Cevap: Eurygaster integriceps
bir yere giderler. Burada bir süre vücutlarını güneş ışınlarına dik gelecek şekilde tutar ve bir—iki deneme uçuşundan sonra birden dik olarak yukarıya çıkar ve ekinlerin bulunduğu ovalaıa doğru uçarlar. Bu uçuşlarında rüzgârlardan da büyük ölçüde yararlanırlar.Buğday, ya da diğer Gramineae bitkilerinin (özellikle arpa, çavdar,yulaf veya bunların yabanilerinin) bulunduğu tarlalara gelen süneler,bu bitkileri takriben 5-10 cm boyda bulurlar. Tarlalarda mayıs ayı başlarına kadar olan dönemde, ergin süneler havaların uygun olduğu, yani; açık, sakin ve sıcak olduğu zamanlarda normal beslenmelerini ve hayatsal faaliyetlerini sürdürürler. Kapalı ve yağışlı havalar, soğuk, ya da şiddetli rüzgarlı zamanlarda bitkilerin diplerine veya toprak sathına inerek gizlenirler ve faaliyetlerim durdururlar. Ovaya yeni gelen süneler bir taraftan beslenirken diğer +araftan da çiftleşme ve yumurta bırakmaya başlarlar. Bu süre takriben 1,5-2 ay sürer ve bunun sonunda da görevlerini bitirerek doğal şekilde ölür ve yok olurlar. Genellikle eski nesil erginleri, yeni nesil erginlerinin çıkmaya başladığı zamana kadar tarlalarda ttk tük görülürse de bu tarihten sonra artık tamamiyle yok olurlar.
E. integriceps yılda bir nesil verir. Bu türün, yurdumuzdaki ortalama
hayat dönemleri Şekil 159'da gösterilmiştir. Dağlardan ovalara göç eden
eski nesil erginleri çiftleştikten sonra dişiler yumurtlamaya başlar. Bir
dişinin hayatı boyunca birçok defalar muhtelif erkeklerle çiftleşmesine kar
şılık erkekler de birkaç defa olmak üzere muhtelif dişilerle çiftleşir. Bir
dişi hayatı boyunca ortalama 80 kadar yumurta bırakır. Fakat bu miktar
yumurtayı 5-6 defada bırakır. Ancak uygun koşullarda bir dişi 150 ve
daha fazla da yumurta bırakabilir. Her yumurtlamada dişi, 12-14 (çoğun
lukla 14) adetlik muntazam ve 2-3 sıralı dizileri olan kümeler halinde
olmak üzere yumurta bırakır. Yumurtlama süresi 1-2 ay devam eder.
Fakat bu süre içinde yumurtaların yoğun olarak bırakılma zamanı yalt\nızca 2-3 haftadır. Dişiler yumurtalarını çoğunlukla beslendikleri Gramineae bitkilerinin yapraklarının alt yüzlerine bırakır. Ancak tarlalarda Gramineae arasında yabancı bitkiler bulunduğunda (özellikle yap, rakları tüysüz olanlar olmak üzere), onların da yapraklarının alt yüz lerine rahatlıkla yumurtalarım bırakırlar. Bu gibi bitkilerin çeşidi, bölge bitki örtüsüne göre değişir. Yumurtaların açılması iklim koşullarına
bağlıdır. Sıcaklık ne kadar yüksek olursa, yumurtalar da o oranda kısa
sürede açılır. Örneğin 35°C'de yumurtaların 4 günde açılmasına karşılık 28°C'de 12 gün ve 16°C'de ise 24 günde açılır. Yumurtalardan çıkan nimfler beş gömlek değiştirerek beş dönem geçirir. 5'ci dönemdeki nimfler gömlek değiştirdikten sonra ergin hale geçer. Yumurtadan, erginlerin çıkmasına kadar olan süre çevre ve hava koşullarına göre değişmek üzere takriben 1,5-2,5 ay sürer. Yumurtadan yeni çıkan nimfler birinci dönemde beslenmezler ve bunlar çoğunlukla yumurta üzerinde veya civarında toplu olarak bulunurlar. 2'ci döneme geçtikten sonra dağılmaya başlarlar ve bu zamanda başaklar da takriben süt olumunda olduğundan onlara geçerek tanelerde beslenmeye başlarlar. Artık bu dönemden, sonraki diğer nimf dönemleri ile yeni çıkan erginler kışlak yerlerine çekilinceye kadar taneler üzerinde büyük bir oburlukla beslenirler.
Ekolojisi : Sünenin ekoloji veya epidemiyolojisi üzerinde pek çok
araştırmalar yapılmıştır. Bunlardan Zvvölfer, bu hususta ilk ve çok önemli
araştırma yapanlardan birisidir. Bu araştırıcı 1928 yılında yurdumuza
gelerek özellikle Adana ve çevresinde o zaman bu bölgede büyük zararlara
neden olan süne üzerinde 1,5 yıl süre ile araştırmalar yapmış ve bunların
sonuçlarını 1930 yılında Rostok'ta toplanan Entomoloji Kongre'sine teb
liğ olarak sunmuştur. Daha sonra bu tebliğ Prof. Dr. M. Ali Tolunay
(1942.) tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Zwölfer, sünenin yayıl
dığı alanlarda devamlı zarar yaptığı bölgelerin klimograrrüarını inceleyerek,
bu türün geliştiği ayda (özellikle mayısta) .ortalama 20-22 °G sıcaklık ve
10-12 mm'lik yağışa sahip olması gerektiğini ve bu gibi yerlerde haddin
den fazla çoğalarak epidemi yaptığını bildirmiştir. Buna göre bu koşullara
sahip olan Adana-Izmir, Diyarbakır-Urfa, Îstanbul-Trabzon ve Konya-
Ankara gibi dört bölge gösterilmiştir. Burada dikkatle üzerinde durulacak
nokta, Zwölfer daha 1930 yılında bu bilgileri verirken Orta Anadolu'da
Konya ve Ankara'da E. întegriceps olmasa bile i?, mama hakkında ilk uya
rıyı yapmış (çünkü bu bölgede 'çoğunlukla bu tür bulunmaktadır) ve hele
Diyarbakır-Urfa bölgesinin E. integriceps için çok tehlikeli bir bölge ol
duğuna işaret etmiştir. Nitekim bu görüşünün isabetli olduğu daha sonra
ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Nizamlıoğlu (1955), Zwölfer'in görüşü
nü çürütmeyi amaçlayan yayınında bazı noktalara değinmek istemişse
de sünenin epidemiyokjisini gerçek biçimde ortaya koyacak şekilde hiç
bir bilgi ve delil vermemiştir. Rus entomologları sünenin epidemiyolojisi üzerinde uzun süre çalışmışlar, hattâ bunu, kendilerine göre geliştirdikleri bir erken uyan sistemi şeklinde ortaya koymuşlardır. Bu sistem, Rusça'dan Türkçeye çevrilmiş olan bir yayın ile (Karel, .1970) etraflı olarak açıklanmış ve yukarıda pasif dönem açıklanırken bu hususa da kısa olarak değinilmiştir.Gerçek şudur ki, sünenin epidemiyolojisi bütün diğer böcek türlerinde olduğu gibi çevre koşulları ile çok yakından ilgili bulunmaktadır. Ancak bu türde, diğerlerinden biraz farklı olan bir özellik bulunmaktadır ki o da besinin önemidir. Çünkü süne, kışlak yerlerinde geçireceği 9-10 ay gibi uzun bir pasif dönem için dağlara çıkmadan önce yoğun bir şekilde beslenerek vücuduna gerekli yedek besini depo etmek mecburiyetindedir. Özellikle son nimf döneminde bulunan bireyler ile yeni çıkan erginlerin,kışlak yerlerine çekilinceye kadar olan dönemde çok yoğun bir biçimde tanelerle beslenmeleri lâzımdır. Ancak 4 ve 5'ci dönemde bulunan nimf-ler, vücutlarına depo ettikleri besinlerin büyük bir kısmını bir dönemden diğerine geçme esnasında sarfettiklerinğen, yeni çıkan erginlerin vücutları içinde pek fazla yedek besin kalmaz. ?şte yeni çıkan erginler, bir taraftan havaların gittikçe artan sıcaklığı, bir taraftan da buğday başaklarının gittikçe çabuklaşan bir biçimde olgunlaşmaya ve tanelerinin de sertleşmeye başlaması nedeni ile mevcut olan besinden azami şekilde yararlanmak ve vücutlarına yedek besin depo etmek üzere yoğun olarak beslenirler. ?şte bu dönemdeki sünenin beslenmesi, besin almanın en önemli bölümünü oluşturur. Sünenin beslendiği bitkiler başta buğday, arpa, çavdar, yulaf ile bunların yabani formları ve diğer bazı Gramineae türleridir. Ancak bunlar içinde arpa erken olgunlaştığı için, bu bitkinin başaktan önceki döneminde bir miktar zarar yapar ve daha sonra buğdaylara geçer. Çavdarı arpaya tercih ederse de bunun ve yulafın ekiliş alanları sünenin zarar yaptığı yerlerde pek sınırlı durumdadır. Buna karşılık buğday ve onun yabani formlarını diğer Buğdaygillere oranla daha fazla tercih eder. Ancak buğdaylar içinde yazlık buğday, kışlıklara oranla daha elverişli bir besin ortamı teşkil eder. Her ne olursa olsun, tarlalarda yeni erginler meydana geldiğinde, buğdayların çeşit ve ekim tarihleri nedeni ile bazısı süt olum, bazısı sarı olum, bazısı da tam olarak olgunlaşmış halde bulunur. Bu dönemde sünenin geliştiği yerdeki buğdaylar (bu husus, sünenin beslendiği diğer buğdaygil türleri için de söz konusudur) eğer sertleşmişler-se, bunlarda devamlı beslenmeleri olanak dışıdır. Çünkü, her ne kadar sertleşmiş olan tanelerde salgıladıkları salya ile onları yumuşatıp beslene-bilirse de, bu zamanda yüksek olan hava sıcaklığı, bunların vücutlarından fazla oranda su kaybetmesine manidir. Hattâ bu zamanda aksine, vücutlarının suya ihtiyacı vardıi. Bu nedenle olgunlaşmış elan buğday tarlalarını yalnız erginler değil nimfler de terkeder ve civarda bulunan, henüz daha olgunlaşmakta olan buğday veya diğer Gramîneae tarlalarına göç ederler. Bu dönemde ergin ve nimfierin devamlı yer değiştirmelerinin nedeni de budur. Sünelerin bu dönemde sertleşmiş buğday tanelerinde teorik olarak besi enemeyeceklerini Zwölfer (1942) ilk defa öne sürmüştür. Buna karşılık bu durumu Brovvn (1962), denemeler yaparak ispatlamıştır. Öyle ki, bu sonuncu araştırıcı yaptığı denemelerde ergin sünelerin ister adi şekilde su verilsin, isterse yeşil halde taze bitki verilsin, bununla birlikte sertleşmiş durumdaki buğday taneleri verildiğinde bu tanelerle kolaylıkla beslenebildiğim, buna karşılık yalnızca sertleşmiş buğday taneleri veril-. diğinde ise beslenemediklerini ve öldüklerini saptamıştır. Burada üzerinde önemle durulacak olan nokta, süne erginlerinin eğer tarlalarda onlara kaybedecekleri su ihtiyacını karşılayabilecek durumda olan, henüz daha yeşil bitkiler varsa pek alâ olgun ve sertleşmiş buğday tanelerinde de beslenebileceklerinin ortaya konulmuş olmasıdır. Bu yeşil bitki herhangi bir bitki olabilir. BROWN, bu hususta iran'da yaptığı denemelerde, olgunlaşmış buğday tarlaları içinde yeşil halde görülen devedikenini (Alhagi camelorum) süne içinsu veya rutubet temin etme kaynağı olarak deneme-' lerinde kullanmış ve başarı sağlamıştır. Gerçekte sünenin zarar yaptığı alan dikkatle incelenecek olursa, bu zararlının ergin hale geldiği zaman, ister bulunduğu tarlada olsun, ister civar, isterse dağlar yönündeki yükselen tarlalarda olsun, Gramîneae familyası dahil çeşitli bitkilerin muhtelif fenolojik dönemlerde oldukları görülür. Hattâ buğdaylarda bile ister çeşit, ister erken veya geç ekim nedeni ile olsun, isterse de yükseklere çıkıldıkça ekinlerin daha geç gelişmeleri sebebiyle olsun, değişik gelişme dönemlerinde bulunan buğday tarlaları görülür. Bu durum diğer Gramineae türlerinde de aynen görülür. Bu demektir ki, ergin süneler çabuk ve etkili yer değiştirme olanağına sahip olduğu için, bunlar dağlara çekilinceye kadarki dönemde vücutlarına yedek besin depo etmede hiç de güçlük çekmeyeceklerdir. Bunlar zaten dağlardaki kışlak yerlerine çıkıncaya kadar konaklayarak gittiklerinden, daha yüksek yerlerde tesadüf ettikleri tarlalarda iyi şekilde beslenmeleri için daha uygun gelişim dönemindeki buğdaylara rastlayacakları açıktır. Asıl önemli olan nokta, süneler ergin hale geldiklerinde nimf döneminde bulunanların % oranı ve bu dönemdeki buğdayların olgunlaşma durumlarıdır. Nirnflerin yer değiştirmelerinin, erginlere oranla çok az olduğu göz önünde,tutulursa bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Eğer bu dönemde buğdaylar veya bunların beslendikleri diğer Gramineae bitki türleri olgunlaşmış, ya da hasat edümişlerse, o taktirde bunların büyük bir çoğunluğu besinsizlikten ölürler.
Genel olarak sünenin çoğalmasına ekolojik olarak en uygun yerleri şu şekilde tarif etmek mümkündür. ?klimi kışın soğuk ve az çok rutubetli, yazlan sıcak ve kurak, etrafında kışlamaya elverişli yükseklik ve uzaklıkta dağlar bulunan ve monokültür ziraat (özellikle yalnızca hububat ekilen) yapılan yerlerdir.
Doğal düşmanları : E. integriceps''in doğada sayısını kısıtlayan faktörlerin başında, besinle birlikte doğal düşmanları da çok önemli rol oynar. Belirli bir yer ve zamandaki süne populasyon yoğunluğunu saptamada doğal düşmanlar kompleksini mutlaka dikkate almak gerekir. Sünenin doğal düşmanları üzerinde, gerek yurdumuzda gerekse diğer ülkelerde önemle durulmuş ve pek çok parazit ve predatörleri saptanmıştır.Doğal düşmanlardan bazıları sünenin yumurtalarına, diğer bazıları da ergin ve nimflerine saldırır. Bunlar yumurta parazitleri, yumurta predatörleri, ekto-parazitler, iç-parazitler, ergin veya nimf predatörleri ve hastalık yapan etmenler olarak ayrılır. Bunlar içinde yurdumuz için en önemli grup, yerine göre yumurta parazitleri ile iç-parazitlerdir. Cetvel I'de yurdumuzda süne ile ilgili olarak tespit edilen doğal düşmanlar liste halinde verilmiştir.