Cevap: Erozyon ve çölleşme
Böyle önemli bir konuya değindiğiniz için teşekkür ederim.
Yeri gelmişken ufak bir ayrıntıyı da hatırlatmış olalım.Çölleşmenin ortaya çıkması bazı şartların oluşması iledir ki bunlardan en önemli olanı yıllık ortalama yağış miktarının 200-250 mm altında olmasıdır.BURDA BAHSETTİĞİMİZ EROZYON SONUCU KAYIP İSE TOPRAKTA MEYDANA GELEN ORGANİK VE BİYOLOİK AZALMA SONUCU ÇORAKLAŞMADIR.
Çölleşme, iklim yani su ile ilişik bir tanımlama olduğundan dönüşü neredeyse imkansızdır.Çoraklaşmada ise önlemler ve bazı müdahaleler süreci durdurup durumu lehimize çevirebilir.
Tabii ki topraklarımızın erozyondan korunması için birçok önlemler alınabilir.
Ülkemiz topraklarının nerdeyse % 90 ının erozyon tehditi altına olduğu DSİ verilerden anlaşılmaktadır.Bu duruum ülkemizde doğla olarak erozyona yatkın bir durum olduğunu göstermektedir.Tüm bunlara rağmen mevcut tehlikeyi şiddetlendiren faktör ise insan etkileri ve yanlış arazi kullanımlardır.
Öncelikle konuyu genel olarak toplamaya çalışırsak yukarıda bahsedildiği gibi erozyonu tetikleyen bir çok doğal faktör vardır.Bunları iç ve dış kaynaklı olarak sınıflandırabiliriz.İç kaynaklı olaylar genelde yeryüzünün derinliklerinde meydana gelen, pek bi şey yapamadığımız faktörleri oluşturur.(örn.volkanik patlamalar,depremler)
Dış dinamik olarak bahsettiğimiz olaylar ise YER ÇEKİMİ etkisi altında cereyan eden ve daha çok yükseklikleri aşındırıp alçak yerleri dolduran bu yollada araziyi düzleştiren olaylardır.Kayaların ayrışması,Ufalanması kimyasal yollarla yaşanan parçalanmalar,kaymalar ,devrilmeler erozyon gibi olaylar bunlara örnek verilebilir.
Doğal olarak Doğada(insanları bulunmadığı alanlarda) meydana gelen erozyon normal erozyon olarak adlandırılmaktadır ve yüzyılladır zaten devam etmektedir.
Bizim için asıl tehlikeli olan ise Antropojen erozyon dediğimiz insan etkisi ile şiddetlenen erozyonlardır.Bu arada meydana gelen bir bozulmanın hem çevresine, zamanla da alanın uzak çevresine büyük zararları olmaktadır.
Konu oldukça geniş olduğundan bu kadar açıklama ile bitirip yapabileceklerimize geçmek istiyorum.
Öncelikle insanın kullanımlarını çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor.Yani KESİNLİKLE alan kullanımı planları geliştirip YERLEŞİM İÇİN UYGUN OLMAYAN yerlere yapılanma getirmemmeliyiz.Planlama çalışmalarında Dünya nın kabul ettği ölçek HAVZALAR olmaya başlamıştır.Herşeyden önce havza planlamasına uygun bir ALAN YÖNETİMİ yapmak zorundayız.Doğal arazi formunu neredeyse baştan aşağı değiştiren sert müdahalelerde bulunmamalıyız.
ormanların yıkımlarının ve talanlarının önüne geçmek bir çok hatanın telafisi bakımından oldukça önemlidir.Bu arada yüzey madenciliği çalışmaları da doğaya yeterince zarar vermekte ve erozyon sürecini hızlandırmaktadır.(bir maden ocağına gidip durumu yerinde görmenizi öneririm.)Bu amaçla kullanılacak maden alanların kullanıma açılmadan önce kullanım sonrasında nasıl bir şekilde doğaya kazandırılacağının planlarıda hazırlanmalı ve madencilik aşamasında oluşan yıkıntı ve topoğrafya ona göre şekillendirilmelidir.Nitekim Almanya da bu konuda geliştirilen teknik bu şekildedir.Dünya üzerinde maden alanlarının rehabilitasyonu ise oldukça önemsenmekte bu yönde çalışmalar devam etmektedir.
Yanlış yerlere yerleşim birimlerinin kurulmasıda yine en acı gerçeklerden biridir.Ülkemizde yetişen ve alan kullanımında söz sahibi olan Şehir Bölge Planlamacılar ile Mimarların TEMEL ANLAYIŞI olan DÜZ ALANA yerleşim alanı kurulması uygundur ANLAYIŞI MAALESEF BU DURUMU DAHA KÖTÜ BİR HALE GETİRMEKTEDİR.
Bu şekilde kuruluşu başından beri yanlış olan şehirlerimiz bile vardır.(ÖRN. DÜZCE,ETRAFI DAĞLARLA ÇEVRİLİ DEĞERLİ TOPRAKLARIN ÜZERİNE YERLEŞİM ALANI TESİS EDİLMİŞTİR.)Yurt dışında alan kullanımları Doğa bilimleri ile uğraşan Peyzaj Mimarları, biyologlar,jeologlar ve ilgili birçok disiplinin ortak çalışması sonucu belirlenmekte ve bu çalışmaların sonunda ortaya çıkan alan kullanımları mimar ve plancılara verilmektedir.
İlerleyen günlerde devame etmek ümidyle.
saygılarımla...