GARDENSEL.COM
fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Küresel Isınmaya karşı önlemler

Nisan 3, 2007 ÇEVRE

Önlemler

   Sera gazlarının üretimi bugün dursa bile, atmosferdekiler yüzünden sıcaklık
artışının daha 20-30 yıl sürmesi bekleniyor. Ama zaten böyle bir olayın
gerçekleşeceği yok. Tersine, her geçen gün ülkelerin atmosfere saldığı
sera gazı miktarı artıyor. Bu alanda başta Çin
olmak üzere gelişmekte olan ülkeler yakın bir gelecekte gelişmiş ülkeleri
geçecekler. Bu durumda da iklimbilimcilerin öngörülerinin gerçekleşeceğini
düşünebiliriz. Peki dünya iklim düzenindeki değişikliklerin toplumlar
üzerindeki etkisi nasıl olacak?

 Bu soruya, ülkeleri tek tek ele alarak yanıt vermek olanaksız. Bilim adamları
bu soru karşısında yine çok genel açıklamalar yapmakla yetiniyorlar. Öncelikle
küresel ısınma dünyadaki tüm ülkeler için bir felaket olmayacak. Yeni
durumun mutlu edeceği kimi ülkeler de olacak kuşkusuz. Günümüzde dünyanın
genelinde olmasa bile birçok bölgesinde iklim koşulları çetindir. Daha ılıman
kışlar ve daha bol yağış, bu bölgelerde yaşayanların yüzünü güldürecektir.
Öte yandan kuraklığın ya da aşırı yağmurlar yüzünden taşkınların
arttığı ülkeler üzülecektir. Sıcaklığın artacağı soğuk ülkelerde
ısınma harcamaları düşecektir. Değişen fırtına ve kasırga rotaları
nedeniyle kasırgalardan kurtulan ülkeler sevinirken aynı nedenle kasıngaların
etki alanına giren ülkeler mutsuz olacaklar. Günümüzde birçok ülke su sıkıntısı
çekiyor. Su sıkıntısı çekerken, genişleyen yağmur kuşağına giren ülkeler
sevinecek ama yeni düzende giderek kuraklaşan bölgelerdeki ülkeler üzülecektir.

Bütün bunlara ek olarak küresel ısınmayı durdurmak için alınacak önlemler de
kimi ülkeleri zor durumda bırakacak. Dünyada sera gazlarının salımına
bir sınırlama getirilmesi planlanıyor.
Bu durum fosil yakıtlarla elektrik üretiminin yerini zamanla biraz daha
pahalı olan alternatif enerji kaynaklarının almasına yol açacak. Enerji
harcamalarının artması da gelişmekte olan ülkelerin gelişimini yavaşlatacak.
Ayrıca yer altında büyük karbon rezervleri (kömür, petrol, doğal gaz
vb.) bulunan ülkeler de artık o kaynaklarından eskisi gibi yararlanamayacak.

   
Dünya ikliminin
önümüzdeki yüz yıllık dönemde yeniden dengeye kavuşabilmesi için
atmosferdeki karbon dioksitin, okyanusların ve ormanların emebileceği bir düzeye
indirilmesi gerekiyor. Bu da yılda en fazla 1-2 milyar tonluk bir salımla sağlanabilir;
yani bugünkü miktarın yalnızca % 20'siyle!

   
Atmosferdeki sera
gazlarının miktarının kontrol edilmesine yönelik uluslararası çalışmalar
yaklaşık 15 yıldır sürdürülüyor. Bu amaçla düzenlenen ilk uluslararası
konferans 1988'de yapıldı. Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş
Milletlerin ortaklaşa düzenlediği ve kısaca IPCC diye anılan, küresel ısınma
konulu konferansa, iki bin dolayında bilim adamı, uzman ve çevreci katıldı.
Konferansın sonuçlarım değerlendiren 140 ülke, bir anlaşma imzaladı. Bu
anlaşmaya göre taraf ülkeler, 2000 yılına gelindiğinde sera gazı üretimlerini
1990 yılı düzeyine geri çekmiş olacaklardı. Ancak herhangi bir yaptırımı
olmayan anlaşmaya kimse uymadı.

   
Daha sonra 1992'de
Rio de Janeiro'da ve 1995'te Berlin'de aynı amaçla birer toplantı daha yapıldı.
Berlin'de, iklim değişiminin doğal ekolojik sistemler, sosyo-ekonomik yapılar
ve insan sağlığı açısından olası etkileri değerlendirildi. Ama bu sırada
katılımcı ülkelerin daha önceden alınan kararlar uyarınca sera gazı üretimlerini
azaltmaları
şöyle dursun, neredeyse tüm ülkelerdeki üretimin % 5 ile % 40 arasında
artmış olduğu görüldü. Tabii ki bu sırada küresel sıcaklık, artışını
sürdürüyordu. Bu nedenle Aralık 1997'de Japonya'nın Kyoto kentinde büyük
bir konferans daha düzenlenmesi kararlaştırıldı.

   
Kyoto'daki
konferansa 160 ülkeden on bin dolayında bilim adamı, uzman, çevreci ve hükümet
yetkilisi katıldı. Konferansta iklim değişiminin çevresel ve ekonomik sonuçları
ve bunlara yönelik politikalar görüşüldü; enerjinin daha verimli kullanılması,
yeni ve temiz enerji kaynaklarının araştirılması, ormanların korunması
ve yeni orman alanlarının oluşturulması kararlaştırıldı. Ama konferansın
en önemli olayı Kyoto Protokolü diye anılan bir anlaşmanın
imzalanmasıydı. Buna göre gelişmiş ülkeler, başta karbon dioksit ve
metan olmak üzere altı sera gazı üretimlerini 2012 yılına değin 1990 düzeylerinin
en az % 5 altına çekecekler. Tek başına dünya sera gazı üretiminin neredeyse
dörtte birini yapan ABD için bu oran % 8; Japonya için de % 6.

   
Öte yandan gelişmekte
olan ülkeler herhangi bir kısıtlamaya gitmiyorlar. Çünkü onlara göre
küresel ısınma sorunu, günümüzün gelişmiş ülkelerinin yol açtığı
bir sorun. Bu saptamalarında haklılar. Ne ki yakın bir gelecekte durum biraz
değişecek.

   
Kyoto'da çok
yerinde kararlar alındı ama bakalım taraf ülkeler bu kararlara uyacaklar mı?
Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için en az 55 ülke parlamentosunca
onaylanması gerekiyor. Mayıs 2000 tarihine değin yalnızca 22 ülke bunu başarabildi.
Yani protokol yürürlüğe daha giremedi. Aslında durum, görüldüğü gibi
gelecek için çok da umut
vaat etmiyor. Tahminlere göre, 2015'te insan etkinlikleri yüzünden atmosfere
karışan karbon dioksit miktarı 1990'daki miktarın % 50 fazlası olacak;
2100 yılındaysa üç katına çıkacak.

   
Bugün
gelişmekte olan ülkelerdeki kimi fabrika kentleri, 1950'li yıllardaki
Pittsburgh'u ya da Essen'i anımsatıyor. Karbon dioksit salımı en hızlı artan
ülke Güney Kore. Brezilya, Çin ve Hindistan da bu alanda onunla yarışıyorlar.
1990'da atmosfere bırakılan yaklaşık 6 milyar ton karbon dioksitin % 36'sı
gelişmekte olan ülkelerin bacalarından çıktı. Aynı ülkeler 2015 yılında
salınan 8,5 milyar tonluk karbon dioksitin %52'sinden sorumlu olacaklar.

Sera
gazlarını salanlar gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler olsun hiç fark
etmiyor. Sonuç olarak atmosferimizdeki ısı tutan gazların miktarı her geçen
gün artıyor. Bu da aslında soğuması beklenen dünyamızın ısınmasına
yol açıyor. Küresel ısınmanın ciddi sonuçları kendini daha göstermedi.
Öyle görünüyor ki Sovyetler Birliği'nin eski lideri Gorbaçov'un sözleri
galiba gerçek olacak; Önümüzdeki yüzyılda çevre koşulları dünya
çapında yıkımlara yol açtıkça, askeri değil ama ekolojik güvenlik tüm
ulusların en çok önem verdiği konu olacak.

Çağlar
Sunay

kaynak:http://zinderud.com 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir