Cevap: Diyabetik ve Fonksiyonel Gıda
Diyet lifinin önemi nedir?
Diyet lifi; besinlerin sindirilmeyen, nişasta olmayan kısmıdır. 2 tip diyet lifi vardır. Suda çözünür diyet lifi; pektik ögeler, sakızlar, b-glukan, musilajlar, dirençli nişastadır. Suda çözünmez diyet lifine örnek ise selülöz, lignin ve hemisellülözdur. Suda çözünür lif grubundan; pektin elma, ayva vb. besinlerde; sakızlar reçinede; b-glukan yulaf vb besinlerde; musilajlar bitkilerde; dirençli nişasta kuru baklagillerde bulunur. Suda çözünmez diyet liflerinden; selüloz kepekte, hemiselülöz tahıllarda ve lignin ise buğdayda bulunur.
Genelde besinler sindirim enzimleri yardımı ile parçalanırlar. Ancak diyet lifi sindirim enzimlerinden etkilenmeyerek sadece barsak içerisinde bulunan yararlı bakteriler tarafından parçalanırlar. Bu olaya kolonda fermentasyon denir. Kolonda fermentasyona uğrama yüzdesine göre diyet lifinin barsak sağlığını daha iyi koruduğu bildirilmektedir. Toplam diyet lifinin yaklaşık yarısı barsakta fermentasyona uğramaktadır. Çözünür lif daha çok fermente olur. Örneğin; kuru baklagiller % 100 fermente olurken kepek ve buğday % 20-80 arasında fermente olmaktadır. Bu nedenle kuru baklagillerin düzenli tüketilmesi barsak sağlığı açısından oldukça olumludur.
Diyet lifinin enerji yoğunluğu düşük olduğundan ve su çekici özelliğinden dolayı mide içeriğinin viskozitesini arttırarak midenin boşalmasını geciktirir. Mide boşalmadığı için bireyin yeme isteği azalır. Bu durumda kilo vermek isteyen bireyler için çok olumludur. Kilo vermede amaç bireyin daha uzun süre tok kalmasını sağlamaktır. Bu nedenle diyet lifi yüksek beslenme ile bol su içimi bir arada olursa daha uzun süre tok kalınacağı kesindir.
Diyet lifinin hastalıklar üzerine olan etkisi de göz ardı edilmemelidir. Diyet lifinin kolon-rektum kanserini önlemede etkileri vardır. Bu etkisini kolon bakteri florasını değiştirerek toksik metabolitlerin üretimini önleyerek ve dışkı atımını hızlandırarak bu metabolitlerin barsak hücreleriyle temas sürelerini kısaltılmasıyla sağlamaktadır.
Diyet lifi kolesterol düşürücü etkisi ile kardiyovasküler hastalıklar için de önemli etkilere sahiptir. Çözünebilir posa; barsaklardan safra asitlerinin emilimini engelleyerek karaciğerde kolesterol sentezi için gerekli öncü öğelerin konsantrasyonunu azaltmaktadır.
Ayrıca diyet lif içeriği yüksek olan besinlerin glisemik indeksleri düşüktür. Bu nedenle diyabet hastalığı olan bireylerin lifli besinleri düzenli olarak tüketmeleri kan şekerinin düzenlenmesi açısından oldukça yarar sağlamaktadır. Özellikle yulaflı besinler çözünür lif içeriğinden dolayı kan şekerinin denetiminde pozitif sonuçlar getirmektedir.
Diyet lifinin yetişkinler için günlük önerilen miktarı ortalama 25-30gr’dır. Bunu besinlerle karşılamak hiç de zor değildir.
Günlük diyet lifi gereksinmesini karşılamak için; 1 porsiyon yeşil yapraklı sebzeler, 1 porsiyon domates, havuç, 1 porsiyon narenciye meyveler, 1 porsiyon kuru baklagil yemekleri, 3 orta dilim ekmek (tam buğday unundan yapılmış) , 1 porsiyon bulgur veya kepekli pirinç veya tam taneli makarna tüketilebilir.
Diyet lifinin en iyi kaynakları; badem, taze ve kuru barbunya, yeşil mercimek, fırınlanmış kestane, yer fıstığı, buğday kepeği, tam buğday ekmeği, kurutulmuş domates, lahana, bamya, kabuklu fırınlanmış patates, taze soğan, asma yaprağı, taze bezelye, taze fasulye, kabuklu elma ve armut, kuru kayısı, kuru incir ve limondur.
Light / Diyet Ürünler Zayıflama Diyetlerinde Serbestçe Tüketilebilir mi?
Bir ürünün üzerindeki "light" veya "diyet" ibaresi o besinin gün içerisinde serbestçe tüketilebileceği, enerjisinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Sonuçta lezzet veren birtakım öğeler (yağ, şeker, un, tuz...) mevcuttur. Unutmayınız ki bunlardan herhangi birinde yapılan bir azaltma diğerindeki artış ile kapatılmakta ve lezzet bu şekilde korunmaktadır. O nedenle besinler satın alınırken etiketleri iyi bir şekilde okunmalı ve yorumlanmalıdır. Uygun olan ürün de serbestçe tüketilmemeli, eşdeğeri olan başka bir besinin yerine tercih edilmelidir. Aksi taktirde farkında olunmadan yüksek oranda enerji alımına, dolayısıyla kilo kazanımına yol açabilir.
Diyabetik ve Fonksiyonel Ürünler Pazarı ne kadar?
Gıda teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak her geçen gün tüketiciler yeni bir ürünle karşılaşmaktadır. Beslenme ile ilişkili sağlık sorunlarının ortaya çıkması ve şişmanlığın görülme sıklığının artmasıyla birlikte beslenmede light-diyet ürünler geliştirilmiş olup, her geçen gün yeni bir ürün tüketicilerin beğenisine sunulmaya devam edilmektedir.
Türkiyede ve dünyada diyabetik gıda pazarı fonksiyonel gıda pazarı ile birlikte değerlendirilmektedir.
Dünyada fonksiyonel ve diyet ürün pazarı 200 milyar doları aşmaktadır.Türkiyede bu rakam geçen yıl 420 milyon ytl olarak gerçekleşmiştir.Önümüzdeki yıllarda bu büyümenin hızla devam edeceği tahmin edilmektedir.
Dünyada da, Türkiye’de de en hızlı gelişen alan probiyotik sütlü ürünler pazarı olmuştur.ACNielsen’ın verilerine göre, 2005 sonu itibariyle dünyada probiyotik yoğurt pazarı, toplam yoğurt pazarı cirosunun yüzde 8,4’lük bölümünü oluşturmuştur. Gelişmiş ülkelerde bu oran çok daha yüksektir. Fransa’da probiyotik yoğurt pazarı toplam yoğurt pazarının yüzde 14’ünü oluştururken, İspanya’da bu oran yüzde 17’ye ulaşımıştır. Dünya çapında probiyotik yoğurt pazarı yılda % 15 ile 20 arasında büyümektedir.
Amerika, Avrupa ve Japonya global fonksiyonel gıda pazarından eşit pay almaktadır. Yani dünyada fonksiyonel gıda pazarının yaklaşık 3’te 1’ini Amerika, 3’te 1’ini Avrupa ve 3’te 1’ini de Japonya elinde tutmaktadır.
Son 30 yıl içinde özellikle başta Amerika ve Avrupa'da olmak üzere şimdi de artık dünyanın nerdeyse bütün ülkelerinde diyetetik (light) veya diyabetik veya diyet-diyabetik ürünler market ve eczanelerde görmekteyiz.
Amerika ve Avrupa'da yağsız, az yağlı, şekersiz,şeker eklenmemiş, az kolesterollü, kolesterolsüz, diyabet hastaları için diyet ürünü, az tuzlu gibi diyet yapanlara uygun ürünler bolca üretiliyor. Bu ürünlere son yıllarda ülkemizde de her yerde rastlamaktayız.
Diyet ve Diyabetik Ürünler Türkiye Pazarı Ne Kadar?
Pazar büyüklüğü (2007 yılı): 90,7 milyon YTL
Pazar büyüme oranı (2006 yılı): % 20
Satın alan hane oranı: % 46
Kaynak: IPSOS-KMG Fonksiyonel ve Diyet Ürünler Raporu 2007
Sağlık Bakanlığının konuyla ilgili çalışmaları ?
Sağlık Bakanlığınca hazırlanan Kronik Hastalıklar Raporuna göre(2006), Ülkemizde yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor…
Kronik Hastalıklar İçin Risk Faktörleri; Sigara Ve Alkol Kullanımı, Sağlıksız Beslenme, Stres ve Hareketsiz Yaşam Tarzı…
Dünyada en önemli halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen kronik hastalıklar, ülkemizde gerçekleşen ölümlerde önemli bir yer tutuyor. Türkiye‘de özellikle yoğun sigara tüketimiyle sağlıksız beslenmenin yol açtığı kronik hastalıklar, önemli bir sağlık sorunu olarak varlığını sürdürüyor. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan 16 ?ubat 2006 tarihli ‘Kronik Hastalıklar Raporu’na göre, Ülkemizde yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor ve kronik hastaların sayısında artış gözleniyor. Raporda, kronik hastalıklar grubunda yer alan kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve KOAH’ın en önemli risk faktörlerinin; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, stres ve hareketsiz yaşam tarzı olduğu vurgulanıyor.
Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan ‘Kronik Hastalıklar Raporu’nda, şeker hastalığının yaşadığımız yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri olduğu ve dünya nüfusunun yüzde 2.5’ini olumsuz etkilediği vurgulanarak, ”Ülkemizde, aileleriyle birlikte 12 milyon vatandaşımız diyabet hastalığından etkileniyor. Türkiye’de ’önemli bir halk sağlığı sorunu’ olarak varlığını sürdüren diyabet, bir çok hastalığa da zemin hazırlıyor. Tüm yaş gruplarında görülebilen ve yaşam boyu süren diyabet; aşırı su içme ve yemek yeme, sık acıkma, aşırı idrara çıkma, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteriyor” denilmektedir
Sağlık Bakanlığı , 15 üniversite, Türk Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, Türkiye Diyabet Cemiyeti, Türk Diyabet ve Obezite Vakfı, Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği ile Diyabet Hemşireliği Derneği işbirliği ile düzenlenen “Türkiye Diyabet Kontrol Projesi” Haziran 2008 de hayata geçirilmiştir.
Bu proje ülkemizde bulunan 5 milyon diyabetli hastanın hayat kalitesini yükseltmek, diyabete bağlı organ hasarlarını azaltmak ve yüksek diyabet riski taşımasına rağmen henüz farkında olmayan toplumu diyabetle mücadele konusunda bilinçlendirmek amacıyla oluşturulan, bugüne kadar ülkemizde yapılmış olan en büyük diyabet farkındalık projesidir.
Proje kapsamında 18 il merkezinde diyabet tedavisinde görev alan sağlık personeli eğitilecek, halkı bilinçlendirme toplantıları yapılacaktır. Toplantılarda diyabette beslenme, insulin ve oral ilaçların kullanımı,diyabetin yaratacağı organ hasarları hakkında bilgi verilecek ve ücretsiz kan şekeri ölçümleri yapılacaktır.