Cevap: Böceklerle Genetik Mücadele
Tarihçe:
«Tamamlayıcı savaş» teriminin, zararlılarla savaş konusu ile ilgili literatürde ilk kullanıldığı tarih 1954'tür (Smith and Ailen, 1954). Buna göre tamamlayıcı savaşa ait tarih henüz daha 40 yılını doldurmamış bulunmaktadır. Bu savaşla ilgili tartışmaların kökeninin çoğu II. Dünya Har- bini takiben kimyasal pestisidlerin yoğun şekilde kullanılmaları ve bunların sonucunda istenmeyen birçok kötü etkilerin meydana çıkmasıyla ilgili problemler üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu istenmeyen etkiler özellikle pestisidlere dayanıklı zararlı populasyonlarının oluşması, ilaçlamaları takiben çabuk gelişen zararlı populasyonları, gözden kaçan zararlıların epidemi haline geçmesi v.b.'dir. Bundan sonra gelişen bazı olaylar ve bu problemlere çare arama düşünceleri sonucunda tamamlayıcı savaş adı verilen ve modern sayılan savaş tekniği ortaya çıkmış oldu. Ancak bugünkü tamamlayıcı savaş fikrinin kırıntılarına eski yazarların bazı yazılarında rastlamak mümkündür. Her nekadar bir zararlı ile ilgili savaş yönetimi içinde açıkça yerleştirilmemişse de, temel ekolojik prensiplerle ilgili, örneğin bir ekosistem ve topluluk içindeki türlerin birbirine olan etkisi fikrinin, bazı bilim adamları tarafından takriben yüz yıl önce öne sürüldüğü-ğü görülmektedir.
Tamamlayıcı savaş teriminin ilk kullanılmasında, zararlıya karşı savaşta etkisi olan biyolojik savaş ile kimyasal savaş gibi iki yöntemin birbirlerini tamamlaması fikri yatmaktaydı. 1960'larm başlarında temelde ayni şey anlamına gelen bir takım terimlerin kullanıldğı görülür. Örneğin «harmonious control =;ahenkli savaş», «rational control= makul veya akıllı savaş» ve «modified spray program== değiştirilmiş veya hafifletilmiş ilaçlama programı» gibi. Bütün bunlardan sonra FAO'nun bu konudaki uzmanlar heyeti, zararlı savaşında bu taktiklerin birbirlerini tamamlamasının önemi üzerinde durarak birçok tartışmalardan sonra uluslararası bitki koruma düzeyinde oldukça üniform olan «integrated pest control = tamamlayıcı zararlı savaşı» teriminin kullanılmasını kabul etti (Anon., 1965a, 1968a, 1970, 1972). Panellere katılanların «tamamlayıcı zararlı savaşı» şeklindeki terimi «pest management— zararlı yönetisni)'ne tercih etmesinin sebebi, sonuncu terimin bazı dillere çevril-mesindeki güçlük olmuştu. 1972'deki FAO'deki panel'de «zararlı yöne-timi»'ni «tamamlayıcı zararlı savaşı» ile kökünü kazıma, kanunsal sava.ş gibi tek yanlı bir savaş metodu dahil, her şeyi kapsadığı kabul edilmiştir. Yukarda verilen terminoloji ile ilgili açıklama listesinden de anlaşılacağı üzere bugün, «tamamlayıcı savaş» ile «zararlı böcek yönetimi» birbirlerinden farklı terim veya deyimlerdir. Buna rağmen tamamlayıcı savaş terimi, hala daha zararlı böcek yönetimi (ZBY) deyiminin sanki karşılığı imiş gibi onun yerine kullanıldığı görülmektedir. Gerçekte bu deyimler birbirlerinin sinonimi değildir. Her ne kadar ZBY ile tamamlayıcı savaş arasında (eskiden böcek savaşı denildiği zaman yalnızca kimyasal savaş şeklinde anlaşılan fikirle kıyaslandığında), küçük de olsa gerçek fark bulunmaktadır. Aslında tamamlayıcı savaş: «kimyasal savaşın faydalı akar ve böcekleri koruyacak şekilde ayarlanması veya değiştirilmesi» olarak da tarif edilmektedir. Daha sonra bu fikir genişletilerek: «bütün uygun olan böcek savaş metotlarının birbirini tamamlayacak şekilde kullanmak suretiyle zararlı populasyonlarmı ekonomik zarar düzeylerinin altında tutma» şekline dönüştürülmüştür, işte bu sonuncu tarif, zararlı böcek yönetimi (kısaca ZBY)'dir. Buna göre ZBY'nin daha kapsamlı olarak: «Herhangi bir ya da, bütün mücadele metotlarım sağlam ekolojik koşullar kullanılarak, zararlı böcek populasyonununu ekonomik zarar düzeyi altında tutmak üzere tamamlayacak şekilde uygulama tekniğidir» şeklinde tarif edilebiliri «Zararlı böcek görüldüğünde, her türlü gayret sarfedilerek onları insektisidle öldür» olarak eskiden anlaşılan zararlı böcek savaşı, tamamlayıcı savaş ve ZBY sisteminin her ikisiyle kıyaslandığında, bu sonuncular bitki veya ürün korunmasında gerçekten belirgin olarak daha gelişmiş olan savaş yöntemleridir. Bu yöntemlerle ekonomik kayıplar yeteri derecede önlenir. Bu durum zararlıyı üründen, ya da o yerden elimine etmek değildir. ZBY'de esas amaç, çoğunlukla zararlının her zaman bitkilerde alçak düzeylerde bulunmasıdır.
Zararlı böcek yönetimi fikrini oluşturan sebepler :
Organo chlorine'Ii insektisid olan DDT'nin ortaya çıkmasıyla birlikte böceklerle savaşta, sentetik insektisidlerle savaş devri de başlamış oldu. Böcek savaşında esas ağırlık, gittikçe artan bir hızla ve yaygın olarak in-sektisidlere dayandırıldı. Yeni bir insektisidin piyasaya çıkışı bir diğerini takip etti ve organophosphat ve carbamate'lar gibi yeni grup insektisidler ortaya çıktılar. Bunun sonucunda geniş kimya sanayi oluşmaya başladı ve bu alanda büyük başarılar ve atılımlar gerçekleşti. Neticede insektisidlerle savaş süratli ve pahalı olmayan, uygun bir metot olarak ün yaptı. Böcek savaşı ile ilgili olanlar, böcek savaşında kimyasal olanı hariç, hemen hemen diğer bütün metotları terkettiler. Böylece insektisidlerin geniş alanlarda bol ve bilgisizce kullanılmaları, birçok problemleri de beraberinde getirmiş oldu.
Bu problemlerin en eskilerinden birisi mukavemetin meydana gelmesi, veya böceklere karşı kullanlan insektisidlerin bazı böcekler tarafından toleransla karşılanması durumunun ortaya çıkmasıdır. Kimyasal savaşın en önemli sonuçlarından birisi de zararlı organizmaların en etkili kim- yasal maddelere karşı bile zamanla dayanıklı populasyonlar meydana getirilebilmesidir. Yurdumuz dahil birçok ülkelerde de bu problemlere sık sık rastlanmaktadır. Evsineklerinin DDT'ye karşı mukavemet kazanmaya başlamasıyla bu türlü problem gittikçe arttı. Bugün Dünyada takriben 250 kadar türün çeşitli insektisidlere karşı mukavim ırklar meydana getirdiği, bazı türlerin insektisidlerin bir grubuna daha fazla mukavemet gösterdiği saptanmıştır.
insektisidlerin yine devamlı kullanılması sonucu besin, ürün, toprak, hayvan ve hatta insanlarda birikmesi, yani bakiye problemi ortaya çıktı. Bazı insektisidler, örneğin organo chlorine'lerin kimyasal stabiJitesi sebebiyle oldukça yüksek derecede kalıcı olduklarından, böyle insektisidler bir takım bakiye problemleri yarattılar. Buna karşılık organik fosforlu olanlar gibi diğerleri ise çabuk bozularak zararsız maddeler haline geçtiklerinden az kalıcı idiler. Esas olarak kalıcılıktaki farklılıklar ve bunun sonucundaki kalma problemleri, her ne kadar diğer faktörlere de bağlı iseler de, bu daha çok her bir ilacın kimyasal yapısıyla ilgilidir. Her ne ise, bakiye probleminin üstesinden gelmek için bu defa araştırıcılar veya yetiştiriciler daha fazla zehirli fakat daha az kalıcı bileşikleri aramaya ve bunları kullanmaya başladılar. Bu çare her ne kadar kalıcılık problemini oldukça gidermişse de, bu defa başka problemlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Örneğin az kalıcı bazı ilaçların memelilere yüksek derecede zehirli olmaları, bu defa onları kullanan veya elleyen kişilerin sağlıklarını büyük oranda tehlikeye soktu. Yine bu gibi insektisidler geniş etkiye sahip olduklaiından, kullanıldıkları alandaki her türlü böceğin büyük bir kısmını yok etmesi ve de az kalıcı olduğu için daha sık kullanmak mecburiyetinde kalınması sonucunda zararlı böceklerin doğal düşmanlarının daha fazla yok olmalarına, dolayısıyla doğal dengenin bozulmasına sebep oldu. Bu da evvelce az zararlı olarak bilinen bazı böcek türlerini önemli zararlılar düzeyine çıkarttı. Diğer taraftan az kalıcı insektisidlerin genellikle daha paha'ı olmaları ve daha sık kullanılmaları sebebiyle mücadele masrafları da gittikçe arttı. Yine böceklerin insektisidlere mukavemet kazanması, bakiye problemleri sebebiyle bazı insektisidlerin kullanılmalarının kısıtlanması sonucu diğer insektisidlere olan ihtiyaç arttı. Bu da piyasada insektisid bulma güçlüğü, ya da kıtlık yarattı. Bu kıtlığa ek olarak diğer enflasyoncu güçlerin de etkisiyle insektisidlerin fiyatları yükseldi, bu da tabii olarak yetiştiricilerin maliyetine yansıdı, insektisidlerin kıtlık ve fiyat artışına sebep olan bir diğer faktör de petrolün durumudur. Petrol eriticileri, emülsiyon halindeki yoğun insektisid formulasyonlarmın vazgeçilmez bir kısmını oluşturur. Petrolün kıtlığı veya fiyatının artışı da böylece insektisidlerin fiyatlarının artmasına sebep olmuştur. ?şte bütün yukarıda kısa olarak açıklanan sebepler, esaslı tarla örneklemesi, ekonomik düzeyleri dikkatle kullanması ve ekonomik böcek savaşının istediği mevcut insektisidlerin minimum düzeyde kullanılması esasına dayanan ZBY sistemi fikrini ortaya çıkarmıştır.
Zararlı böcek yönetiminin prensipleri ve felsefesi :
Hayvan ve bitki populasyonlarımn doğal bir biyotik topluluk içindeki durumları nispeten sabit olup herhangi bir türün epidemi haline gelmesi çok ender olur. Genellikle türlerin çoğu topluluk içinde alçak populasyon-yonlarda bulunur. Bu doğal topluluklardaki hayvanlar bitki yiyiciler, predatörler, parazitler, parasitoidler olarak ayrılırlar. Pek az türler de saprofit olarak yaşarlar. Ekologlar bu doğal duruma veya belirli bir yerdeki topluluk içindeki canlıların birbirleriyle ilişkili olarak bir arada yaşamalarına «türlerin dengesi» ismini verirler.
Bu gibi dengeler uzun zaman periyotlarında teşekkül eder. Populas-yonlar, tür içi ve türler arası rekabet, doğal düşmanlar , hava ve çevresel etkenler dahil birçok biyotik ve abiyotik faktörler tarafından kontrol edilir. Bu arada türlere ait populasyonlarda alçalmalar ve yükselmeler, yani dalgalanmalar meydana gelir, ancak bunların büyüklüğü nadiren zarar düzeyine ulaşır. Böyle doğal topluluklar içinde tarımsal ürünlerde zararlı olarak bilinen türler ender olarak bulunur. Dengede herhangi bir bozukluk olduğunda (örneğin iklimdeki ani ekstrem koşullardaki bir değişiklik, büyük bir baraj inşası, yeni bir böcek veya bitki türünün ithali gibi), takriben sabit olan bu denge bozulur ve sabit durum tekrar kazanılıncaya kadar birçok populasyon dalgalanmaları, hatta patlamaları meydana gelir.
?nsanın on bin yıldan fazla bir süredir tarımla uğraşması ve onda meydana getirdiği gelişme, kendisine ve çevresine de büyük etkide bulundu. Direkt ve endirekt olan bu etki dolayısıyla insan populasyonu arttı, bu da geniş orman ve meralıklarm tahribine yol açtı. Bunun sonucunda da doğadaki türlerin dengesi bozuldu. Gelişmekte olan tarım, bugün ürün zararlıları olarak bilinen türlerin meydana çıkmasına sebep oldu. Tarımın önceleri yavaş giden gelişme süresinde, insan nispeten sabit bir agroekosistem oluşturmuştu. Bu sistem oldukça uzun zaman devam etti. Çünkü insan o zaman tarımı ancak kendi ihtiyaçlarına yetecek bir biçimde ve küçük alanlarda yapıyordu. Önceleri tarım yaptığı alanda zarara uğrayan ürününden arta kalanları yani temiz ve zarara uğramamış olanlarını hasat etmiş, ve böylece zararlıya karşı direnç veya dayanıklı olanlarını bilmeden seçebilmişti. O, ürünün yerini biraz değiştirerek veya onların zararlılarını bir yerden diğer yere taşıyarak tarımını sürdürdü, böylece ürünün genetik olarak da farklılıklarını sağlamış oldu. Yaptığı işler küçük çapta olduğu için, çevre bozulması en az düzeyde olmuştu. O ayni zamanda zararlıların epidemiîeriyle karşılaştığında veya başka sebeplerle ürün almada başarısızlıklara uğradığında, basit olan işlemlerine başvurdu. Böylece ilksel tarım da denge bozulmadan devam etmiş oldu. Bu denge durumu 15. asırda yeni tarım alanlarının açılmaları ve geliştirilmesi sonucunda bozulmaya başladı ve 20. asrın sonuna doğru gittikçe artan bir şekilde devam etti. Amerika, Afrika, Avustralya ve büyük adalar keşfedilip buraları kullanılmaya ve yerleşmeye başlandıkça, hayvanlar ve bitkiler, daha önce ulaşılması mümkün olmayan bu gibi yerlere sokuldular veya oralardan alınarak eski yerleşim merkezlerine getirildiler. Böylece, tütün, mısır, patates, domates Amerika'dan Dünyanın bütün diğer ülkelerine sokuldu. Kakao yine Güney Amerika'dan Afrika, Güneydoğu Asya'ya ve Pasifik adalarına götürüldü. Hububat, yenebilen baklagiller, elma, asma da Avrupa ve Asya'dan diğer kıtalara ve adalara götürüldü. Böylece yüzlerce hayvan ve bitki türü Dünyanın her tarafına yayılmış oldu.
Herhangi bir bitki türü, yeni olan diğer bölgelere sokulduğunda, onunla birlikte çoğu defa zararlıları da o yerlere taşındı. Yine çok defa bu taşınmada zararlıları tamamlayan biyolojik savaş etmenleri beraberinde bulunmadı. Böylece yeni bölgelere sokulan zararlı türler yeni habitatla-rmda eski yerlerinden daha da zararlı oldular. Ayrıca bunlar yeni girdikleri yerlerde bâzan kendileri için daha da uygun bitki türleri de bulabildiler. Yeşilkurt, torbalı koşnil, arpa kesik sineği ve kestane çürüklüğü hastalığı bunlara iyi örnek teşkil eder- Elma sineği [Rhagoletis pomonella) A.B.D.'de evvelce Crataegus'te az görülen bir zararlı olduğu halde, daha sonra bu ülkeye elmanın sokulmasıyla ona çabucak adapte olmuştur. Bugün bu zararlı, bu ülke ile Kanada'nm güney kesimlerinde elmanın en önemli zararlıları arasında yer almaktadır.
20. Yüzyıldaki tarım reformunun, zararlı türlerin agroekosistemdeki dengesini daha da bozduğu ve daha karışık hale getirdiği bir gerçektir. Bilimsel genetik prensipler ve teknolojinin uygulamaya dönüştürülmesiyle yeni ve yüksek verimli varyetelerin mekanize olmuş kültüre adapte edilmeleri, hasadın ve hasat sonrası işlemlerin geliştirilmeleri ve de geniş alanlarda yoğun plantasyonların meydana getirilmeleri gibi günün modern tarımı, bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Örneğin genetik olarak uniform olan yeni varyeteler, mısır yaprak yanıklığı hastalığı gibi zararlılara hedef teşkil eder. Yeni varyetelerin çok defa zararlılardan korunmaları ve böylece de arzu edilen verime ulaşabilmek için de yoğun pestisidlerin kullanılmaları gerekir. Yine modern tarımdaki bir çok uygulamalar, hastalıklara, yabancı otlara, nematodlara veya böceklere duyarlılığı artırmaktadır. Örneğin a) Normal doğal yağmur koşullarında topraktaki rutubet düzeyinin dalgalanmasına oranla suni sulama koşulları birçok hastalık ve zararlıların gelişmelerine daha iyi ortam hazırlar, b) Yoğun bitki populasyonları, çevre koşulları olarak bazı zararlıların çoğalmasma uygun ortam hazırlar, c) Daha fazla ürün ve etli bitkiler yetiştirilmesine sebep olan gübreleme, az düzeydeki gübrelemeye, oranla, bu gibi bitkiler zararlı hücumuna daha fazla maruz kalır, ve d) Çok fazla ürün elde etmek (birden fazla ürün), zararlı populasyonunu artırmaya yardım eder, gibi uygulamalar sayılabilir.
Bunlardan sonuncu uygulama daha yakm zamanda ülkemizde başlatıldığı için, bitki koruma açısından ileride ne gibi problemlere maruz kalabileceğimizi burada bir örnek (Glass et al., 1972) vererek açıklamak yerinde olacaktır:
Filipinlerde geleneksel çeltik ziraatı bundan takriben 15 yıl öncesine kadar her yıl vasat, fakat oldukça sabit istihsal yapmaya elverişli durumda gidiyordu. Yüksek boylu olan yerli varyeteler az gübreli yerlerde yaşayabiliyor, normal verimde bulunabiliyor ve yabancı otlara karşı başarılı bir şekilde rekabet edebiliyordu. Bu varyeteler mevcut olan böceklere, hastalıklara ve kemiricilere karşı muaf değiller, fakat hepsi de oldukça toleranslıydı. Bu ülkede çeltik yılda bir defa olmak üzere rutubetli ve yağışlı mevsimde ekilir ve bunu takriben 6 ay süren kuru mevsim takip ederdi. Bu kuru mevsimde, su kenarlarında yetişen bazı bitkiler hariç, etrafta yeşil bir bitki, ot vs. son derece az bulunur, bunlar üzerinde de gelecek ekimde zarar yapabilecek böcek türleri populasyonları çok alçak düzeyde bulunurdu. Bu şekilde doğada kurulmuş olan denge devam edip gidiyordu. Bu ülkede başlatılan yoğun çeltik ziraatı aşağıdaki problemleri de beraberinde getirdi; Her şeyden önce sulu ziraatın girmesi dolayısıyla bir ürün diğerini takip ederek bütün yıl boyunca ekildi ve biçildi. Yeni ithal edilen çeltik varyetelerinden potansiyel ürün elde edebilmek için kısa boylu ve sert saklı olanlar seçilmiş, daha önceki yüksek boylu varyetelerin zararlılara dayanıklı olanlarının seleksiyonuna gidilmemişti. Netice olarak kaçınılmaz olan zararlı problemleri belirgin olarak gittikçe artmış, ve 1971 yılında bir