fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Küresel ısınma reçetesi, Türkiye'ye 5,7 milyar dolara mal olabilir

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Küresel ısınma reçetesi, Türkiye'ye 5,7 milyar dolara mal olabilir

    OECD'nin hedefi sera gazı salınımını bugünkü düzeyde stabilize etmek. Bunu başarabilmek için hesaplar CO2 tonu başına 25 dolarlık bir vergi koymak gerektiğini gösteriyor. Örneğin halen 230 milyon ton CO2 salınımı olan Türkiye için 5,7 milyar dolar demek.

    Kısaca "küresel ısınma" adı verilen sera gazları salınımının (SGS) yarattığı iklim değişikliği olgusunun insanlığa yönelik çok ciddi bir tehdit oluşturduğu konusunda itiraz eden pek kimse kalmadı. OECD birkaç ay önce yayınladığı raporda (OECD Environmental Outlook to 2030) küresel ısınmanın yarattığı tehdidi şöyle özetliyordu: "Bilimsel bulgular iklim sisteminde ısınmanın varlığını ve değişimin hızlandığını çok açık biçimde (unequivocal) gösteriyor. 1970'lerden itibaren geçmişe kıyasla daha kötü kuraklıklar, daha büyük tropikal kasırgalar, daha şiddetli yağmurlar, daha çok orman yangınları kaydedildi. Geçmiş 50 yılda gözlemelenen ısınma çok büyük ölçüde fosil yakıtların üretim ve tüketimi sonucu ortaya çıkan SGS artışından kaynaklandı."

    Bir şey yapılmazsa
    Küresel ısınmada uzaktan bir numaralı sorumlu karbondioksit (CO2) gazı. 20. yüzyılda atmosferdeki CO2 miktarı yüzde 35 artmış. OECD'nin hesaplarına göre, bugün uygulanmakta olan mevcut çevre politikalarında hiçbir değişiklik yapmadan devam edildiği takdirde, 2050'ye kadar CO2 miktarı yüzde 52 daha artacak. Bunun anlamı şu. SGS ile daha etkili mücadele yapılmadığı takdirde küresel ısınma geçen yüzyıla kıyasla iki kat daha hızlanacak. İklim uzmanlarının simülasyon modelleri bu koşullarda küresel ısının sanayi öncesi döneme (18. yüzyıl) kıyasla 1,7 derece (oC), 2,4oC kadar artacağını tahmin ediyorlar. Bugün itibariyle sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık 1oC bir artış hesaplandığına göre, önümüzdeki yıllarda küresel ısınmanın yıkıcı sonuçlarını çok daha yoğun olarak yaşayacağız. 2050 sonrasında ise, dünyanın ortalama ısısının 4oC-6oC derece artacağı tahmin ediliyor. Bu felaketi şimdilik kimse düşünmek istemiyor.
    Sorun, 20. yüzyıla kıyasla 21 yüzyılda daha fazla ve daha şiddetli kuraklık ve kasırgaların yaşanmasından ibaret değil. Bilim adamları "kar topu" etkisinden söz ediyorlar. Isınmada ek 2oC kadar bir artış, zincirleme tepkiler yoluyla yer küremizin iklim sistemini oluşturan okyanus akıntıları, rüzgalar gibi alt sistemlerinde büyük değişikilere neden olabilecek. Sonuçta iklimlerde altüst oluşlar meydana gelecek. Dahası, iklim değişiklerinin tarım üretiminde, dolayısıyla beslenmede neden olacağı yıkımların, açlığın ve yoksuluğun yaygınlaşması ile ülke içlerinde ve küresel düzeyde kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracağı çatışmaların nasıl gelişeceği, özetle küresel ısınmanın toplumsal ve siyasal sonuçları henüz yeterince modellenmiş değil.

    Üçüncü dünya etkisi
    Grafik ve Tablo 1'in birinci bölümündeki rakamlar, az gelişmiş ve yarı gelişmiş ükelerin küresel ısınmayı kale almayan sanayileşmelerine devam ettikleri takdirde, gelecek 40 yılda beklenen CO2 artışını gösteriyor. Yıllık SGS yüzde 52 artışla Grosstonda 47 birimden 71'e çıkıyor. Bu artışın yüzde 80'ini (yaklaşık 25 birim artışın 20 birimi) yoksulların sanayileşmesinden kaynaklanacak. Bugün itibariyle (2005) OECD ülkeleri SGS'nin yüzde 40'ından sorumluyken, 2050'de yüzde 33'ünden sorumlu olacaklar. Buna karşılık dört ülke, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin (BRIC) bugün SGS'nin yüzde 34'den sorumluyken 2050'de sorumluluk payları yüzde 37'ye çıkacak. Diğer gelişmekte olan ülkelerin sorumluluk payı ise yüzde 24'den yüzde 30'a çıkacak. Bu resme bakarak, "önümüzdeki yıllarda küresel ısınmanın esas sorumluluğu sanayileşmekte olan ülkelere ait, öyleyse çevre politikalarının maliyetine de onlar katlansın" denilebilir.
    İlk yaklaşımda bu öneri mantıklı geliyor. Ancak adil olmadığı kesin. Tabol 1'in ikinci bölümüne bir göz atalım. Kişi başına SGS'ye bakıldığında OECD ülkelerinin 15 birim CO2 ürettiklerini, buna karşılık BRIC ve diğer ülkelerin kişi başına CO2 üretimlerinin 5,1 ve 5,8 birim olduğunu görüyoruz. Eğer bir an için sanayileşmiş ülke OECD özdeşliğini kurarsak, sanayileşmiş ülke vatandaşının sanayileşmekte olan ülke vatandaşından üç kat daha fazla SGS ürettiğini söyleyebiliriz. Ancak Tablo 2 OECD ülkeleri içinde Türkiye, Meksika, Polonya gibi sanayileşmekte olan ülkelerin çok düşük SGS ürettiklerini (Türkiye sadece 3,2 birim), buna karşılık ABD'nin 20,6 birim SGS üretirlerken, Japonya ve AB'nin göreli olarak çok daha az, 9,9 ve 9 birim ürettiklerini gösteriyor.

    Azaltıcı teknoloji
    Bu rakamlar küresel ısınma sorunu bağlamında şöyle tercüme edilebilirler:
    1) 19. ve 20 yüzyılda sanayileşen ülkeler kişi başına en çok fosil yakıtı tükettikleri için atmosfere de kişi başına en çok sera gazını onlar salıyor. Ancak gelecek 40 yılda büyüme oranları düşük kalacağından, çünkü zaten sanayileşmiş durumdalar, küresel ısınmaya bundan böyle fazla katkı yapmayacaklar. Buna karşılık, sanayileşmeye devam edecek olan ülkeler daha hızlı büyüyecekleri için, ve 2030'da 8,2 milyara ulaşarak istikrara kavuşması beklenen dünya nüfusunun çok büyük bölümünü oluşturduklarından, küresel ısınmaya büyük katkı yapacaklar. 2) SGS ürtemi açısından sanayileşmiş ülkeler arasında büyük farklar var. ABD, Kanada AB'nin iki katından fazla kişi başına SGS üretiyor. Bu da bize sadece daha fazla fosil yakıt tükettiklerini göstermiyor, aynı zamanda salınımları azaltıcı teknojilere de yatırım yapmadıklarını gösteriyor.

    Maliyetlerin paylaşımı
    Küresel ısınmayla mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için önümüzdeki yıllarda SGS üretimini kısıcı radikal politikaların uygulanması gerekiyor. OECD'nin önerdiği iki politikaya aşağıda deyineceğim. Ama önce küresel ısınmaya karşı mücadelenin temel sorununu tanımlamaya çalışalım. Başitleştirirsek, bir yanda zenginler var, diğer yanda yoksullar. Zenginlerin içlerinde bazıları (örneğin ABD) hem çok SGS üretiyorlar hem de çevre dostu teknolojiler kullanmıyorlar. Bunların küresel ısınmayla mücadeleye ciddi katkı yapmaları gerekiyor. Bu mevcut durumu sürdürmeye kıyasla gelecekte daha düşük büyümeye razı olmak demek. Buna yanaşmak istemiyorlar. ABD'nin Kyoto'yu imzalamaya direnmesinin esas nedeni bu basit gerçekte yatıyor. Zenginlerin diğerleri (örneğin AB ve Japonya) çevre dostu teknolojileri zamanında yaygınlaştırdıkları için gelecekte küresel ısınmayla mücadeleye katkılarının maliyeti daha düşük olacak. Ancak kişi başına SGS üretiminde yoksulların iki katına yakın sorumlulukları olduğunu unutmayalım.
    Yoksullara gelince... Bunlar büyük nüfusları, hızlı büyümeleri ve geri teknolojileri nedeniyle gelecekte SGS üretiminin büyük bölümünden sorumlu olacaklar. Tablo 1'in üçüncü bölümündeki rakamlar çok çarpıcı. Bir dolar üretim için OECD ülkeleri ortalama 0,7 birim SGS üretirken, BRIC 4,6 birim üretiyor. Diğer ifadeyle bir dolar üretim yapmak için Çin, Rusya, Hindistan atmosfere OECD ortalamasına kıyasla 6 kat daha fazla CO2 salıyor. Bu ülkelere sanayileşmenizi yavaşlatın diyemezsiniz. Ama teknolojinizi değiştirin diyebilirsiniz. Ama bu maliyeti tümüyle siz ödeyin diyemezsiniz. Çünkü onlar da size, "siz kirletirken iyiydi... Biz de sizin kadar zengin olduğumuzda kişi başına sizin kadar az kirletiriz" diyeceklerdir. Sorun şu ki, yoksulların sanayileşerek zenginleri yakalamaları, ve bunu özellikle çevre dostu olmayan teknolojilerle yapmaları sonuçlanmadan, küresel ısınma geri döndürülemez bir noktaya gelecek ve insanlık tam kestirilemeyen, ama bedelinin büyük olacağı belli olan bir felaketle karşı karşıya kalacak.

    OECD'nin senaryoları
    OECD başlıca iki senaryo öneriyor. Birinci senaryoda hedef SGS salınımını bugünkü düzeyde stabilize etmek. Bunu başarabilmek için hesaplar CO2 tonu başına 25 dolarlık bir vergi koymak gerektiğini gösteriyor. Örneğin halen 230 milyon ton CO2 salınımı olan Türkiye için 5,7 milyar dolar demek. Bu vergi kademeli olarak konulduğunda fayda ve maliyet özetle şöyle çıkıyor: Küresel ısınma tamamen durmuyor ama hissedilir ölçüde yavaşlıyor. Ortalama 2 derecelik bir artış yerine 1 derecelik bir artış bekleniyor. Bu artış iklim değişiklerinin en olumsuz sonuçlarını önlese bile, ki bir garantisi yok, yine de yeterince olumsuzluk yaratabilecek.
    Maliyeti ise GSYH kaybı açısından oldukça düşük. 2030'da küresel GSYH yüzde 1 daha düşük kalıyor. Yıllık GSYH kaybı yüzde 0,03 oluyor. Kayıp o kadar sınırlı ki, beklenen sonuç pek tatmin edici olmasa da kesinlikle katlanılabilir bir maliyet. Ancak yukarıda da açaklandığı gibi maliyetin paylaşımı eşit değil. OECD ülkeleri için yılılk GSYH kaybı yüzde 0,02 olurken, BRIC için yüzde 0,06 oluyor. 25 yılda zenginler için yüzde 0,5'den biraz fazla kazançtan kayıp söz konusu iken, yoksullar için kayıp yüzde 1,5'i geçiyor.
    Maliyeti itibariyle birinci senaryo nispeten uygulanabilir görülse de (son tahlilde zenginler faturanın bir bölümünü daha üstlenebilirler), ikilim değişkiliğine çare olmaktan bir hayli uzak. Daha etkili politka önerisi doğrudan miktar kısıtlamasına gitmek . OECD hedef olarak yıllık salınımları 2050'de tonda yaklaşık 25 CO2 birimine düşürmeyi hedefliyor. Mevcut salınım miktarı yılda 47 birim olduğuna göre (Tablo 1) bu senaryo salınım miktarını yarı yarıya düşürmeyi hedefliyor. Bu sayede ısınma hemen hemen duruyor. Felaketin büyüğünden kurtuluyoruz. OECD bu sonucun da yeterli olmayacağını, ama en azından yüzyılımızın ikinci yarısında daha radikla politikalar uygulamak için zaman kazanmış olcağımızı söylüyor.

    Maliyet yüksek
    Ancak sorun bu politikanın maliyetinin biraz yüksek olması. OECD ülkelerinin ortalama kaybı 2030'da yüzde 0,2, 2050'de yüzde 1,1 olurken, BRIC'ın kaybı yüzde 1,4 ve 5,5 oluyor. Çözüm teorik olarak sanayileşmiş olanların sanayileşmekte olanların katlanacağı maliyetin bir bölümünü üstlenmelerinden geçiyor. Bu çözüm ilkesi kağıt üzerinde mantıklı dursa da, bencilliğin egemen, bedavacılık eğilimlerinin (herkes Kyoto'ya katılırsa, ben dışarda kalabilirim davranışı) yaygın olduğu bir dünyada uygulamaya konması hiç de kolay değil.
    2012'de Kyoto Antlaşması çerçevesinde her ülke için hedefler ve maliyet paylaşımı yeniden belirlenecek. Müzakereler 2009'da başlıyor. O zamana kadar başta ABD olmak üzere tüm ülkelerin Kyoto'yu imzalamasını ummak gerekiyor. Beyaz Saray'a küresel ısınma konsuna daha duyarlı olan demokrat adayın, Barak Obama'nın yerleşmesi küresel ısınma açısından çok önemli. Bildiğiniz gibi Türkiye nihayet Kyoto'yu imzalamaya karar verdi. Bunu AB ile müzakerelerin en maliyetli ve en zor başlığı olan Çevre başlığının açılması için yaptığını düşünebiliriz. ?imdi 2009 pazarlığına katılarak makul tavizler koparabilmek için kısa sürede Kyoto'nun TBMM'den geçmesi gerekiyor. Çok farklı bir nedenle de olsa, AKP'nin TBMM'yi yazın açık tutma kararı iyi oldu. Umarız Kyoto zamanında kabul edilir ve Türkiye küresel ısınmayla mücadelede yerini alır.

    Seyfettin_Gursel_referans gazetesi
Working...
X