PATLICAN Beslenme ve İnsan Sağlığı Bakımından Önemi
Çok eski zamanlardan beri tanınan bir sebze olmasına karşın bir çok ülkede tarımın yapılması ve yemeklik olarak kullanılması yakın tarihleri kapsar. Patlıcan daha çok Hindistan, Çin, Japonya, İran, Türkiye, Mısır, Kuzey Afrika ülkeleri, Amerika’nın tropik bölgelerinde tanınan ve severek yenen bir sebzedir. Avrupa’ya 10-12. yüzyılda girmesine rağmen, başlangıçta patlıcana deli elması “Mala insana” adının verilmesi ve bu sebzeyi yiyince insanları delirteceğine inanılması, tarımının gecikmesine etken olmuştur. Diğer bir sebep, patlıcanın soğuk ülkelerde, diğer solanaceae familyası sebzeleri gibi kolay yetiştirilememesidir. Avrupa’da eskiden tarım olanağı tam yaratılamadığından, ancak son 25-35 öncesi Avrupa ülkelerine, Akdeniz ülkelerinden yabancı işçi akını başladıktan ve onların gereksinme duyduğu patlıcan, bu ülkelere ihracat edildikten sonra önem kazanmıştır.
Patlıcanın her türlü yemeği kolayca pişirilen, garnitür ve salata olarak değerlendirilen bir sebzedir. Bunun dışında reçeli ve turşusu da yapılabilir. COLLUM (1968), 100 gram patlıcanda 24 gr kalori, 1.1 gr protein, 2 gr yağ, 5 gr kül ve 5.5 gr karbonhidrat, 15 mg Ca. 37 mg P, 4 mg Fe, 30 ID A, 0,4 mg B1, 0,5 mg B2 , 6 mg Niacin ve 5 mg C vitamini bulunduğunu açıklar. Bu konuda DAUNAY (1975) ise patlıcanın besin değerinin zayıf olduğunu, % 7 kuru madde, % 1.4 protein % 0.3 yağ ,% 4 karbonhidrat, % 0.3 mineral madde içerdiğini, bir miktarda A ve C vitamini ihtiva ettiğini yazar. Patlıcan alkolidler ve saponinlerce zengindir. Bu bakımdan meyve olgunlaşmaya başlayınca, fazla sıcak ve kurak gibi kötü koşullarda acılaşır. AUBERT (1971), BAJAJ ve Arkadaşları (1979) patlıcanın yenmesi halinde kandaki kolesterol miktarını düşürdüğünü ileri sürmektedir. Bazı patlıcan çeşitlerinde doğal olarak alkoloidlerin bulunması veya sıcak ve kuraklık dolayısıyla bu maddenin oluşması, dolaysıyla tadının acılaşması, ağız mukozası hassas olan insanlarda yerken yakıcı bir tat bırakır ve bu yüzdende birçok kişi patlıcanı yemekten kaçar.
Patlıcanın yaprakları suda haşlanırsa yanık, apse, hemeroid ağrısını keser. İyi olgunlaşmamış patlıcanla yapılan yemekler sinir sistemini teskin eder. Kansızlığı giderir (GÖBELEZ 1969). Gövde, yaprak ve meyveler haşlanırsa, bu organlarda bulunan alkoloidler haşlama suyuna geçer ve bu alkoloid içeren su, içildiğinde hafif uyuşturucu bir narkoz etkisi meydana getirir ve astımı kısmen tedavi eder (DAUNAY, 1975).
Çok eski zamanlardan beri tanınan bir sebze olmasına karşın bir çok ülkede tarımın yapılması ve yemeklik olarak kullanılması yakın tarihleri kapsar. Patlıcan daha çok Hindistan, Çin, Japonya, İran, Türkiye, Mısır, Kuzey Afrika ülkeleri, Amerika’nın tropik bölgelerinde tanınan ve severek yenen bir sebzedir. Avrupa’ya 10-12. yüzyılda girmesine rağmen, başlangıçta patlıcana deli elması “Mala insana” adının verilmesi ve bu sebzeyi yiyince insanları delirteceğine inanılması, tarımının gecikmesine etken olmuştur. Diğer bir sebep, patlıcanın soğuk ülkelerde, diğer solanaceae familyası sebzeleri gibi kolay yetiştirilememesidir. Avrupa’da eskiden tarım olanağı tam yaratılamadığından, ancak son 25-35 öncesi Avrupa ülkelerine, Akdeniz ülkelerinden yabancı işçi akını başladıktan ve onların gereksinme duyduğu patlıcan, bu ülkelere ihracat edildikten sonra önem kazanmıştır.
Patlıcanın her türlü yemeği kolayca pişirilen, garnitür ve salata olarak değerlendirilen bir sebzedir. Bunun dışında reçeli ve turşusu da yapılabilir. COLLUM (1968), 100 gram patlıcanda 24 gr kalori, 1.1 gr protein, 2 gr yağ, 5 gr kül ve 5.5 gr karbonhidrat, 15 mg Ca. 37 mg P, 4 mg Fe, 30 ID A, 0,4 mg B1, 0,5 mg B2 , 6 mg Niacin ve 5 mg C vitamini bulunduğunu açıklar. Bu konuda DAUNAY (1975) ise patlıcanın besin değerinin zayıf olduğunu, % 7 kuru madde, % 1.4 protein % 0.3 yağ ,% 4 karbonhidrat, % 0.3 mineral madde içerdiğini, bir miktarda A ve C vitamini ihtiva ettiğini yazar. Patlıcan alkolidler ve saponinlerce zengindir. Bu bakımdan meyve olgunlaşmaya başlayınca, fazla sıcak ve kurak gibi kötü koşullarda acılaşır. AUBERT (1971), BAJAJ ve Arkadaşları (1979) patlıcanın yenmesi halinde kandaki kolesterol miktarını düşürdüğünü ileri sürmektedir. Bazı patlıcan çeşitlerinde doğal olarak alkoloidlerin bulunması veya sıcak ve kuraklık dolayısıyla bu maddenin oluşması, dolaysıyla tadının acılaşması, ağız mukozası hassas olan insanlarda yerken yakıcı bir tat bırakır ve bu yüzdende birçok kişi patlıcanı yemekten kaçar.
Patlıcanın yaprakları suda haşlanırsa yanık, apse, hemeroid ağrısını keser. İyi olgunlaşmamış patlıcanla yapılan yemekler sinir sistemini teskin eder. Kansızlığı giderir (GÖBELEZ 1969). Gövde, yaprak ve meyveler haşlanırsa, bu organlarda bulunan alkoloidler haşlama suyuna geçer ve bu alkoloid içeren su, içildiğinde hafif uyuşturucu bir narkoz etkisi meydana getirir ve astımı kısmen tedavi eder (DAUNAY, 1975).

