Genetikle oynamanın yönetmeliği - ÖZCAN YÜKSEK
2009-11-03 05:58:15 CST
Bazı şeyleri işitmek istemezsin. İki elinle kulaklarını kapar gibi kaparsın kendini bu tür haberlere. Son zamanlarda gözüme çarptı, kimi televizyon kanallarında "iyi haberler" başlığı altında haber saatleri bile var. Bunlar insanın doğasına ilişkin davranışlar. Kimse kötü olanın, kötü kokanın, ürkütücü ve korkutucu olanın yanına sokulmak istemez. Zaten pek kaçamadığımız şeyler bunlar, bir de kendimiz bunu niye isteyelim ki?
Domates bu mevsimde, aslında her mevsimde demek de yanlış olmaz, evet domates gerçek domates değildir. İlaç, zehir, suni gübre, belki hormon. O domates soframıza böyle geliyor. En usta aşçı bile ona gerçek lezzetini kazandırmayı başaramaz.
Neden gazetelerde en çok keyif verici yemek sayfaları, lezzetli ve özgün mutfaklara sahip restoran sayfaları ilgi geçer. Doğa ve çevre haberlerine ilişkin özel sayfalar pek yoktur? Küresel iklim değişikliği, topyekûn gezegenin doğasının tehlikeye girdiği bir çağı yaşamıyoruz sanki. İleriki zamanlarda, elli yıl sonra örneğin, arşiv araştırması yapan gelecek kuşaktakiler, böyle bir sayfaya rastlamadıklarında ne düşüneceklerdir acaba? Belki de bu tür iç karartıcı, ürkütücü gerçekleri sayfalardan uzakta tutmanın, onun yerine iştah açan, zevk sunan yemek ve restoran sayfalarının olmasının şöyle bir nedeni vardır? Artık iyiden iyiye tadını ve kokusunu yitirdiğimiz gerçek yiyeceklerin, birtakım soslar ve lezzet oyunlarıyla yenebiliyor olmasını fark etmiş olmamızdır.
Yiyecekler gerçek mi?
Asıl patlıcanın, asıl domatesin, asıl sebze, asıl meyvenin, etin, balığın kendisi yoktur. Yiyeceklerimiz, asıl değildir. Hızlandırılmış olarak yetiştirilmekte ve ilaçla yaşatılarak mutfağa sokulmaktadır. Usta aşçılara, hünerli ellere sahip şeflere gereksinmemiz bundan olmalıdır. Şöyle güzel düzenlenmiş bir sofra, güzel bir manzara, kibar garsonlar eşliğinde yenen, gurme işi yemek, insana her şeyi unutturup, unutulmaz lezzetler katmaz mı? Bir de bu insana, elit, ağzının tadını bilen, yaşamayı bilen, ince zevklere sahip bir kimlik de kazandırmış olur bu tür restoranlar. Geçen gecelerden birinde, Sıraserviler'deki 5. Kat Restoran'a gitmiş ve şu kadar küsur paraya, bir süreliğine de olsa bu kimliğe sahip olmuş idim mesela. Bu patlıcan sahici mi, yani organik mi, bu soğan, bu havuç, bu et, diye düşünecek bir atmosfer değildi. Tabak da çok güzel süslenmişti üstelik.
Gelelim işin aslına. Haberiniz belki oldu, belki kulak tıkadınız, belki gurme sayfasını okurken yorulup uykuya daldınız. Haber şu:
26 Ekim 2009'da Resmi Gazetede yayımlanarak bir yönetmelik yürürlüğe girdi. Yönetmelik okumak kadar sıkıcı bir metin olamaz. Bu yönetmeliği, lüks restoranların mutfaklarına mı asmalı, yoksa süpermarketlerde kasaların yanına mı koymalı? Semt pazarlarında nereye asacağız acaba?
Hangi yönetmelikten söz ediyorum. "Gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik"ten söz ediyorum.
Kısaca GDO denilen, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"la ilgili artık bir yönetmeliğimiz var. Bundan böyle her şey yasalara uygun yapılacak. Doğanın ve yaşamın yasasına göre değilse bile devletin yasalarına göre.
Gıda ve yem amaçlı "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"ın (GDO) iç ve dış ticaretini, işlenmesini ve kontrol-denetimini düzenleyen 27388 sayılı yönetmeliğin amacı şöyle belirlenmiş: "İnsan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması."
Kimsenin başaramadığını başarmış bir yönetmelik. Hem tüketici çıkarları hem insan yaşamı hem hayvan yaşamı -bitki niye yok acaba- hem de çevrenin "üst düzeyde korunması" sağlanıyor. Belki domuz gribini de önler, kim bilebilir ki?
Uyarı koymak yasak
Dünyanın pek çok ülkesinde teşvik değil, kısıtlama getirilen, tüketicilerin reddiyle karşılaşan GDO'lu ürünler, ülkemizde özgürlüklerini elde etmiş bulunuyorlar. Kesin bir yasak yalnızca bebek mamalarında var, bu yönetmelikte. Neden acaba bu yasak?
Bu konuda kamuoyunu öteden beri bilgilendiren kurumların başında gelen Buğday Derneği, hemen Türk halkını uyaran bir açıklama yaptı. Türk halkı da bu uyarıyı bekliyormuş gibi! Buğday Derneği'nin uyarısında, yönetmeliğin aşağıdaki hususları da içermesi isteniyor. Ben yine yönetmelik üslubunda yazayım, konu ciddi görünsün:
Tüketiciye bilgiyi ve seçim hakkının tam verilmesi;
Denetimin çok güvenli bir şekilde yapılması;
Amaç cümlesindeki konularda olabilecek tehdit unsurlarının tespit edilmesi ve bu tehdidin engellenmesinin keyfiyete bırakılmaması.
Yönetmeliğin en tuhaf maddelerinden biri de madde 5.8'dir. Maddedeki tuhaflık şudur ki herhangi bir gıda maddesinin üzerine "bu ürün GDO'suzdur" şeklinde bir ibare yazamıyorsunuz. Niye yazamıyorsunuz? Böyle olursa burada tüketici çıkarları gözetilmiş olmuyor ki! Üretici ve satıcı çıkarları gözetilmiş oluyor. Oysa üretici ve satıcı da bir tüketicidir, onun yaşaması da para kazanması sayesinde değil, sağlıklı yiyecekler yemesine bağlıdır.
Şaka gibi açıklama
Bu konunun başka veçheleri de vardır. Bundan daha fazlasına katlanacak insan sayısı azalacaktır diye düşünüyorum. En iyisi diğer yazılarda o veçheleri ele alalım. Ama beklemek istemeyenlere, Buğday Derneği'nin iletişiminden sorumlu Gizem Altın'ın e-posta ve telefon bilgilerini verelim:
Gizem Altın Nance, 0530 391 03 26, [email protected]
Bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra tuhaf bir şey oldu, Tarım Bakanlığı'ndan bir basın açıklaması yapıldı. Buna göre, GDO'lu ürünler yasaktı. Öyleyse ya bu yönetmelik ya da basın açıklaması bir şaka. Ama asıl şaka, GDO'lu ürünlerin kendisi. Kimse bilmediği için gülemiyor...
ÖZCAN YÜKSEK - Referans Gazetesi
2009-11-03 05:58:15 CST
Bazı şeyleri işitmek istemezsin. İki elinle kulaklarını kapar gibi kaparsın kendini bu tür haberlere. Son zamanlarda gözüme çarptı, kimi televizyon kanallarında "iyi haberler" başlığı altında haber saatleri bile var. Bunlar insanın doğasına ilişkin davranışlar. Kimse kötü olanın, kötü kokanın, ürkütücü ve korkutucu olanın yanına sokulmak istemez. Zaten pek kaçamadığımız şeyler bunlar, bir de kendimiz bunu niye isteyelim ki?
Domates bu mevsimde, aslında her mevsimde demek de yanlış olmaz, evet domates gerçek domates değildir. İlaç, zehir, suni gübre, belki hormon. O domates soframıza böyle geliyor. En usta aşçı bile ona gerçek lezzetini kazandırmayı başaramaz.
Neden gazetelerde en çok keyif verici yemek sayfaları, lezzetli ve özgün mutfaklara sahip restoran sayfaları ilgi geçer. Doğa ve çevre haberlerine ilişkin özel sayfalar pek yoktur? Küresel iklim değişikliği, topyekûn gezegenin doğasının tehlikeye girdiği bir çağı yaşamıyoruz sanki. İleriki zamanlarda, elli yıl sonra örneğin, arşiv araştırması yapan gelecek kuşaktakiler, böyle bir sayfaya rastlamadıklarında ne düşüneceklerdir acaba? Belki de bu tür iç karartıcı, ürkütücü gerçekleri sayfalardan uzakta tutmanın, onun yerine iştah açan, zevk sunan yemek ve restoran sayfalarının olmasının şöyle bir nedeni vardır? Artık iyiden iyiye tadını ve kokusunu yitirdiğimiz gerçek yiyeceklerin, birtakım soslar ve lezzet oyunlarıyla yenebiliyor olmasını fark etmiş olmamızdır.
Yiyecekler gerçek mi?
Asıl patlıcanın, asıl domatesin, asıl sebze, asıl meyvenin, etin, balığın kendisi yoktur. Yiyeceklerimiz, asıl değildir. Hızlandırılmış olarak yetiştirilmekte ve ilaçla yaşatılarak mutfağa sokulmaktadır. Usta aşçılara, hünerli ellere sahip şeflere gereksinmemiz bundan olmalıdır. Şöyle güzel düzenlenmiş bir sofra, güzel bir manzara, kibar garsonlar eşliğinde yenen, gurme işi yemek, insana her şeyi unutturup, unutulmaz lezzetler katmaz mı? Bir de bu insana, elit, ağzının tadını bilen, yaşamayı bilen, ince zevklere sahip bir kimlik de kazandırmış olur bu tür restoranlar. Geçen gecelerden birinde, Sıraserviler'deki 5. Kat Restoran'a gitmiş ve şu kadar küsur paraya, bir süreliğine de olsa bu kimliğe sahip olmuş idim mesela. Bu patlıcan sahici mi, yani organik mi, bu soğan, bu havuç, bu et, diye düşünecek bir atmosfer değildi. Tabak da çok güzel süslenmişti üstelik.
Gelelim işin aslına. Haberiniz belki oldu, belki kulak tıkadınız, belki gurme sayfasını okurken yorulup uykuya daldınız. Haber şu:
26 Ekim 2009'da Resmi Gazetede yayımlanarak bir yönetmelik yürürlüğe girdi. Yönetmelik okumak kadar sıkıcı bir metin olamaz. Bu yönetmeliği, lüks restoranların mutfaklarına mı asmalı, yoksa süpermarketlerde kasaların yanına mı koymalı? Semt pazarlarında nereye asacağız acaba?
Hangi yönetmelikten söz ediyorum. "Gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik"ten söz ediyorum.
Kısaca GDO denilen, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"la ilgili artık bir yönetmeliğimiz var. Bundan böyle her şey yasalara uygun yapılacak. Doğanın ve yaşamın yasasına göre değilse bile devletin yasalarına göre.
Gıda ve yem amaçlı "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar"ın (GDO) iç ve dış ticaretini, işlenmesini ve kontrol-denetimini düzenleyen 27388 sayılı yönetmeliğin amacı şöyle belirlenmiş: "İnsan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması."
Kimsenin başaramadığını başarmış bir yönetmelik. Hem tüketici çıkarları hem insan yaşamı hem hayvan yaşamı -bitki niye yok acaba- hem de çevrenin "üst düzeyde korunması" sağlanıyor. Belki domuz gribini de önler, kim bilebilir ki?
Uyarı koymak yasak
Dünyanın pek çok ülkesinde teşvik değil, kısıtlama getirilen, tüketicilerin reddiyle karşılaşan GDO'lu ürünler, ülkemizde özgürlüklerini elde etmiş bulunuyorlar. Kesin bir yasak yalnızca bebek mamalarında var, bu yönetmelikte. Neden acaba bu yasak?
Bu konuda kamuoyunu öteden beri bilgilendiren kurumların başında gelen Buğday Derneği, hemen Türk halkını uyaran bir açıklama yaptı. Türk halkı da bu uyarıyı bekliyormuş gibi! Buğday Derneği'nin uyarısında, yönetmeliğin aşağıdaki hususları da içermesi isteniyor. Ben yine yönetmelik üslubunda yazayım, konu ciddi görünsün:
Tüketiciye bilgiyi ve seçim hakkının tam verilmesi;
Denetimin çok güvenli bir şekilde yapılması;
Amaç cümlesindeki konularda olabilecek tehdit unsurlarının tespit edilmesi ve bu tehdidin engellenmesinin keyfiyete bırakılmaması.
Yönetmeliğin en tuhaf maddelerinden biri de madde 5.8'dir. Maddedeki tuhaflık şudur ki herhangi bir gıda maddesinin üzerine "bu ürün GDO'suzdur" şeklinde bir ibare yazamıyorsunuz. Niye yazamıyorsunuz? Böyle olursa burada tüketici çıkarları gözetilmiş olmuyor ki! Üretici ve satıcı çıkarları gözetilmiş oluyor. Oysa üretici ve satıcı da bir tüketicidir, onun yaşaması da para kazanması sayesinde değil, sağlıklı yiyecekler yemesine bağlıdır.
Şaka gibi açıklama
Bu konunun başka veçheleri de vardır. Bundan daha fazlasına katlanacak insan sayısı azalacaktır diye düşünüyorum. En iyisi diğer yazılarda o veçheleri ele alalım. Ama beklemek istemeyenlere, Buğday Derneği'nin iletişiminden sorumlu Gizem Altın'ın e-posta ve telefon bilgilerini verelim:
Gizem Altın Nance, 0530 391 03 26, [email protected]
Bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra tuhaf bir şey oldu, Tarım Bakanlığı'ndan bir basın açıklaması yapıldı. Buna göre, GDO'lu ürünler yasaktı. Öyleyse ya bu yönetmelik ya da basın açıklaması bir şaka. Ama asıl şaka, GDO'lu ürünlerin kendisi. Kimse bilmediği için gülemiyor...
ÖZCAN YÜKSEK - Referans Gazetesi

