fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Barlanın hüzünlü gülü

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Barlanın hüzünlü gülü

    Alternatif Tatil

    Gülün gülle alınıp satıldığı bir pazarda, gülü sevgi ile tartan, gül sevdasından dolayı gül yurduna sürülen bir dava adamının izine düştük Isparta yollarında. Dağlarda kar eridikçe ovasında gül açan bir Şehir Isparta. Memleketin dağlarına kar bastırınca “ Ben kışta geldim siz baharda geleceksiniz” diyen Bediüzzaman Said Nursi kendinden sonra gelenlere gül bahçesi bırakmak için dağın karına boranına aldırmadan kalemine sarılmış Barla sürgününde.

    Ülke meselelerinden kaçıp Van da Erk dağında bir mağarada tefekkür alemine dalan Said Nursi, doğudaki Şeyh Sait Ayaklanmasına karşı olmasına rağmen, tutuklanarak Erzurum’a, oradan Trabzon’a, oradan Antalya’ya oradan Budur’a, Oradan da Isparta’ya getirilmiştir.

    Bediüzzaman’nın sürgüne gönderildiği Isparta’dan izini sürüyoruz. Isparta’da kaldığı iki katlı evi müze haline getirilmiş. Kendisinden kalan eserler burada sergilenmekte. Geride kalan eserlere baktığımızda dünya adına hiçbir mala sahip olmadığını görüyoruz. Yamalı elbiseler, demir bir somya, ibrik, çaydanlık, çorap, yogan ve el yazması eserlerinden başka bir şey yok. Hizmet için kullandığı taksisi tüm sessizliği ile garajda hala bekliyor.

    Isparta’nın gülünden ayrılıp, dağların zirvesindeki karları seyrede seyrede Eğirdir’e varıyoruz. Eğirdir ve gölü sabah gün doğarken karşılıyor bizi. Gölün kenarındaki camide sabah namazına çağıran müezzinin çağrısına uyuyoruz. Güneş Eğirdir gölünün suları ile vuslatını giderirken, göl kenarında sabah kahvaltısını yapıyoruz. Göle ve uzaktaki başı karlı dağlara uzun uzun bakıyoruz.

    1926 Şubatında Said Nursi Eğirdir’e getirilmiş burada bir hafta misafir edilmiş. Yanına katılan askerlerle yer yer gölün buzlu olduğu baharın ilk günlerinde tekne ile Barla Kasabasına doğru yola çıkmışlar. Bu tekne yolculuğu kimileri için sürgün görünse de, Said Nursi için eserlerini yazmak adına bir mektep olmuş. Risali Nur Külliyatının 4/3 Barla’da yazılmış.

    Biz tekne ile olmasa da Barla’nın yoluna düşüyoruz kara yolunda. Eğirdir gölü öteden aldığı güzellikleri sayfa sayfa açıyor bize, her döndüğümüz virajda farklı bir manzara ile karşılaşıyoruz.

    Bir yanımız göl, bir yanımız karlı dağ, Bir Allah dostunu 8, 5 sene misafir eden Barla’ya varıyoruz. Sakin bir Anadolu kasabası beklerken karşımıza Anadolu’nun her yanında Üstatlarının yaşadığı yerleri görmek için gelen yüzlere insanla karşılaşıyoruz.

    Sürgünde göz altında tutulduğu evine vardığımız zaman iki katlı iki odalı mütevazi bir köy odası karşılıyor bizi. Evin önünde bir çınar ağacı, ağacın üzerinde Sait Nursi’nin zaman zaman çıkıp eserlerini yazdığı sayvanını görüyoruz. Çınar ağacının hemen yanında bulunan çeşme yanık yürekleri ferahlatıyor. Evin çevresin de küçük evlere açılmış dükkanlar, Barla’ya gelenlere Barla hatırası eşyalar satıyor. Gül memleketinde gül üzerine ne varsa bu küçük evden bozma dükkanlarda bulmak mümkün. Sait Nursi’nin kaldığı bu evde çok sade. Ona ait bir eşyaya rastlamak mümkün değil. Geriye miras bıraktığı tek şey beklide binlerce insanın imanına vesile olacak Risali Nur Külliyatı olarak adlandırılan eserleri.

    Sait Nursi’nin Barla’da kaldığı evin biraz aşağısında Cennet bahçesi olarak adlandırılan bir bahçe var. Bahçe ülkenin her yöresinden talebelerinin getirdiği ağaçlar dikilerek oluşturulmuş. Burada Kitaplarının bir kısmını yazmış, bir kısmını talebelerine yazdırmıştır.

    Bediüzzaman Said Nursi “Güzel gören Güzel düşünür” felsefesini görüşlerinin başına koyması ona Nur yolunu açmıştır. Sürgün; bazıları için bunalım, tükenme, sıkıntı olurken Nursi için Kitaplarını yazdığı, kararan yüreklere nur huzmeleri bıraktığı bir ilham mekanı olmuş.

    Barla’ya varmışken Üstad’a hizmet etmiş, yanında talebelik yapmış dostlarının mezarını da ziyaret ediyoruz.

    Barla Mezarlığı uzaktan eğirdir gölüne bakmakta. Üstada hizmet etmiş kimseler mezarlığın göle bakan tarafına defnedilmişler. Said Nursinin’de burada bir yere defnedilmek isteği olmuş. Ancak mezarının kimse tarafından bilinmemesini de vasiyet etmiş.

    Şanlıurfa’da ( 23 mart 1969) hayatını kaybedince, Halilürrahman’a defnedilen Üstat, halkın büyük ilgi göstermesi üzerine bir gece kabrinden askerler tarafından çıkartılıp uçakla Isparta’ya götürülür. Isparta da nereye defnedildiği bilinmemektedir.

    Ancak Barla mezarlığında talebelerinin mezarının bulunduğu yerde adı yazılmamış boş bir mezar var. Bazıları mezarının burası olabileceğini bazıları da buranın ona ayrılmış simgesel bir mezar yeri olduğunu belirtmekte.

    Yıllarca dinini anlatmaktan başka dava edinmeyen Sait Nursi’nin dikili bir mezar taşının da bulunmaması manidardır.

    Eğirdir gölüne uzaktan bakıp, ötelere Fatihalar gönderiyoruz. Şaşalı mezarların içinde günahları ile yatan nice Nemrutları, Firavunları hatırlayıp olmayan bir mezar taşına not düşüyoruz.

    “Gül açar bağda, bahçede, tarlada.

    Güller içinde solmaz bir gül bırakıyoruz Barla’da.”

    Yolumuz burada bitmiyor Barla’ya yaya yürüyüşte dört saatte gidilen Çamdağı’nın yolunu tutuyoruz. Sait Nursi’nin talebeleri yüreklerinde nurla üstadın her gün gidip geldiği yolu takip ederek gidiyorlar Çam Dağı’na.

    Biz aracımızla düşüyoruz Çam Dağının yoluna. Yol eğirdir gölünden yaklaşık 13 km. Yolun bir kısmını yaya yürüyoruz. Bir kısmını araçla geçiyoruz. Dağın en zirvesine çıkıyoruz, her yerde çam kokusu var. Karşı tepede karlar hala erimemiş. Eğirdir gölü ayaklar altında mavi ve bir o kadar duru.

    Eserleri incelediğinde Beddüzzaman kitaplarında konuları doğadan örnekler vererek açıklıyor. Bunun en belirgin sebebinin Çamdağı’nın bu muhteşem manzarası olduğunu anlayabiliyoruz.

    Beddüzzaman’ın tefekkür ederken üzerine çıktığı meşhur katran ağacını görüyoruz. O civarda o ağaçtan başka katran ağacı olmaması dikkat çekiyor.

    Kimler tarafından kesildiği bilinmeyen katran ağacı bir kış günü özel olarak kesilmiş. Her şeyin simgeselleştiği dünyada Beddüzzaman’ın nur yolunun müdavimleri üstatlarının kesilen tefekkür ağacı katran ağacının hemen yanına yeni bir katran fidan dikmişler.

    Dikilen ağaç büyür mü, yeni bir sürgünde yeni bir Beddüzzaman yetişir mi bilinmez ama çam dağından bakınca zirvelerde kar olsa da her yana baharın geldiği görülüyor.

    GÜZEL SÖZLER

    * Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan[delil] aramak aklıma zâid[Fazla gereksiz ] görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam[susturmak] için gönlüme sıklet[agirlik] mi gelir? (Sözler sh: 365 Said Nursi)

    * Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi[istikametlisi, doğru olanı] ve en kısası, bilâşüphe, Habibulla*hın gösterdiği ve takip ettiği yoldur. (Lem’alar sh:52 )

    * Marîz[ (dertli, hastalıklı]) bir asrın, hasta bir unsurun, [ esas, kök] alîl bir uzvun[ reçetesi; ittiba-ı Kur’andır. (Mektubat sh: 468 )


    * Azametli, bahtsız bir kıt’anın;[ Asya’nın] şanlı, talihsiz bir devletin;[Osmanlı] değerli, sahipsiz bir kavmin[ reçetesi, ?ttihad-ı ?slâmdır.[islam birligi ] (Mektubat sh: 468 )

    * Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise herşey dosttur.
    Yârân istersen Kur’ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını[ yaşadıkları olayları ] seyredip ünsiyet eder.
    Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden ik*tisat eder; iktisat eden bereket bulur.
    Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini be*ğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini be*ğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.
    Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşü*nen, hubb-u dünyadan[ dünya sevgisinden
    ] kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır. (Mektubat sh: 282)

    “ÜM?TVAR OLUNUZ.ŞU ?ST?KBAL ?NK?LABATI ?Ç?NDE EN YÜKSEK GÜR SADA, ?SLAMIN SADASI OLACAKTIR...”

    B?L?YOR MUYDUNUZ

    · Matematiğe dair bir kitap yazdığını ve 27.dereceden denklem çözümleri yapabildiğini...

    · 1907’de ?stanbul’da kaldığı otelin kapısına “Burada her suale cevap verilir ama sual sorulmaz” yazdırdığını...

    · Mardin’den kendisini götüren askerlere namaz vakti geldiğinde kelepçelerin çözülmesini istediğinde bu isteği kabul edilmeyince “Bismillah” deyip kelepçeleri çözdüğünü... Bunu nasıl yaptığını soranlara da “Bu namazın kerametidir” dediğini...

    · Said Nursi ismindeki “Nursi “kelimesi doğduğu Nurs köyünden gelir. Eserlerine de Risale-i Nur denilmiştir. Annesinin adı da Nuriye’dir.

    · Annesi Nuriye Hanımın Onu abdestsiz emzirmediğini...

    · Yediği yemeğin taneciklerini yardımlaşmayı sevdikleri ve Cumhuriyetçi oldukları için karıncalara verdiğini

    · 1922 yılında Ankara’ya geldiğini ve Millet Meclisinin kendisini resmi tören ile karşıladığını...

    · Ankara’da Mustafa Kemal ile görüştüğünü...

    NASIL G?D?L?R

    Isparta’dan Eğirdir ilçesine oradan da Barla’ya geçilir. Çam dağına çıkmak isteyenler, Barla’dan Çamdağına patika yoldan ortalama iki saatte gidebilecekleri gibi, Barla’dan biraz ilerde bulunan stabilize yoldan araçla çıkabilirler. Çam dağına çıkacakların yanlarında su bulundurmaları tavsiye edilir.

    SA?D NURS? K?MD?R

    1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı ?sparit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Nur risalelerini yazmaya başladığı 1926’ya kadar kendini “Eski Said” olarak görür. Daha sonra “Yeni Said” dönemi başlar. 9 yaşında din eğitimine başlayan, 21 yaşındayken “Bediüzzaman” (çağın güzelliği) ismini zekası ve ilminden dolayı almıştır.

    Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van'da bulunan Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta bir çok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya'da esâret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla ?stanbul'a dönmüştür.

    ?slam’ın geleceğinin eğitimde olduğunu gören Nursi; II.Abdülhamit’e başvurarak Van’da bir üniversite kurmasını istedi. Ancak kendisini akıl hastanesinde buldu. O da Selanik’e gidip ?ttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki kurdu.

    ?ttihatçılardan uzaklaşıp ?ttihadı Muhammedi partisinin kurucuları arasında yer alan Said Nursi, 31 Mart Olayı’na karışmaktan idamla yargılanıp beraat etti. Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1925’teki Şeyh Said isyanı nedeniyle hakkında soruşturma açılan, ardından Isparta’nın Barla nahiyesine sürülen Said Nursi için artık yeni bir dönem başladı.

    Peşpeşe gelen sürgünlere, mahkemelere rağmen Said Nursi, politikaya fazla bulaşmamaya çalışıp, kendini halkın, kaybolmaya yüz tuttuğunu düşündüğü imanını yeniden kuvvetlendirmeye adadı. Bunun sonucunda Risalei Nur külliyatı ortaya çıktı.

    Said Nursi 23 Mart 1960’da Urfa’da hayatını kaybetti. Halilürrahman Camii’nin bahçesine defnedildi. Kabrine halkın büyük ilgi göstermesinden korkan 27 mayıs 1960 darbe yönetimi, onun naaşını alıp askeri bir uçakla Isparta’ya götürdü. O gün bugündür nerede kabrinin nerede olduğunu çok az kişi bilmektedir.

    TRUVA GEZ? DERG?S?. Ramazanı Truva ?le Yaşayın

  • #2
    Cevap: Barlanın hüzünlü gülü

    Sn Kalamana:
    anan yazınız için teşekkürler,Ülkemiz nice ALLAH dostuyla yoğrulmuştur.Bize düşen onlara layık olmaktır.Herkesin ahiret'e göüreceği yegane şey imanıdır.Tabi bunu size anlatmama gerek yok.Yunus'un Dediği gibi"Malda yalan,mülkte yalan,gel birazda sen oyalan". oyalanıyoruz işte.Yüce rabbim milletimize hidayet nasip eylesin. esen kalınız.

    Comment


    • #3
      Cevap: Barlanın hüzünlü gülü

      Üstad’ın “Ben bu menzilleri yıldız sarayına değişmem” diye hitap ettiği menzilleri görmek için yola koyuluyor, müziğimizin sesini biraz açarak;

      “Tepelice Çam’a Çıktım

      Gelincik Dağına Baktım

      Mümkün olsa kalacaktım,

      Bir ömür boyu Barla’da…” diyoruz.

      Barla’da Hasret Dolu İki Gün…

      Barla, Kırıkkale’den filizlenen tohumlarla geliyoruz huzuruna…

      Afyon İlme Hizmet Vakfında konaklıyor, Üstadımıza doğru yol alıyoruz.

      İlk durağımız Isparta oluyor… Bu mübarek beldeye vardığımızda bir yandan kahramanlarını anıyoruz, bir yandan da yeni kahramanlarıyla tanıştırıyoruz.

      Üstad’ın evinin önüne geliyor,”şükürler olsun” diyorum. Yer gök tohum olmuş, fidan olmuş… Üstad’ın evi hınca hınç dolup taşmış.

      Bir zamanlar kapısının önünden geçenleri işkenceye alırlarmış, şimdi ise O kapıdan on binler içeri giriyor. “Nereden nereye Üstad’ım” diyorum. “Risale-i Nur’u Dünya okuyacak” demişsin de inanmamış abiler…

      Fırsat bulup içeriye giriyoruz. Üstad’ın yamalı elbiselerine, yanındaki birkaç parça eşyasına bakıyorum. Bir de köşe başında duran heybetli resmine… Yüzünde ne zillet var, ne minnet… Bu evde fazla durdurmuyorlar bizi… “Haydi yeni gelenler var!” sesine kulak verip dışarı çıkıyor, talebelerinin zoruyla bindiğin arabaya bakıyorum. Burada Gebze’den gelen ağabeylerimizle karşılaşıyor, biraz hasret giderdikten sonra Sidre Tepesine doğru yol alıyoruz.

      Sidre, Üstad’ın talebelerine sürekli su getirttiği bir tepenin adı… Ağabeyler her gün onca yolu aşıp varıyorlar bu tepeye… Biz ise otobüsümüze biniyor, tepenin belli bir yerinde iniyoruz. Ağabeylerin az da olsa nasıl çıktıklarını anlamak pahasına?(sevdasıyla,için,yaşamak için, yürüyoruz…

      Tepeye çıktığınızda Isparta ayaklarınızın altında oluyor. Su ise, elinizi fazla tutamayacağınız kadar soğuk… Havanın sıcaklığında kana kana içip Sidre’ye “Allah’a Islamarladık” diyor, bin kalemli köye gidiyoruz. Büyük küçük herkesin Risale-i Nur eserlerini yazdığı köy burası… İşkencenin, zulmün, karanlığın içinde tutuşan nur meşalesinin parladığı yer Sav köyü… Hatıralar dinleyip, hatıralar anlatıyoruz.

      Son durağımız olan Barla’ya yöneliyoruz.

      “Ne Efsünkar İmişsin Ey Barla!

      On binler senin için yollara düşüyor”

      Üstad’a selam vererek giriyoruz bu mübarek beldeye… Barla sevinç gözyaşlarını tutamıyor… Barla hasret kokuyor. Barla Bediüzzaman kokuyor…

      Cennet bahçesinde cennet-misal yerleri geziyoruz. Dillerden “Rabbim hakiki Cenneti de böyle gezmeyi nasip etsin.” Diye dualar dökülüyor. Tefekküri bir ortamda kana kana tefekkür ediyoruz. Mana alemimiz Nur doluyor, Nur kokuyor…

      Üstadın evinin yolunu tutuyoruz. Dar bir sokak, küçük bir ev, koskoca bir çınar ağacı… Önceki gelişimizde, yolun karşısındaki yaşlı bir teyzeye sormuştuk “Üstadımızı gördün mü?” diye… Teyze “ah yavrum!… Ne büyük bir hocaymış. Biz kıymetini bilememişiz. O her gün bu ağacın tepesine çıkar, zikreder, biz ise yolun karşısına geçemezdik” diye iç geçirmişti. Meğer baskılar, işkenceler ne ağırmış o zaman…

      Dar bir merdivenden yukarı doğru çıkıyoruz. Bir zamanlar Üstadın ayak bastığı, kaldığı, yattığı, sohbet ettiği salona geçiyoruz. Üstad buradaymış gibi sohbetimizi yapıyoruz.

      Barla yıllarında bu eve girmeye cesaret edebilen talebesi “Sıddık” ünvanını alıyor. Daha sonraları “Sıddık Süleyman” deniliyor bu abiye… Üstadın bizi izlediğini varsayarak “Sıddık Süleymanlarla geldik evine!” diye sesleniyoruz…

      İkinci sabahımızı ikinci dirilişimiz gibi karşılıyor ve güneşin doğuşunu Eğirdir gölüyle beraber izliyoruz. İkinci diriliş için Barla mezarlığında Bayram Yüksel ve Ali Uçar ağabeyle buluşuyoruz. Onlara baharın hediyelerinden, baharın çiçeklerinden bir buket sunuyoruz. Bizi temaşa ettiklerini düşünerek, dualarımızla onları hoşnut etmeye çalışıyoruz.

      Üstad’ın “Ben bu menzilleri yıldız sarayına değişmem” diye hitap ettiği menzilleri görmek için yola koyuluyor, müziğimizin sesini biraz açarak;

      “Tepelice Çam’a Çıktım

      Gelincik Dağına Baktım

      Mümkün olsa kalacaktım,

      Bir ömür boyu Barla’da…” diyoruz.

      Yakın zamanda menhus bir zihniyet tarafından kesilen ağaçlarımıza bakıyor, hatıratları anlatıyoruz. Gözüme Katran Ağacı’nın yerine ekilen Katran ilişiyor. Daha yeşil, daha taze çıkıyor… Bu yenilik, Anadolu’da çıkan yeni fidan sayısının gün geçtikçe arttığını anımsatıyor. Daha kuvvetli, daha canlı fidanlar…

      “Mümkün olsa kalacaktık, bir ömür boyu Barla’da…” diye iç geçirerek ayrılıyoruz bu topraklardan… Eğirdir Gölü’nde pikniğimizi yapıyor, hizmet diyarımıza geri dönüyoruz.

      Şimdi bizi bekleyen fidanlar, toprağa atılmak için bekleyen tohumlar var.

      Şimdi, çürümeye yüz tutmuş tohumları bulmak ve bunlara bakma vazifesi var.

      Furkan DEMİR

      Comment


      • #4
        Cevap: Barlanın hüzünlü gülü


        Tebrik ederim çok güzel ifade edilmiş.Ne mutlu o kervan içinde yol alabilene ,ne mutlu bahtiyarlar toplulugunda olanlara.

        Comment


        • #5
          Cevap: Barlanın hüzünlü gülü

          BEDİÜZZAMAN'DAN ALTIN SÖZLER
          1-İslamiyet güneş gibidir,üflemekle sönmez ;gündüz gibidir,göz yummakla gece olmaz.Gözünü kapayan yanlız kendine gece yapar.
          2-İman hem nurdur,hem kuvettir.Evet,hakiki imanı elde adam kainata meydan okuyabilir.
          3-Bir köy muhtarsız olmaz,bir iğne ustasız olmaz ,sahipsiz olmaz.Bir harf katipsiz olamaz,biliyorsun.Nasıl oluyor ki,nihayetsiz(sonsuz) derecede muntazam (düzenli) şu memleket (dünya) Hakimsiz olur ?
          4-Güzel gören güzel düşünür,güzel düşünen hayatından lezzet alır.
          5-Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlerede kıymet verme.
          6-Güzelligin güzelligini arttıran çirkinin çirkinliğidir.
          7-Arı su içer,bal akıtır ;yılan su içer zehir döker.
          8-Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor.
          9-Kabrin arkası için çalışınız.Hakiki saadet ve lezzet ondadır.

          10-Kainatta en yüksek hakikat imandır,imandan sonra namazdır.
          11-Dünya bir misafirhanedir.İnsan ise onda az duracaktır.Ve vazifesi çok bir misafirdir.
          12-Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki,bütün vaktini ona sarf ediyorsun ?
          13-Her şey kaderle takdir edilmittir. Kısmetine razı ol ki , rahat edesin.
          14-Kaderin her şeyi güzeldir , hayırdır . Ondan gelen şer de hayırdır , çirkinlik de güzeldir.
          15-Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır , bedbahttır.
          16-ALLAH ‘I tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. ALLAH’I tanıyanın dünyası nurla ve manevi sürurla(sevinçle) doludur. Derecesine göre iman kuvvetiyle hisseder.
          17-Bir bülbülü yaratan,bütün kuşları yaratan olabilir. Ve insanı halk eden ancak kainatı icat eden zattır.
          18-İnsan bir yolcudur . Sabavetten(çocukluktan) gençliğe ,gençlikten ihtiyarlığa,ihtiyarlıkdan kabre,kabirden haşre(öldükten sonra dirilmeye),haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.
          19-Sen burada misafirsin. Bundan başka bir yere gideceksin . Misafir olan kimse beraber getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz . Bu menzilden(evden) ayrıldığın gibi , bu şehirden de çıkacaksın . Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın . Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.
          20-Her söylediğin hak olsun , fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur.
          21-Her söylediğin doğru olmalı , fakat her doğruyu söylemek doğru değildir.
          22-Vicdan kalb penceresinden bakar . Akıl , gözünü kapasa da vicdanın gözü daima açıktır.
          23-Gözleri hasta olan güneşin ziyasını (ışığını) inkar eder. Ağzı acı olan tatlı suya acı der.
          24-Merak ilmin hocasıdır.
          25-Ey kendini insan bilen insan kendini oku ! Yoksa hayvan ve camid (taş gibi cansız) hükmünde insan olmak ihtimali var.
          26-Hayatın lezzetini ,zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız ve feraizle (farzları işlemekle) zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
          27-Gençlikte kazandığın ibadetler , o fani gençliğin baki meyveleridir.
          28-Din hayatını hayatı , hem nuru , hem esası , ihya-i dinle (dinin hayata geçmesiyle) olur bu milletin ihyası.
          29-Biz dini severiz , dünyayı da din için severiz . Dinsiz dünyada hayır yoktur.
          30-İlim odur ki , kalbde yerleşsin , yalnız akılda olsa insana mal olmuyor.
          31-Bizim düşmanımız cehalet(cahillik) , zaruret(lüksü mecburiyet zannetmek) , ihtilaftır(ayrılyığa düşmek) . Bu üç düşmana karşı sanat , marifet(ilim) , ittifak(birlik) silahıyla cihad edecegiz.
          32-Bir çocuk küçüklüğünde bir ders-i imani(iman dersi) almazsa , sonra pek zor ve müşkül bir tarzda islamiyet ve imanın erkanlarını(şartlarını) ruhuna alabilir.
          33-Hakiki zevk , elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevi bir lezzette çok elemler(acılar) var . Bir üzüm tanesini yedirir , on tokat vurur , hayatın lezzetini kaçırır.
          34-Dünyanın lezzetleri , zevkleri ve ziynetleri Halıkımızı(Yaratıcımızı) , Malikimizi(Sahibimizi) ve Mevlamızı bilmediğimiz takdirde Cennet bile olsa Cehennemdir.
          35-Her şeyi maddiyatta(maddede) arayanlaryn akılları gözlerindedir . Göz ise maneviyatta kördür.
          36-En bahtiyar o dur ki , dünya için ahiretini feda etmesin . Hayat-ı ebediyesini(sonsuz hayatını) hayat-ı dünyeviye(dünya hayatı) için bozmasın . Malayani(gereksiz , faydasız) şeylerle ömrünü telef etmesin . Kendini misafir tellaki edip(bilip) misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin . Selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.
          37-Alem güzel ve büyük bir insandır . Nasıl ki , insan küçük bir alemdir.
          38-Hazırlanınız ! Başka , daimi bir memlekete gideceksiniz . Öyle memleket ki , bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir.
          39-Biz gidiyoruz , aldanmakta fayda yoktur . Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar . Sevkiyat var.
          40-İbadet yaratılışın ücreti ve neticesidir . Bir itibarla sevap ibadetin ücreti olmayıp ancak CENAB-I HAKKIN keremindendir.
          41-İnsanın ALLAH’A karşı ubudiyet(kulluğu) vazifesidir . Terk-i kebair(büyük günahları terk etmesi) takvasıdır . Nefis ve şeytanla uğraşması cihadıdır.
          42-ALLAH’A hakiki abd(kul) olan başkalara abd olamaz.
          43-Ahiret saadeti gibi , dünya saadeti dahi ibadette ve ALLAH’A abd olmaktadır.
          44-Duanın en güzel , en latif , en leziz , en hazır meyvesi , neticesi şudur ki : Dua eden adam bilir ki , birisi var ki , onun sesini dinler , derdine derman yetiştirir . Ona merhamet eder . Onun kudret eli her şeye yetişir.
          45-Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır . Hem cisme(bedene) de o kadar ağır bir iş değildir.
          46-Ben ekmeksiz yaşarım , hürriyetsiz yaşayamam.
          47- HAK o kadar parlaktır ki , körler bile görebilir.
          48-Haksızlığa karşı sükut etmek(suskun durmak) , HAKKA karşı bir hürmetsizliktir.
          49-Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dava etmek ve onlara müracaat etmek bir haksızlıktır , HAKKA karşı bir hürmetsizliktir.
          50-HAKKIN hatırı alidir(yücedir) , hiçbir hatıra feda edilmez.

          Comment

          Working...
          X