsal, evsel ve endüstriyel atıkların, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarını kirletmesini önleyecek tedbirler alınmalıdır. Akarsularımızda kirlilik uluslararası standartların çok üzerindedir ve bu kirlilik düzeyinin düşürülmesi ve önlenebilmesi için arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir. Sanayi alanları planlanırken mutlaka iş yerleri arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmeli, lağım ve sanayi atık suları arıtılmalı ve yeniden kullanılabilir su haline dönüştürülmelidir. Çevre kirliliğinin önlenmesi için Ulusal ve uluslararası mevzuatta yeterli yasaların bulunmasına rağmen, bu yasaları uygulamada zorluk çekilmektedir, yetki ve sorumluluk tek bir organizasyonda toplanmalıdır. Çevre ve su kirliliği kaynağında önlenmelidir. Motorlu taşıt tamir-bakım servislerinden kullanılan su ve diğer yıkama ürünü atıklar genelde denetimsiz ve kontrolsüz şekilde şehir kanalizasyonuna kirli su olarak verilmektedir. Bu atık suların mutlaka bir ön arıtma işlemine tabi tutulması gerekmektedir.
Su kaynaklarının üzerindeki baskının ve kuraklık etkilerinin azaltılması için alternatif su kaynağı olarak arıtılmış atık suların ve drenaj sularının gerekli tedbirler alınarak tarımda ve sanayide kullanımı sağlanmalıdır. Kullanılabilir su kaynaklarının sınırlı olduğu günümüzde atık suların tekrar kullanılması; artan su talebinin karşılanması, çevrenin korunması ve kaynakların etkin kullanımı açısından önem kazanmaktadır. Sulama suyunun kısıtlı olduğu yerlerde, sulama için gerekli niteliklere sahip atık suların tekrar kullanımı sağlanmalıdır.
Toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına ve mülkiyet haklarına ilişkin Anayasanın İlgili maddelerinin uygulamada göz ardı edilmesinin önüne geçilmeli ve günün gerçeklerine göre bu maddeler yeniden düzenlenmelidir. Buna göre su kaynaklarının yönetimi hususunda hukuksal açıdan eksiklikler giderilmelidir.
Su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi konuları farklı yönleriyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Devlet Su işleri gibi birçok kurumu ilgilendirmektedir. Uzun dönemde, toprak ve su kaynaklarını koruma, kullanma ve geliştirme hizmetlerinin birleştirilmesi, su toplama havzalarının yönetimi önem arz etmektedir. Doğal kaynak yönetiminde politik, siyasi, yasal ve idari sınırlardan çok ekolojik sınırlar kullanılmalı, entegre ve sürdürülebilir kaynak yönetimini öngören bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
Yaklaşık son 20 yılda Türkiye'nin önemli bir bölümünde kurak koşulların şiddetinde ve sıklığında bir artış gözlenmiştir. Ülkemizde ve özellikle Konya kapalı havzasında kuraklık sık karşılaşılan bir olgu olup yapılan analizlerde, yaklaşık her üç yılda bir bölgenin tamamını kuraklığın etkisi altında kaldığı görülmüştür. Çeşitli şiddetlerde görülen bu kuraklığın takibi ve izlenmesi için kurumlar arası koordinasyon kadar halkın bilinçlendirilmesi de önemlidir. Türkiye'de Karaman gibi yarı kurak alanlarda su hasadına yönelik yapılacak araştırmalar, en uygun hasat teknikleri ve ihtiyaç duyulan su hasadı yapılarının belirlenmesinde yararlı sonuçlar doğuracaktır.
Hızlı ve plansız bir şekilde gelişen turizm sektörü, pek çok konuda (çevresel, sosyal ve altyapı konusunda) problemlerin oluşmasına neden olduğu gibi, su kaynakları üzerinde de ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Su Kaynaklarının ve özellikle termal su kaynaklarının su ürünleri yetiştiriciliği, avcılık ve turizm-sağlık turizmi açısından değerlendirilmesi ve bu çalışmalarda su kaynaklarının bilinçli kullanımı sağlanmalıdır. Kaçak inşaat atıkları ve atık suyun denize deşarj edilmesi nedeniyle oluşan çevre kirliliği problemlerinin önlenmesi sağlanmalıdır.
AB'ne uyum çalışmaları kapsamında AB tarafından kabul edilen Su Çerçeve Direktifinin ülke koşullarına adapte edilebilmesi için başta entegre havza yönetimi olmak üzere tüm su yönetimi konularında çalışmalar yapılmalı, ilgili mevzuat gözden geçirilmeli ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Su yönetimi konusunda görev, yetki ve sorumlulukları bulunan kuruluşların çalışma konularındaki örtüşmeler ve boşluklar, veri tabanı ve kaynak yetersizliği giderilmeli, kurumlar arası koordinasyon ve işbirliği sağlanmalı, etkin bir izleme ve değerlendirme sistemi kurulmalıdır. Su kaynaklarını havza ölçeğinde bütüncül olarak yönetecek, ihtiyaçları karşılayacak, ulusal çıkarlarımızı ön planda tutacak, yeni teknolojilerle uyumlu bir su yasası hazırlanmalıdır.
(e-ha) Abdullah SAMEDO?LU
Elektronik Haber Ajansı (e-ha) muhabirinin edindiği bilgiye göre, 20-22 Ekim tarihlerinde Piri Reis Kültür Merkezinde gerçekleşen sempozyuma Türkiye'nin farklı üniversitelerinden yaklaşık 130 bilim adamı katıldı. Sempozumda sadece Türkiye'nin değil dünyanın gündemini oluşturan su sorununa ilişkin görüş alışverişi yapıldı.
Su kaynaklarının yönetimi, suyla ilgili sorumlulukların geliştirilmesi, sürdürülebilir uygulamaların ortaya konması ve suyun etkin kullanımına yönelik verilerin ortaya konması amacıyla düzenlen sempozyuma ilişkin açıklama yapan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabri Gökmen "üniversitemiz kurulduğu günden bu yana bulunduğu kente ve ülkemizin sorunlarına duyarlı bir anlayış benimsemektedir. Sadece eğitim ve öğretim yuvası olmasının ötesinde düzenlediği sempozyumlar, kongreler, seminerler ve panellerle bölgenin ve ülkemizin gelişimine katkı sağlamayı, sorunların çözümüne bilimsel bir bakış açısı kazandırmayı görev edinmiştir."dedi.
Canlılığın temelini ve devamını oluşturan suyun insanlar tarafından bilinçli tüketilmesi ile muhtemel su sıkıntısının önüne geçilebileceğine dikkat çeken Rektör Gökmen "bu tür ciddi sorunların çözümünde ve önlemlerin alınmasında bilimsel yaklaşımın önemi büyüktür. Bu açıdan üniversitelerin ve bu konuda uzman bilim adamlarının bir araya gelmesinin, mevcut sorunlara ve ortaya çıkabilecek sıkıntılara karşı ortak bir bilinç ve farkındalık oluşturmasının gerekliliğine inanıyoruz. Bu amaçla düzenlediğimiz 1. Ulusal Su Kaynakları Yönetimi Sempozyumunun sonuçları itibari ile faydalı olduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.
İki gün süren sempozyumun ardından Karaman'ı tanıtmak amacıyla düzenlenen gezide kenti gezen katılımcılar programdan memnun ayrıldı.
Sempozyum sonunda yayınlanan sonuç bildirgesi şöyle;
1.ULUSAL SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLGİRGESİ
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
1. ULUSAL SU KAYNAKLARI YÖNETİMİ SEMPOZYUMU
Karaman'ın kalkınmasında önemli görevler üstlenmiş olan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, 20-22 Ekim 2010 tarihlerinde Karaman'da "1. Ulusal Su Kaynakları Sempozyumu"nu gerçekleştirmiştir. Sempozyum boyunca 2 salonda 13 oturumda su kaynakları ile ilgili her alanda 80 civarında bildiri sunulmuş, bu bildiriler büyük çoğunluğu üniversitelerden olmak üzere çeşitli kamu kurumları ve araştırma enstitülerinden gelen 200'ü aşkın öğretim üyesi, uzman ve öğrenci tarafından izlenmiş ve tartışılmıştır. Sempozyum sonunda yapılan kapanış oturumunda aşağıdaki konularda görüş birliğine varılmıştır.
Tüm dünyada var olan su kaynaklarının yaklaşık olarak %1'i kullanılabilir niteliktedir. Hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yanlış kullanım baskısı altında kalan ve dünyadaki dağılımı yere ve zamana göre değişen tatlı su kaynakları dünyanın birçok bölgesinde artık stratejik bir doğal kaynak durumuna gelmiş, su talebinin artması ile de yaklaşık iki milyar insanın içme suyuna ulaşması güçleşmiştir.
Ülkemiz, kişi başına gerekli su kaynağı varlığı bakımından sanılanın aksine su zengini değildir ve su sıkıntısı yaşayan ülkeler grubunda yer anlaktadır. Su temel olarak 3 sektörde kullanılmaktadır: tarım sektörü, kent (içme ve kullanma suyu) ve endüstri sektörü. Toplam kullanılabilir su kaynağının yaklaşık %40'ının kontrol altına alındığı ülkemizde tarım sektörü en yoğun su kullanıcısıdır. Diğer yandan Orta Anadolu bölgesi ve Karaman, su kaynağı bakımından diğer bölgelere nazaran daha yetersiz düzeydedir. Gelecekte su kaynaklarının kontrol altına alınmasına yönelik yeni yatırımlara ihtiyaç bulunmasının yanı sıra, bütünleşik su yönetimi ve havzalar arası su transferi konularının ağırlıklı olarak gündeme gelmesi beklenmektedir. Bu çalışmalardan beklenen yararın sağlanabilmesi için havza su yönetimi ve çevresel etki değerlendirmesi konularına dikkat edilmesi gerekmektedir. Günümüzde su yönetimindeki yanlışlar, uygulanan su politikaları, artan nüfusla birlikte tüm sektörlerde artan su talebi ve kuraklık, su ve su kaynakları konusunda yaşanan sorunun nedenleri olarak kabul edilmektedir. İçme, kullanma, sulama suyu ve diğer amaçlarla ihtiyaç duyulan baraj ve göletlerin projelendirilmesinde tüm çevre etkileri göz önünde tutulmalıdır. Su havzaları çeşitli tedbirler alınarak (ağaçlandırma vb.) koruma altına alınmalıdır. Sahil bölgelerde yeraltı suyunun aşırı çekimi nedeniyle deniz suyu girişiminin iç kesimlere taşınması ve toprakların tuzlulaşmasının önlenmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.
Su kaynaklarının kullanımı ile ilgili sorunlar her 3 sektörde de 3 ana başlıkta toplanabilir: aşırı su kullanımı ve su kayıpları, kaçak su kullanımı ve suyun fiyatlandırılması. Suyun her sektörde etkin kullanımının sağlanması, kayıpların azaltılması, kaçakların önlenmesi ve hacim esasına dayanan bir ücretlendirme politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Birçok uluslar arası kuruluş tarafından benimsenen "suyun bir damlasının bile boşa harcanmadan etkin kullanılması ve her damla suya karşılık daha fazla ürün alınması" ilkesi ülkemizde de su ile ilgili tük kuruluşlar tarafından temel ilke olarak benimsenmelidir.
Ülkemizde kullanılan suyun yaklaşık % 70'i tarımda kullanılmaktadır. Su iletim ve dağıtım sistemlerinin büyük bir bölümü açık kanal olduğundan ve yüzey sulama yöntemleri kullanıldığından su kayıpları oldukça fazla düzeydedir. Sulama şebekelerinin basınçlı boru sistemlerine dönüştürülmesi, sulama yöntemi olarak yağmurlama ve damla sulama sistemlerinin seçilmesi ile % 50' nin üzerinde sulama suyu tasarrufu sağlanabilir. Tasarruf edilen su sulanamayan alanların sulanmasında veya diğer sektörlerde kullanılabilir.
Son yıllarda karşılaşılan kuraklık ve sağlanan teşvikler (hibe veya kredi destekleri) su tasarrufu sağlayan damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin kullanımında artışa neden olmuştur. Ancak bu sistemlerde büyük sorunlar yaşandığı ve ileride bu sorunların katlanarak artacağı kaçınılmaz gözükmektedir. Damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin projelerinin konu uzmanı (tarımsal yapılar ve sulama, kültürteknik bölümü mezunu) ziraat mühendisleri tarafından veya bu konuda yıllarca çalışıp uzmanlaşmış ve bu konuda eğitim almış ziraat mühendisleri tarafından hazırlanması ve kontrol edilmesi, bu sistemlerden beklenen su tasarrufu, verim ve gelir artışının sağlanması açısından kaçınılmazdır. Damla ve yağmurlama sulama sistemi projelerinin doğru bilgi kullanılarak bilimsel esaslara göre (eş su dağılımı sağlanacak ve ekonomik olacak şekilde) hazırlanması, kontrol edilmesi, kaliteli malzeme kullanılması, sistemin araziye doğru kurulması, kurulumun yerinde denetlenmesi ve çiftçi tarafından doğru işletilmesinin sağlanması gerekmektedir. Doğru işletmenin sağlanabilmesi işçin çiftçiler basınçlı sulama sistemlerinin kullanımı konusunda eğitilmeli, çiftçiye sulama sistemi ile ilgili gerekli belgeler (işletme planı, sulama zaman planı) mutlaka verilmelidir.
Açık kanal sulama şebekesine sahip sulama birliklerinde etkin su kullanımı sağlanması için alan-bitki çeşidi-sulama yöntemi-sulama sayısını göz önüne alan bir ücretlendirme politikası uygulanmalıdır. Basınçlı boru sulama şebekesine sahip sulama birliklerinde ise ücretlendirme kesinlikle hacim esasına göre yapılmalıdır.
Sulama sistemlerinin yatırım maliyetlerinin azaltılmasında ve suyun etkili kullanılmasında arazi toplulaştırması büyük fayda sağlamaktadır. Toplulaştırmanın en yüksek oranda etkilediği unsurlardan birisi sulamadır. Parçalanmış ve şekli bozulmuş parsellerin çoğu, sulama kanallarından doğrudan faydalanamazlar ve bir parselden diğerine su geçirilirken sızma sebebiyle kayıplar artar. Toplulaştırmadan önce çok sayıda parsel kanallardan doğrudan faydalanamazken, bu oran toplulaştırma ile bütün projelerde % 100' e yükseltilmiştir.
Sulama ile ilgili diğer sorunlar şu şekilde sıralanabilir: planlı su dağıtımının sağlanamaması, bilinçsiz sulama ve aşırı su kullanımı sonucunda toprakların tuzlanması ve çoraklaşması, tesviye ve drenaj gibi tarla içi geliştirme hizmetlerinin eksikliği, gübre ve ilaçların kontrolsüz kullanımı ile su kaynaklarının kirlenmesi. Bu sorunların çözümü için sulama şebekelerinde planlı su dağıtımına uyulması, bu amaçla sulama birliklerinde toprak, su, bitki ve iklim koşullarını ve sulamanın temel prensiplerini dikkate alan bilgisayar destekli ve interaktif modellerin kullanılması, çiftçi düzeyinde sulama zaman planlaması yapılması, yeraltı ve yerüstü suyu kaynaklarının kirlenmeden önce korunmasının sağlanması ve atık suların arıtıldıktan sonra tarım ve sanayide kullanılmasının özendirilmesi gerekmektedir.
Karaman'daki yaklaşık olarak 165 milyon m3'lük aşırı su kullanımının çoğunluğu kaçak olan yeraltı su kaynaklarından yapılmakta, beslenmenin üzerindeki aşırı su kullanımı yeraltı su seviyesinin yıldan yıla düşmesine neden olan olmaktadır. Ruhsatsız kuyular konusunda 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununun caydırıcı hükümler içerecek şekilde güncelleştirilmesi, su kullanımının izin verilen emniyetli su miktarı ile sınırlandırılması gerekmektedir. Her işletmeye bir derin kuyu yerine, yeraltı su kaynaklarının toplu basınçlı sulama sistemlerinde kullanımının sağlanması ve yeraltı suyu ile yüzey sulama yapılmasının önlenmesi, yeraltı sularının basınçlı sulama sistemlerinde kullanılmasının özendirilmesi gerekmektedir.
Basınçlı sulama sistemlerinde enerji giderinin fazlalığı, bu sistemlerin yaygınlaşmasını kısmen önlemektedir. Bu nedenle temiz enerji olan güneş enerjisinden elektrik üretimi ve sugücü pompası gibi küçük düşülerde çalışabilen su enerjisinden elektrik üretimi sağlayan araçlar da teşvik kapsamına alınmalıdır.
Sulama suyu miktarının yeterli olmadığı sulama alanlarında, aynı suyla daha fazla verim ve gelir alınmasını sağlayacak kısıntılı sulama uygulamalarına önem verilmelidir. Kentsel Atık suların tarımda kullanımı ve özellikle meyveciliğin yaygın olduğu alanlarda su hasadı çalışmaları özendirilmelidir.
İçme ve kullanma suyunun iletimi ve dağımı sırasında meydana gelen yaklaşık %35 kaybın önlenmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu kapsamda gelecekteki su ihtiyaçları gerçekçi bir şekilde değerlendirilerek, projelerin planlamasında bilgisayar destekli benzeşim modellerinden de yararlanılmalıdır. Özellikle insan sağlığını tehdit eden boru çeşitlerinin modern sistemlere tercih edilmemesi ve eskilerin yenilenmesi gerekmektedir.
Su kirliliği sonucunda; suya bağlı eko sistemler etkilenmekte, artan aşırı kirlilik sonucunda da doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesi azalmakta veya suyun bu yeteneği yok olmaktadır. Tarımsal, evsel ve endüstriyel atıkların, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarını kirletmesini önleyecek tedbirler alınmalıdır. Akarsularımızda kirlilik uluslararası standartların çok üzerindedir ve bu kirlilik düzeyinin düşürülmesi ve önlenebilmesi için arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir. Sanayi alanları planlanırken mutlaka iş yerleri arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmeli, lağım ve sanayi atık suları arıtılmalı ve yeniden kullanılabilir su haline dönüştürülmelidir. Çevre kirliliğinin önlenmesi için Ulusal ve uluslararası mevzuatta yeterli yasaların bulunmasına rağmen, bu yasaları uygulamada zorluk çekilmektedir, yetki ve sorumluluk tek bir organizasyonda toplanmalıdır. Çevre ve su kirliliği kaynağında önlenmelidir. Motorlu taşıt tamir-bakım servislerinden kullanılan su ve diğer yıkama ürünü atıklar genelde denetimsiz ve kontrolsüz şekilde şehir kanalizasyonuna kirli su olarak verilmektedir. Bu atık suların mutlaka bir ön arıtma işlemine tabi tutulması gerekmektedir.
Su kaynaklarının üzerindeki baskının ve kuraklık etkilerinin azaltılması için alternatif su kaynağı olarak arıtılmış atık suların ve drenaj sularının gerekli tedbirler alınarak tarımda ve sanayide kullanımı sağlanmalıdır. Kullanılabilir su kaynaklarının sınırlı olduğu günümüzde atık suların tekrar kullanılması; artan su talebinin karşılanması, çevrenin korunması ve kaynakların etkin kullanımı açısından önem kazanmaktadır. Sulama suyunun kısıtlı olduğu yerlerde, sulama için gerekli niteliklere sahip atık suların tekrar kullanımı sağlanmalıdır.
Toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımına ve mülkiyet haklarına ilişkin Anayasanın İlgili maddelerinin uygulamada göz ardı edilmesinin önüne geçilmeli ve günün gerçeklerine göre bu maddeler yeniden düzenlenmelidir. Buna göre su kaynaklarının yönetimi hususunda hukuksal açıdan eksiklikler giderilmelidir.
Su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi konuları farklı yönleriyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Devlet Su işleri gibi birçok kurumu ilgilendirmektedir. Uzun dönemde, toprak ve su kaynaklarını koruma, kullanma ve geliştirme hizmetlerinin birleştirilmesi, su toplama havzalarının yönetimi önem arz etmektedir. Doğal kaynak yönetiminde politik, siyasi, yasal ve idari sınırlardan çok ekolojik sınırlar kullanılmalı, entegre ve sürdürülebilir kaynak yönetimini öngören bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
Yaklaşık son 20 yılda Türkiye'nin önemli bir bölümünde kurak koşulların şiddetinde ve sıklığında bir artış gözlenmiştir. Ülkemizde ve özellikle Konya kapalı havzasında kuraklık sık karşılaşılan bir olgu olup yapılan analizlerde, yaklaşık her üç yılda bir bölgenin tamamını kuraklığın etkisi altında kaldığı görülmüştür. Çeşitli şiddetlerde görülen bu kuraklığın takibi ve izlenmesi için kurumlar arası koordinasyon kadar halkın bilinçlendirilmesi de önemlidir. Türkiye'de Karaman gibi yarı kurak alanlarda su hasadına yönelik yapılacak araştırmalar, en uygun hasat teknikleri ve ihtiyaç duyulan su hasadı yapılarının belirlenmesinde yararlı sonuçlar doğuracaktır.
Hızlı ve plansız bir şekilde gelişen turizm sektörü, pek çok konuda (çevresel, sosyal ve altyapı konusunda) problemlerin oluşmasına neden olduğu gibi, su kaynakları üzerinde de ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Su Kaynaklarının ve özellikle termal su kaynaklarının su ürünleri yetiştiriciliği, avcılık ve turizm-sağlık turizmi açısından değerlendirilmesi ve bu çalışmalarda su kaynaklarının bilinçli kullanımı sağlanmalıdır. Kaçak inşaat atıkları ve atık suyun denize deşarj edilmesi nedeniyle oluşan çevre kirliliği problemlerinin önlenmesi sağlanmalıdır.
AB'ne uyum çalışmaları kapsamında AB tarafından kabul edilen Su Çerçeve Direktifinin ülke koşullarına adapte edilebilmesi için başta entegre havza yönetimi olmak üzere tüm su yönetimi konularında çalışmalar yapılmalı, ilgili mevzuat gözden geçirilmeli ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Su yönetimi konusunda görev, yetki ve sorumlulukları bulunan kuruluşların çalışma konularındaki örtüşmeler ve boşluklar, veri tabanı ve kaynak yetersizliği giderilmeli, kurumlar arası koordinasyon ve işbirliği sağlanmalı, etkin bir izleme ve değerlendirme sistemi kurulmalıdır. Su kaynaklarını havza ölçeğinde bütüncül olarak yönetecek, ihtiyaçları karşılayacak, ulusal çıkarlarımızı ön planda tutacak, yeni teknolojilerle uyumlu bir su yasası hazırlanmalıdır.
(e-ha) Abdullah SAMEDO?LU

