fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

BahÇe Sanatlari Buyrun...

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • BahÇe Sanatlari Buyrun...

    JAPON BAHÇE SANATI
    Bahçenin yapımında Japon Bahçe Sanatı'nın genel karakteri olan doğal malzemeler kullanılmış. Japon Bahçesi'nin tüm özellik ve öğelerinin yaşatılacağı bahçede; Şelale, Doğal Gölet, Ada, Ada'yı her iki yönde kıyılara bağlayan Taş ve Ahşap Köprüler ve Kuru Köprü inşa edilmiş.
    Bahçeyi 4 bin 850 adet ağaç ve bitki süslüyor. Ağaçların bir kısmını; Japon Kamelyası (32 Adet), Japon Kiraz Ağacı (52 Adet), Japon Akça Ağacı (80 Adet), Japon Kayını (6 Adet), Karaçam (25 Adet), Alev Ağacı (42 Adet) oluşturuyor. Çalı ve bitki türlerinden bazıları ise şunlar; Hosta (200 Adet), İris (100 Adet), Nandina (20 Adet), Forsitya (700 Adet), Hiperikum Çalı (1300 Adet-Japonlara has) ve Osmanlı Çimi (250 Adet)...
    Bahçenin Japon Kültürü'nü yansıtan iki adet kapısı, bir adet çeşmesi ve kuru bahçesi bulunuyor. Bahçe, çok sayıda doğal taştan imal edilmiş fenerlerle aydınlatılıyor. Bahçenin etrafı ise, Japon stili bir duvarla ihata edilmiş.
    Japon Bahçesi; Çeşmesiyle, fujisiyle, çay bahçesi, çayeviyle, kuru bahçesi, köprüsüyle ve diğer kültürel yansımalarıyla Japon Bahçe Sanatı'nı İstanbul'da oluşturarak, İstanbullulara Japon kültürünü tanıtıcı yepyeni bir kültür penceresi aralıyor.

    Japon Bahçeleri'nin Özellikleri:
    Japon Bahçeleri, içlerinde insan yapısı eleman barındırmalarına rağmen tabiatın kendisi... Dağlardan ovalara, şelalelerden okyanuslara kadar tabiatın gücüne ve değişikliğine insan gücünün yetmediği anlatılır Japon Bahçeleri'nde. İşte bu nedenle Japon Bahçeleri, yalnızca bahçe değil, bir sanat...
    Japon Bahçesi'nin önemli materyallerinden birisi giriş ve çitler... Bahçe girişi, genellikle üstü örtülü geçit şeklinde yapılır. Bahçenin bir bölümünü, diğer bölümden gizleyen çitler sınır olarak kullanılır. Sode-Geki adı verilen bu kol çitleri perde görevi üstlenir.
    Japon ulusunun en değerli kültür hazinelerinden birisi de Çay Seremonisi'dir. Japon anlayışına göre dünyevi ihtiraslardan sıyrılıp, dış alemin bozukluklarından kurtulup, iç aleme dönüşü simgeler. Çay Seremonisi, Chaseki (Çayevi)'nde yapılır. Çayevine giriş ve çıkışta içinden geçilen bahçeye Chaniwa (Çay Bahçesi) adı veriliyor. Çayevine geçişte; anında kişiyi ışıklandıracağına, manevi huzura ulaşmasını sağladığına ve seremoni öncesinde relaks hale geldiğine inanılan üzeri örtülü bir kuyu ile taştan yapılmış bir su çanağı ve taş fenerler yer alır.
    Bahçenin büyük bölümünü oluşturan Kuru Bahçe, granit kayasından elde edilen çakıllardan yapılıyor. Beyaz çakıldan oluşturulan bu bahçe suyu temsil eder; çakıl ise temizlik ve saflığı sembolize ediyor.

    İSLAM BAHÇE SANATI

    İslamiyet, Arabistan’da doğuşundan itibaren hemen hemen yarım asırdan az bir zaman içinde, süratli bir yayılım göstermiş ve Filistinden başlayarak ırak, Suriye, Mezopotamya ve Mısır’ı takriben İran, Türkistan, Pencap’ın bir kısmı ile kuzey Afrika’dan İspanya’ya kadar uzanan muhteşem bir İslam Dünyası’nın ortaya çıkışını sonuçlandırmıştır. Bu sebeple, İslam kültürü ve İslam Sanatı, belli bir halka ve kültüre ait olmanın ötesinde, çeşitli uygarlıkların kültür ve sanat gelenekleri üzerinde olgunlaşan ve hepsine, kendine öz ve ortak özellikleri yerleştiren, bağımsız bir sanat olarak ortaya çıkmıştır.

    Genellikle İslam Sanatının hemen bütün dallarındaki gelişmesinde İran ve özellikle Türk düşüncesi, zevki ve geleneklerinin etkisi, kendisini kuvvetle belli etmektedir. Bunda hiç şüphesiz İslam dünyasının büyük bir kısmının Türklerin hakimiyetinde dokuz asırdan fazla bir zaman kalmış olmasının payı büyüktür.

    Arapların İslam dinini ve kültürünü yaymaya başladıkları M.S. VII. asırdan itibaran hemen hemen bin sene süre ile bahçe sanatı, esas olarak İslam ve Hristiyan dinlerinin etkisinde gelişmiştir. Fakat özellikle Avrupa’da Rönesansa kadar İslam Bahçe sanatı, bütün Akdeniz ülkelerinin bahçe sanatına damgasını basmıştır. Hatta Arap kahimiyetinden sonraki mutaassıp Katolik İspanya’da bu izler uzun zama kalmış ve Hristiyan yapıtlar İslam tarzında tanzim edilmiş bahçeleri ile acayip bir çelişki halinde görülmüşlerdir.

    Hangi ülkede olursa olsun, İslam bahçe sanatının şekillenmesinde din felsefesi kadar, İslamiyetin yayılmış olduğu ülkelerdeki sıcak ve kurak iklim şartlarının da büyük rolü olmuştur. Kuran’da cennet, ağaçlarla gölgelendirilmiş, nar ve hurma ağaçlarının bol meyvesiyle süslü, fıskıyeli havuzların serinlettiği ve içinde dolaşan zarif hurilerin soğuk şerbetler sunduğu, bir yaşama mekanı olarak tasvir edilir. Müslümanlar da cennet mekanına olan özlemlerini, yaşadıkları alemde böylesine serin, yeşil ve güzel bahçeler düzenleyerek gidermeye çalışmışlardır. Diğer taraftan, uzun asırlar çöl, Araplar için haşin bir efendi olmuştur. Ekolojik şartlardaki yetersizlikler, harpçi ve atletik bir kavmin yetişmesine neden olmuştur. Fakat işgal ettikleri yerlerde daha uygun iklim şartları ve toprak zenginliği bulduklarında, Araplar ruhi bir yumuşaklığa erişmiş ve sanatkar dehaları ile sanatın çeşitli dallarında çeşitli esrler vermişlerdir. Zaptedilen şehirler kısa zamanda zarif saraylar, ibadethaneler ve bunların çevreleri gölgenin, çeşitli havuzların, zengin bir yeşilliğin yer aldığı bahçelerle bezenmiştir.

    Bu eşsiz bahçe sanatlarından günümüze, az bir değişikliğe uğrayarak ulaşan örneklere, daha çok İslam uygarlıklarının bazı ülkelerinde ve özellikle İspanya, İran ve Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

    Örnek fotoğraf bulabilirmiyiz bu konuda yada osmanlı saray bahçeleri hakkında.

    Comment


    • #3
      Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

      dolmabahce sarayı


      Dolmabahçe Sarayı Müzesi


      İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Boğaziçi ile Dolmabahçe Caddesi arasında yer alan 250.000 m2’lik alanda kurulmuş olan Dolmabahçe Sarayı, günümüzden dört yüzyıl öncesinde büyük bir koy konumunda idi. Osmanlı döneminde donanmanın sefere çıktığı, dönüşte karşılandığı bu koy XVII. yüzyıldan sonra doldurulmuş ve çoğu kez de padişahların eğlenceler düzenlediği bir Hasbahçe’ye dönüşmüştür.

      Evliya Çelebi buradan şöyle söz etmiştir: “Eskiden servili küçük bir bağ iken, Sultan Osman-ı Şehit fermanı ile donanma iki bin kadar kayık ve mavnanın taş toprak getirerek koyu doldurmuştur.” Aynı yüzyılda yaşamış olan Eremya Çelebi Kömürciyan, Sultan I. Ahmet’in (1603–1617) veziri Nasuh Paşa’nın zamanında 1611–1614 yıllarında sahilin doldurulduğunu yazmıştır. Böylece doldurulan bu alanda Sultan II. Selim (1566–1574) ilk defa burada bir kasır yaptırmıştır. Silahtar Tarihi ile Raşit Tarihi de burada yapılmış olan yalı ve köşklerin 1680 yılında yıktırıldığını, çevresindeki bostanların ve yolların buraya katıldığını yazmaktadır. Naima Tarihinde de Sultan IV. Murad’ın (1623–1640) Sultan Ahmet Han köşkünde oturan padişahın Nefi’nin hicivlerini okuduğu sırada yanına bir yıldırım düştüğünü ve bunu uğursuzluk saydığı için şairi bir daha hiciv yazmamaya yemin ettirdiği yazılıdır.

      Sultan IV. Mehmet (1648–1687) ve Lale Devri’nde Sultan III. Ahmet’in (1703–1730) buradaki eskimiş yapıları kaldırdığı ve yerlerine yeni sahil köşkleri yaptırdığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Sultan I. Mahmut ise (1730–1754) Dolmabahçe Bayırı’nda Bayıldım Köşkü isimli bir köşk yaptırarak sık sık buraya gelmiştir.

      XIX. yüzyılda Melling ile İsveç elçisi d’Ohsson’un albümlerinde burada yapılmış olan köşk ve kasırların resimleri görülmektedir. Bu alanda yapılmış olan köşk ve kasırların en tanınmışlarından birisi de Beşiktaş Sahil Sarayı idi. Bu saray Sultan Abdülmecit döneminde (1839–1861), 1843 yılında bölüm bölüm yıkılmıştır. Bu alanda yapılan Dolmabahçe Sarayı 15.000 m2’lik bir alanı kaplamakta olup, sarayın temelleri meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üzerine atılmıştır. Saray XIX. yüzyılın ikinci yarısında Batı etkisinde gelişen bir mimari üslupta devrin önemli mimar ailesi olan Baylanlardan, Agop Karabet Balyan ile Serkiz Balyan’ın eseridir. Dolmabahçe Sarayı yarı kâgir bir yapıdır. Sarayın ana duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeler de ahşaptan yapılmıştır. Çatı ahşap ve kurşun kaplıdır. Sarayın deniz ve batı cephesindeki pencereler saray camhanesinde özel olarak yaptırılmış ve güneş ışıklarını süzen eflatun renkli camlardır. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı renk tonuna sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke ile kaplıdır. Bu sarayın yapımından sonra Topkapı Sarayı terk edilmiştir.

      Dolmabahçe Sarayı dikdörtgen birbirlerine simetrik planlı bir yapı olup, 285 oda, 46 salon, 6 hamam ve 68 tuvaletten meydana gelmiştir. Denize 600 m. lik bir rıhtımı olan sarayın kara tarafında ise biri çok süslü olmak üzere iki anıtsal, yedi de tali kapısı bulunmaktadır. Deniz tarafında ise beş yalı kapısı bulunmaktadır. Anıtsal kapılardan Hazine Kapısı denilen kitabe ve tuğralı kapı Dolmabahçe Sarayı’na yönelik olan kapıdır. Diğer anıtsal kapı Merasim veya Saltanat Kapısı ismini taşır. Hazine Kapısına göre daha özenli ve daha büyük olan bu kapının asıl özelliği içte ve dışta içbükey oluşundan kaynaklanmaktadır. Kapı ard arda getirilmiş bir çift bükey duvardan meydana gelmiştir. Buradaki içbükey duvarların uçları küçük birer kule şeklinde yükseltilmiştir. Yapı topluluğu içerisindeki Veliaht Dairesinin de ayrı girişleri vardır. Muayede Salonunun karşısında bulunan giriş ise oldukça büyük ölçüde ve çok bezemelidir. Kapının iki yanında kare planlı ayaklar ve bunları birbirlerine bağlayan lentolar görülmektedir. Bu ayaklar son derece zengin dekore edilmiş olup, çeşitli motifler, madalyonlar, taşlara adeta bir dantel görünümünde işlenmiştir.

      Bu kapılardan içeriye girilen saray bahçesi dört ayrı bölüm halinde düzenlenmiştir. Bunlardan kareye yakın dikdörtgen olan ön bahçe Fransız bahçe mimarisinden örnek alınarak düzenlenmiştir. Köşeleri yuvarlatılmış, denize paralel sekiz köşeli bir havuz ile daire biçimli bir göbek bahçenin ana noktasını oluşturmuştur. Deniz yönünde uzanan bahçe ise ön bahçenin bir uzantısı olup, saray rıhtımı boyunca uzanmaktadır. Bu bölümde Muayede Salonu eksenine göre simetrik, oval göbekler meydana getirilmiştir. Bunların dışında kalan sarayın diğer bahçeleri kapalı ve özel nitelikli bahçelerdir. Özellikle Veliaht Dairesi, Harem ve Kuşluk bahçeleri bunların başında gelmekte olup, bahçelerin ortalarına oval veya daire biçimli havuzlar yerleştirilmiştir. Bütün bu bahçeler yüksek duvarlarla çevrelenmiştir.

      Sarayın ana yapısı kıyı boyunca denize paralel olarak yapılmış ve birbirine paralel üç bölümden meydana gelmiştir. Bunlar Mabeyn-i Hümayun, Muayede Salonu ve Hususi Daire isimlerini almıştır. Bu plan düzeni sarayın kendine özgün bir tasarımıdır. Burada kitle ve cephe kurgularına özen gösterilmiş, ana form dikdörtgen bir kitle görünümünü kazanmış, köşelerde yer alan salonlar ise öne çıkarılmıştır. Böylece cephe görünümünde ölçülü bir hareket sağlanmıştır. Sarayın ortasında diğer bölümlerden daha yüksek ve daha gösterişli tören ve balo salonu bulunmaktadır.

      Sarayın Muayede Salonu dıştan dışa 25x37 m. ölçüsünde kareye yakın kitlevi bir yapı olup, içeride tek mekânlı olmasına rağmen dışarıdan iki katlı görünümdedir. Yanındaki Resmi ve Hususi dairelerden iki kat daha yüksektir. Nitekim bu salonun katları birbirinden ayıran kornişi diğer binaların saçak kornişleri aynı hizadadır. Böylece diğer yapılarla bir bağlantı ve süreklilik sağlanmıştır. Muayede Salonu’nun cephesinde yedi aks üzerinde yükselen kolon veya plaster çiftleri yerleştirilmiştir. Girişteki açıklık öne çıkarılmış ve yapının daha anıtsal bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Bu mekânın yarım daire kemerli yüksek pencerelerinin iki yanına kolonlar yerleştirilmiştir. Üst kattaki pencerelerin barok alınlıkları altına dekoratif açıklıklar ve kolonlar yerleştirilmiştir. Burada üç yöne doğru açılan görkemli bir merdiven Muayede Salonu’nun anıtsallığını daha da belirginleştirmiştir. Muayede Salonu dıştan çatı, içten basık kubbeli olup, ortasına 5,5 tonluk askı sitemine bağlı bir avize asılmıştır.

      Muayede Salonu dışında kalan ve onu tamamlayan Resmi Daire bölümü iki katlı olup, yüksek bir bodrum üzerine yapılmıştır. Oldukça geniş mermer merdivenle çıkılan bir sahanlıktan sonra içeriye girilmektedir. Bu giriş özel olarak belirtilmemiş ve sade bir kapı ile yetinilmiştir. Kapının iki yanında kemerli ve yüksek pencereler bulunmaktadır. Resmi Daire bölümü merkezi hol, köşelerde salon gruplarından oluşan üç bölüm halindedir. Girişte merkezi bir hol haç planlı görünümdedir. Denize dik olarak yerleştirilmiş dikdörtgen orta mekân dört yönde yan mekânlarla genişletilmiştir. Denize ve arka bahçeye bakan bu bölümün dar kenarı üzerinde ön cepheden farklı daha az derin kolonlarla hareketlendirilmiştir. Bu yapıda hafif içbükeylik yüksek aynalarla daha da vurgulanmıştır.

      Dolmabahçe Sarayı’nın en görkemli mekânlarından olan Süfera (Elçilik) Salonu birbirine dik iki eksen üzerinde açılmış mekânlarla genişletilmiş, merkezi planlıdır. İçerisi altın varaklı motiflerle bezenmiştir. Tavanlarda barok üslupta kıvrık dallardan oluşan göbekler, kartuşlar ve rozetler görülmektedir. Bunların çevreleri akantus, meandr ve yumurta dizisi motifleri ile çevrelenmiştir. Süfera Odasına açılan diğer köşe odaları da aynı özende yapılmıştır. Bunlardan Kırmızı Salon olarak tanınan bölüm denize doğru uzanmış dikdörtgen planlı bir hacimdir. Padişahın elçileri kabul ettiği bu salon son derece gösterişli yapılmıştır.

      Resmi Daire’nin iki plan düzenini büyük kristal bir merdiven birleştirmektedir. Böylece her iki yapı arasında bütünlük sağlanmıştır. Bu merdiven denize paralel dikdörtgen bir hacim içerisine yerleştirilmiştir. Bunun sonucu olarak da her iki salonda birbirine bağlanan simetrik bir düzen meydana getirilmiştir. Resmi Daire’den Muayede Salonu’na kadar olan alanda da her ikisi arasında bağlantıyı sağlayan bir ara bölüm bulunmaktadır. Bu bölüm Camlı Köşk’e bağlanan uzun bir geçitle ayrılmıştır. Bu bölüm belirli bir plan tipine uymamakta ve daha çok koridor ve servis merdivenleri için kullanılan bir alandır.

      Hususi Daire’nin plan şeması ve mekân yapılanması ile iç dolaşımı sarayın en karmaşık bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümde altlı üstlü beşer büyük orta salon görülmektedir. Üçüncü yalı kapısının karşısına gelen bölüm Valide Sultana aittir. Burada giriş holü, deniz ve bahçe tarafına yönelik birer büyük oval merdivenler bulunmaktadır. Harem taşlığı olarak isimlendirilen bu holün güney tarafında büyük bir harem merdiveni bulunmaktadır.

      Harem bölümü denize dik doğrultuda yerleştirilmiş olup sarayla L biçimli bir plan düzeni ile birleşmiştir. Bu bölümde büyük orta mekânlar, kapalı özel daireler uygulanmıştır. Ortak mekânlar haremin ortasına alınmış ve birbirlerine çift koridorlarla bağlanmış, aralarına aydınlık hacimleri ve servis bölümleri yerleştirilmiştir. Haremin orta mekânları yapının ekseni üzerine dizilmiş, birbirleri ile bağlantılı dikdörtgen salonlardan meydana gelmiştir. Bunlar karşılıklı büyük merdivenlerle genişletilmiş ve merdiven başlarına, köşelere toskana başlıklı düz gövdeli yassı plasterler yerleştirilmiştir. Tavanlar geometrik çerçeveler içerisine alınmış kıvrık dallardan oluşan çiçek motifleri ile doldurulmuştur.

      Sarayın Hünkâr Dairesi iki büyük salondan meydana gelmiş olup, içerisindeki dekorasyondan ötürü Mavi Salon ve Pembe Salon olarak isimlendirilmiştir. Bu salonlar barok ve rokoko üslubunda olup bezemeleri Süfera Salonu’na benzemektedir. Tavanlarda kare ve dikdörtgen çerçeveler içerisine alınmış manzara resimlerine yer verilmiştir. Denize ve bahçeye doğru eyvanlarla genişletilmiştir. Bunlardan Pembe Salon sarayın diğer salonlarından farklı olarak kapalı ve tek bir mekândan meydana gelmiştir. Denize yönelik geniş terasa açılan pencereleri aydınlatmayı sağladığı gibi içeride bulunan büyük boydaki aynalar da onları tamamlamaktadır. Bu salonun duvarları da mimari resimlerle süslenmiştir.

      Sarayı yaptıran Sultan Abdülmecit erken yaşta öldüğünden ötürü burada uzun süre oturamamıştır. Yerine geçen kardeşi Abdülaziz 1876 yılına kadar burada kalmış, Sultan V. Murat üç ay gibi kısa bir süre burada yaşamıştır. Sultan II. Abdülhamit Yıldız Sarayı’nı tercih etmiştir. Sultan V. Mehmet Reşat’ın (1909–1918) burada oturmaya karar vermesi üzerine Mimar Vedat Bey sarayı yeniden onarmış ve yeni bir düzenleme yapmıştır. Osmanlı tahtına 1918 yılında geçen Sultan IV. Mehmet Vahdettin (1918–1922) bir süre burada yaşamış, 1922 yılında buradan bir İngiliz gemisine binerek ülkeyi terk etmiştir. Abdülmecit Efendi 18 Kasım 1922’de halife olarak buraya yerleşmiş ise de hilafetin kaldırılmasından sonra O da saraydan çıkarılmış ve ülkeyi terk etmiştir.

      Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924’te çıkarılan 431 Sayılı Yasa ile Osmanlı hanedanının malları arasında bulunan Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere bütün saray, köşk ve kasırlar millete geçmiştir.

      Dolmabahçe Sarayı çeşitli tarihi olaylara da sahne olmuştur. İstanbul’a 1 Temmuz 1927’de gelen Atatürk sarayda kalmıştır. Atatürk’ün Savarona Yatı’nda geçirdiği rahatsızlıktan sonra 25–26 Temmuz 1938’de Muayede Salonu’ndan sonra geçilen ve denize bakan dördüncü odaya yerleşmiş ve burada 10 Kasım 1938’de ölmüştür. Atatürk’ün isteği üzerine düzenlenen I.Türk Tarih Kongresi 1932 yılında; I. ve II. Türk Dil Kurultayı 1932 ve 1943 yıllarında burada toplanmıştır.

      Dolmabahçe Sarayı TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı yönetiminde müze olarak ziyarete açılmıştır. Aynı zamanda da kültür bilim tanıtım merkezi olarak işlevini sürdürmektedir. Burada konferanslar, sergiler, bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Kültür Bilim ve Tanıtma Merkezi sarayın girişindeki Mefruşat Dairesi’nde bulunmaktadır. Bu merkezin alt katı konferans, sergi salonu ve fotoğraf laboratuarıdır. Üst kat basın ve yayın merkezinin kitaplık, bilimsel araştırma ve saray arşividir. Ayrıca önündeki avlu sarayı gezenlerin oturup dinlenebileceği bir mekân olarak düzenlenmiştir.

      Sarayın Mabeyn-i Hümayunu’nda giriş salonu, sadrazam odası, şeyhülislam odası, yemek salonu, binek salonu ile günümüzde sarayın değerli eşyalarının sergilendiği mutfak bölümü bulunmaktadır. Burada padişahın kullandığı değerli eşyalar, altın ve diğer değerli taşlarla süslü çay ve tabak takımları, gümüş ve kakma opal takımlar, sarayda kullanılan çeşitli takımlar, altın yemek ve çay takımları, değerli çay kahve ve su takımları, gümüş yemek ve servis takımları, Sultan Reşat’ın merasim kılıçları onları tamamlamaktadır. Ayrıca mescit kısmında yazılar, rahleler, şamdanlar, mihrap panoları ve minber bulunmaktadır.

      Bunun dışında bu bölümde Süfera Salonu, Zülvecheyn (ibadet odası), Müzik Odası, Hünkâr Hamamı ve Hatıralar Salonunda da Sultan II. Mahmut, Sultan Abdülmecit, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Mehmet Reşat’a ait anılar bulunmaktadır. Dolmabahçe Sarayı’nın Harem-i Hümayun bölümünde; Valide Sultan’ın Kabul Odası, Org, Mavi Salon, Valide Sultan Yatak Odası, Atatürk’ün Çalışma Odası, Atatürk’ün öldüğü Sarı Oda, Abdülaziz Odası, Abdülmecit Odası, Harem-i Hümayun Binek Salonu, Şehzadelerin ders gördüğü oda, Abdülmecit’in hastalığı sırasında kullandığı oda müze olarak düzenlenmiştir.

      Bu bölümlerde porselen meyvelikler, dantel işlemeli porselen yemek takımları, günlük yaşamda kullanılan porselen çay takımları, gümüş tepsiler, mangallar, meyvelikler, Osmanlı armalı kristal takımlar, gümüş su takımları, buhurdanlıklar, porselen, kristal ve gümüş çay-kahve takımları bulunmaktadır. Pembe Salon’da ise yağlı boya tablolara yer verilmiştir.

      Osmanlı döneminde bayramlaşma, devlet törenlerinin ve tarihi toplantıların yapıldığı Muayede Salonu galerilerinde de elçilik mensuplarına verilen davetlerle ilgili anılar bulunmaktadır. Sarayın Veliaht Dairesi ve içerisinde binlerce kuşun beslendiği Kuşluk, Camlı Köşk ve Resim Galerisi de müze olarak ziyaret edilmektedir.

      Saray salonlarında Bohemia, Bakara ve Beykoz yapımı 36 kristal avize bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa kökenli saray için yapılmış bir kısmı Mısır, Çin ve Hindistan’dan hediye olarak gönderilmiş mobilyalar da bulunmaktadır. Sarayın kristal şömineleri, kristal merdiven korkulukları, kristal aynaları, kristal ve gümüş şamdanları da dikkati çekmektedir. Ayrıca Çin, Japon, Fransız Sevres gibi yabancı ülkelerin ve Yıldız Porselen Fabrikası’nın 280 adet vazosu da burada sergilenmektedir. Türk ve Avrupa yapımı 158 adet saat ile çini sobalar da ilgi ile izlenmektedir. Dolmabahçe Sarayı’nda Türk ve yabancı ressamların tabloları da bulunmaktadır. Bunların başında; Aiwazovsky, Daubigny-Frofoıtrow, Gerfelt, Gerome, Gudin, Hier Van Manafs, Mosgrıngny, Rosien, Schreyer, V.Wahtberg, Zonaro, Ahmet Hamdi, Ahmet Şeker, Bigalı Bahaddin, Halil Paşa, Hidayet, Hikmet Onat, Mehmet Ali, Osman Hamdi Bey, Ressam Rıza, Ali Sami, Seyit Süleyman, Şevket Dağ, A.Ziya ve Manastırlı Şerif’in tabloları gelmektedir. Sarayın iç mekânlarında Avrupa ve Uzakdoğu’nun dekoratif el işleri de görülmektedir. XIX. yüzyılda Hereke’de dokunmuş ipek ve yün halılar da sarayı süslemektedir.

      Sarayın Şehzadelere tahsis edilmiş kuzeyindeki Veliaht Dairesi’nin bir bölümü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yönetiminde, Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmiştir.


      Dolmabahçe Caddesi Beşiktaş-İstanbul
      Tel : (0212) 236 90 00–20
      Faks : (0212) 259 32 92


      Kenthaber Kültür Kurulu

      Comment


      • #4
        Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

        teşekkürler ama örnek alınacak bir bilgi mevcut değil burda benim aradığım japon bahçelerindeki gibi ince bir sanat. Mesela hangi süs bitkilri hangi ağçlar kullanıyormuş. Bir japon bahçesi resmine bakınca insana bir fikir bir anlayış veriyor bende buna benzer bişi yapabilirim diyorsunuz mantığı kavrıyorsunuz. Ama burdaki resimlerde binayı kaplayan yüksek ağaşlar kullnılmış sanki rasgele dikilmiş gibi.

        Comment


        • #5
          Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

          bence dolmabahce sarayı, topkapısarayı,yıldız şaleköşkü,göksu kasrı ve yıldız sarayı gibi tarihi mekanları gezerek beklentilerinizi karşılayacak bilgilere ulasabilirsiniz selamlar

          Comment


          • #6
            Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

            keşke bu tür bilgileri kaynaklarıyla birlikte verseniz
            ödevlerinde bu bilgileri kullanmak isteyenler için daha yararlı olacaktır

            Comment


            • #7
              Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

              peyzaj_6134 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
              JAPON BAHÇE SANATI
              Bahçenin yapımında Japon Bahçe Sanatı'nın genel karakteri olan doğal malzemeler kullanılmış. Japon Bahçesi'nin tüm özellik ve öğelerinin yaşatılacağı bahçede; Şelale, Doğal Gölet, Ada, Ada'yı her iki yönde kıyılara bağlayan Taş ve Ahşap Köprüler ve Kuru Köprü inşa edilmiş.
              Bahçeyi 4 bin 850 adet ağaç ve bitki süslüyor. Ağaçların bir kısmını; Japon Kamelyası (32 Adet), Japon Kiraz Ağacı (52 Adet), Japon Akça Ağacı (80 Adet), Japon Kayını (6 Adet), Karaçam (25 Adet), Alev Ağacı (42 Adet) oluşturuyor. Çalı ve bitki türlerinden bazıları ise şunlar; Hosta (200 Adet), İris (100 Adet), Nandina (20 Adet), Forsitya (700 Adet), Hiperikum Çalı (1300 Adet-Japonlara has) ve Osmanlı Çimi (250 Adet)...
              Bahçenin Japon Kültürü'nü yansıtan iki adet kapısı, bir adet çeşmesi ve kuru bahçesi bulunuyor. Bahçe, çok sayıda doğal taştan imal edilmiş fenerlerle aydınlatılıyor. Bahçenin etrafı ise, Japon stili bir duvarla ihata edilmiş.
              Japon Bahçesi; Çeşmesiyle, fujisiyle, çay bahçesi, çayeviyle, kuru bahçesi, köprüsüyle ve diğer kültürel yansımalarıyla Japon Bahçe Sanatı'nı İstanbul'da oluşturarak, İstanbullulara Japon kültürünü tanıtıcı yepyeni bir kültür penceresi aralıyor.

              Japon Bahçeleri'nin Özellikleri:
              Japon Bahçeleri, içlerinde insan yapısı eleman barındırmalarına rağmen tabiatın kendisi... Dağlardan ovalara, şelalelerden okyanuslara kadar tabiatın gücüne ve değişikliğine insan gücünün yetmediği anlatılır Japon Bahçeleri'nde. İşte bu nedenle Japon Bahçeleri, yalnızca bahçe değil, bir sanat...
              Japon Bahçesi'nin önemli materyallerinden birisi giriş ve çitler... Bahçe girişi, genellikle üstü örtülü geçit şeklinde yapılır. Bahçenin bir bölümünü, diğer bölümden gizleyen çitler sınır olarak kullanılır. Sode-Geki adı verilen bu kol çitleri perde görevi üstlenir.
              Japon ulusunun en değerli kültür hazinelerinden birisi de Çay Seremonisi'dir. Japon anlayışına göre dünyevi ihtiraslardan sıyrılıp, dış alemin bozukluklarından kurtulup, iç aleme dönüşü simgeler. Çay Seremonisi, Chaseki (Çayevi)'nde yapılır. Çayevine giriş ve çıkışta içinden geçilen bahçeye Chaniwa (Çay Bahçesi) adı veriliyor. Çayevine geçişte; anında kişiyi ışıklandıracağına, manevi huzura ulaşmasını sağladığına ve seremoni öncesinde relaks hale geldiğine inanılan üzeri örtülü bir kuyu ile taştan yapılmış bir su çanağı ve taş fenerler yer alır.
              Bahçenin büyük bölümünü oluşturan Kuru Bahçe, granit kayasından elde edilen çakıllardan yapılıyor. Beyaz çakıldan oluşturulan bu bahçe suyu temsil eder; çakıl ise temizlik ve saflığı sembolize ediyor.

              İSLAM BAHÇE SANATI

              İslamiyet, Arabistan’da doğuşundan itibaren hemen hemen yarım asırdan az bir zaman içinde, süratli bir yayılım göstermiş ve Filistinden başlayarak ırak, Suriye, Mezopotamya ve Mısır’ı takriben İran, Türkistan, Pencap’ın bir kısmı ile kuzey Afrika’dan İspanya’ya kadar uzanan muhteşem bir İslam Dünyası’nın ortaya çıkışını sonuçlandırmıştır. Bu sebeple, İslam kültürü ve İslam Sanatı, belli bir halka ve kültüre ait olmanın ötesinde, çeşitli uygarlıkların kültür ve sanat gelenekleri üzerinde olgunlaşan ve hepsine, kendine öz ve ortak özellikleri yerleştiren, bağımsız bir sanat olarak ortaya çıkmıştır.

              Genellikle İslam Sanatının hemen bütün dallarındaki gelişmesinde İran ve özellikle Türk düşüncesi, zevki ve geleneklerinin etkisi, kendisini kuvvetle belli etmektedir. Bunda hiç şüphesiz İslam dünyasının büyük bir kısmının Türklerin hakimiyetinde dokuz asırdan fazla bir zaman kalmış olmasının payı büyüktür.

              Arapların İslam dinini ve kültürünü yaymaya başladıkları M.S. VII. asırdan itibaran hemen hemen bin sene süre ile bahçe sanatı, esas olarak İslam ve Hristiyan dinlerinin etkisinde gelişmiştir. Fakat özellikle Avrupa’da Rönesansa kadar İslam Bahçe sanatı, bütün Akdeniz ülkelerinin bahçe sanatına damgasını basmıştır. Hatta Arap kahimiyetinden sonraki mutaassıp Katolik İspanya’da bu izler uzun zama kalmış ve Hristiyan yapıtlar İslam tarzında tanzim edilmiş bahçeleri ile acayip bir çelişki halinde görülmüşlerdir.

              Hangi ülkede olursa olsun, İslam bahçe sanatının şekillenmesinde din felsefesi kadar, İslamiyetin yayılmış olduğu ülkelerdeki sıcak ve kurak iklim şartlarının da büyük rolü olmuştur. Kuran’da cennet, ağaçlarla gölgelendirilmiş, nar ve hurma ağaçlarının bol meyvesiyle süslü, fıskıyeli havuzların serinlettiği ve içinde dolaşan zarif hurilerin soğuk şerbetler sunduğu, bir yaşama mekanı olarak tasvir edilir. Müslümanlar da cennet mekanına olan özlemlerini, yaşadıkları alemde böylesine serin, yeşil ve güzel bahçeler düzenleyerek gidermeye çalışmışlardır. Diğer taraftan, uzun asırlar çöl, Araplar için haşin bir efendi olmuştur. Ekolojik şartlardaki yetersizlikler, harpçi ve atletik bir kavmin yetişmesine neden olmuştur. Fakat işgal ettikleri yerlerde daha uygun iklim şartları ve toprak zenginliği bulduklarında, Araplar ruhi bir yumuşaklığa erişmiş ve sanatkar dehaları ile sanatın çeşitli dallarında çeşitli esrler vermişlerdir. Zaptedilen şehirler kısa zamanda zarif saraylar, ibadethaneler ve bunların çevreleri gölgenin, çeşitli havuzların, zengin bir yeşilliğin yer aldığı bahçelerle bezenmiştir.

              Bu eşsiz bahçe sanatlarından günümüze, az bir değişikliğe uğrayarak ulaşan örneklere, daha çok İslam uygarlıklarının bazı ülkelerinde ve özellikle İspanya, İran ve Hindistan’da rastlanmaktadır.
              Islam bahçe sanatimi? O nedir ki?Islam bir inanis biçimidir ve inançlara sanatsal yaklasilamaz.Islam kimseninde oyuncagi degildir ve bu tur yakistirmalar yapilamaz .Ancak su yapilabilinir.Arap bahce duzenleme sanatinda islami yapiyada yer verilmistir.Hanimlar beyler islamla oynamayiniz vebali ve bedeli agirdir.

              Comment


              • #8
                Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                İslam bahçe kültürü değilde , müslümanların bahçe kültürü diyebiliriz. Ben peyzaj uygulanmış yerlere baktığımda avrupa taklidi görüyorum hep palmiyeler falan. Bizim bahçe kültürümüz nereye gitmiş?

                Comment


                • #9
                  Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                  Kulturler insanlara aittir ve insanlar var eder.Her ulusun kendine has bir kulturel yapisi mevcuttur.Islam ise insanlar tarafindan var edilen bir kultur olamaz .Eger olursa çarsi karisir.Siz hiç duydunuzmu hiristiyan bahcesi yada budist bahçesi kulturu ? Boyle bir seyin mumkunati yoktur.Bunu soyleyenler ya o inanca hakaret etmek ve o inancin içerigini bosaltmak için yapmistir yada farkinda olmadan hata ettmistir.Her ikiside tehlikelidir.Bizim kulturumzdeki bahçeler nereye gitti sorusuna gelince sudur.Sanirim zamana yenildi osmali gibi.EE ulkede kendi kulturun yerine bir kesime dini diger kesime kominst bir otekinede irkci kultur verirsen .Has olan oz kultur yok olmaya mahkumdur.Sadece kaybolan bahcelerimizmidirki? Nelerimiz kayboldu ve kaybolmakta.

                  Comment


                  • #10
                    Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                    islamla bahçe sanatının ne alakası var bende anlamadım beim bildiğim herkez caminin önlerine düzenli çam ve gül diker bumudur islam bahçe sanatı ve ben islam bahçe sanatı hiç görmedim bi gösterirmisin peyzaj kardeş hem o saray bahçelerinin neresi sanat rasgele dikilmiş bir iki ağaç ve çiçek ama japonlarınki ölemi adamlar ne kadar ince yapmışlar insan hayranlıkla abkıyo sanki cennet parçası ama bizim konyalılarıda kandırmışlar sizede yapacağız bu bahçelerden diyemuhahahah

                    Comment


                    • #11
                      Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                      Aslinda arkadasin tabirinde hata var niyette degil.Arkadasin soylemek istedigi su idi sanirim islam ulkelerindede o ulkelerdeki muslamanlarin kendine gore bazi incelikleri mevcut olup bu duygu selinide bahçelere yansitmislardir.Soylemek istedigi sanirim buydu ama islam bahcesi dedimmi ne olursa olsun çarsi karisir.Birsey degil pusuda yatan çakallarada malzeme çikar

                      Comment


                      • #12
                        Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                        Bazı arkadaşalrı anlamıyorum.Bilgileri paylaşmak kötü mü? !!!


                        Camellia Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                        keşke bu tür bilgileri kaynaklarıyla birlikte verseniz
                        ödevlerinde bu bilgileri kullanmak isteyenler için daha yararlı olacaktır
                        Çok haklısınız ama elimde olanlar sadece bunlar.

                        Comment


                        • #13
                          Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                          Bazı arkadaşalrı anlamıyorum.Bilgileri paylaşmak kötü mü? !!!

                          Camellia Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                          keşke bu tür bilgileri kaynaklarıyla birlikte verseniz
                          ödevlerinde bu bilgileri kullanmak isteyenler için daha yararlı olacaktır
                          Çok haklısınız ama elimde olanlar sadece bunlar.

                          Comment


                          • #14
                            Cevap: BahÇe Sanatlari Buyrun...

                            peyzaj kardeş sen çiçekleri çok iyi bilirmisin bende çiçekçilik yapacağım ama bilgim yok şimdi tohum biriktiriyorum bulduğum tohumların yetiştirmesini netten arıyorum araştırıyorum biraz tohum aldım diktim onlarıda dana burunları yedi işin kötü yanı ben bunları kasaların içine ektim ve toprakla alakası kalmamıştı ama kasanın içine koyduğum topraktada dana burnu varmış neyse sardunyalar ve küpeliler çıktı ama bazıları çıkmadı özellikle menekşe çıkmadı sıcakla alakalımıdır yoksa erken olduğu içinmi yoksa derinemi atmışımdır tohumları birde bişiyi merak ediyorum ben şimdi ben patetes çiçeklerinin tıohumlarından alıp eksem birdahaki sneye elimde çok sayıda patetes çiçeği tohumu olurmu? yildz çiçeği dahila

                            Comment

                            Working...
                            X