BUDAMANIN FİZYOLOJİK ESASLARI
Meyve ağaçlan vegetatif gelişmeleriyle, generatif çabalarının üzerinde yetiştirildikleri toprağın verimlilik durumuna, ekolojik koşullara, sulama olanağına, tür ve çeşitlerin kalıtsal yapılan ile üzerine aşılandıklan anaçlara göre düzenlerler. Kendi haline bırakılmış meyve ağaçlannda, ilk yıllarda, kuvvetli bir vegetatif gelişme görülür. Bunu düzensiz verim yıllan izler. Orta yaşlardan itibaren meyve ağaçlannda yetersiz bir vegetatif gelişme, aşın bir generatif faaliyet görülür.
Meyve ağaçlannda, tohumun çimlenmesiyle ağacın verime başlaması arasında geçen devre gençlik: verime başlama zamanıyla, verimden düşünceye kadar geçen devre olgunluk ve bunu izleyen yaşlılık olmak üzere biribirinden ayn üç fizyolojik yasam devresi vardır. Ancak, bu devrelerin biribirlcrine geçişleri veya devrelerin başlama ile bitme zamanlannın pratik olarak önceden saptanması olası değildir. Teorik olarak, örneğin matematik bir ifadeyle, Amasya elmasının sekiz yaşında tirün, vermeye başlayacağını, 35 yıl olgunluk devresinin devam edeceğini, bundan sonra yaşlılık devresinin başlayacağını düşünebiliriz. Ancak, doğada Amasya elmasının gelişmesi yakından izlendiği zaman görülür ki durum, her zaman bu matematiksel ifadeye uymamaktadır. Gerçekten de örneğin, Amasya elmasının 1-8 yaşının gençlik kısırlığı devresi olarak kabul edilmesi gerekirken, ağacın bu devrede yaşlandığı, yani gelişmeden geri kaldığı ve hatta öldüğü de görülebilir. Bunun aksi de olabilir. 60 jaşın, Amasya elması için yaşlılık devresi olması gerekirken, agaçlann bu Çevrede gayet iyi sürgün ve meyve verdiğini yani fizyolojik dengede ınduğunu da görmek olasıdır. Meyve ağaçlannın vegetatif gelişmeleri ile generatif faaliyetleri, çevre koşullarının ve beslenme fizyolojisinin doğrudan etkisi altındadır. Meyve ağaçlarında beslenme fizyolojileri de başlıca toprak üstü (taç) ve toprak altı organları (kökler) tarafından yönlendirilir. Gerçekte, meyve ağaçlarının değişik yaşam devrelerinin farklı görüntüsü, bu iki ayrı organ sisteminin çalışmalarının biribirleriyle etkileşimlerinden ileri gelmektedir. Yani, yapraklar tarafından yapılan karbonhidratların miktarının, kökler tarafından alınan madensel maddelere (özellikle azot) oranı fazla ise (CH/N>1), meyve ağacında çiçek tomurcuğu oluşur. Öte yandan, ağacın yaşantısı üzerinde kök sisteminin üstünlüğü varsa, yani, (CH/N<1) ise, meyve ağaçlarında sürgün oluşumu kuvvetli olur. Bunlara ek olarak, meyve ağacında toprak üstü ile toprak altı organlannm faaliyetleri arasında bir düzen oluşmuş, bu organlar arasında bir birlik ve beraberlik var, ahenkli bir çaba gösteriyorlarsa meyve ağaçlan fizyolojik dengededir (CH/N=1).
Meyve ağaçlannın çiçek tomurcuğu ve sürgün oluşturmalan üzerinde, bir çok bitki fizyologlan çalışmıştır. Bunlardan Klebs, çiçek tomurcuğu oluşumu üzerinde yapılan çalışmalara bir yön vermiş ve çalışmalannı matematiksel olarak ifade etmiştir. Klebs'e göre Karbonhidrat azot oranı birden büyük olduğu taktirde, meyve ağaçlannda çiçek tomurcuğu oluşur; bu oranın birden küçük olması halinde ise, ağaçlarda kuvvetli bir vegetatif gelişme görülür. Klebs'in bu araştırmasını yayınlamasından sonra , elde edilen sonuçlan doğrulayan veya değiştiren birçok araştırma yapılmış ve yayınlanmıştır. Bu konu üzerinde yapılan önemli bir araştırma da 1942 yılında Harley, Magnes ve çalışma arkadaşlan tarafından yapılmıştır. Bu araştıncılara göre, meyve ağaçlannda çiçek tomurcuğu oluşumu üzerinde nişasta ve hormonlar da önemli rol oynamaktadır (Breviglieri, 1962).
Bu fizyolojik gerçeklerin ortaya konmasından sonra, budamanın fizyolojik esaslan daha iyi anlaşılmıştır. Bunun sonucu olarak, yetiştiriciler ile meyve ağaçlan arasındaki ilişkilerde, yetiştiricilerin ağaçlar üzerinde oluşan üstünlüğü daha açık bir şekilde artmıştır.
Daha önce açıkladığımız gibi, teorik olarak bitkilerde biribirinden farklı üç yaşam devresi vardır. Meyve fıdanlanna şekil verilen gençlik devresinde normal olarak toprak altı organlarının çabaları, toprak üstü organlarından daha fazladır. Yani kökler tarafından alınan mineral maddeler ve özellikle azotun, yapraklarda yapılan karbonhidratlar ve dolayısıyla bu organlarda oluşan hormanlara oranı yüksek olmaktadır. Bunun sonucu olarak da, genç ağaçlarda, anaca bağlı olarak değişmek üzere, kuvvetli sürgünler oluşmaktadır. Meyve ağaçlannda bol ve kuvvetli sürgünlerin oluştuğu bu devreye "Gençlik kısırlığı" denir.
Meyveciler, meyve ağaçlannda görülen gençlik kısırlığı süresinin mümkün olduğu kadar kısa olmasını isterler. Bu nedenle, meyve ağaçlannda bu devreyi kısaltmak amacıyla kök kesmek, gövdeyi boğmak, meyve fıdanlannı azotlu gübrelerle dengeli olarak gübrelemek, zayıf anaç kullanmak vb. bir takım teknik önlemlere başvurulabilir. Bu önlemler arasında karbon asimilasyonunu artırmak üzere yapılan budama işlemleri, diğerleri gibi etkili olmaktadır. Nitekim, meyve ağaçlannda ışık yoğunluğunu artırmak amacıyla düzenli, kuvvetli ve dengeli taç oluşturmak; asimilasyon yüzeyini artırmak için de dalları uzun bırakmak veya hiç kesmemek, gövde ile kuvvetli büyüyen dallann oluşturduktan açılan genişletmek veya zayıf büyüyen dallann açılannı daraltmak; fazla dallann bir kısmını seyreltmek, geri kalan dalları eğmek ya da bükmek suretiyle meyve ağaçlannda kök ve taç arasındaki fizyolojik denge doğal olarak gelişen meyve ağaçlanna göre daha kısa bir zaman içerisinde kurulabilir (Standler ve Stasen, 1985).
Fizyolojik dengenin generatif büyüme lehine bozulduğu yani, sürgün oluşmasının durduğu yaşlılık devresinde ise, meyve ağaçlarını sürgün yapmaya zorlamak için dalları kısa kesmek, daha önce eğilmiş, bükülmüş ya da bağ olarak kullanılmış dalların bir kısmını çıkartmak, açılan genişlemiş dallann, açılarını düzeltmek, çok fazla meyve dalı seyreltmesi yapmak ve meyve ağaçlarını azotlu gübrelerle bolca gübrelemek zorunludur.
Görülüyor ki, budamanın fizyolojik esası, meyve ağaçlarının fizyolojilerinin ve organografik yapılarının iyice bilinmesine dayanmaktadır. Bu yüzden bir budayıcının, elinden çok kafasının iyi işlemesi yanında, fizyoloji bilgisinin çok iyi olmasında ve meyve ağacını iyice tanımasında zorunluluk vardır. Bundan başka, budayıcının budamak amacıyla yanına gittiği her ağacı ayrı bir birey kabul ederek ona göre hareket etmesi ve işlemlerinde ön yargılara ve belli formüllere bağlı kalmaması gerekir.
Meyve ağaçlan vegetatif gelişmeleriyle, generatif çabalarının üzerinde yetiştirildikleri toprağın verimlilik durumuna, ekolojik koşullara, sulama olanağına, tür ve çeşitlerin kalıtsal yapılan ile üzerine aşılandıklan anaçlara göre düzenlerler. Kendi haline bırakılmış meyve ağaçlannda, ilk yıllarda, kuvvetli bir vegetatif gelişme görülür. Bunu düzensiz verim yıllan izler. Orta yaşlardan itibaren meyve ağaçlannda yetersiz bir vegetatif gelişme, aşın bir generatif faaliyet görülür.
Meyve ağaçlannda, tohumun çimlenmesiyle ağacın verime başlaması arasında geçen devre gençlik: verime başlama zamanıyla, verimden düşünceye kadar geçen devre olgunluk ve bunu izleyen yaşlılık olmak üzere biribirinden ayn üç fizyolojik yasam devresi vardır. Ancak, bu devrelerin biribirlcrine geçişleri veya devrelerin başlama ile bitme zamanlannın pratik olarak önceden saptanması olası değildir. Teorik olarak, örneğin matematik bir ifadeyle, Amasya elmasının sekiz yaşında tirün, vermeye başlayacağını, 35 yıl olgunluk devresinin devam edeceğini, bundan sonra yaşlılık devresinin başlayacağını düşünebiliriz. Ancak, doğada Amasya elmasının gelişmesi yakından izlendiği zaman görülür ki durum, her zaman bu matematiksel ifadeye uymamaktadır. Gerçekten de örneğin, Amasya elmasının 1-8 yaşının gençlik kısırlığı devresi olarak kabul edilmesi gerekirken, ağacın bu devrede yaşlandığı, yani gelişmeden geri kaldığı ve hatta öldüğü de görülebilir. Bunun aksi de olabilir. 60 jaşın, Amasya elması için yaşlılık devresi olması gerekirken, agaçlann bu Çevrede gayet iyi sürgün ve meyve verdiğini yani fizyolojik dengede ınduğunu da görmek olasıdır. Meyve ağaçlannın vegetatif gelişmeleri ile generatif faaliyetleri, çevre koşullarının ve beslenme fizyolojisinin doğrudan etkisi altındadır. Meyve ağaçlarında beslenme fizyolojileri de başlıca toprak üstü (taç) ve toprak altı organları (kökler) tarafından yönlendirilir. Gerçekte, meyve ağaçlarının değişik yaşam devrelerinin farklı görüntüsü, bu iki ayrı organ sisteminin çalışmalarının biribirleriyle etkileşimlerinden ileri gelmektedir. Yani, yapraklar tarafından yapılan karbonhidratların miktarının, kökler tarafından alınan madensel maddelere (özellikle azot) oranı fazla ise (CH/N>1), meyve ağacında çiçek tomurcuğu oluşur. Öte yandan, ağacın yaşantısı üzerinde kök sisteminin üstünlüğü varsa, yani, (CH/N<1) ise, meyve ağaçlarında sürgün oluşumu kuvvetli olur. Bunlara ek olarak, meyve ağacında toprak üstü ile toprak altı organlannm faaliyetleri arasında bir düzen oluşmuş, bu organlar arasında bir birlik ve beraberlik var, ahenkli bir çaba gösteriyorlarsa meyve ağaçlan fizyolojik dengededir (CH/N=1).
Meyve ağaçlannın çiçek tomurcuğu ve sürgün oluşturmalan üzerinde, bir çok bitki fizyologlan çalışmıştır. Bunlardan Klebs, çiçek tomurcuğu oluşumu üzerinde yapılan çalışmalara bir yön vermiş ve çalışmalannı matematiksel olarak ifade etmiştir. Klebs'e göre Karbonhidrat azot oranı birden büyük olduğu taktirde, meyve ağaçlannda çiçek tomurcuğu oluşur; bu oranın birden küçük olması halinde ise, ağaçlarda kuvvetli bir vegetatif gelişme görülür. Klebs'in bu araştırmasını yayınlamasından sonra , elde edilen sonuçlan doğrulayan veya değiştiren birçok araştırma yapılmış ve yayınlanmıştır. Bu konu üzerinde yapılan önemli bir araştırma da 1942 yılında Harley, Magnes ve çalışma arkadaşlan tarafından yapılmıştır. Bu araştıncılara göre, meyve ağaçlannda çiçek tomurcuğu oluşumu üzerinde nişasta ve hormonlar da önemli rol oynamaktadır (Breviglieri, 1962).
Bu fizyolojik gerçeklerin ortaya konmasından sonra, budamanın fizyolojik esaslan daha iyi anlaşılmıştır. Bunun sonucu olarak, yetiştiriciler ile meyve ağaçlan arasındaki ilişkilerde, yetiştiricilerin ağaçlar üzerinde oluşan üstünlüğü daha açık bir şekilde artmıştır.
Daha önce açıkladığımız gibi, teorik olarak bitkilerde biribirinden farklı üç yaşam devresi vardır. Meyve fıdanlanna şekil verilen gençlik devresinde normal olarak toprak altı organlarının çabaları, toprak üstü organlarından daha fazladır. Yani kökler tarafından alınan mineral maddeler ve özellikle azotun, yapraklarda yapılan karbonhidratlar ve dolayısıyla bu organlarda oluşan hormanlara oranı yüksek olmaktadır. Bunun sonucu olarak da, genç ağaçlarda, anaca bağlı olarak değişmek üzere, kuvvetli sürgünler oluşmaktadır. Meyve ağaçlannda bol ve kuvvetli sürgünlerin oluştuğu bu devreye "Gençlik kısırlığı" denir.
Meyveciler, meyve ağaçlannda görülen gençlik kısırlığı süresinin mümkün olduğu kadar kısa olmasını isterler. Bu nedenle, meyve ağaçlannda bu devreyi kısaltmak amacıyla kök kesmek, gövdeyi boğmak, meyve fıdanlannı azotlu gübrelerle dengeli olarak gübrelemek, zayıf anaç kullanmak vb. bir takım teknik önlemlere başvurulabilir. Bu önlemler arasında karbon asimilasyonunu artırmak üzere yapılan budama işlemleri, diğerleri gibi etkili olmaktadır. Nitekim, meyve ağaçlannda ışık yoğunluğunu artırmak amacıyla düzenli, kuvvetli ve dengeli taç oluşturmak; asimilasyon yüzeyini artırmak için de dalları uzun bırakmak veya hiç kesmemek, gövde ile kuvvetli büyüyen dallann oluşturduktan açılan genişletmek veya zayıf büyüyen dallann açılannı daraltmak; fazla dallann bir kısmını seyreltmek, geri kalan dalları eğmek ya da bükmek suretiyle meyve ağaçlannda kök ve taç arasındaki fizyolojik denge doğal olarak gelişen meyve ağaçlanna göre daha kısa bir zaman içerisinde kurulabilir (Standler ve Stasen, 1985).
Fizyolojik dengenin generatif büyüme lehine bozulduğu yani, sürgün oluşmasının durduğu yaşlılık devresinde ise, meyve ağaçlarını sürgün yapmaya zorlamak için dalları kısa kesmek, daha önce eğilmiş, bükülmüş ya da bağ olarak kullanılmış dalların bir kısmını çıkartmak, açılan genişlemiş dallann, açılarını düzeltmek, çok fazla meyve dalı seyreltmesi yapmak ve meyve ağaçlarını azotlu gübrelerle bolca gübrelemek zorunludur.
Görülüyor ki, budamanın fizyolojik esası, meyve ağaçlarının fizyolojilerinin ve organografik yapılarının iyice bilinmesine dayanmaktadır. Bu yüzden bir budayıcının, elinden çok kafasının iyi işlemesi yanında, fizyoloji bilgisinin çok iyi olmasında ve meyve ağacını iyice tanımasında zorunluluk vardır. Bundan başka, budayıcının budamak amacıyla yanına gittiği her ağacı ayrı bir birey kabul ederek ona göre hareket etmesi ve işlemlerinde ön yargılara ve belli formüllere bağlı kalmaması gerekir.

