Sere gelen güneş ışıkları, ser özelliğinden dolayı farklı ölçüde ser içine girer ve yararlanma sağlar. Serin kurulduğu yön, serin tipi, kullanılan malzemeler, onların kesitleri, çatı açısı, örtü malzemesinin çeşidi ve örtü malzemesinin refleksiyon, absorbsiyon ve kirlilik durumu ışık azalmasına neden olabilir.
Genel bir kaide olarak, çatı kenarları eşit olan (beşik çatılı), müstakil serler kuzey-güney, çatı kenarları eşit olmayan müstakil serler, küçük çatı yüzeyi kuzeye, büyük çatı yüzeyi güneye bakacak şekilde doğu-batı doğrultusunda kurulur. Beşik çatılı serlere ekonomik nedenlerle ışıktan daha iyi yararlanmak ve serleri güneş ışıklarından istifade ederek serleri kışın ısıtmak, yazın soğutmak için, sıcak bölgelerde kuzeybatı, soğuk yerlerde doğu-batı doğrultusu verilebilir. WHİTTE ve LAW-RERCE (1959) İngiltere'de yaptıkları denemelerde kış aylarında doğu-batı doğrultusunda kurulmuş serlerin, kuzey-güney doğrultusunda kurulmuş serlere göre % 12 oranında daha fazla ışık aldıklarını saptamıştır. DOREY (1960) göre bu farklılık % 12-25 bulunmuştur.
Serin tipi dikkate alındığında, çatısı eşit olmayan serlerde geniş yüzey güneye bakacak şekilde ser kurulduğunda, daha fazla ışıktan yaralanma olanağı karşımıza çıkar. Fazla sıcak ve güneşli yerlerde çatı kenarları eşit serler kuzey-güney doğrultusunda kurularak, güneş ışıklarının en kuvvetli olduğu öğlen saatlerinde ışıkların çatıya meyilli çarpması ve yansıması sağlanır. Böylece, mahyanın da gölgeleme yapması ile beraber sere daha az ışık girmesi sağlanır ve güneş ışıklarının kuvvetli olduğu dönemde, kötü etkisi kısmen azaltılmış olur.
Ser konstrüksiyonu tahta, demir, alimünyum, beton gibi maddelerden yapılır. Bu maddelerin her birinin emniyet gerilmesi farklı olduğundan, kullanıldıklarında kiriş kesitleri, yani kalınlıkları değişir. Tahta ve betonun emniyet gerilmesi, çelik konstrüksiyona göre daha azdır. Bu yüzden kirişler daha kalındır. Çelik konstrüksiyon da ışık kayıp miktarı % 10-15 iken, tahta ve betonda %20-25 ve hatta %40 kadar çıkar. Işık kaybını azaltmak için serin iskelet kısmında ışık geçirmeyen malzemeye mümkün olduğu kadar az yer vermeli, mümkün olduğu kadar ince kesit kullanılmalıdır. Statik hesaplar mutlak kalın kesit kullanmayı zorluyorsa, kirişleri, aşıkları ve dikmeleri yekpare (dolgu) çubuk yapmayıp, kafes çubuk olanları tercih edilmelidir.
Güneş ışıkları serin örtü malzemesine meyilli çarpmasıyla bir kısım ışıklar kırılma ve yansıma ile ser içersine giremez. Yani refleksiyon ile kaybolan ışık miktarı, öncelikle örtü materyalinin parlak, mat, düz veya oluklu oluşuna göre değişir. ABAK, ÇETİN ve ERTEKİN (1986)'ya göre, Antalya ilimizde, güneşli bir kış gününde, parlak bir camda % 15, mat camda % 32 oranında ışık azalması ölçmüştür. Bulutlu günde azalma oranı parlak camda % 30, mat camda % 36 olmuştur. Görüldüğü gibi parlak camla, mat cam arasında % 6-15 bir ışık azalma farkı vardır. Buna rağmen dış ülkelerde mat cam ucuz ve daha dayanıklı olduğundan öncelikle kullanılır. Camın oluklu veya düz olması da ışık geçirmeye etkilidir. Düz cam daha çok ışık geçirir. Bu bakımdan özel ser camlarının bir yüzü düz, bir yüzü oluklu yapılır. Düz kısmı ışığı daha fazla aldığından dış kısma, oluklu kısım ışığı yansıttığından iç kısma konarak, ser içine giren ışıkların serden çıkması engellenir ve serde kalması sağlanır.Yansıma ile kaybolan ışık miktarı, sere gelen güneş ışıklarının % 10-14'dür. Dünyanın dönmesiyle güneş ışıklarının geliş açısı devamlı değiştiğinden bir gün içinde görülen farklılık, mevsimlerde de kendini gösterir. Güneş ışıklarının çeşitli durumlarında, ser çatısıyla yapmış olduğu açı dikkate alınarak serin çatı açısı belirlenir. Avrupa ve Amerika'da ser çatı açısı 26,5 derecede standartlaştırılmıştır. Çatı açısının arttırılması, yani daha geniş (büyük) yapılması, ürün olgunlaştığı dönemlerde sere daha fazla ışık girmesini sağlar. Bu durum, ürünün miktarını ve kalitesini arttırmada kullanılır. Ayrıca ser iç yüzeyinde oluşan su damlalarının, çatı iç yüzeyinde asılı kalmaması, fazla kar yağan yerlerde karın çatı üstünde birikmemesi, fazla yük teşkil edip, çatıyı çökeltmemesi ve çatı meylinden dolayı su damlarının ve karın akıp gitmesini sağlayarak, güneş ışıklarının sere girmesini engellememesi, için yapılır.
Örtü materyali tarafından güneş ışıklarının bir kısmı absorbe edilir. Absorbsiyon miktarı örtü malzemesinin cinsine ve kalınlığına bağlıdır. SEEMANN (1952) herhangi bir materyal göstermeden serden absorbsiyon yolu ile kaybolan ışık miktarının % 10 civarında olduğunu belirtmektedir. VOLCKERS (1954) göre cam kalmlaştıkça absorbsiyon miktarı artar. Camın her 1 mm kalınlığı için % 1,6-2,5'lik bir kayıp hesaplanır. Bu durumda 2-4 mm cam kalınlığı için ışık kayıp oranı %8-10 civarındadır.
Camlar 320-2800 nm, plastikler 300-2500 nm arasındaki ışık dalga boylarını geçirirler (RENARD 1965). Güneş ışıkları dışında ser klimasına etki yapan bitki ve toprak gibi bazı unsurlar vardır. Toprak ve bitkiler ısı aldıklarında, bu ısının bir kısmını kullanır, diğer kısmını tekrar dışarıya yansıtır. Aldıkları ışık düşük dalga boyunda olmasına rağmen, yansıttıkları ışık yüksek dalga boyuna sahiptir. Örtü malzemesi 2500-3000 nm'nm üstündeki ışık dalgalarını geçirmeyip tuttuklarından, bu ışıklar ser içinde kalır, hapsedilir. Böylece serde "SER ETKİSİ" ortaya çıkar. HANSON (1963)'un araştırmalarında, ser etkisi cam ve plastik örtü malzemesiyle kaplanmış serlerde farklılık gösterir. Cam malzeme 2500-3000 nm dalga boylarını, plastikler 2500 nm'ye kadar olanlarını tutar. Bu yüzden cam serlerde ser etkisi daha kuvvetli olur. Plastikler arasında ser etkisi polyesterler % 13, polystrenler % 37 ve polyathylen-ler % 74 civarındadır. SCHULZE göre, fazla demir içeren camlar kırmızı ışığı % 5-6 oranında tutmaktadır. Normal camların kırmızı ışık tutma miktarı daha azdır.Cam ve plastik örtülerin kirlenmesi, bozulması, sert plastiklerin çiçeklenmesi, çatlaması örtü malzemesinin ışık geçirgenliğini büyük ölçüde düşürür. Bazı hallerde ışık geçirgenliği %50'nin üzerinde kaybolabilir. Bilhassa endüstri bölgelerinde hava kirlenmesi ve çatı kirlenmesi, işlek ve ham yol kenarlarında kalkan tozdan dolayı çatı tozlanması ve kirlenmesi hat safhadadır. MAPPES, STEİB ve HÖSSLİN(1964), tozlanma durumuna göre ışık azalmasını
- Zayıf tozlanma % 18-33
- Orta tozlanma % 30-43
-Kuvvetli tozlanma % 71-76
- Çok kuvvetli tozlanma % 85-92 olarak vermektedir.
SEEMANN(1952)'ye göre endüstri bölgelerinde kirlilik %56 iken, normal bölgelerde ancak %4 civarındadır. Ayrıca yağışlı bölgelerde kirlenme azalırken, kurak bölgelerde fazlalaşır. Yağışlar kendiliğinden çatı üstünde bir yıkama meydana getirir. Ser üzerinde biriken tozun temizlenmesi, kışın soğuk ve donlu günlerinde zor ve oldukça masraflı bir iştir. Serler bu yüzden daha çok yaz aylarında özel temizleyicilerle yıkanmalı ve hatta fırçalanmalıdır. Uzun zaman temizlenmeyen camların kirliliği zor atılır. Biriken tozlar suyla bazı asidik maddelere dönüşür. Cam üzerinde lekeler ve zedelenmeler meydana gelir. Cam yıkandığında tozu gitse bile, aşınan kısımlar (çiçeklenme) iyi ışık geçirmez, daha çabuk toz tutar ve kirlenir. Plastik maddelerden tozun ve diğer kirlerin çıkartılması, cama göre daha zordur. Çünkü plastiklerde toz ve kirler yüzeye elektriksel güçle tutulur. Bu yüzden yıkansalar bile toz ve kirler istenen şekilde atılamaz, eski ışık geçirgenlikleri tekrar sağlanamaz.