1. DOĞA KORUMA
Doğa koruma, bugün çevre korumanın vazgeçilmez bir bölümü durumundadır.
Doğa Koruma’dan; “İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler için yaşamın temeli olarak doğanın
sürekli korunmasını ve iyileştirilmesini kapsayan bütün önlemler ile doğanın her türlü zararlı etkilerden, tahriplerden veya yok edilmesinden korunması anlaşılır.”
1.1. Doğa Korumadaki Amaç Nedir ve Niçin Kullanılmalıdır ?
İnsanlar tarafından oluşturulan olumsuz etkiler doğadaki ekolojik dengeyi bozmaktadır. Bozulan bu denge canlıların varlığını tehlikeye sokmaktadır. Bu nedenle doğadan faydalanmanın sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Gelecek 20-30 yıl içinde dünyamızda 1 milyondan fazla bitki ve hayvan türünün insanların etkisi ile kaybedileceği tahmin edilmektedir. Bu kayıp tahminlere göre doğal koşulların 1000 misli kadardır. Bu da her bitki ve hayvanın aynı risk altında bulunmalarının göstergesidir.
Ekosistemlerin, türlerin ve genlerin çeşitliliklerinin bir bütün olarak değerlendirildiği biyolojik çeşitliliğin kaybı, aynı oranda yer küremizin yaşamsal niteliğini yitirmesidir. Bu nedenle bugün için hiçbir ekonomik veya görsel değeri olmayan bir bitki veya hayvanın gerek gıda ve tıp, gerekse genetik açıdan çok önemli olabileceği, bu açıdan da biyolojik çeşitliliğin mutlaka korunması gerektiği artık anlaşılmış bulunmaktadır.
Yaban hayatı da kendi içerisinde kuralları olan dinamik bir yaşam birliğidir. Bu yaşam birliğinde flora ve faunanın(bitki ve hayvan) birbirleri ile olan rekabetleri veya daha doğrusu mücadeleleri doğal dengeyi oluşturmaktadır. Bu doğal dengeyi bozan ve haksız rekabeti yaratan ise insan faktörüdür. Bu nedenle yaban hayatı yönetiminde insan müdahalesinin en aza indirgenmesi ve faydalanmanın hasat yaklaşımı ile planlanması gerekmektedir.
Anadolu’da ve pek çok yerde aşırı ve düzensiz yararlanmalar sonucunda doğanın dengesi bozulmuş ve biyolojik çeşitlilikte azalma olmuştur. Buna karşın Türkiye hala dünyanın sayılı ve zengin floristik merkezlerinden biri olarak bilinmektedir.
1960 Yılına kadar ülkemizde doğal olarak yetişen 3000-5000 arasında tür bulunduğu söylenirken son 40 yılın etüt ve araştırmalarına göre bu sayının günümüzde 10 000’ nin üzerinde olduğu söylenebilir.
Yine çeşitli ülkelerde değişik araştırmalara göre yeryüzünün kara alanının yaklaşık % 7 sinde çölleşme olmuştur.
1.2. Korunan Alan Nedir ?
Korunan alan denildiğinde koruma öncelikli kullanımların öngörüldüğü çeşitli statülerden oluşabilen, biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel kaynakların sürekliliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla kurulan, yasalar ve diğer etkili araçlarla yönetilen kara ve deniz parçaları anlaşılmaktadır.
Yurdumuzda 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nda 4 adet koruma statüsü bulunmaktadır. Bunlar ;
1.2.1. Milli Park ; bilimsel ve estetik bakımından ulusal ve uluslar arası ender bulunan doğal ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip doğa parçalarıdır.
1.2.2. Tabiat Parkı ; bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun doğa parçalarıdır.
1.2.3. Tabiat Anıtı ; doğa ve doğa olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip milli park esaslarında korunan parçalardır.
1.2.4. Tabiatı Koruma Alanı ; bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlike altında veya kaybolmaya yüz tutmuş, ekosistemler, türler ve doğal olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri içeren ve mutlak korunması gereken, sadece bilim ve eğitim amacıyla ayrılmış doğa parçalarıdır.
Doğal kaynakların korunması amacıyla ortaya çıkan alansal koruma kavramlarının başında "milli parklar" gelmektedir.
Doğa koruma, bugün çevre korumanın vazgeçilmez bir bölümü durumundadır.
Doğa Koruma’dan; “İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler için yaşamın temeli olarak doğanın
sürekli korunmasını ve iyileştirilmesini kapsayan bütün önlemler ile doğanın her türlü zararlı etkilerden, tahriplerden veya yok edilmesinden korunması anlaşılır.”
1.1. Doğa Korumadaki Amaç Nedir ve Niçin Kullanılmalıdır ?
İnsanlar tarafından oluşturulan olumsuz etkiler doğadaki ekolojik dengeyi bozmaktadır. Bozulan bu denge canlıların varlığını tehlikeye sokmaktadır. Bu nedenle doğadan faydalanmanın sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Gelecek 20-30 yıl içinde dünyamızda 1 milyondan fazla bitki ve hayvan türünün insanların etkisi ile kaybedileceği tahmin edilmektedir. Bu kayıp tahminlere göre doğal koşulların 1000 misli kadardır. Bu da her bitki ve hayvanın aynı risk altında bulunmalarının göstergesidir.
Ekosistemlerin, türlerin ve genlerin çeşitliliklerinin bir bütün olarak değerlendirildiği biyolojik çeşitliliğin kaybı, aynı oranda yer küremizin yaşamsal niteliğini yitirmesidir. Bu nedenle bugün için hiçbir ekonomik veya görsel değeri olmayan bir bitki veya hayvanın gerek gıda ve tıp, gerekse genetik açıdan çok önemli olabileceği, bu açıdan da biyolojik çeşitliliğin mutlaka korunması gerektiği artık anlaşılmış bulunmaktadır.
Yaban hayatı da kendi içerisinde kuralları olan dinamik bir yaşam birliğidir. Bu yaşam birliğinde flora ve faunanın(bitki ve hayvan) birbirleri ile olan rekabetleri veya daha doğrusu mücadeleleri doğal dengeyi oluşturmaktadır. Bu doğal dengeyi bozan ve haksız rekabeti yaratan ise insan faktörüdür. Bu nedenle yaban hayatı yönetiminde insan müdahalesinin en aza indirgenmesi ve faydalanmanın hasat yaklaşımı ile planlanması gerekmektedir.
Anadolu’da ve pek çok yerde aşırı ve düzensiz yararlanmalar sonucunda doğanın dengesi bozulmuş ve biyolojik çeşitlilikte azalma olmuştur. Buna karşın Türkiye hala dünyanın sayılı ve zengin floristik merkezlerinden biri olarak bilinmektedir.
1960 Yılına kadar ülkemizde doğal olarak yetişen 3000-5000 arasında tür bulunduğu söylenirken son 40 yılın etüt ve araştırmalarına göre bu sayının günümüzde 10 000’ nin üzerinde olduğu söylenebilir.
Yine çeşitli ülkelerde değişik araştırmalara göre yeryüzünün kara alanının yaklaşık % 7 sinde çölleşme olmuştur.
1.2. Korunan Alan Nedir ?
Korunan alan denildiğinde koruma öncelikli kullanımların öngörüldüğü çeşitli statülerden oluşabilen, biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel kaynakların sürekliliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla kurulan, yasalar ve diğer etkili araçlarla yönetilen kara ve deniz parçaları anlaşılmaktadır.
Yurdumuzda 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nda 4 adet koruma statüsü bulunmaktadır. Bunlar ;
1.2.1. Milli Park ; bilimsel ve estetik bakımından ulusal ve uluslar arası ender bulunan doğal ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip doğa parçalarıdır.
1.2.2. Tabiat Parkı ; bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun doğa parçalarıdır.
1.2.3. Tabiat Anıtı ; doğa ve doğa olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip milli park esaslarında korunan parçalardır.
1.2.4. Tabiatı Koruma Alanı ; bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlike altında veya kaybolmaya yüz tutmuş, ekosistemler, türler ve doğal olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri içeren ve mutlak korunması gereken, sadece bilim ve eğitim amacıyla ayrılmış doğa parçalarıdır.
Doğal kaynakların korunması amacıyla ortaya çıkan alansal koruma kavramlarının başında "milli parklar" gelmektedir.

