fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Suyun Tanınması ve Özellikleri

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Suyun Tanınması ve Özellikleri

    Su, yer yüzünde bol miktarda bulunan bir maddedir. Suyun bulunmadığı yerde yaşam meydana gelmez. Bu bakımdan suyun önemi canlılar açısından oldukça büyüktür.

    Dünyamızın 7/10'u su ile kaplıdır. Su, 17. yüzyıla kadar bir element olarak bilinmiştir. Bir İngiliz kimyacısı olan HEMRY CAVENDISH (1731-1810) suyun hidro*jen ve oksijen iki elementin bileşimi olduğunu, hidrojeni oksijen içinde yakarak suyun oluşmasıyla kanıtlamıştır. Daha sonra 18. yüzyıl başlarında SİR HUMPHRY DAVY suyun içinden elektrik akımı geçirerek hidrolize olmasını ve kendisini mey*dana getiren hidrojen ve oksijene ayrışmasını sağlamış ve böylece suyun iki ele*mentin birleşmesi sonucu ortaya çıktığını saptamıştır.

    Bir su molekülü, bir oksijen atomunun yanma 105°'lik açı oluşturacak şekilde iki hidrojen atomunun bağlanmasıyla meydana gelmiştir. Bu molekülün oksijen yönü negatif, hidrojen yönü pozitif elektrik yüklüdür. Elektrik yüklerinin asimetrik dağılmasıyla, bir su molekülünün artı yüklü bir hidrojen atomu, diğer bir su molekülünün eksi yüklü oksijen atomuna bağlanır ve böylelikle hidrojen bağı oluşturur. Su moleküllerinin bağlantısını sağlayan kuvvete "Van der VVaals" gücü denir, Böylece suyun kütle görünümü ortaya çıkar.

    Suyun, kendini oluşturan hidrojen ve oksijenden çok farklı bir özelliği vardır. Sıvı, gaz ve katı durumlarda bulunur. Dış ortam sıcaklığının değişmesiyle, bu üç durumdan birine dönüşüm yapar. Suyun sıvı ve gaz duruma dönüşümü, özellikle canlı yaşamı yönünden büyük önem taşır. Su sıfır derecenin altında katı, sıfır derece ile yüz derece arasında sıvı ve yüz derecenin üstünde gaz halin*dedir. Ancak suyun artı dereceden sonra çok yavaşta olsa buharlaşmaya başladığı var sayılır. Hatta katı durumdaki su yüzeyinden de bir miktar buharlaşma meyda*na gelmektedir ki bu olaya "Süblimleşme" adı verilir. Ayrıca bitkilerdeki ve hay*vanlardaki terleme olaylarında dış ortam özellikleri yanı sıra bu canlıların içsel enerjilerinin de önemli oranda etkisi söz konusudur. Bu nedenlerle, çoğu canlının yaşam sınırları olan 0-50 derece sıcaklık arasında, suyun sıvı durumdan gaz buhar) duruma geçmesi olasıdır, i 00 derecede 1 gr. suyun buhar haline dönüşe*bilmesi için 539 kaloriye gereksinim vardır. Buharlaşma sıcaklığının çok yüksek olması, su molekülleri arasında bulunan hidrojen bağından ileri gelmektedir. Bir gram buzun 0°C'de çözünmesi için ortamdan 80 kalori alması gerekir. Çözünme sıcaklığının da kısmen yüksek olması, yine hidrojen bağından kaynaklanır. Suyun buz duruma geçmesiyle hacmi oldukça genişler ve bunun sonucu olarak buzun ağırlığı, suya göre daha az olur ve buz parçacîkian su üzerinde yüzer.

    Sıvı durumdaki suyun kendine özgü bir ağırlığı ve viskozitesi vardır. Suyun akabilmesi, moleküller arasında bulunan hidrojen bağlarının kırılmış olmasıyla olasıdır. Sudaki her bir hidrojen bağına ortalama iki su molekülü dolması, aradaki bağın zayıflamasına neden olmakta ve bu yüzden bağ kolayca kırıldığından, su akışkan duruma geçmektedir. Bu durum, suyun oldukça yüksek viskoziteye sahip olduğunun bir belirtisidir. Su buz durumunda iken, her bir oksijen atomu*nun daha az hidrojenle bağlantısı bulunduğundan, aradaki bağ güçlenmekte, akışkanlık kaybolmakta ve ortam katılaşmakta, yani donmaktadır.

    Su moleküllerinin polar olması, onun bir çok madde üzerine yapışmasını sağlar. Böylece suyun ıslatma özelliği ortaya çıkar. Suyun ıslatma ve yapışma özel*liğine "Adhezyon Gücü" adı verilir. Adhezyon gücü gerek toprakta ve gerekse bit*kilerde su hareketi bakımından oldukça büyük önem taşır. Suyun diğer bir özelliği, hidrojen bağlan nedeniyle su moleküllerinin birbirini çekmesidir. Bu çekim gücüne de "Kohezyon Güç" adı verilir. Bir bitki içindeki suyun en yüksek noktala*ra kadar ulaşması ve toprak içindeki suyun tutulması, bu adhezyon ve kohezyon güçlerinin yardımı sayesinde ortaya çıkar. Toprak ortamında suyun tutulmasına etki eden bu kuvvetlerin toplamı ayrıca Kapiiîar Kuvvet" olarak tanımlanmaktadır ki bu konu ileride daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

    Su, hidrojen ve hidroksil iyonlarına ayrılır. Böylece su iyonize olur. Ayrıca suyun çözücü özelliği vardır. İçinde birçok mineralin veya bileşiğin çözünmesini sağlar. Bu bakımdan üniversel çözücü adını alır. Suyun çözücülüğü, hidrojen bağlarını oluşturabilme özelliği ile beraber, esas olarak sudaki eksi yüklü iyonlara artı, artı yüklü iyonlara eksi yönlü iyoniarı çekerek ve su moleküllerini onların çevresine bağlayarak ortaya çıkar. Buda, su molekülleri üzerindeki elektrik yüklerinin asimetrik dağılışı ile ilgilidir. Hidrojen bağı sayesinde, su molekülleri arasında hidroksil ve amino gruplarına sahip, şeker, alkol, arnino asîtier gibi, bileşikler tutulur. Suyun poîar özelliğiyle de, elektrik yük interaksiyonuyla çeşitli tuzların su içinde çözünüp, kalmaları sağîanır.
    Su asal olarak ışığı geçirir. Kırmızı ışığı kısmen absorbe ettiğinden, mavimsi-yeşil bir görünüş kazanır. Su 3 mikron dalga boyundaki infrared ve 10-30 mikron, uzun dalga ışınlarını absorblama yeteneğindedir. Suyun bu özelliği gerek atmos*ferdeki su buharı gereksede bitkilerde bulunan su tarafından radiant isi enerjisi-nin absorbsiyonunu ortaya çıkartır ki bu durum her iki ortam için suyun olağan*üstü önem taşımasına neden oiur.

    Bitkilerin yapısal özellikleri incelendiğinde, içeriklerinin % 65-95'nın su olduğu görülür. Bu yönden gene! bir oran verilecek olursa bitkilerin;

    Köklerindeki su oranı % 60-80,

    Gövdelerindeki su oranı % 35-75,

    Yaprakîarındakî su oran! % 50-90,

    Meyvelerindeki su oranı % 80-95,

    Tohumlarındaki su oranı % 8-20 ve

    Kurutulmuş tohumlardaki su oranı ortalama % 10 dolayındadır.

    Toprak içindeki suyun oranı da, toprağın bünyesine bağlı olarak toplam boşluk hacminin % 5-90'i arasında değişim gösterir. Nitekim toprak bünyesine bağlı olarak, kumlu topraklarda %l-50, tınlı topraklarda % 50-80, killi topraklarda % 50-90 ve humuslu topraklarda % 60-95 arastnda su bulunabilir.

    Su bitkiyi iki yönden etkiler

    a. Bitkinin hayat fonksiyonları olan yaşam ve beslenme gibi olaylarda yer
    alır ve onların cereyanını sağlar.

    b. Çevre olaylarının düzenlenmesine yardımcı olur.

    Suyun çözücü, eritici özelliği olduğundan, toprak içindeki mineralleri bünyesinde eritir. Su içindeki bu çözünmüş mineraller, bitkinin besin maddeleri*dir. Kökler vasıtasıyla toprak içindeki su ve dolayısıyla suda çözünmüş bulunan besin maddeleri bitki tarafından alınır. Su, bitki içinde, iletim boruları (ksilem) yardımı ile yükselerek, bitki organlarına taşınır. Daha sonra hücreden hücreye geçerek bitki içinde dolaşır. Bu sırada yapraklarda, havadan solunum sırasında alınan karbondioksit, klorofil ve güneş enerjisinin yardımı ile köklerden gelen suy*la birleşir, Bu birleşme sonucu ortaya çıkan şekerli maddeler (glikoz),

    6CO2 + 6 H2 O = (Güneş enerjisi) = C6 H12 O6 + 6 O2

    köklerden suyla birlikte aldığı minerallerle bileşerek, yüksek moleküllü şeker, nişasta, yağ, protein, selüloz, linin gibi değişik bazı maddeleri oluşturur. Bu mad*delerin bir kısmı hücre yaşamı ve bitki büyümesi için hücre bölünmesi sırasında, hücre içinde kullanılırken, fazlası yine soymuk borular içinde suyla taşınarak depo organları olan, meyvelere (domates, patlıcan, hıyar gibi), kalın dallara, gövdeye (kuşkonmaz, pırasada olduğu gibi sürgünlere, soğan ve sarımsaklarda olduğu gibi soğanlara, alabaşta olduğu gibi gövde yumrularına), köke (havuç, turp, kereviz, pancarda olduğu gibi kök boğazı ve köke, patates, yer elmasında olduğu gibi yumrulara, çilekte olduğu gibi klon köklere) gider. Oralarda depolana*rak, birikir. Bu olayın oluşum şekline baktığımızda, suyun bitkideki görevinin,



    4 SERA BİTKİLERİrfİH S

    hayvanlardaki kan dolaşımı ile eş değer olduğunu, ayrıca besin maddelerin alın*masında, terlemenin yapılmasında (turgor ve plazmoliz), fotosentezin oluşma*sında, büyüme ve başkalaşım meydana gelmesinde, depolanmanın yapılmasında rol aldığını söyleyebiliriz.

    Suyun ikinci önemli özelliği, çevreye olan etkisidir, Havanın ve toprağın içindeki nem seviyesini ayarlayarak (azaltıp, çoğaltarak), çevre klimasında değişiklikler sağlanabilir. Diğer bir anlatımla su, soğuk zamanlarda donarken çevreye ısı vererek ısınmayı, sıcak zamanlarda buharlaşırken çevreden ısı alarak soğumayı sağlar. Bu olay çevre açısından olduğu kadar, bitki açısından da önemlidir. Çok sıcak zamanlarda bitkiler bünyesinde bulunan suyu atmosfere vererek, terleme yaparak, suyun buharlaşma yaptığı yüzeyde soğuma meydana getirir ve yüksek sıcaklıktan kendisini korur. Ayrıca bitki bünyesindeki şekerli maddelerin; solunum sırasında oksijen alarak yavaş yanmasıyla, su, karbondiok*sit ve 674 kcai'lik bir enerji açığa çıkar. Bu olay aşağıdaki eşitlikle ifade edilebilir,

    180 g C6 1112 O6 + 192 g O6 = 264 g CO2 + 180 g H2 O + 674 kcal (enerji)

    Bu olay sonucunda çıkan enerjinin bir kısmı bitki tarafından kullanılırken, diğer bir kısmı bitki bünyesindeki suyun buharlaşmasında kullanır. Su buhar*laşırken ortamdan enerji alındığından, buharlaşmanın gerçekleştiği yüzeyde bir soğuma, daha doğrusu bir serinleme meydana gelir. Sıcak zamanlarda elimizi ve yüzümüzü yıkadığımız zaman, tenimizde hissettiğimiz serinlemenin benzeri olay, bitkilerde de kendini gösterir. Böylece bitkiler çevrenin yüksek sıcaklığı karşı*sında biraz olsun kendilerini korumuş olur. Bir başka deyişle, terleme, bir bitkinin yüksek sıcaklıklarda kendisini korumasını ve çevreye adapte olmasını sağlar. Gene bilindiği gibi, yazın kurak ve sıcak zamanlarında çevreye su vermek, ha*vanın serinlemesine yol açar. Yüksek sıcaklıktan olumsuz etkilenen, uzun gün, sıcak ve kurak etkisiyle vegetatif gelişmesini durduran, çabucak generatif geliş*meye geçen kıvırcık, marul, karnabahar, ıspanak gibi bitkilerde, bu çiçeklenrneye kaçış olayı kalitenin bozulmasına ve onların pazarda satılma şansının azalmasına etki yapar. Bu tip bitkilerde kuru ve sıcak zamanlarda çevreye su vermek, bu olayları durdurmasa bile yavaşlatılmasında veya daha geç meydana gelmesinde etkili olur. Bu etkisiyle suyun, bir noktada, bitkilerin yetiştirilmesinde ortam düzenleyici olarak görev yaptığı da söylenebilir. Seralarda sıcak zamanlarda sera içine su püskürtülmesi, bitkilerde yüksek sıcaklıktan ileri gelen ve özellikle hıyar ve domateslerde ortaya çıkan çiçek dökülmelerinin önüne geçer, verim ve kali*teyi yükseltir.

    Suyun çevrede belli oranlarda bulunması istenir, azalması veya fazla*laşması olumsuz etkiler ortaya çıkartır. Fazla su çevre sıcaklığını düşürdüğünden ilkbahar aylarında erkenciliği önler. Çevre neminin çok artması, bitkilerde manta-ri ve bakteriyel hastalıkların ortaya çıkmasına ve yayılmasına neden olur.



    Topraktaki fazla su, toprakta O2'nin azalmasını ve CO2'nîn artmasını dola*yısıyla "Drenaj" sorununu ortaya çıkarır. Bunu sonucu olarak, kökler yeteri kadar O2 alamayınca, yaşamsal faaliyetleri yavaşlar, istenen miktarda besin maddesi alınamaz, bundan dolayı da bitki büyümesi durur. Köklerin bulunduğu toprak ortamında havasızlığın devam etmesi, önce köklerin sonuçta da bitkinin ölümüne yol açar.

    Yukarıda da değinildiği gibi, suyun sıvı durumdan kati duruma geçerken ortama enerji verdiği ve bu enerjinin ortam sıcaklığını arttırıcı yönde etki yaptığı bilinmektedir. Buradan hareketle soğuk ve doniu günlerde sulama yapılması, bit*kileri soğuktan ve dondan koruyucu bir etkiye de sahiptir. Gerek açıkta gerekse de serada sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılan koşullarda bitkilerin üstten ve yağmurlama sulama yöntemiyle sulanması, dondan korunma amacıyla oldukça yaygın kuilamlan bir uygulamadır.

    Yeterli şekilde verilen su, bitkilerin beslenmesine olan etkisiyle verim artışı meydana getirirken, aynı zamanda kalitenin yükselmesine de neden olur. Bitki gelişimi için gerekli olan ve yeterince karşılanamayan su ise her zaman gelişmeyi kısıtlayıcı ve verimi azaltıcı yönde etki yapmaktadır, özellikle yapraklan yenen sebzelerde suyun miktarı (azalma ile bitkide solma ve pörsûrne, çoğalma ile tur*gor) en belirgin şekilde kendini hissettirir. Meyveleri yenen sebzelerden domates, hıyar, kavun ve karpuzda, kısmen kökleri yenen sebzelerden havuç ve turplarda, soğanları yenenlerden soğan ve sarımsakta, yumruları yenenlerden pancar ve şalgamda düzensiz su rejimi, yani kuru bir periyottan sonra bo! su veya tersi bol sudan sonra uzun bir susuz dönem meyvelerin ve yumrulann çatlamasına, kalite*nin düşmesine neden olur. Anlaşılacağı üzere, su bitki yetiştiriciliğinde dikkatli kullanılması gereken bir olgudur. Yanlış kullanıldığında beklenen yarar sağlana*madığı gibi zarar da meydana getirebilmektedir. Buna karşılık yerinde, zamanında ve yeteri kadar kullanılması, verimi ve kaliteyi arttıran, erkencilik sağlayan ve has*talık ve zararlılara karşı sebzelerde direnç meydana getiren bir kültürel olaydır.

    Bitkiler suyu topraktan kökleri yardımı ile alır. Az miktarda ise üst organ*ların havadaki nemden su alarak, bitkinin genel su alımına yardımları vardır. Topraktaki suyun kaynağının temeli yağışlardır. Ancak yağış sularının her istenen an bulunmaması yanı sıra, özellikle örtü altı yetiştiriciliğinde doğal yağışların bitki kök böigesi toprağının nem içeriği üzerine fazla bir etkisinin söz konusu olma*ması nedeniyle, topraktaki suyun sızma, buharlaşma ve bitkiler tarafından kul*lanılma gibi olayların sonucu azalması ve hatta bitmesi olasıdır, Bu şekilde yitiri*len suyun yağışlar olmadığı zamanlarda, dışarıdan karşılanması gerekir. Basit bir tanımlama ile bitkilerin kök bölgesindeki toprağın elverişli nem eksikliğinin yapay yoldan suyla tamamlanmasına "Sulama" denir. Genel bir tanım olarak sulama; optimum bitki gelişimi için gereksinim duyulan ve doğal yağışlarla karşılanamayan suyun, uygun zaman ve rniktaıda yapay olarak bitki kök bölgesine verilmesi işlemidir




    Kaynak: Sera Bitkilerinin Sulanması

    Prof.Dr. Atila GÜNAY – Doç.Dr. M.Ali UL
Working...
X