fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kereviz

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Kereviz

    KEREVİZ

    Latincesi : Apium graveolens L.
    Almancası : Ephi-Eppicy (eski dilde), Sellerie (yeni dilde)
    İngilizcesi : Celeriac – Celery
    Fransızcası : Celerirave – ache douce celeri a cotes
    İtalyancası : Sedano rapa
    Rusçası : Sselderei

    KEREVİZ 1. Anavatanı ve Tarihçesi

    Kereviz kozmopolit bir bitkidir. Dünyanın birçok yerinde yetiştirildiği çeşitli yazarlarca böyle ifade edilmektedir. BECKER (1962), Kanarya adalarından, Avustralya ve Hindistan’a kadar uzanan bir bölgeyi anavatan olarak verirken, Kuzey ve Güney Amerika’da da bulunabileceğini açıklar. THELLUNG (1926), Avrupa’nın birçok yerinde kerevize rastlandığını, insan eli değmemiş halophyt yerlerde (tuzlu topraklarda) yabani bir şekilde, özellikle Akdeniz kıyılarında, çukur alanlarda, akarsu vadilerinde, bataklıklarda yaşadığını yazar. DİLLİNGEN (1956), Akdeniz bölgesini, Kuzey Avrupa’yı anavatan olarak gösterir ve tuzlu topraklar üzerinde bile yaşadığını, bu arada İsveç, Cezayir, Mısır, Habeşistan, Kafkasya ve Asya’nın bazı ülkelerinde, özellikle Bülücistan ve Hindistan’da rastlandığını söyler. ORAMAN (1968) ve BAYRAKTAR (1970), bunlara Yeni Zelanda, Güney Amerika’da Tierra del Fuego takım adalarını ilave eder. VAVİLOV (1949 – 1950), Akdeniz bölgesini orijin bölgesi olarak verir. Kereviz, eski devirlerin keder ve hüzün bitkisidir. Bu yüzden eski mezarlarda ölülerin etrafını süsleyen en önemli bitkidir. Ölü kaldırılırken tabutunun yanına kereviz yaprakları konmuştur. Çünkü, kerevizin keskin kokusu, kötü kokuları yenerek bastırmaktadır (BECKER 1962). Nitekim bu konuya ait ilk kanıt, Mısır’da Abd-el-Durna tarafından gerçekleştirilen bir kazıda, zengin bir kişinin mezarında bulunan kereviz yaprakları ile ortaya çıkarılmıştır. Mezarda bulunan kereviz yapraklarına ait çeşit, halen o bölgede yabani olarak yetişmektedir (DİLLİNGEN 1956). WOENİG’e (1888) göre, kereviz hakkındaki ilk belgeler M.Ö. 1200–600 yıllarına rastlar. M.Ö. 800 tarihlerinde HOMER yabani kerevizden söz eder. Yabani kerevizler, o devirde bazı at hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır (THELLUNG 1926). İtalya’da M.Ö. 628 tarihlerinde Yunan orijinli kerevizlerden söz edilmiş ve o devire ait paralar üzerinde kereviz yaprakları resmedilmiştir (DİLLİNGEN 1938). Eskinin hüzün ve keder bitkisi kereviz, daha sonraları zafer sonucu kişilerin boyunlarına takılan çelenk haline dönüşmüş ve zamanla sevinç ve şenlik bitkisi olmuştur (BECKER 1962). M.S. 1 ve 24–29 tarihlerinde DİOSKURİDES ve PLİNİUS yabani kerevizlerin üretildiğini açıklar (DİLLİNGEN 1956). Eski dönemlerde kullanılan kereviz hakkındaki yazılan belgeler, kereviz kökünün ince ve uzun, yapraklarının tüysüz, sapının uzun, etsiz ve keskin kokulu olduğu şeklindedir. Günümüzde kullanılan kök (yumru kerevizin) ve yaprak kerevizinin, yabani kerevizlerden nasıl meydana gediği bilinmemektedir. TEHLLUNG (1926), ilk kültürün İtalya’da yapılmış olacağını var sayar. FUCHS (1943) yazdığı “Garten Eppich” adlı kitabında kerevizden söz etmekte, o zaman kereviz insan sağlığı için kullanıldığını açıklamaktadır. LONİCERUS (1679) birbiri ardına yazdığı “Garten epff” ve “Wasser epff” adlı kitaplarda kereviz bitkisinden bilgi verir. Bu kitaplarda kereviz, kalın bir pancarı ve üzerinde ince uzun kökleri olan bir bitki olarak tarif edilir ve yine insan sağlığını tedavi edici olarak kullanıldığı yazılıdır. İlk defa 18. yüzyılda “Land und Gartenschatz” isimli kitapta kerevizin üç formundan bahsedilmekte ve bunların yemek yapmada ve salata şeklinde kullanıldığı açıklanmaktadır (REİCHART 1753). Bu kerevizlere “Knollen” ve “Kolhrabi sellery” adı verilmiştir. Böylece bir yumrunun varlığı ilk kez ortaya çıkmaktadır. Almanya’da 1700 yıllarında kök kerevizleri üretilmiştir (BECKER 1962). Fransa’nın üretime 1623’te girdiği ORAMAN (1968) ve BAYRAKTAR (1970) tarafından belirtilmektedir.
Working...
X