Ekoloji ve Arkaik Bir Söylem Olarak Çevrebilim (Çağatay Tavşanoğlu)
Submitted by YAŞAMBİLİM on 14 January, 2008 - 12:05
in
Ekoloji ve çevre kavramlarını karşılaştıran ve sosyal bilimlerdeki mevcut yaklaşımları sorgulayan daha önceki bir yazıya (Çalgüner, 2004) karşı yayınlanmış bir yorumda (Çelebi, 2004), yazıya yoğun olarak üslûp bakımından yaklaşılıp, yazının ileri sürdüğü iddialara cevap vermeye çalışılmıştır. Ancak, yorumun başlığının tersine, yazıda “çevrebilim” kuramının tam olarak ne olduğu anlaşılamazken, ‘çevre kavramının ekolojiyi kapsadığı’ ve ‘ekolojinin çevreyle bağlantılı bilimsel uğraş alanlarını içinde barındıramayacağı’ gibi insan-merkezli ve artık geçmişte kalmış olması gereken yaklaşımlar sergilenmektedir (Çelebi, 2004).
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ekoloji, popüler ortamdaki yaygın ancak yanlış bir kanının aksine, yalnızca insan kaynaklı çevre kirliğiyle ya da koruma programlarının oluşturulmasıyla ilgilenmez. Ekoloji, temel olarak, doğanın yapı ve işleyiş tarzını, sistematik ve evrimsel biyoloji gibi bilim dallarıyla birlikte bütünsel bir bakış açısıyla yorumlayarak inceleyen bir bilim dalıdır. Bu işleyişi incelerken ekolojinin önemli bir avantajı, diğer temel bilim dallarının aksine, indirgemeci yaklaşımın (olguları parçalara ayırarak inceler) yanında bütünsel yaklaşımı da (olguları bir bütün olarak inceler) kullanabilmesidir. Doğal ekosistemlerin yapı, işleyiş tarzı ve değişkenliğini tüm yönleriyle açıklayabilmenin tek yolunun bütünsel yaklaşımın kullanılmasından geçmesi, ekolojiyi diğer temel bilim dalları arasında ayrı bir yere koymaktadır.
Örneğin, orman yangını geçirmiş bir alana yerleşen bir bitki türünün populasyonunun zaman ilerledikçe gösterdiği değişimleri incelerken, türün taksonomik özellikleri, ortama uyum için sahip olduğu adaptasyonları, çevresinde yer alan diğer (gerek bitki gerekse hayvan) organizmalarla ilişkileri, yaşadığı ortamın iklimsel, topografik ve toprak özellikleri ve yangının özellikleri (tipi, şiddeti) gibi birçok değişkenin birlikte ele alınmasıyla (yani çok boyutlu ve bütüncül ekolojik yaklaşımlar ile) gerçek sürece daha yakın sonuçlar elde edilebilir. Ancak, bu gibi süreçleri anlamamızda indirgemeci yaklaşımların (tek tek bu değişkenlerin araştırılmasının) tüm sürecin genelini açıklamada başarısız olacağı da açıktır.
Ekolojinin bir bilim olarak çıkış noktasını doğal ekosistemlerin işleyişinin incelenmesi oluştursa da, insanoğlunun ekosistemler üzerindeki yoğun faaliyetleri insanı da doğal ekosistemlerin bir parçası olarak kabul etme gerekliliğini doğurmuştur. Klasik ekolojinin insanı ve ekosistemlere etkilerini inceleme dışı bırakan yaklaşımı, 1960’lı ve 1970’li yıllarda insan kaynaklı ekolojik sorunların giderek artması ve insanın neredeyse yerküredeki tüm ekosistemler üzerinde şu ya da bu şekilde bir etkisinin olması nedeniyle terk edilmeye başlanmıştır. Bitki ve hayvan türlerinin korunması ve çevre kirliğinin önlenmesi gibi konular da, uygulamalı ekolojinin ortaya çıkışıyla bu yıllardan itibaren ekolojinin ilgi alanında girmiştir.
“Çevrebilimci”lerin en büyük yanılgılarını, ekolojinin yalnızca canlılar arasındaki ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olduğunu söylemeleri ve bu nedenle insanı da inceleme konusu içine dahil eden çevre kavramının ekoloji’den daha geniş kapsamlı olduğunu iddia etmeleri oluşturmaktadır (Keleş ve Hamamcı, 1993). Ancak, kuramın savunucularının atladığı bir nokta, 1960’lı ve 70’lı yıllardan itibaren insan ekolojisi ve uygulamalı ekolojinin ortaya çıkmasıyla ekolojinin konusunun daha da genişlemiş olduğudur. Ekoloji, bugün fiziksel, biyolojik ve sosyal bilimlere kadar uzanan çok disiplinli bir alan haline gelmiştir (Cormondy, 1996; Boşgelmez vd., 2000). Bu çerçevede son yıllarda ortaya çıkan çevre bilimleri de, ekolojinin yanı sıra başka bilim ve sosyal bilim dallarını içine alan, uygulamalı ve disiplinler arası bir bilim dalı olarak insan-doğa ilişkilerini incelemektedir. Ancak, bu gibi uygulamalı alanlar için gerekli altyapıyı (enformasyon altyapısı) ekolojinin hazırladığı (Stiling, 1992) ve çevre bilimleri için kullanılacak en doğal bilimsel çerçeveyi de ekoloji biliminin oluşturduğu (Kışlalıoğlu ve Berkes, 1994) asla gözden kaçırılmamalıdır.
Örneğin, bir termik santralden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi ve kirlilikten etkilenen doğal alanların rehabilitasyonu gibi bir konuda da ekolojik enformasyonun önemi büyüktür. Ortamdaki kirliliğin yalnızca santralin arıtma sistemlerinin çalıştırılmasıyla ve kirletici etkenin ortadan kaldırılmasıyla önlenebileceğini öne sürebilecek çevreci ve indirgemeci bir yaklaşım ile, ortama daha önce salınan kirleticilerden kaynaklanabilecek ikincil (sekonder) bir kirlenmenin de olabileceğini sorgulayan ve kirlenmenin ekosistem üzerindeki olası etkilerini tartışan ekolojist bir söylemin arasındaki fark, olguları bütüncül bir bakış açısıyla görebilme yetisinin ekolojist bir gelenekten geldiğine bir örnektir.
Ekolojistliği ‘militanlık’ olarak gören bir düşünce tarzının ürünü olan (Keleş ve Hamamcı, 1993; sf. 28), “çevrebilim” olgusu Türkçeleştirme kaygısıyla ortaya çıkmaktan öte, kavramları algılayıştaki farklılıktan ileri gelmektedir. Savunucuları tarafından, ekoloji ve çevre bilimlerinin yöntem ve ilke ortaklığının sağlanmasıyla birleştirilmesinden oluşan bir bilim dalı olduğu ileri sürülen “çevrebilim” (Keleş ve Hamamcı, 1993), aslında yalnızca düşsel bir bilim dalı olmaktan öteye gidememektedir. Çünkü, ekolojiyi ekoloji yapan, yöntemsel ve ilkesel anlamda çevreyle ilgilenen diğer bilim ve sosyal bilim dallarından farklı olarak bütünsel yaklaşımı kullanabilmesidir.
Bu makalenin yazılmasına vesile olan yazısında Çelebi (2004) de “çevrebilim”in ortaya çıkış sürecini şöyle anlatmıştır: “ ‘Çevre’, Türkçeye ‘ekoloji’nin çevirisi ya da doğrudan karşılığı olarak geçmemiş; bir uygunluk sonucu seçilmiş ve ardından ilgi alanını belirtmek için bileşik sözcük olarak ‘çevrebilim’ oluşmuştur”. Bu kadar yüzeysel ve bilim dışı (bir uygunluk sonucu seçilmiş!) bir ortaya çıkış sürecinin, bir bilim dalı olduğu iddia edilen bu olgunun aslında ne kadar zayıf temellere oturduğunu ve insan merkezciliğini daha baştan göstermektedir.
Sosyal bilimler öğrencilerinin ekolojiyi “çevrebilim” olgusu altında indirgenmiş bir şekilde öğrenmelerinin (yani öğrenememelerinin), insan merkezli yaklaşımların bu kesimde daha da yaygınlaşmasına yol açacağı da kuşkusuzdur. Dolayısıyla, her ne kadar son yıllarda yapılan karşıt yayınlarla sarsılmış olsa da, “çevrebilim” kuramı, toplumsal bilinçlenmenin önündeki engellerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır (Tavşanoğlu, 2004). Ekoloji’nin çağımızdaki gerekliliği ve popüler olarak yaygın kullanımı, bu bilim dalı ile ilgili birçok farklı tanımlar ve yaklaşımlar öne sürülmesine yol açmaktadır. Dünyada ülkemizden başka bir benzeri olmayan “çevrebilim” olgusu ise, belki de bu yaklaşımlar içinde ekolojiyi en çok yıpratma potansiyeli olanıdır. Ancak, yine de, yirminci yüzyılın başlarından kalma insan merkezli yaklaşımların ve çoktan terk edilmiş arkaik söylemlerin bilim dünyasında yeniden ortaya çıkması olarak yorumlanabilecek “çevrebilim” kuramının, bu yönleriyle sağlam temeller üzerinde duramayacağı da açıktır.
Son olarak, yorumu gönderen sayın yazarın, bu kavramları net bir şekilde yerli yerine oturtan Mine Kışlalıoğlu ve Fikret Berkes’in “Ekoloji ve Çevre Bilimleri” adlı kitabını ve ekoloji-“çevrebilim” tartışmasını irdeleyerek çevrebilim olgusunun aksaklıklarını tüm yönleriyle gözler önüne çıkaran Tahir Çalgüner’in “Çevre mi Ekoloji mi?” adlı yapıtını da incelemesini öneriyorum.
Çağatay Tavşanoğlu
Araş. Gör., Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim Dalı
Kaynakça:
Boşgelmez, A., Boşgelmez, İ., Savaşçı, S., Paslı, N., Kaynaş, S., 2000. Ekoloji-I, ISVAK yayınları, Ankara.
Cormondy, E.J., 1996. Concepts of Ecology, 4th edition. Prentice Hall, New Jersey.
Çalgüner, T., 2003. Çevre mi Ekoloji mi? Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
Çalgüner, T., 2004. “Ekoloji mi ‘Çevre’ mi?”. Bilim ve Ütopya 123: 61.
Çelebi, H., 2004. “Çevrebilim”. Bilim ve Ütopya 125: 7.
Keleş, R., Hamamcı, C., 1993. Çevrebilim. İmge Kitabevi, Ankara.
Kışlalıoğlu M., Berkes, F., 1994. Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Stiling, P.D., 1992. Introductory Ecology. Prentice Hall, New Jersey.
Tavşanoğlu, Ç., 2004. Ekolojik bilinçlenme. Radikal İki, 5 Eylül 2004, sf. 10.
Yorumlar
Ekoloji Ve Çevrebilim: Tartışmaya Doğa Bilimleri Cephesinden Bakış
Çağatay Tavşanoğlu
Araş. Gör., Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim
Dalı
İnsanoğlunun 19. yüzyıldan beri sanayi ve teknoloji alanında yaptığı
atılımların, ne yazık ki, bir yan ürünü olarak ortaya çıkan çevre
sorunlarının çözümünde, çoğu bilim dalının temelini oluşturan
indirgemeci yaklaşımın faydalı olamayacağı, birçok acı tecrübeden
sonra 1960'lı yıllarda iyice anlaşıldı. Bu zamandan sonra, diğer bütün
bilim dallarından farklı olarak, olgulara bütünsel olarak yaklaşan ve
gerektiğinde indirgemeci yaklaşımlardan da faydalanabilecek esnekliğe
sahip olan ekolojinin önemi giderek arttı.
Bütünsel yaklaşımın avantajları, insanın yol açtığı ve yeryüzündeki
ekosistemleri tehdit eden sorunların çözümünde ekolojinin bir bilim
dalı olarak gelişmesini sağladı. Bunun sonucunda, daha önceleri
biyolojinin sadece bir alt dalı olarak değerlendirilen ekoloji bilimi
kendi boyutlarını aşarak çok disiplinli bir hale dönüştü. Bugün
ekoloji, iklimbilim ve meteorolojiden tarım ve ormancılığa,
biyolojinin alt dallarından hukuk ve politikaya kadar geniş bir
yelpazede bilim ve sosyal bilim dallarıyla birlikte çalışmaktadır
(Boşgelmez vd., 2000). Bu çerçevede son yıllarda ortaya çıkan "Çevre
bilimleri" de, ekolojinin yanı sıra başka bilim ve sosyal bilim
dallarını içine alan, uygulamalı ve disiplinler arası bir bilim dalı
olarak insan-doğa ilişkilerini incelemektedir. Ancak, çevre bilimleri
için kullanılacak en doğal bilimsel çerçeveyi de ekoloji biliminin
oluşturduğu asla gözden kaçırılmamalıdır (Kışlalıoğlu ve Berkes,
1994).
"Ekoloji" mi "Çevrebilim" mi
Son aylarda yeniden alevlenen "Ekoloji" mi, "Çevrebilim" mi
tartışmalarının odak noktasını da bu konu oluşturuyor. Ekoloji -
"Çevrebilim" tartışması, yalnızca terimsel yada Türkçeleştirme
kaygısıyla ortaya çıkmış olmaktan çok, kavramları algılayıştaki
farklılıktan ileri gelmektedir. Sosyal bilimlerde çoğu kez ekolojinin
doğa bilimlerinden farklı anlaşılması sonucunda, ekolojinin kavramları
insan merkezli yaklaşımlarla özdeşleştirilmektedir. "Çevrebilim"
olgusu da, ekolojinin ruhuna aykırı olarak, bu insan merkezli yaklaşım
temelinde kendine yer bulmaktadır. Bazı sosyal bilimcilerin ısrarla
kullandığı "Çevrebilim" olgusu ile kastedilen tam olarak ekoloji
bilimi yada çevre bilimleri değildir. Savunucuları tarafından, ekoloji
ve çevre bilimlerinin yöntem ve ilke ortaklığının sağlanmasıyla
birleştirilmesinden oluşan bir bilim dalı olduğu ileri sürülen
"Çevrebilim" (Keleş ve Hamamcı, 1998), aslında yalnızca düşsel bir
bilim dalı olmaktan öteye gidememektedir. Çünkü, ekolojiyi ekoloji
yapan, yöntemsel ve ilkesel anlamda çevreyle ilgilenen diğer bilim ve
sosyal bilim dallarından farklı olarak bütünsel yaklaşımı
kullanmasıdır.
Dolayısıyla, ekoloji ve çevre bilimlerinin tek bir potada toplanarak
"Çevrebilim" olarak adlandırılması, ekolojinin sahip olduğu yöntemsel
ve yorumsal avantajların ortadan kalkmasına yol açabileceği gibi,
insan merkezli bir yaklaşımın ekolojinin içine sokulmasıyla ekolojinin
yozlaşması tehlikesini de beraberinde getirecektir.
Temel bilim ve ekoloji
Sosyal bilimler alanında görülen bu aksak tanımlamalar ve yaklaşımlara
ek olarak, temel bilimler alanında da, ekolojiye bir bilim olarak
karşı olan ve muhtemelen ekolojinin olgulara yaklaşım biçiminden
kaynaklanan bazı olumsuz görüşlere de rastlamaktayız.
Ancak, bu görüşlerin, en azından şimdilik, sosyal bilimler alanındaki
kadar keskin bir şekilde ifade edilmesi zor görünmektedir. Bunun en
önemli sebeplerinden biri, olasılılıkla, doğa bilimleri alanında hâkim
olan ekolojist yaklaşımların, bu görüşlere karşı güçlü bir direnç
oluşturabilme potansiyelinin olmasıdır. Sosyal bilimlerde ise bu
direncin, son yıllarda konu hakkında ekolojist yaklaşımlar içeren
yayınların (ör; Baş, 2001; Çalgüner, 2002; Önder, 2003) etkisiyle
giderek artması da doğa bilimcileri açısından da sevindiricidir.
Ancak, ekolojinin ancak ekolojist yaklaşımlarla ayakta kalabileceğinin
farkında olan biz doğa bilimcilerinin, sosyal bilimler alanındaki bu
tartışmalara etkin olarak katılmaması, sosyal bilimci ekolojistlerin
bu tartışmalarda elinin daha da güçlenmesini geciktirmiştir.
Doğal ekosistemleri giderek tahrip olan ülkemiz, bu ekosistemleri
gelecek nesillere devredebilmemiz için toplumsal bir bilinçlenmeye
ihtiyacımız olduğu bir dönemden geçmektedir. Böyle kritik bir dönemde
ekolojinin, genç sosyal bilimler öğrencilerine insan merkezli bir
bakış açısına daha yakın olan "Çevrebilim" olgusunun içinde eritilmiş
haliyle öğretilmesinden vazgeçilmesi zamanı da artık gelmiştir.
Cumhuriyet Bilim Teknik 890: 21, 2004.
Kaynakça
Baş, M., 2001. Sosyal Bilimler ve Ekoloji. In: Sosyal Bilimleri
Yeniden Düşünmek (sempozyum bildirileri), sf. 209-221, Metis
Yayıncılık.
Boşgelmez, A., Boşgelmez, İ., Savaşçı, S., Paslı, N., Kaynaş, S.,
2000. Ekoloji-I, ISVAK yayınları, 884 sayfa, Ankara.
Çalgüner, T., 2002. Ekoloji Çevre'ye Toslayınca. Popüler Bilim
Dergisi, 242: 54-57.
Çalgüner, T., 2003. Çevre mi Ekoloji mi? Nobel Yayın Dağıtım, 104
sayfa, Ankara.
Keleş, R., Hamamcı, C., 1998. Çevrebilim. İmge Kitabevi, 368 sayfa,
Ankara.
Kışlalıoğlu M., Berkes, F., 1994. Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi
Kitabevi, 350 sayfa, İstanbul.
Önder, T., 2003. Ekoloji, Toplum ve Siyaset, Odak yayınları, Ankara.
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: Sinem
Okunma Sayısı: 462
Yorum Sayısı: 0
Eklenme Tarihi: 29/02/2008
Kategorisi: Coğrafya

Submitted by YAŞAMBİLİM on 14 January, 2008 - 12:05
in
Ekoloji ve çevre kavramlarını karşılaştıran ve sosyal bilimlerdeki mevcut yaklaşımları sorgulayan daha önceki bir yazıya (Çalgüner, 2004) karşı yayınlanmış bir yorumda (Çelebi, 2004), yazıya yoğun olarak üslûp bakımından yaklaşılıp, yazının ileri sürdüğü iddialara cevap vermeye çalışılmıştır. Ancak, yorumun başlığının tersine, yazıda “çevrebilim” kuramının tam olarak ne olduğu anlaşılamazken, ‘çevre kavramının ekolojiyi kapsadığı’ ve ‘ekolojinin çevreyle bağlantılı bilimsel uğraş alanlarını içinde barındıramayacağı’ gibi insan-merkezli ve artık geçmişte kalmış olması gereken yaklaşımlar sergilenmektedir (Çelebi, 2004).
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ekoloji, popüler ortamdaki yaygın ancak yanlış bir kanının aksine, yalnızca insan kaynaklı çevre kirliğiyle ya da koruma programlarının oluşturulmasıyla ilgilenmez. Ekoloji, temel olarak, doğanın yapı ve işleyiş tarzını, sistematik ve evrimsel biyoloji gibi bilim dallarıyla birlikte bütünsel bir bakış açısıyla yorumlayarak inceleyen bir bilim dalıdır. Bu işleyişi incelerken ekolojinin önemli bir avantajı, diğer temel bilim dallarının aksine, indirgemeci yaklaşımın (olguları parçalara ayırarak inceler) yanında bütünsel yaklaşımı da (olguları bir bütün olarak inceler) kullanabilmesidir. Doğal ekosistemlerin yapı, işleyiş tarzı ve değişkenliğini tüm yönleriyle açıklayabilmenin tek yolunun bütünsel yaklaşımın kullanılmasından geçmesi, ekolojiyi diğer temel bilim dalları arasında ayrı bir yere koymaktadır.
Örneğin, orman yangını geçirmiş bir alana yerleşen bir bitki türünün populasyonunun zaman ilerledikçe gösterdiği değişimleri incelerken, türün taksonomik özellikleri, ortama uyum için sahip olduğu adaptasyonları, çevresinde yer alan diğer (gerek bitki gerekse hayvan) organizmalarla ilişkileri, yaşadığı ortamın iklimsel, topografik ve toprak özellikleri ve yangının özellikleri (tipi, şiddeti) gibi birçok değişkenin birlikte ele alınmasıyla (yani çok boyutlu ve bütüncül ekolojik yaklaşımlar ile) gerçek sürece daha yakın sonuçlar elde edilebilir. Ancak, bu gibi süreçleri anlamamızda indirgemeci yaklaşımların (tek tek bu değişkenlerin araştırılmasının) tüm sürecin genelini açıklamada başarısız olacağı da açıktır.
Ekolojinin bir bilim olarak çıkış noktasını doğal ekosistemlerin işleyişinin incelenmesi oluştursa da, insanoğlunun ekosistemler üzerindeki yoğun faaliyetleri insanı da doğal ekosistemlerin bir parçası olarak kabul etme gerekliliğini doğurmuştur. Klasik ekolojinin insanı ve ekosistemlere etkilerini inceleme dışı bırakan yaklaşımı, 1960’lı ve 1970’li yıllarda insan kaynaklı ekolojik sorunların giderek artması ve insanın neredeyse yerküredeki tüm ekosistemler üzerinde şu ya da bu şekilde bir etkisinin olması nedeniyle terk edilmeye başlanmıştır. Bitki ve hayvan türlerinin korunması ve çevre kirliğinin önlenmesi gibi konular da, uygulamalı ekolojinin ortaya çıkışıyla bu yıllardan itibaren ekolojinin ilgi alanında girmiştir.
“Çevrebilimci”lerin en büyük yanılgılarını, ekolojinin yalnızca canlılar arasındaki ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olduğunu söylemeleri ve bu nedenle insanı da inceleme konusu içine dahil eden çevre kavramının ekoloji’den daha geniş kapsamlı olduğunu iddia etmeleri oluşturmaktadır (Keleş ve Hamamcı, 1993). Ancak, kuramın savunucularının atladığı bir nokta, 1960’lı ve 70’lı yıllardan itibaren insan ekolojisi ve uygulamalı ekolojinin ortaya çıkmasıyla ekolojinin konusunun daha da genişlemiş olduğudur. Ekoloji, bugün fiziksel, biyolojik ve sosyal bilimlere kadar uzanan çok disiplinli bir alan haline gelmiştir (Cormondy, 1996; Boşgelmez vd., 2000). Bu çerçevede son yıllarda ortaya çıkan çevre bilimleri de, ekolojinin yanı sıra başka bilim ve sosyal bilim dallarını içine alan, uygulamalı ve disiplinler arası bir bilim dalı olarak insan-doğa ilişkilerini incelemektedir. Ancak, bu gibi uygulamalı alanlar için gerekli altyapıyı (enformasyon altyapısı) ekolojinin hazırladığı (Stiling, 1992) ve çevre bilimleri için kullanılacak en doğal bilimsel çerçeveyi de ekoloji biliminin oluşturduğu (Kışlalıoğlu ve Berkes, 1994) asla gözden kaçırılmamalıdır.
Örneğin, bir termik santralden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi ve kirlilikten etkilenen doğal alanların rehabilitasyonu gibi bir konuda da ekolojik enformasyonun önemi büyüktür. Ortamdaki kirliliğin yalnızca santralin arıtma sistemlerinin çalıştırılmasıyla ve kirletici etkenin ortadan kaldırılmasıyla önlenebileceğini öne sürebilecek çevreci ve indirgemeci bir yaklaşım ile, ortama daha önce salınan kirleticilerden kaynaklanabilecek ikincil (sekonder) bir kirlenmenin de olabileceğini sorgulayan ve kirlenmenin ekosistem üzerindeki olası etkilerini tartışan ekolojist bir söylemin arasındaki fark, olguları bütüncül bir bakış açısıyla görebilme yetisinin ekolojist bir gelenekten geldiğine bir örnektir.
Ekolojistliği ‘militanlık’ olarak gören bir düşünce tarzının ürünü olan (Keleş ve Hamamcı, 1993; sf. 28), “çevrebilim” olgusu Türkçeleştirme kaygısıyla ortaya çıkmaktan öte, kavramları algılayıştaki farklılıktan ileri gelmektedir. Savunucuları tarafından, ekoloji ve çevre bilimlerinin yöntem ve ilke ortaklığının sağlanmasıyla birleştirilmesinden oluşan bir bilim dalı olduğu ileri sürülen “çevrebilim” (Keleş ve Hamamcı, 1993), aslında yalnızca düşsel bir bilim dalı olmaktan öteye gidememektedir. Çünkü, ekolojiyi ekoloji yapan, yöntemsel ve ilkesel anlamda çevreyle ilgilenen diğer bilim ve sosyal bilim dallarından farklı olarak bütünsel yaklaşımı kullanabilmesidir.
Bu makalenin yazılmasına vesile olan yazısında Çelebi (2004) de “çevrebilim”in ortaya çıkış sürecini şöyle anlatmıştır: “ ‘Çevre’, Türkçeye ‘ekoloji’nin çevirisi ya da doğrudan karşılığı olarak geçmemiş; bir uygunluk sonucu seçilmiş ve ardından ilgi alanını belirtmek için bileşik sözcük olarak ‘çevrebilim’ oluşmuştur”. Bu kadar yüzeysel ve bilim dışı (bir uygunluk sonucu seçilmiş!) bir ortaya çıkış sürecinin, bir bilim dalı olduğu iddia edilen bu olgunun aslında ne kadar zayıf temellere oturduğunu ve insan merkezciliğini daha baştan göstermektedir.
Sosyal bilimler öğrencilerinin ekolojiyi “çevrebilim” olgusu altında indirgenmiş bir şekilde öğrenmelerinin (yani öğrenememelerinin), insan merkezli yaklaşımların bu kesimde daha da yaygınlaşmasına yol açacağı da kuşkusuzdur. Dolayısıyla, her ne kadar son yıllarda yapılan karşıt yayınlarla sarsılmış olsa da, “çevrebilim” kuramı, toplumsal bilinçlenmenin önündeki engellerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır (Tavşanoğlu, 2004). Ekoloji’nin çağımızdaki gerekliliği ve popüler olarak yaygın kullanımı, bu bilim dalı ile ilgili birçok farklı tanımlar ve yaklaşımlar öne sürülmesine yol açmaktadır. Dünyada ülkemizden başka bir benzeri olmayan “çevrebilim” olgusu ise, belki de bu yaklaşımlar içinde ekolojiyi en çok yıpratma potansiyeli olanıdır. Ancak, yine de, yirminci yüzyılın başlarından kalma insan merkezli yaklaşımların ve çoktan terk edilmiş arkaik söylemlerin bilim dünyasında yeniden ortaya çıkması olarak yorumlanabilecek “çevrebilim” kuramının, bu yönleriyle sağlam temeller üzerinde duramayacağı da açıktır.
Son olarak, yorumu gönderen sayın yazarın, bu kavramları net bir şekilde yerli yerine oturtan Mine Kışlalıoğlu ve Fikret Berkes’in “Ekoloji ve Çevre Bilimleri” adlı kitabını ve ekoloji-“çevrebilim” tartışmasını irdeleyerek çevrebilim olgusunun aksaklıklarını tüm yönleriyle gözler önüne çıkaran Tahir Çalgüner’in “Çevre mi Ekoloji mi?” adlı yapıtını da incelemesini öneriyorum.
Çağatay Tavşanoğlu
Araş. Gör., Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim Dalı
Kaynakça:
Boşgelmez, A., Boşgelmez, İ., Savaşçı, S., Paslı, N., Kaynaş, S., 2000. Ekoloji-I, ISVAK yayınları, Ankara.
Cormondy, E.J., 1996. Concepts of Ecology, 4th edition. Prentice Hall, New Jersey.
Çalgüner, T., 2003. Çevre mi Ekoloji mi? Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
Çalgüner, T., 2004. “Ekoloji mi ‘Çevre’ mi?”. Bilim ve Ütopya 123: 61.
Çelebi, H., 2004. “Çevrebilim”. Bilim ve Ütopya 125: 7.
Keleş, R., Hamamcı, C., 1993. Çevrebilim. İmge Kitabevi, Ankara.
Kışlalıoğlu M., Berkes, F., 1994. Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Stiling, P.D., 1992. Introductory Ecology. Prentice Hall, New Jersey.
Tavşanoğlu, Ç., 2004. Ekolojik bilinçlenme. Radikal İki, 5 Eylül 2004, sf. 10.
Yorumlar
Ekoloji Ve Çevrebilim: Tartışmaya Doğa Bilimleri Cephesinden Bakış
Çağatay Tavşanoğlu
Araş. Gör., Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim
Dalı
İnsanoğlunun 19. yüzyıldan beri sanayi ve teknoloji alanında yaptığı
atılımların, ne yazık ki, bir yan ürünü olarak ortaya çıkan çevre
sorunlarının çözümünde, çoğu bilim dalının temelini oluşturan
indirgemeci yaklaşımın faydalı olamayacağı, birçok acı tecrübeden
sonra 1960'lı yıllarda iyice anlaşıldı. Bu zamandan sonra, diğer bütün
bilim dallarından farklı olarak, olgulara bütünsel olarak yaklaşan ve
gerektiğinde indirgemeci yaklaşımlardan da faydalanabilecek esnekliğe
sahip olan ekolojinin önemi giderek arttı.
Bütünsel yaklaşımın avantajları, insanın yol açtığı ve yeryüzündeki
ekosistemleri tehdit eden sorunların çözümünde ekolojinin bir bilim
dalı olarak gelişmesini sağladı. Bunun sonucunda, daha önceleri
biyolojinin sadece bir alt dalı olarak değerlendirilen ekoloji bilimi
kendi boyutlarını aşarak çok disiplinli bir hale dönüştü. Bugün
ekoloji, iklimbilim ve meteorolojiden tarım ve ormancılığa,
biyolojinin alt dallarından hukuk ve politikaya kadar geniş bir
yelpazede bilim ve sosyal bilim dallarıyla birlikte çalışmaktadır
(Boşgelmez vd., 2000). Bu çerçevede son yıllarda ortaya çıkan "Çevre
bilimleri" de, ekolojinin yanı sıra başka bilim ve sosyal bilim
dallarını içine alan, uygulamalı ve disiplinler arası bir bilim dalı
olarak insan-doğa ilişkilerini incelemektedir. Ancak, çevre bilimleri
için kullanılacak en doğal bilimsel çerçeveyi de ekoloji biliminin
oluşturduğu asla gözden kaçırılmamalıdır (Kışlalıoğlu ve Berkes,
1994).
"Ekoloji" mi "Çevrebilim" mi
Son aylarda yeniden alevlenen "Ekoloji" mi, "Çevrebilim" mi
tartışmalarının odak noktasını da bu konu oluşturuyor. Ekoloji -
"Çevrebilim" tartışması, yalnızca terimsel yada Türkçeleştirme
kaygısıyla ortaya çıkmış olmaktan çok, kavramları algılayıştaki
farklılıktan ileri gelmektedir. Sosyal bilimlerde çoğu kez ekolojinin
doğa bilimlerinden farklı anlaşılması sonucunda, ekolojinin kavramları
insan merkezli yaklaşımlarla özdeşleştirilmektedir. "Çevrebilim"
olgusu da, ekolojinin ruhuna aykırı olarak, bu insan merkezli yaklaşım
temelinde kendine yer bulmaktadır. Bazı sosyal bilimcilerin ısrarla
kullandığı "Çevrebilim" olgusu ile kastedilen tam olarak ekoloji
bilimi yada çevre bilimleri değildir. Savunucuları tarafından, ekoloji
ve çevre bilimlerinin yöntem ve ilke ortaklığının sağlanmasıyla
birleştirilmesinden oluşan bir bilim dalı olduğu ileri sürülen
"Çevrebilim" (Keleş ve Hamamcı, 1998), aslında yalnızca düşsel bir
bilim dalı olmaktan öteye gidememektedir. Çünkü, ekolojiyi ekoloji
yapan, yöntemsel ve ilkesel anlamda çevreyle ilgilenen diğer bilim ve
sosyal bilim dallarından farklı olarak bütünsel yaklaşımı
kullanmasıdır.
Dolayısıyla, ekoloji ve çevre bilimlerinin tek bir potada toplanarak
"Çevrebilim" olarak adlandırılması, ekolojinin sahip olduğu yöntemsel
ve yorumsal avantajların ortadan kalkmasına yol açabileceği gibi,
insan merkezli bir yaklaşımın ekolojinin içine sokulmasıyla ekolojinin
yozlaşması tehlikesini de beraberinde getirecektir.
Temel bilim ve ekoloji
Sosyal bilimler alanında görülen bu aksak tanımlamalar ve yaklaşımlara
ek olarak, temel bilimler alanında da, ekolojiye bir bilim olarak
karşı olan ve muhtemelen ekolojinin olgulara yaklaşım biçiminden
kaynaklanan bazı olumsuz görüşlere de rastlamaktayız.
Ancak, bu görüşlerin, en azından şimdilik, sosyal bilimler alanındaki
kadar keskin bir şekilde ifade edilmesi zor görünmektedir. Bunun en
önemli sebeplerinden biri, olasılılıkla, doğa bilimleri alanında hâkim
olan ekolojist yaklaşımların, bu görüşlere karşı güçlü bir direnç
oluşturabilme potansiyelinin olmasıdır. Sosyal bilimlerde ise bu
direncin, son yıllarda konu hakkında ekolojist yaklaşımlar içeren
yayınların (ör; Baş, 2001; Çalgüner, 2002; Önder, 2003) etkisiyle
giderek artması da doğa bilimcileri açısından da sevindiricidir.
Ancak, ekolojinin ancak ekolojist yaklaşımlarla ayakta kalabileceğinin
farkında olan biz doğa bilimcilerinin, sosyal bilimler alanındaki bu
tartışmalara etkin olarak katılmaması, sosyal bilimci ekolojistlerin
bu tartışmalarda elinin daha da güçlenmesini geciktirmiştir.
Doğal ekosistemleri giderek tahrip olan ülkemiz, bu ekosistemleri
gelecek nesillere devredebilmemiz için toplumsal bir bilinçlenmeye
ihtiyacımız olduğu bir dönemden geçmektedir. Böyle kritik bir dönemde
ekolojinin, genç sosyal bilimler öğrencilerine insan merkezli bir
bakış açısına daha yakın olan "Çevrebilim" olgusunun içinde eritilmiş
haliyle öğretilmesinden vazgeçilmesi zamanı da artık gelmiştir.
Cumhuriyet Bilim Teknik 890: 21, 2004.
Kaynakça
Baş, M., 2001. Sosyal Bilimler ve Ekoloji. In: Sosyal Bilimleri
Yeniden Düşünmek (sempozyum bildirileri), sf. 209-221, Metis
Yayıncılık.
Boşgelmez, A., Boşgelmez, İ., Savaşçı, S., Paslı, N., Kaynaş, S.,
2000. Ekoloji-I, ISVAK yayınları, 884 sayfa, Ankara.
Çalgüner, T., 2002. Ekoloji Çevre'ye Toslayınca. Popüler Bilim
Dergisi, 242: 54-57.
Çalgüner, T., 2003. Çevre mi Ekoloji mi? Nobel Yayın Dağıtım, 104
sayfa, Ankara.
Keleş, R., Hamamcı, C., 1998. Çevrebilim. İmge Kitabevi, 368 sayfa,
Ankara.
Kışlalıoğlu M., Berkes, F., 1994. Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi
Kitabevi, 350 sayfa, İstanbul.
Önder, T., 2003. Ekoloji, Toplum ve Siyaset, Odak yayınları, Ankara.
Yazının Devamı İçin Tıklayın
Konuyu Yollayan: Sinem
Okunma Sayısı: 462
Yorum Sayısı: 0
Eklenme Tarihi: 29/02/2008
Kategorisi: Coğrafya

