Cevap: çevre koşulları ve ser kliması
Işık şiddetinin bitkiler üzerindeki etkisi, ışık şiddeti miktarına göre değişir. Işık şiddeti arttıkça bitkilerde bodurlaşma, tüylenme, dikenleş­me, mantar dokusu oluşturma, antosiyan gibi bazı renk pigmentlerini fazlalaştırma ve renk koyulaştırma meydana gelir. Işık şiddetinin azal­ması, bitki boyunun uzamasına, cılızlaşmasına, rengin sararmasına, beyaz rengin oluşmasına (etiyolleşmeye) yol açar. Bitkiye verilen ışık şiddeti ile oynayarak bitkilerin yapısında bazı değişmeler elde edilebilir. Kuşkon­maz, yaprak kerevizi, yeşil soğan, pırasa, salata ve marul, chihori'de (hindiba'da) renk beyazlığı aranan bir özelliktir. Işık miktarı azaltılarak ve hatta karanlık koşullar uygulanarak bitkilerde yeşil renk oluşumu önlenir, dokuların etiyolleşmesi sağlanır. Etiyolleşen dokularda lifleşme kaybolur, dokuların gevrekliği artar, bu durum o bitkinin yeme özelliğini ve satışta kalitesini yükseltir.
Her bitkinin yaşamı sırasında istediği belirli bir ışık süresi ve şiddeti vardır. Bunun en azına "Minimum", en yükseğine "Maksimum" ve ikisi arasında bitkinin en iyi geliştiği noktaya "Optimum" ışık diyo­ruz. Bazı bitkiler ışıktan fazla hoşlanır. Bazı mantarlar tam karanlık veya loş ışıkta daha iyi yetişir, bunlar direkt güneş ışıklarından hiç hoşlanmaz. Ispanak, tere, maydonoz, kıvırcık salata, marul az ışığı ter­cih eder. Domates, biber, patlıcan fazla ışıktan hoşlanır.
Doğal ışık miktarı ve süresine yöresel etki büyüktür. Coğrafi enlem derecelerine, değişik yönlere, deniz seviyesinden yükselip alçalmaya göre gün uzunluğu ve şiddeti değişim gösterir. Türkiye'de gün uzunluğu değer­lerine baktığımızda, mart, nisan ayından itibaren uzun gün koşulları başlar. Haziran, temmuz aylarında en yüksek gün uzunluğuna ulaşılır. Ağustos ayından itibaren gün uzunluğu kısalarak, eylül ve ekim ayla­rında kısa gün koşullarına dönüşür. Aralık ve ocakta en kısa gün yaşa­nır. Sonra marta doğru tekrar uzun gün koşullarına dönülür.
Ülkenin değişik yerlerinde alman ışık şiddeti ortalamalarını ince­lersek :
Güney kesim - Adana (3042), Antalya (3247), Muğla (3209), Gazi­antep (3425), Urfa (3097), Hakkari (3071),
Orta kesim - Balıkesir (2369), Eskişehir (2647), Ankara (3514), Sivas (2907), Konya (3342), Malatya (3071), Erzincan (3071), Malatya (3071), Van (3818),
Kuzey kesim - Edirne (2725), İstanbul (3129), Zonguldak (2707), Samsun (2340), Rize (2328), Trabzon (2376), Artvin (2017) olduğunu görürüz.
Türkiye'de ortalama güneş ışıkları şiddeti 3160 kcal/m2 olup, oldukça iyi bir durum gösterir.
Dünyada ışık süresi ve şiddeti ekvatordan kutuplara doğru gidil­dikçe, yine deniz seviyesinden ovalara dağlık bölgelere, yaylalara çıkıl­dıkça farklılaşır. Deniz seviyesinde ışık şiddeti 107 000 lux iken, 3200 m yükseklikteki dağlık bir bölgede 129 000 lux'tur. Bir gün içinde bile ışık şiddeti değişim gösterir. Öğle saatlerinde ışık şiddeti en üst düzey­dedir. Büyük şehir ve endüstri bölgelerinde hava kirlenmesinin fazla olması güneş ışıklarının etkisini azaltır. Avrupa'da şehirlerde yapılan ölçümlerde güneş ancak 50 derecelik bir açıya geldiğinde, halbuki açık ve berrak havada, sahil kesimlerinde ve açık alanlarda 30 derecede, 3000 m gibi yüksek dağlık bölgelerde 6 derece olduğunda aydınlatma yapmaktadır (BOHN 1971).
Doğal Işığın Bitki Gelişmesine Etkisi
Işığın tohum çimlenmesinden başlayarak, bitkinin ölümüne kadar geçen devresindeki bütün hayat olaylarında etkisi büyüktür. Bu etkiyi ana başlıklar altında aşağıdaki şekilde işlemek mümkündür.
a. Fotosentezle olan ilişkisi
b. İyon alımıyla olan ilgisi
c. İçsel maddelerin taşınması ve depolanmasıyla olan ilgisi
d.Kök, yaprak ve gövde gibi organların hareketleri, stomaların açı­
lıp kapanması, solunum, transprasyon gibi hayatsal olayları ce­
reyan etmesi
e. Vegetatif veya generatif organ teşekkül etmesi
Bu olay serisine baktığımız zaman ışık, bitkinin fizyolojisi, biyoloji-si ve morfolojisi üzerine direkt etkisi olan bir faktördür.
Bitkide fotosentez olayının oluşu, kimyasal bir amaç için, fiziksel ışık enerjisinin bir sistemle yakalanıp canlı bir sisteme mal edilmesidir (VARDAR 1972). Fiziksel ışık enerjisinin kaynağı güneştir. Bitkiler diğer canlılar gibi, hayat olaylarının cereyanında bu fiziksel enerjiyi kimyasal enerji haline dönüştürerek organik maddelerin oluşumunu sağlar. Yeşil bitkiler ışık enerjisi sayesinde havanın karbondioksitini redükte ederek, organik madde yapar ve bu sırada ışık enerjisini, kimyasal enerji haline çevirir. Organik maddeler, karbondioksit redüksiyonu ile sağlanır. İşte bu olaya fotosentez veya karbon redüksiyonu denir. Canlıların bir kısmı, yani yeşil bitkiler organik maddelerini kendileri yapar. Bu bitkilere otot-rof bitkiler denir. Diğer bir kısım canlılar, organik madde yapma yete­neğinden yoksundur. Onlar, ancak organik madde yapan bitkileri bes­lenmelerinde kullanarak, hazır organik maddeleri alıp yaşama zorun-luğundadır. Bitkiler grubundan bazı mantarlar ve insanların dahil olduğu tüm hayvanlar grubu, bu grupta olup heteretrof tur. Bu bakımdan da ototrof olan bitkilerin, hayvansal canlılara gıda maddesi sağladıkla­rından nedenli önemli olduğu ortaya çıkar.
Bitkide fotosentez olayının meydana gelmesinde en önemli rolü pigmentler oynar. Bu pigmentlere foto sentetik pigment denir. Pigment­ler, ışık enerjisini, kimyasal enerjiye dönüştüren asal ünitelerdir. Foto­sentezde görev yapan en aktif pigment klorofildir. Bitkilerin mezofil hücrelerinde klorofil bulunur. Bu yüzden fotosentez en fazla yaprakta meydana gelir.
Klorofil, klorofil a, b, c, d ile bakteriyoklorofil a ve b, klorobi-yum klorofilden oluşur. Ototrof organizmalarda en fazla klorofil a ve b bulunur. Moleküler yapısı bakımından a ve b arasında fazla bir farklılık bulunmaz. Buna karşın belirgin ışık absorbsiyonu gösterir. Pigment-b mavi (410-430 nm), pigmet-a kırmızı (641-683 nm) ışıkta en iyi absorb-siyona sahiptir.
Absorbsiyonda klorofil-a'nm iki tipi olduğu saptanmıştır. Bunlar klorofil-a 673 ve klorofil-a 683'tür. Bir anlamda ışığı en iyi 673 ve 683 nm dalga boyunda absorbe ederler. Daha sonra yapılan çalışmalarda P-700 adı verilen pigment-a'nm başka bir tipi saptanmıştır. Işık, önce kısa dalga boyuna sahip pigmentlerce absorbe edilmekte, daha sonra uzun dalga boyundaki pigmentler absorbsiyona iştirak etmekte ve sonunda bu tutulan enerjiler klorofil-a 683 ve daha sonrada P-700'e aktarılmaktadır. Böylece P-700, bir bakıma tepkime merkezi görevini üstlenmektedir (KAÇAR 1979). Klorofiller, ışık enerjisini absorbe ederek, birbirine aktarır. Bu ener­jiyi fotosentezde kullanılan enerjiye dönüştürür ve fotosentez için gerekli bileşiklere aktarır. Ayrıca fotosentezin oluşumunda katalizör görev yapar (VARDAR 1972, KAÇAR 1979). Klorofilin absorbe ettiği enerjinin bir kısmı yüzeyde lokalize olmuş özel dönüştürücü bir merkeze göç eder. Burada karbondioksit redüksiyonuna etkin bazı akseptörler reaksiyona geçer ve hidrojen oluşturan lamelin diğer yüzüne gider. Bu arada bazı bitkiler ATP (adenosin trifosfat) teşkil ederek serbest enerji yayar. Reaksiyon sıra­sında serbest kalan oksijen dışarı atılır. Fotosentezin
Işık
P...................... P + H2O + NADP-------------- 1/2O + NADP + H
(pigment) (aktiv pigment) (Nikotin amid dinukleotidfosfat)
kademesinde ışık görev alır. Bu devreye fotosentezin ışık reaksiyon ka­demesi adı verilir. Işık, ikinci kez suyun parçalanmasında devreye girer. Bu reaksiyona da suyun parçalanma reaksiyonu denir (VARDAR 1972).
(ışık)
2 Fe+++ + H2O------------ 2Fe+++ + 1/2 O2 + OH + Enerji
(Klorofil)
Böylece meydana gelen hidroliz olayında büyük bir enerji açığa çıkar. Bu enerji bir yandan bitkinin fotosentez ile ilgili diğer reaksiyonlarmın meydana gelmesinde kullanılır, öbür yandan bitkinin sıcaklığını yükseltir, solunum ve transprasyon işlemlerin vuku bulmasını sağlar.
Fotosentezde kullanılan ışık, güneşten alınabileceği gibi, yapay ışıklandırmadan da sağlanır. Işığın şiddeti, etki süresi ve yaprağın optik özelliği fotosentezde ışık etkisini belirler. Yaprağa düşen ışığın bir kısmı yansır, bir kısmı yaprak tarafından absorbe edilir. Bu oran % 50-60 civarındadır. Işık intensitesi artmasıyla diğer koşullar da uygun ise, fo­tosentez artar. Karbondioksit oranının % 001'den % 01'e çıkarılması, ışığın 4000 lux'ten, 8000 lux'e yükseltilmesiyle karbondioksit alımı hızlanır ve fotosentez ürünleri yapımı artar.
Domateslerde 3000-4000 lux ışık şiddetinde fotosentez meydana gelebilir. Fakat ışık şiddeti 8000-10000 lux'e çıktığında fotosentezde çok belirgin bir artış, bitkideki hızlı büyüme gözle bile saptanır. Işığın daha da arttırılması , klorofil dahil pek çok hücre komponentlerinin oksitlenip parçalanmasına ve normal olmayan tepkilere yol açar. Bu şekilde fazla ışık şiddeti ile ortaya çıkan foto-oksidasyon olayına veya tepkimesine "SOLORİZASYON" denir. Meydana gelen foto-oksidasyon aynı zamanda hücrelerin zararlanmasma, klorofillerin renksizleşmesine ve bu hücrele­rin ölmesine neden olur.
Işığın değişik boyları fotosentezi etkiler. Daha önce belirttiğimiz gibi pigmentlerin değişik dalga boylarında ışığı absorbe güçleri vardır. Bitki cins ve türlerine göre bu tepkime farklıdır.
Işığın süresi fotosenteze etkili olup, 1-2 saat ışıkta kalmış bitkilere karşın 8-16 saat ışıkta kalmış bitkilerde fotosentez ürünleri fazla olmak­tadır. Yalnız ne var ki tam gün ışıklandırmaya bırakılmış domateslerde yine tepkimeler meydana gelir. Böylece ışık şiddeti gibi, süresinin de tepkime yaratacağı ortaya çıkar.
Yeterince ışığın bulunduğu koşullarda bitkilerin daha fazla mine­ral maddeyi topraktan absorbe ettiği saptanmıştır. Çünkü ışık fotosen­tezi, stomalarm açılıp kapanmasını etkilemekte, bitkinin su kaybını çoğaltmakta ve böylece kökler topraktan kaybolan suyu emerken, suyla birlikte iyonları da almaktadır. Kaldı ki fotosentez sonucu meydana gelen maddeler köklere taşınmaktadır. Burada solunum sonucu meyda­na gelen yanma, daha fazla enerji oluşturmakta ve böylece kökün ab-sorbsiyon yeteneği, yani topraktan besin maddelerini alma özelliği art­maktadır.