Bitkilerin Su Tüketimi / Bitki - Su İlişkisi / SULAMA / SEBZECİLİK
Bir önceki bölümde belirtildiği gibi, bitkilerin topraktan devamlı su almaları, topraktan aldıkları suyu toprak üstü organları ile yitirmelerine bağlıdır. Bitkilerin kökleri aracılığla aldıkları suyun bir bölümünü bitki dokularında toplayarak hücre yaşamı için harçarken, diğer bir bölümünü fotosentez olayında çeşitli bileşiklerin yapımında kullanır. Ancak bitkilerin gelişme dönemleri boyunca alınan suyun oransal olarak çok büyük bir bölümü stoma adı verilen açıklıklardan atmosfere geri verilir. Bitkilerin bu şekilde su kaybı daha çok terleme yoluyla buhar ve kısmen de gutasyon yoluyla sıvı şeklinde gerçekleşir. Eğer bir domates bitkisini saksıda yetiştirip, yeterince suladıktan sonra, üzerine cam bir fanus kapatılırsa, bir müddet sonra domates yapraklarını uç kısımlarında su damlalarını biriktiği görülür. Damlalar belli bir büyüklüğü aldığında yer çekimiyle toprağa damlar ve yerine yenileri oluşur. İşte domates yaprağında görülen bu su damlaları, domatesin fanusla kapalı ortamda bir müddet sonra terleme yapamıyarak, sıvı şeklinde su kaybetmesi olayı olup, buna “damlama veya gutasyon” denir.
Gutasyon olayı her bitkide görülmeyebilir. Su alımı çok, ancak buhar halinde su kaybı az bitkilerde ve bitki çevresinde hava nem oranının doymuş hale geldiği (oransal nemin % 100 olduğu) durumlarda ortaya çıkar. Yukarıdaki saksı denemesinde, önce domatesin terlemesiyle fanus içinde nem oranı yükselmiş ve doymuş hale geldiğinde, bu sefer domatesten su kaybını gutasyon yoluyla su şekline dönüşmüştür. Havanın soğuk olduğu ve nem oranının yükseldiği ilkbahar ve sonbahar aylarında sabahın erken saatlerinde çayır bitkileri yapraklarında görülen ıslaklık ve su damlaları olan “çiy” bir gutasyon şeklidir.
Yaprak hücrelerinde “hidatod” adı verilen delikçikler bulunur. Bu delikçiklerin çevresinde ince çeperli ve gevşek dokulu epidermis hücreleri vardır. Bu hücreler ksilem su iletim boruları ile temas halindedir. Bitki çevresinde nemin fazlalaşması durumunda bitki terleyerek aldığı suyu buhar halinde atmosfere veremez. İletim borularındaki biriken fazla su hidatodlar çevresindeki epidermis hücreleri vasıtasıyla hidatod boşluğuna bırakılır. Böylece fazla suyun sıvı olarak atılması gerçekleşir. Suyun damlalar halinde hidatodlardan çıkması, ksilem borularındaki suyun kohezyon ve adhezyon gücünden ileri gelen kök basıncından ortaya çıkar. Topraktaki su miktarı ile atmosferdeki su buharı oranının yüksek olduğu durumlarda bitkiler bünyelerine aldıkları suyun fazlasını ancak hidatod boşlukları aracılıyla dışarı verebilir. Bitkilerin sıvı halde su kaybetmeleri özel bir özelliktir.
Bitkilerdeki su kaybı esas olarak buharlaşma ile meydana gelir. Daha önce değindiğimiz gibi, bitkilerin buhar halinde su kaybetmesi olayına “terleme veya transpirasyon” denilmektedir. Ancak buradaki buharlaşma, açık su yüzeyinden meydana gelen buharlaşmadan (evaporasyondan) farklıdır. Bitkilerdeki buharlaşma toprak üstü organlarında bulunan stomalar (gözenekler) vasıtasıyla olur ve fizyolojik bir yaşam olayıdır. Transpirasyon bitkinin tüm organlarında az veya çok meydana gelir. Hatta toprak içindeki kökler de bile kısmi bir transpirasyon mevcuttur. Ancak gerçek anlamda transpirasyon bitki yapraklarında gerçekleşir. Kökler yardımıyla alınan su, ksilem borularıyla yapraklara ve yapraklarda bulunan ince duvarlı mezofil hücrelerine kadar taşınır. Mezofil hücreler suyun buhar halinde atmosfere karışmasına uyacak şekilde gelişmiştir. Bu hücreler, arasında bulunan hücre boşluklarına suyu buhar halinde verir. Yaprakların epidermis dokusunda bulunan gözenekler (stomalar veya stomatlar) açıldığı zaman yaprağın hücre boşluğu arasında bulunan oksijen, karbondioksit ve su buharı, atmosferde bulunan gazlarla (oksijen, karbondioksit, azot, su buharı v.b.) yer değiştirir. Böylece atmosferle yaprak arasında karşılıklı bir gaz değişimi ortaya çıkar. Stomalar kapandığında gaz giriş ve çıkışı (alışverişi) büyük ölçüde durur. Ancak stomalar dışında kütikül tabakasından (dış doku) da bir miktar gaz alışverişi yapılabileceği unutulmamalıdır. Stomalar küçük delikçiklerdir. Stomaların kapatma ve açma görevi yapan iki özel epidermis hücresi ve bu hücreler arasında bulunan boşluktan (delikten) oluşmuştur. Kapatma hücreleri fasulye şeklindedir. Bu hücrelerin delik kısmına bakan çeperleri, epidermal hücrelere bakan çeperinden daha kalındır. Bu özellik deliğin açılıp kapanması sırasında gerilme, yani turgor olayı meydana geldiğinden, kalın kısım az gerildiğinden, fazla gerilen ince çeperi içe doğru çekerek onu konkav duruma sokar ve böylece iki kapatma ve açma hücresi arasında bir boşluk oluşur ve boşluğun ağzı açılır. Tersi plazmoliz durumunda ince duvar dışa doğru itilerek boşluk ortadan kalkar ve boşluğun ağzı kapanır. Kapatma hücreleriyle bağlantısı bulunan hücreler öteki hücrelerden şeklen ayrılık gösterir. Bu hücrelere yardımcı hücreler adı verilir. Kapatma hücreleri bünyelerinde kloroplastları içerir ve stoplazma kapsamları diğer epidermal hücrelerden çok daha fazladır. Gözeneklerin büyüklüğü ve miktarı bitkiden bitkiye değişir. Bitki çeşidi yanı sıra bir bitkinin içinde bulunduğu gelişim aşaması da yaprak yüzey alanını etkilemesi nedeniyle gözenek sayısı ve dolayısıyla terleme hızı üzerinde etkili olur. Bitkilerdeki gözenek delikçiğinin büyüklüğü yaklaşık 1 mikron kadardır. Bir su molekülünün büyüklüğü ise 0,000454 mikrondur. Bu rakamlardan 2000 adet su molekülünün boşluğu dolduracağı ortaya çıkar. Gözeneklerden su ve hava molekülleri rahatlıkla girip çıkabilir. Cetvel 13.2’de bazı bitkilerde bir yaprağın alt ve üst kısmında bulunan gözenek sayıları verilmiştir. Görüldüğü gibi yaprağın üst kısmındaki gözenek sayısı alt kısımdan azdır. Gözeneklerin alanı ve çapları ile belli bir zaman süresi içindeki su kaybı orantılıdır. Delik çapları küçüldükçe birim alandan difüzyonla kaybolan su buharı miktarı fazlalaşır. Çünkü delik çapının küçülmesiyle alan azalırken, delik çevresindeki azalma daha göreceli olarak küçük düzeyde kalır. Gözeneklerin açılıp kapanması hücre basıncının azalıp çoğalmasıyla ilişkilidir. Osmotik basınç değişikliği difüzyon basıncını da değiştirir. Bu değişme hücrelerin içe ve dışa doğru hareket etmelerine neden olur. Su alan hücre turgor duruma gelir, yani şişer ve gerilir. Stoma deliği açılır. Hücre suyunu yitirince pörsüme meydana gelir ve hücre büzülür, delik kapanır.
Gözeneklerin açılıp kapanmasında ışığın, sıcaklığın ve suyun etkisi vardır. Işık olduğu sürece gözenekler açıktır. Karanlıkta kapanır. Bazı bitkilerde fotosentezin cereyan ettiği ışık miktarının çok altında bile örneğin 250 mum ışığında gözenekler açık kalabilir. Işığın dalga boyuna göre de gözeneklerin açılıp kapanması faklılaşır. Mor ötesi ve kızıl ötesi dalga boyunda gözenekler kapalı kalırken, kırmızı ve mavi ışıkta açıktır. Gözeneklerin ışıkta açılıp kapanmaları “karbondioksit, pH ve osmotik basıç kuramına” göre olur.
Cetvel 13.2. Bazı Bitkilerin Yapraklarında Bulunan Gözenek Sayıları
Bitkiler Yaprağın alt kısmı Yaprağın üst kısmı Gözenek Büyüklüğü
(mikron)
Domates 1300 1200 13 x 15
Bezelye 21600 10100 10 x 8
Fasulye 28100 4000 7 x 3
Lahana 22600 14100 10 x 12
Patates 16100 5200 19 x 5
Anılan kuramlarda asal olarak kapatma hücrelerinde suda nişastanın şekere, şekerin nişastaya dönüşmesi ilkesi yatar. Karbondioksit ışık altında kloroplastlar tarafından suyla beraber fotosentezde kullanıldığından hücre içinde birikmez. Akşam karanlık meydana geldiğinde karbondioksit kullanılmadığından birikime uğrar ve bu durum gözeneklerin kapanmasına yol açar. Kapatma hücrelerinde fazla miktarda biriken karbondioksitin suda çözünmesiyle, karbondioksit asit (karbonik asit H2CO3) meydana gelir. Bu hücre ortamının pH'ı (asit) 5'e doğru düşürür. Asit ortamda fosforilaz enzimi çalışmaya başlar ve şekerler suda çözünmeyen nişastaya çevrilir. Nişasta hücrede birikince osmotik basınç düşer. Osmotik basıncı yüksek arkadaş hücreleri kapatma hücrelerinden difüzyonla suyu alır ve suyu alınan kapatma hücreleri plazmoliz duruma girer ve kapanır. Arkadaş hücrelerinde fosforilaz enzimi bulunmadığından, bunlarda şeker nişastaya dönüşmez. Bunların osmotik basıncında bir değişim meydana gelmez. Karanlık periyotta osmotik basınçları hep yüksek kalır. Güneş doğduğunda, karanlıkta kapatma hücrelerinde fazla miktarda bulunan karbondioksit, klorofiller sayesinde tekrar fotosentezde kullanılmaya başlar. Bunun sonucu olarak hücrede karbondioksit azaldığından ortamın pH'ı, asit 5'ten nötre doğru çıkar. Kapatma hücrelerindeki fosforilaz enzimi nötr ortamda nişastayla reaksiyona girerek, onu suda çözünür şekere dönüştürür: ?ekerler suda çözündüğünden kapatma hücrelerinde osmotik basınç artar ve arkadaş hücrelerinden yüksek basınca ulaşır. Onlardan su alarak turgor duruma geçer ve gözenekler açılır.
Nişasta + fosfat a › Glikoz + Fosfat
b ‹
( a. Fosforilaz enzimi pH 5 )( b. Fosforilaz enzimi pH 7 )
Bitkinin terleme ile yitirdiği su miktarı, birim yaprak alanı, birim kuru veya yaş bitki ağırlığı, tek bitki alanı ölçülerek bulunur. Daha önce belirtildiği gibi uygulamada toprak yüzeyinden buharlaşma ve bitki yüzeyinden terleme yoluyla atmosfere verilen su miktarının ayrı ayrı ölçülüp değerlendirilmesi oldukça güçtür. Sulama yönünden önemli olan toprak nemindeki azalma belirtisi olduğundan buna gerek de bulunmamaktadır. Bu nedenle sulama uygulamalarında buharlaşma ve terleme birlikte ölçülür veya tahmin edilir. Bitkilerin buharlaşma hızı ve miktarı bitkiden bitkiye ve çevre koşullarına göre değişir. Bu bakımdan bitkilerin su kaybetmesinde daha önce değindiğimiz bitki ve çevre faktörleri önemli rol oynar. Bir yaprağın su kaybı dışsal ve içsel özelliğine göre değişir. Yaprağın üst yüzünün tüylü ve mumlu maddelerle kaplanması su kaybını azaltır. Yaprağın üst yüzeyindeki epidermis tabakasının kalınlaşması ve kütinleşmesi de yine su kaybını azaltır. Buna karşın yaprakta stoma sayısının artması ile hücreler arasındaki boşlukların genişlemesi ve tüysüz yapraklarda su kaybı artar. İşte bunun için yaprağı tüylü ve sert dokulu domates bitkisi, yaprağı gevşek, tüysüz ve yumuşak dokulu hıyar bitkisinden daha az su kaybeder. Bir bitkinin yaşam hızı da su kaybını etkiler. Hızlı ve çabuk büyüyen bitkilerde su kaybı fazladır.
Toprak neminin zamanla eksilmesi yalnız bitkisel kullanımla olmamaktadır. Toprak yüzeyinden buharlaşma, yüzeysel üst ve alt akış, derinlere sızma su eksilmesine yol açan diğer olaylardır. Bitki kök bölgesine suyun girişi ise yağış, sulama, yüzeysel alt akışı ve kapillar yükselme ile olmaktadır. Bir bitkinin kök bölgesinde zamana bağlı olarak su dengesi ?ekil.13.1’de görüldüğü gibidir.
Bitkideki su tüketimi aşağıdaki formülle hesaplanabilir.
ET = I + P – RO – DP + CR ± ?Sf ± ?SW
Eşitlikte :
ET = Bitki su tüketimi
I = Sulama suyu
P = Yağış
RO = Yüzeysel akış
DP = Derine sızma
CR = Kapillar yükselme
?SF = Yüzeysel alt akış
?SW = Toprak nemliğindeki değişim
?ekil 13.1. Zamana bağlı su dengesi
Kaynak: Genel Sebzecilik Kitabı Prof. Dr. Atila Günay
Bir önceki bölümde belirtildiği gibi, bitkilerin topraktan devamlı su almaları, topraktan aldıkları suyu toprak üstü organları ile yitirmelerine bağlıdır. Bitkilerin kökleri aracılığla aldıkları suyun bir bölümünü bitki dokularında toplayarak hücre yaşamı için harçarken, diğer bir bölümünü fotosentez olayında çeşitli bileşiklerin yapımında kullanır. Ancak bitkilerin gelişme dönemleri boyunca alınan suyun oransal olarak çok büyük bir bölümü stoma adı verilen açıklıklardan atmosfere geri verilir. Bitkilerin bu şekilde su kaybı daha çok terleme yoluyla buhar ve kısmen de gutasyon yoluyla sıvı şeklinde gerçekleşir. Eğer bir domates bitkisini saksıda yetiştirip, yeterince suladıktan sonra, üzerine cam bir fanus kapatılırsa, bir müddet sonra domates yapraklarını uç kısımlarında su damlalarını biriktiği görülür. Damlalar belli bir büyüklüğü aldığında yer çekimiyle toprağa damlar ve yerine yenileri oluşur. İşte domates yaprağında görülen bu su damlaları, domatesin fanusla kapalı ortamda bir müddet sonra terleme yapamıyarak, sıvı şeklinde su kaybetmesi olayı olup, buna “damlama veya gutasyon” denir.
Gutasyon olayı her bitkide görülmeyebilir. Su alımı çok, ancak buhar halinde su kaybı az bitkilerde ve bitki çevresinde hava nem oranının doymuş hale geldiği (oransal nemin % 100 olduğu) durumlarda ortaya çıkar. Yukarıdaki saksı denemesinde, önce domatesin terlemesiyle fanus içinde nem oranı yükselmiş ve doymuş hale geldiğinde, bu sefer domatesten su kaybını gutasyon yoluyla su şekline dönüşmüştür. Havanın soğuk olduğu ve nem oranının yükseldiği ilkbahar ve sonbahar aylarında sabahın erken saatlerinde çayır bitkileri yapraklarında görülen ıslaklık ve su damlaları olan “çiy” bir gutasyon şeklidir.
Yaprak hücrelerinde “hidatod” adı verilen delikçikler bulunur. Bu delikçiklerin çevresinde ince çeperli ve gevşek dokulu epidermis hücreleri vardır. Bu hücreler ksilem su iletim boruları ile temas halindedir. Bitki çevresinde nemin fazlalaşması durumunda bitki terleyerek aldığı suyu buhar halinde atmosfere veremez. İletim borularındaki biriken fazla su hidatodlar çevresindeki epidermis hücreleri vasıtasıyla hidatod boşluğuna bırakılır. Böylece fazla suyun sıvı olarak atılması gerçekleşir. Suyun damlalar halinde hidatodlardan çıkması, ksilem borularındaki suyun kohezyon ve adhezyon gücünden ileri gelen kök basıncından ortaya çıkar. Topraktaki su miktarı ile atmosferdeki su buharı oranının yüksek olduğu durumlarda bitkiler bünyelerine aldıkları suyun fazlasını ancak hidatod boşlukları aracılıyla dışarı verebilir. Bitkilerin sıvı halde su kaybetmeleri özel bir özelliktir.
Bitkilerdeki su kaybı esas olarak buharlaşma ile meydana gelir. Daha önce değindiğimiz gibi, bitkilerin buhar halinde su kaybetmesi olayına “terleme veya transpirasyon” denilmektedir. Ancak buradaki buharlaşma, açık su yüzeyinden meydana gelen buharlaşmadan (evaporasyondan) farklıdır. Bitkilerdeki buharlaşma toprak üstü organlarında bulunan stomalar (gözenekler) vasıtasıyla olur ve fizyolojik bir yaşam olayıdır. Transpirasyon bitkinin tüm organlarında az veya çok meydana gelir. Hatta toprak içindeki kökler de bile kısmi bir transpirasyon mevcuttur. Ancak gerçek anlamda transpirasyon bitki yapraklarında gerçekleşir. Kökler yardımıyla alınan su, ksilem borularıyla yapraklara ve yapraklarda bulunan ince duvarlı mezofil hücrelerine kadar taşınır. Mezofil hücreler suyun buhar halinde atmosfere karışmasına uyacak şekilde gelişmiştir. Bu hücreler, arasında bulunan hücre boşluklarına suyu buhar halinde verir. Yaprakların epidermis dokusunda bulunan gözenekler (stomalar veya stomatlar) açıldığı zaman yaprağın hücre boşluğu arasında bulunan oksijen, karbondioksit ve su buharı, atmosferde bulunan gazlarla (oksijen, karbondioksit, azot, su buharı v.b.) yer değiştirir. Böylece atmosferle yaprak arasında karşılıklı bir gaz değişimi ortaya çıkar. Stomalar kapandığında gaz giriş ve çıkışı (alışverişi) büyük ölçüde durur. Ancak stomalar dışında kütikül tabakasından (dış doku) da bir miktar gaz alışverişi yapılabileceği unutulmamalıdır. Stomalar küçük delikçiklerdir. Stomaların kapatma ve açma görevi yapan iki özel epidermis hücresi ve bu hücreler arasında bulunan boşluktan (delikten) oluşmuştur. Kapatma hücreleri fasulye şeklindedir. Bu hücrelerin delik kısmına bakan çeperleri, epidermal hücrelere bakan çeperinden daha kalındır. Bu özellik deliğin açılıp kapanması sırasında gerilme, yani turgor olayı meydana geldiğinden, kalın kısım az gerildiğinden, fazla gerilen ince çeperi içe doğru çekerek onu konkav duruma sokar ve böylece iki kapatma ve açma hücresi arasında bir boşluk oluşur ve boşluğun ağzı açılır. Tersi plazmoliz durumunda ince duvar dışa doğru itilerek boşluk ortadan kalkar ve boşluğun ağzı kapanır. Kapatma hücreleriyle bağlantısı bulunan hücreler öteki hücrelerden şeklen ayrılık gösterir. Bu hücrelere yardımcı hücreler adı verilir. Kapatma hücreleri bünyelerinde kloroplastları içerir ve stoplazma kapsamları diğer epidermal hücrelerden çok daha fazladır. Gözeneklerin büyüklüğü ve miktarı bitkiden bitkiye değişir. Bitki çeşidi yanı sıra bir bitkinin içinde bulunduğu gelişim aşaması da yaprak yüzey alanını etkilemesi nedeniyle gözenek sayısı ve dolayısıyla terleme hızı üzerinde etkili olur. Bitkilerdeki gözenek delikçiğinin büyüklüğü yaklaşık 1 mikron kadardır. Bir su molekülünün büyüklüğü ise 0,000454 mikrondur. Bu rakamlardan 2000 adet su molekülünün boşluğu dolduracağı ortaya çıkar. Gözeneklerden su ve hava molekülleri rahatlıkla girip çıkabilir. Cetvel 13.2’de bazı bitkilerde bir yaprağın alt ve üst kısmında bulunan gözenek sayıları verilmiştir. Görüldüğü gibi yaprağın üst kısmındaki gözenek sayısı alt kısımdan azdır. Gözeneklerin alanı ve çapları ile belli bir zaman süresi içindeki su kaybı orantılıdır. Delik çapları küçüldükçe birim alandan difüzyonla kaybolan su buharı miktarı fazlalaşır. Çünkü delik çapının küçülmesiyle alan azalırken, delik çevresindeki azalma daha göreceli olarak küçük düzeyde kalır. Gözeneklerin açılıp kapanması hücre basıncının azalıp çoğalmasıyla ilişkilidir. Osmotik basınç değişikliği difüzyon basıncını da değiştirir. Bu değişme hücrelerin içe ve dışa doğru hareket etmelerine neden olur. Su alan hücre turgor duruma gelir, yani şişer ve gerilir. Stoma deliği açılır. Hücre suyunu yitirince pörsüme meydana gelir ve hücre büzülür, delik kapanır.
Gözeneklerin açılıp kapanmasında ışığın, sıcaklığın ve suyun etkisi vardır. Işık olduğu sürece gözenekler açıktır. Karanlıkta kapanır. Bazı bitkilerde fotosentezin cereyan ettiği ışık miktarının çok altında bile örneğin 250 mum ışığında gözenekler açık kalabilir. Işığın dalga boyuna göre de gözeneklerin açılıp kapanması faklılaşır. Mor ötesi ve kızıl ötesi dalga boyunda gözenekler kapalı kalırken, kırmızı ve mavi ışıkta açıktır. Gözeneklerin ışıkta açılıp kapanmaları “karbondioksit, pH ve osmotik basıç kuramına” göre olur.
Cetvel 13.2. Bazı Bitkilerin Yapraklarında Bulunan Gözenek Sayıları
Bitkiler Yaprağın alt kısmı Yaprağın üst kısmı Gözenek Büyüklüğü
(mikron)
Domates 1300 1200 13 x 15
Bezelye 21600 10100 10 x 8
Fasulye 28100 4000 7 x 3
Lahana 22600 14100 10 x 12
Patates 16100 5200 19 x 5
Anılan kuramlarda asal olarak kapatma hücrelerinde suda nişastanın şekere, şekerin nişastaya dönüşmesi ilkesi yatar. Karbondioksit ışık altında kloroplastlar tarafından suyla beraber fotosentezde kullanıldığından hücre içinde birikmez. Akşam karanlık meydana geldiğinde karbondioksit kullanılmadığından birikime uğrar ve bu durum gözeneklerin kapanmasına yol açar. Kapatma hücrelerinde fazla miktarda biriken karbondioksitin suda çözünmesiyle, karbondioksit asit (karbonik asit H2CO3) meydana gelir. Bu hücre ortamının pH'ı (asit) 5'e doğru düşürür. Asit ortamda fosforilaz enzimi çalışmaya başlar ve şekerler suda çözünmeyen nişastaya çevrilir. Nişasta hücrede birikince osmotik basınç düşer. Osmotik basıncı yüksek arkadaş hücreleri kapatma hücrelerinden difüzyonla suyu alır ve suyu alınan kapatma hücreleri plazmoliz duruma girer ve kapanır. Arkadaş hücrelerinde fosforilaz enzimi bulunmadığından, bunlarda şeker nişastaya dönüşmez. Bunların osmotik basıncında bir değişim meydana gelmez. Karanlık periyotta osmotik basınçları hep yüksek kalır. Güneş doğduğunda, karanlıkta kapatma hücrelerinde fazla miktarda bulunan karbondioksit, klorofiller sayesinde tekrar fotosentezde kullanılmaya başlar. Bunun sonucu olarak hücrede karbondioksit azaldığından ortamın pH'ı, asit 5'ten nötre doğru çıkar. Kapatma hücrelerindeki fosforilaz enzimi nötr ortamda nişastayla reaksiyona girerek, onu suda çözünür şekere dönüştürür: ?ekerler suda çözündüğünden kapatma hücrelerinde osmotik basınç artar ve arkadaş hücrelerinden yüksek basınca ulaşır. Onlardan su alarak turgor duruma geçer ve gözenekler açılır.
Nişasta + fosfat a › Glikoz + Fosfat
b ‹
( a. Fosforilaz enzimi pH 5 )( b. Fosforilaz enzimi pH 7 )
Bitkinin terleme ile yitirdiği su miktarı, birim yaprak alanı, birim kuru veya yaş bitki ağırlığı, tek bitki alanı ölçülerek bulunur. Daha önce belirtildiği gibi uygulamada toprak yüzeyinden buharlaşma ve bitki yüzeyinden terleme yoluyla atmosfere verilen su miktarının ayrı ayrı ölçülüp değerlendirilmesi oldukça güçtür. Sulama yönünden önemli olan toprak nemindeki azalma belirtisi olduğundan buna gerek de bulunmamaktadır. Bu nedenle sulama uygulamalarında buharlaşma ve terleme birlikte ölçülür veya tahmin edilir. Bitkilerin buharlaşma hızı ve miktarı bitkiden bitkiye ve çevre koşullarına göre değişir. Bu bakımdan bitkilerin su kaybetmesinde daha önce değindiğimiz bitki ve çevre faktörleri önemli rol oynar. Bir yaprağın su kaybı dışsal ve içsel özelliğine göre değişir. Yaprağın üst yüzünün tüylü ve mumlu maddelerle kaplanması su kaybını azaltır. Yaprağın üst yüzeyindeki epidermis tabakasının kalınlaşması ve kütinleşmesi de yine su kaybını azaltır. Buna karşın yaprakta stoma sayısının artması ile hücreler arasındaki boşlukların genişlemesi ve tüysüz yapraklarda su kaybı artar. İşte bunun için yaprağı tüylü ve sert dokulu domates bitkisi, yaprağı gevşek, tüysüz ve yumuşak dokulu hıyar bitkisinden daha az su kaybeder. Bir bitkinin yaşam hızı da su kaybını etkiler. Hızlı ve çabuk büyüyen bitkilerde su kaybı fazladır.
Toprak neminin zamanla eksilmesi yalnız bitkisel kullanımla olmamaktadır. Toprak yüzeyinden buharlaşma, yüzeysel üst ve alt akış, derinlere sızma su eksilmesine yol açan diğer olaylardır. Bitki kök bölgesine suyun girişi ise yağış, sulama, yüzeysel alt akışı ve kapillar yükselme ile olmaktadır. Bir bitkinin kök bölgesinde zamana bağlı olarak su dengesi ?ekil.13.1’de görüldüğü gibidir.
Bitkideki su tüketimi aşağıdaki formülle hesaplanabilir.
ET = I + P – RO – DP + CR ± ?Sf ± ?SW
Eşitlikte :
ET = Bitki su tüketimi
I = Sulama suyu
P = Yağış
RO = Yüzeysel akış
DP = Derine sızma
CR = Kapillar yükselme
?SF = Yüzeysel alt akış
?SW = Toprak nemliğindeki değişim
?ekil 13.1. Zamana bağlı su dengesi
Kaynak: Genel Sebzecilik Kitabı Prof. Dr. Atila Günay

