2.2. Milli Parkların Önemi
Bir yerin milli park ilan edilmesiyle sağlanan faydalar ise şöyle:
Yaşam alanlarının doğal şeklinin korunması,
Hayvan ve bitki türlerinin bütününü kendi habitatlarında, doğal seleksiyon koşullarında güvence altına alarak, türlerin doğal gelişiminin ve evriminin engelsizce gelişmesinin sağlanması,
Biyolojik çeşitliliğin, abiyotik doğal kaynakların, bitki ve hayvan populasyonlarının genetik çeşitliliğinin, doğal koşullar ve organizmaların doğal evrim seyirlerinin, farklı biyolojik çeşitliliğe sahip peyzaj ve peyzaj parçalarının korunması,
Tür koruma ve alan koruma,
Koruma-kullanma prensipleri doğrultusunda bu alanlar içerisinde düzenlenen kamp ve günü birlik alanlar, kır gazinosu, büfe, kafeterya, bungolow gibi ziyaretçi hizmet tesisleri aracılığıyla halkın doğal alanlar içerisinde doğayla iç içe yaşaması,
Doğa sevgisi, çevrenin ve doğal ortamlarının korunmasında halkın bilinçlendirilmesi.
2.3. Milli Park Kriterleri ve Planlama Metodu
Doğal güzellikler ve yaban hayatın hızla eriyip gittiği bu yüzden de doğa korumanın çok önemli olduğu bu zamanda özellikle de Türkiye'de milli parkların hangi ayrıcalıklara sahip olması gerektiğinin cevabı şudur:
Milli park olacak yerlerin doğal kaynaklar, kültürel kaynaklar, eğlenme-dinlenme ve turizm kaynakları gibi bir takım kaynak değerlerine sahip olmaları gerekir.
Doğal kaynaklar söz konusu olduğunda; biyolojik doğal kaynaklar (bitki örtüsü, yaban hayatı, ekosistem, habitat vb), fiziksel doğal kaynaklar (coğrafi konum, jeoloji, mineroloji, paleontoloji vb) ve estetik kaynaklar incelenmelidir. Kültür kaynakları ise, kültürel olayları belgeleyen ve bu olayların izlerini taşıyan sitler ve bölgeler ile tarihi olayları ve kişileri hatırlatan mimari ve güzel sanatlar örneklerinin toplandığı yerleri içerir. Böyle kaynaklar için bölgenin arkeolojik, tarihi, antropolojik, mitolojik, etnografik ve sosyolojik özellikleri incelenir.
Eğlenme - dinlenme ve turizm kaynakları için doğal ve kültürel çevrenin açık hava rekreasyon potansiyeli, ziyaretçi kapasitesi ve hitap ettiği demografik çevre incelenir. Buna göre, milli park olarak ayrılacak yerlerin; bu kaynak değerlerini barındırması, bu değerlerin görece bakir, bozulmamış olması ya da en azından gerekli müdahalelerle eski haline dönüştürülmesi, parka gelen ziyaretçilerin sanatsal, eğitsel, kültürel, bilimsel, rekreasyonel etkinliklerde bulunmaları, iç ve dış turizm aracılığı ile ulusal ekonomi içinde belirli bir katma değer üretecek düzeyde olması, alan büyüklüğünün özel durumlar ve adalar dışında en az 1.000 hektar olması, bu alanın bütünüyle koruma ağırlıklı zonlardan meydana gelmesi ve koruma zonlarının devlet mülkiyetinde olması gibi özellikleri bünyesinde barındırması gerekir. Bu alanların kaynak değerlerini, kesin koruma, tampon, gelişme vb. zonlarını, park sınırlarını, gelişme ve kullanma esaslarını belirleyen bir plân modeli veya uzun devreli gelişme plân teklifleri hazırlanır. Milli Savunma, bayındırlık ve İskan, Kültür ve Turizm Bakanlıkları'nın olumlu görüşleri alındıktan sonra, Orman Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar kurulu Kararı ile bu alanlar milli park olarak ayrılırlar.
Milli park olarak belirlenen bölgeler için hazırlanan plânlar; parkı oluşturan doğal, kültürel ve rekreasyonel kaynak değerlerinin korunması ve devamlılığının sağlanması, bu değerlere en az zarar verilecek şekilde parkın kullanıma açılması, park içinde yaşayan halkın, sosyal ve ekonomik yönden desteklenmesi amaçlarını güder.
2.4. Milli Park Olduktan Sonra
Bir yer milli park olarak ayrıldıktan sonra acaba ne gibi değişikliklerle karşılaşıyor? Bu, daha çok milli park plânlamaları ilkelerine uygun, kaynak değerlerine zarar vermeyecek, bölgede yaşayan halkın sosyokültürel yaşantısını olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde yapılacak olan etkinlikler ve müdahaleler sonucunda kendisini gösterir. İlk olarak parkın kaynaklarını ve çevresini koruyacak, manzara bütünlüğünü sağlayacak doğal sınırlar belirlenir. Alt ve üst yapı tesisleri olabildiğince doğala yakın ve doğayla uyumlu bir şekilde yapılmaya çalışılır. Buna göre, park için yollar ve patikalar geniş ve düz güzergahlar şeklinde olmayıp, doğal yapı içinde fark edilmeyecek ve arazi şekline tamamen uygun rotalardan geçirilir. Yalnızca tanıtım, işaret ve uyarı tabelaları kullanılır ve ticari tabelalara izin verilmez. Haberleşme ve enerji nakil hatları genellikle park içinden geçirilmez, ama geçirilmesi durumunda olabildiğince yeraltından ya da en az fark edilecek şekilde geçirilmesi için gerekli önlemler alınır. Üst yapıda; bina ve yapılarda yerel malzemenin kullanılmasına, mimari tarzın ise yerel ve geleneksel olmasına dikkat edilir. Milli parkların, çevreden gelen tüm olumsuz etkilerden korunması organizasyonuna Kaynak Amenojmanı denir. Yukarıda sözü edilen çalışmalar dışında, yangın denetimi, zararlı böcek ve haşerelerle mücadele, yaban hayvanlarının sayılarının düzenlenmesi, yerli olmayan bitki ve hayvan türlerinin ayıklanması, sonradan yapılan müdahalelerle oluşmuş durumun tekrar eski haline getirilmesi için peyzaj düzenlemeleri, bilimsel araştırmaların yönlendirilmeleri milli park bütünlüğünün sağlanması için gerekli durumlarda özel arazilerin kamulaştırılması, parktan yararlananların güvenliklerinin sağlanması gibi önlem ve çalışmaları da içerir.
2.5. Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sorunların başında maddi olanaksızlıklar, teknik donanım ve personel yetersizliği gibi bilinen eksiklikler gelmektedir. Milli parkların yalnızca açık hava rekreasyon alanı olarak görülmesi de buralardan yeterince ve gereğince yararlanılmaması sorununu doğurur. Bunun için parkta kurulacak ziyaretçi merkezinden edinilecek bilgiler ve kamu oyunda oluşturulmaya çalışılan milli park bilinci çok önemlidir. Ama ne yazık ki ülkemizde milli parkların hepsinde gerekli bilgilere ulaşılabilecek gerekli ziyaretçi ve danışma merkezleri yok. En önemli sorunlardan biri olan milli parkların tahribatı ve yok oluşu ise özellikle geçtiğimiz yazlarda yaşanan orman yangınlarıyla (bunların içinde milli park alanları da vardı) tekrar gündemde. Bu sorunların ortadan kaldırılması ya da hiç değilse en aza indirgenmesi için orman yangını, kaçakçılık gibi olaylarda doğayı ve parktaki ziyaretçileri koruma ve kurtarma operasyonlarında kullanılmak üzere etkin bir haberleşme sisteminin en kısa zamanda kurulması ve kara, hava, deniz ulaştırma, koruma ve araştırma araç, gereç ekipmanına geniş ölçüde yer verilmesi çalışmaları hızlandırılmalıdır.
2.6. Türkiye'de Milli Parklar
Türkiye'de milli park terimi, Prof. Dr. Selahattin İnal tarafindan 1948'de yayımlanan "Doğa Karşısında Biz ve Ormancılığımız" adlı eseriyle tanınmıştır. Doğa koruma bilincinin oluşumuna katkısı olan ilk sivil örgüt 1955'de Ankara 'da kurulan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği'dir. Derneğin 1967'de düzenlediği ilk "Milli Parklar Semineri" büyük ilgi çekmiştir.
Türkiye'de milli park olgusu 1956 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 25. Maddesiyle yürürlüğe girmiş, bu yasa ile ilk olarak 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı kurulmuştur. 1983 tarih ve 2873 sayı ile yürürlüğe giren Milli Parklar Kanunu'nun amacı; ülkemizdeki milli ve milletler arası değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının seçilip belirlenmesine, özellik ve karakterleri bozulmadan korunmasına, geliştirilmesine ve yönetilmesine ilişkin esasları düzenlemektir. Milli Parklar Kanunu'nun 14. Maddesi ile bu kanun kapsamına giren yerlerde aşağıdaki faaliyetler yasaklanmıştır.
a) Doğal ve ekolojik denge ile doğal ekosistem değeri bozulamaz.
b) Yaban hayatı tahrip edilemez.
c) Doğal dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz.
d) Bu alanların özelliklerinin kaybolmasına sebep olan veya olabilecek her türlü müdahale ile toprak, su, hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak işler yapılamaz.
e) Onaylanmış planlarla belirtilen yapı ve tesisler ile Genel Kurmay Başkanlığı'nca gereksinim duyulacak savunma sistemi tesisleri dışında, kamu yararına vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça ne şekilde olursa olsun hiçbir yapı/tesis kurulamaz, işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim alanları dışında iskan yapılamaz.
Uluslararası Milli Park Komitesinin genel ilkelerine göre; milli parklara egzotik bitkilerin, ağaçların, hayvanların konması ve alana yabancı canlıların yerleştirilmesi yasaklanmıştır.
Milli Parklar Yönetmeliği'ne göre, milli park olarak ayrılacak yerlerde; doğal ve kültürel kaynak değeri ile rekreasyon potansiyeli, milli ve milletler arası düzeyde özellik ve önem taşımalıdır. Kaynak değerleri, gelecek nesillerin miras olarak devralacakları ve sahip olmaktan gurur duyacakları düzeyde önemli olmalıdır. Kaynak değerleri tahrip olmamış veya teknik ve idari girişimlerle ıslah edilebilir durumda olmalıdır. Alan büyüklüğü, kaynak değeri yoğunluğu bakımından, özel haller ve adalar dışında en az 1000 hektar olmalı ve alan bütünüyle koruma ağırlıklı zonlardan meydana gelmelidir. İdari ve turistik amaçlı gelişme alanları, bu asgari alan bütünlüğünün dışındadır. Milli parklarımız biyolojik, arkeolojik ve ulusal tarihi alanların korunması ve halka tanıtılması amacı ile kurulmuştur. Türkiye'de milli parkların çoğu ormanlık arazilerde olup, ağaç türlerinin korunması amaç edinilmiştir.
Türkiye'de milli parklar kuruluş amaçları bakımından farklı özellikler taşımaktadır. Örneğin; Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı zengin ornitolojik yapısı, Gelibolu Tarihi Milli Parkı ulusal tarih, Nemrut Dağı Milli Parkı arkeolojik özellikleri için korunmaktadır. Göreme Milli Parkı, benzersiz jeomorfolojik ve kültürel özellikleri nedeniyle UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınmıştır.
Milli parkların idaresi Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bugün Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün yönetiminde 34 adet milli park (686.635 ha), 35 adet tabiatı koruma alanı (85.024 ha), 17 adet tabiat parkı (69.505 ha), 89 adet tabiat anıtı (464 ha) ile toplam 841.624 hektar alan korunmaya alınmıştır. Av-yaban hayvanlarının ve yaşam ortamlarının korunması amacıyla, Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu Kararı ile 54 memeli ve 415 kuş türü korumaya alınmış, 123 yerde (1.8 milyon ha.) Yaban Hayati Koruma Alanı ayrılmıştır.
Bugün İsveç'te 28, İngiltere'de 11, İspanya'da 13, Fransa'da 5, Portekiz'de 1 adet milli park olduğu görülürken, Türkiye'de 34 adet milli park bulunmaktadır. Ancak sayıdan çok milli park alanının büyüklüğü ve doğal kaynak değeri yoğunluğu önem taşımaktadır. IUCN'e göre, Avrupa'daki milli parkların ancak %20'si gerçek anlamda milli park niteliği taşımakta olup, aralarında farklar bulunmaktadır.
İnsanların dinlenme-eğlenme amacıyla doğayı tercih ettikleri günümüzde korunmuş doğal alanlar önem kazanmaktadır. Milli parkalar, doğal ortamları ve yaban yaşamını bilimsel ölçütlerde koruyarak geleceğe taşıma yanında, ender doğa varlıklarını tanıtan ve doğaya karşı ilgi uyandıran özel mekanlardır. Türkiye bu anlamda çok sayıda korunmuş alana sahiptir. Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı da bu alanlardan bir tanesidir.
Bir yerin milli park ilan edilmesiyle sağlanan faydalar ise şöyle:
Yaşam alanlarının doğal şeklinin korunması,
Hayvan ve bitki türlerinin bütününü kendi habitatlarında, doğal seleksiyon koşullarında güvence altına alarak, türlerin doğal gelişiminin ve evriminin engelsizce gelişmesinin sağlanması,
Biyolojik çeşitliliğin, abiyotik doğal kaynakların, bitki ve hayvan populasyonlarının genetik çeşitliliğinin, doğal koşullar ve organizmaların doğal evrim seyirlerinin, farklı biyolojik çeşitliliğe sahip peyzaj ve peyzaj parçalarının korunması,
Tür koruma ve alan koruma,
Koruma-kullanma prensipleri doğrultusunda bu alanlar içerisinde düzenlenen kamp ve günü birlik alanlar, kır gazinosu, büfe, kafeterya, bungolow gibi ziyaretçi hizmet tesisleri aracılığıyla halkın doğal alanlar içerisinde doğayla iç içe yaşaması,
Doğa sevgisi, çevrenin ve doğal ortamlarının korunmasında halkın bilinçlendirilmesi.
2.3. Milli Park Kriterleri ve Planlama Metodu
Doğal güzellikler ve yaban hayatın hızla eriyip gittiği bu yüzden de doğa korumanın çok önemli olduğu bu zamanda özellikle de Türkiye'de milli parkların hangi ayrıcalıklara sahip olması gerektiğinin cevabı şudur:
Milli park olacak yerlerin doğal kaynaklar, kültürel kaynaklar, eğlenme-dinlenme ve turizm kaynakları gibi bir takım kaynak değerlerine sahip olmaları gerekir.
Doğal kaynaklar söz konusu olduğunda; biyolojik doğal kaynaklar (bitki örtüsü, yaban hayatı, ekosistem, habitat vb), fiziksel doğal kaynaklar (coğrafi konum, jeoloji, mineroloji, paleontoloji vb) ve estetik kaynaklar incelenmelidir. Kültür kaynakları ise, kültürel olayları belgeleyen ve bu olayların izlerini taşıyan sitler ve bölgeler ile tarihi olayları ve kişileri hatırlatan mimari ve güzel sanatlar örneklerinin toplandığı yerleri içerir. Böyle kaynaklar için bölgenin arkeolojik, tarihi, antropolojik, mitolojik, etnografik ve sosyolojik özellikleri incelenir.
Eğlenme - dinlenme ve turizm kaynakları için doğal ve kültürel çevrenin açık hava rekreasyon potansiyeli, ziyaretçi kapasitesi ve hitap ettiği demografik çevre incelenir. Buna göre, milli park olarak ayrılacak yerlerin; bu kaynak değerlerini barındırması, bu değerlerin görece bakir, bozulmamış olması ya da en azından gerekli müdahalelerle eski haline dönüştürülmesi, parka gelen ziyaretçilerin sanatsal, eğitsel, kültürel, bilimsel, rekreasyonel etkinliklerde bulunmaları, iç ve dış turizm aracılığı ile ulusal ekonomi içinde belirli bir katma değer üretecek düzeyde olması, alan büyüklüğünün özel durumlar ve adalar dışında en az 1.000 hektar olması, bu alanın bütünüyle koruma ağırlıklı zonlardan meydana gelmesi ve koruma zonlarının devlet mülkiyetinde olması gibi özellikleri bünyesinde barındırması gerekir. Bu alanların kaynak değerlerini, kesin koruma, tampon, gelişme vb. zonlarını, park sınırlarını, gelişme ve kullanma esaslarını belirleyen bir plân modeli veya uzun devreli gelişme plân teklifleri hazırlanır. Milli Savunma, bayındırlık ve İskan, Kültür ve Turizm Bakanlıkları'nın olumlu görüşleri alındıktan sonra, Orman Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar kurulu Kararı ile bu alanlar milli park olarak ayrılırlar.
Milli park olarak belirlenen bölgeler için hazırlanan plânlar; parkı oluşturan doğal, kültürel ve rekreasyonel kaynak değerlerinin korunması ve devamlılığının sağlanması, bu değerlere en az zarar verilecek şekilde parkın kullanıma açılması, park içinde yaşayan halkın, sosyal ve ekonomik yönden desteklenmesi amaçlarını güder.
2.4. Milli Park Olduktan Sonra
Bir yer milli park olarak ayrıldıktan sonra acaba ne gibi değişikliklerle karşılaşıyor? Bu, daha çok milli park plânlamaları ilkelerine uygun, kaynak değerlerine zarar vermeyecek, bölgede yaşayan halkın sosyokültürel yaşantısını olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde yapılacak olan etkinlikler ve müdahaleler sonucunda kendisini gösterir. İlk olarak parkın kaynaklarını ve çevresini koruyacak, manzara bütünlüğünü sağlayacak doğal sınırlar belirlenir. Alt ve üst yapı tesisleri olabildiğince doğala yakın ve doğayla uyumlu bir şekilde yapılmaya çalışılır. Buna göre, park için yollar ve patikalar geniş ve düz güzergahlar şeklinde olmayıp, doğal yapı içinde fark edilmeyecek ve arazi şekline tamamen uygun rotalardan geçirilir. Yalnızca tanıtım, işaret ve uyarı tabelaları kullanılır ve ticari tabelalara izin verilmez. Haberleşme ve enerji nakil hatları genellikle park içinden geçirilmez, ama geçirilmesi durumunda olabildiğince yeraltından ya da en az fark edilecek şekilde geçirilmesi için gerekli önlemler alınır. Üst yapıda; bina ve yapılarda yerel malzemenin kullanılmasına, mimari tarzın ise yerel ve geleneksel olmasına dikkat edilir. Milli parkların, çevreden gelen tüm olumsuz etkilerden korunması organizasyonuna Kaynak Amenojmanı denir. Yukarıda sözü edilen çalışmalar dışında, yangın denetimi, zararlı böcek ve haşerelerle mücadele, yaban hayvanlarının sayılarının düzenlenmesi, yerli olmayan bitki ve hayvan türlerinin ayıklanması, sonradan yapılan müdahalelerle oluşmuş durumun tekrar eski haline getirilmesi için peyzaj düzenlemeleri, bilimsel araştırmaların yönlendirilmeleri milli park bütünlüğünün sağlanması için gerekli durumlarda özel arazilerin kamulaştırılması, parktan yararlananların güvenliklerinin sağlanması gibi önlem ve çalışmaları da içerir.
2.5. Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sorunların başında maddi olanaksızlıklar, teknik donanım ve personel yetersizliği gibi bilinen eksiklikler gelmektedir. Milli parkların yalnızca açık hava rekreasyon alanı olarak görülmesi de buralardan yeterince ve gereğince yararlanılmaması sorununu doğurur. Bunun için parkta kurulacak ziyaretçi merkezinden edinilecek bilgiler ve kamu oyunda oluşturulmaya çalışılan milli park bilinci çok önemlidir. Ama ne yazık ki ülkemizde milli parkların hepsinde gerekli bilgilere ulaşılabilecek gerekli ziyaretçi ve danışma merkezleri yok. En önemli sorunlardan biri olan milli parkların tahribatı ve yok oluşu ise özellikle geçtiğimiz yazlarda yaşanan orman yangınlarıyla (bunların içinde milli park alanları da vardı) tekrar gündemde. Bu sorunların ortadan kaldırılması ya da hiç değilse en aza indirgenmesi için orman yangını, kaçakçılık gibi olaylarda doğayı ve parktaki ziyaretçileri koruma ve kurtarma operasyonlarında kullanılmak üzere etkin bir haberleşme sisteminin en kısa zamanda kurulması ve kara, hava, deniz ulaştırma, koruma ve araştırma araç, gereç ekipmanına geniş ölçüde yer verilmesi çalışmaları hızlandırılmalıdır.
2.6. Türkiye'de Milli Parklar
Türkiye'de milli park terimi, Prof. Dr. Selahattin İnal tarafindan 1948'de yayımlanan "Doğa Karşısında Biz ve Ormancılığımız" adlı eseriyle tanınmıştır. Doğa koruma bilincinin oluşumuna katkısı olan ilk sivil örgüt 1955'de Ankara 'da kurulan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği'dir. Derneğin 1967'de düzenlediği ilk "Milli Parklar Semineri" büyük ilgi çekmiştir.
Türkiye'de milli park olgusu 1956 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 25. Maddesiyle yürürlüğe girmiş, bu yasa ile ilk olarak 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı kurulmuştur. 1983 tarih ve 2873 sayı ile yürürlüğe giren Milli Parklar Kanunu'nun amacı; ülkemizdeki milli ve milletler arası değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının seçilip belirlenmesine, özellik ve karakterleri bozulmadan korunmasına, geliştirilmesine ve yönetilmesine ilişkin esasları düzenlemektir. Milli Parklar Kanunu'nun 14. Maddesi ile bu kanun kapsamına giren yerlerde aşağıdaki faaliyetler yasaklanmıştır.
a) Doğal ve ekolojik denge ile doğal ekosistem değeri bozulamaz.
b) Yaban hayatı tahrip edilemez.
c) Doğal dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz.
d) Bu alanların özelliklerinin kaybolmasına sebep olan veya olabilecek her türlü müdahale ile toprak, su, hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak işler yapılamaz.
e) Onaylanmış planlarla belirtilen yapı ve tesisler ile Genel Kurmay Başkanlığı'nca gereksinim duyulacak savunma sistemi tesisleri dışında, kamu yararına vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça ne şekilde olursa olsun hiçbir yapı/tesis kurulamaz, işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim alanları dışında iskan yapılamaz.
Uluslararası Milli Park Komitesinin genel ilkelerine göre; milli parklara egzotik bitkilerin, ağaçların, hayvanların konması ve alana yabancı canlıların yerleştirilmesi yasaklanmıştır.
Milli Parklar Yönetmeliği'ne göre, milli park olarak ayrılacak yerlerde; doğal ve kültürel kaynak değeri ile rekreasyon potansiyeli, milli ve milletler arası düzeyde özellik ve önem taşımalıdır. Kaynak değerleri, gelecek nesillerin miras olarak devralacakları ve sahip olmaktan gurur duyacakları düzeyde önemli olmalıdır. Kaynak değerleri tahrip olmamış veya teknik ve idari girişimlerle ıslah edilebilir durumda olmalıdır. Alan büyüklüğü, kaynak değeri yoğunluğu bakımından, özel haller ve adalar dışında en az 1000 hektar olmalı ve alan bütünüyle koruma ağırlıklı zonlardan meydana gelmelidir. İdari ve turistik amaçlı gelişme alanları, bu asgari alan bütünlüğünün dışındadır. Milli parklarımız biyolojik, arkeolojik ve ulusal tarihi alanların korunması ve halka tanıtılması amacı ile kurulmuştur. Türkiye'de milli parkların çoğu ormanlık arazilerde olup, ağaç türlerinin korunması amaç edinilmiştir.
Türkiye'de milli parklar kuruluş amaçları bakımından farklı özellikler taşımaktadır. Örneğin; Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı zengin ornitolojik yapısı, Gelibolu Tarihi Milli Parkı ulusal tarih, Nemrut Dağı Milli Parkı arkeolojik özellikleri için korunmaktadır. Göreme Milli Parkı, benzersiz jeomorfolojik ve kültürel özellikleri nedeniyle UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınmıştır.
Milli parkların idaresi Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bugün Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün yönetiminde 34 adet milli park (686.635 ha), 35 adet tabiatı koruma alanı (85.024 ha), 17 adet tabiat parkı (69.505 ha), 89 adet tabiat anıtı (464 ha) ile toplam 841.624 hektar alan korunmaya alınmıştır. Av-yaban hayvanlarının ve yaşam ortamlarının korunması amacıyla, Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu Kararı ile 54 memeli ve 415 kuş türü korumaya alınmış, 123 yerde (1.8 milyon ha.) Yaban Hayati Koruma Alanı ayrılmıştır.
Bugün İsveç'te 28, İngiltere'de 11, İspanya'da 13, Fransa'da 5, Portekiz'de 1 adet milli park olduğu görülürken, Türkiye'de 34 adet milli park bulunmaktadır. Ancak sayıdan çok milli park alanının büyüklüğü ve doğal kaynak değeri yoğunluğu önem taşımaktadır. IUCN'e göre, Avrupa'daki milli parkların ancak %20'si gerçek anlamda milli park niteliği taşımakta olup, aralarında farklar bulunmaktadır.
İnsanların dinlenme-eğlenme amacıyla doğayı tercih ettikleri günümüzde korunmuş doğal alanlar önem kazanmaktadır. Milli parkalar, doğal ortamları ve yaban yaşamını bilimsel ölçütlerde koruyarak geleceğe taşıma yanında, ender doğa varlıklarını tanıtan ve doğaya karşı ilgi uyandıran özel mekanlardır. Türkiye bu anlamda çok sayıda korunmuş alana sahiptir. Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı da bu alanlardan bir tanesidir.

