' Bir sabah gün ışımı
Bozkır güneşi sırtını ısıtırken
Ya da akşam güneşi
Yorgun, hüzünlü ve garip
Mor dağlara yaslanırken
Sen o eski İpek yolundan
Dünün hanlarına, kervanlarına selam vererek
Hiç bu özel topraklara
Gurbetteb yolunu düşürüp
Geldin mi hemşerim
Mustafa Cankara Baypazarı türküsü şiirinden
Tarihi İpek Yolu üzerinde, antik mimari dokusu ile açık hava müzesi görünümlü şirin bir ken olan Beypazarı, Ankara nın 99 km batı sında eski Ankara- İstanbul yolu üzerinde yer almakta.
Zengin tarihi boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Beypazarı, bugün de Ayaş, Güdül, Nallıhan ve Kıbrısçık ilçelerinin ortasında , sısyal, kültürel, ve ekonomik olma özelliğini korumaktadır.
Beypazarı, geçmişe nostaljik bir yolculuk olanağı, göz okşayan sıcak estetik mimarisi, tadına doyum olmayan yöresel lezzetleri ve sayısız güzel özelliği ile ziyaret edilmeye değer sürprizler sunuyor.
Beypazarı, Roma döneminde, İstanbul'u Ankara ve Bağdat'a bağlayan önemli büyük tarihi geçit yolları üzerinde bulunmaktadır. İlk adı LAGANİA'dır. Bilge UMAR 'ın Türkiye'deki "Tarihsel Adlar" adlı kitabında Lagania' nın anlatımı yapılmış ve 'Kaya Doruğu Ülkesi' anlamına geldiği sonucuna varılmıştır. M.S. 6.yy' a kadar adı Lagania olan Beypazarı'nın adı bu tarihten sonra değişmiştir. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma (Bizans) imparatoru Anastasios'un o dönemlerde piskoposluk merkezi olan Lagania' yı ziyaretine atfen şehrin adı, "Lagania-Anastasiopolis" ( ANASTASİOS kenti ) olarak değişiyor.
Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu'ya girmesinden kısa bir süre sonra Marmara'ya ulaşmaları ile Beypazarı da ilk Türk akıncıları ile karşılaşmıştır. Selçuklu yönetimindeki Beypazarı, konum itibarı ile sık sık göç eden Türkmen boylarına yurt olmuştur. Bu boylardan en önemlisi Kayı boyudur. Selçuklu Sultanlığı'nın kendilerine yurt olarak yer gösterdiği bu Türk boyu, Gazi Gündüzalp yönetiminde ilk önce Ankara civarına yerleşmiştir. Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Bey'in dedesi Gazi Gündüzalp'in mezarının Beypazarı'nın Hırkatepe köyünde olduğu bilinmektedir.
Selçuklular döneminde Beypazarı, İstanbul-Bağdat yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Beypazarı, Orhan Bey'in Ankara'yı alması ile Hüdavendigar (Bursa) Sancağı'na bağlanarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Beypazarı 1868 yılından itibaren siyasi yönetiminde yer değişikliği ile Ankara'ya bağlı bir kaza olarak önemini sürdürmüştür.
Beypazarı evleri konut mimarisi açısından cumbalı veya guşganalı olan iki veya üç jkatlı ahşap yapılardır. Taşıyıcı sistemi örten ahşap pervazlar, harç sıva ile sıvanmıştır. Evlerin zemin katları taş, üst katları ahşap iskeletiçinnde ahşap veya veya kerpiç dolgu sistemi ile yapılmıştır.
Evlerin tavan arasındaki bölümünün çatıdan yükselerek çıkması yapıya farklı görünüm kazanmaktadır. Yerel dilde buna guşgana denir. Bahçeli evlerin bir özelliği olan bu mekan depo olarak kullanılmaktadır. Çatı arasının sofa üstüne gelen kesimin bir bölümünü veya tamamını kapsar. Pencereleri genellikle cephe ile aynı düzendedir.
Beypazarı evleri, yerel özelliklerle yoğurulmuş, geleneksel türk evi planını yansıtır. Dış sofalı, iç sofalı, orta sofalı plan tipleri.
Zemin katları taşlık ve buna bağlı ahır, samanlık, kiler gibi mekanlardan oluşur. Girişte genel olarak bir yalak, ocak ve hizmetkar bölümü yer almakta. Üst katlar asıl yaşama katlarıdır.
TARİHTEN İZLER
Hititler, Frikler, Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar dönemlerine ait kalıntılara rastlanan Beypazarı'nda ki gezimize İlçenin neredeyse her yanının, hatta her evini görünebildiği Hıdırlık Tepesi'nden başlıyoruz.
İnözü Vadisinde onlarca turistik tesis ve aile çay bahçeleri halkımzın ziyaretine açıktır.
Karagöl Milli Park Orman İçi Dinlenme Tesisleri ile 10 km'lik mesafedeki Tekke Dağı Milli Parklara ait Orman halkımızın Piknik ve Mesire yaptığı yerlerden birkaçıdır. Tepel, ve Tepelardı gibi çok güzel dağlık ve doğal manzaralı ormanlık yerlerin yolları düzene konulmuştur. yılın her mevsiminde piknik yapılan yerlerdir.
Suluhan ( Nasuh Paşa Han )
Çarşı içinde bulunan ve 17.y.y. başında ( Vakfiye tarihi 1613) yapıldığı kuvvetle muhtemel yapıdır.Suluhan klasik Osmanlı şehir içi hanları tarzında yapılmış, kareye yakın planda ve iki katlı bir handır. Sadrı Esba Nasuh Paşa tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Üzerinde inşa tarihi ile kılıç resmi bulunan taş, hanı tamir ettiren zamanın Kaymakamı tarafında kırdırılarak diğer taşlarla beraber hükümet yolu inşaatında kullanılmıştır. Şimdi eski yazı ile yazılı kapı üstündeki kitabede hanı Kaymakam Hurşit Bey'in tamir ettirdiği yazılıdır.
Han Hicri 1022' de vakfa alınmıştır. Tamiri sırasında üstüne bir çıkıntı ile güzel bir saat kulesi eklenmişse de bu daha sonra kaldırılmıştır. Beş adet taş kemeri olup üzeri geometrik şekillerle süslüdür. İçerisi 20 ilçenin elektrik santralı olarak kullanılmıştır.
Selçuklu Dönemi eserleri; Sultan Alaaddin Camii ve Hamamı, Karacakaya Camii, Hoca Kiriş Mescidi, Kazgancı Mescidi ve Selçuklu Türbe ve Kümbeti,
Beypazarındaki tarihi camiler arasında Selçuklu dönemine ait (Sultan Alaaddin Camii 15.y.y.) 1124 tarihli Paşa Cami, Beypazarı'nın 750- 800 seneye yakın Türk kültürü izleri olduğunu kanıtlarken önünde bulunan ulu çınar ağacı gövde içinin boşalmasına rağmen 800 yılı aşkın yaşı ile yaşamına devam ediyor. Sultan Alaeddin Keykubat Camii, aynı zamanda Cumalık camisi olarak ta tanınıyor. Eski dönemlerde cuma günleri tüm sakinleri bir araya toplamak için diğer camilerin kapatılıp sadece cuma namazının bu camide kılınmasını sağlamak geleneğinde insanları birleştirme amacı güdüldüğü belirtiliyor. Bu amaç doğrultusunda cami çıkışında ise yöre halkı evinde, tarlasında günlük hayat akışı içinde başından geçenleri, karşılaştığı problemleri etrafına anlatarak veya sorarak bir çeşit fikir alış verişinde bulunup bir ölçüde tecrübe sahibi kişilerin deneyimlerinden yararlanması sağlanmış.
Osmanlı dönemi eserleri; Kurşunlu Camii 17.y.y., Akşemseddin Camii15.y.y., İncirli Camii, Tabakhane Camii, Yeni Camii, İmaret Camii, Baloğlu Camii, Nerdubendede Camii
Bunun yanı sıra Tarihi Beyoğlu Hamamının Roma dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Restore edilmekte olan Sulu Han ile Hacılar köprüsü'de Beypazarı'nın tarihi yapıtlarındandır.
Taş Mektebin yanında bulunan 1635 tarihli Osmanlı dönemi Kurşunlu Cami kurşunlarının Kurtuluş Savaşı sırasında cephane yapımı için kullanıldığı anlatılıyor. Tahta minareli İncirli Cami, Osmanlı döneminin bir başka camisi olarak ziyaret ediliyor. Beypazarı'nda yenilemesi devam eden 4 adet kut be ve Nasuh Paşanın inşa ettirmiş olduğu ve günümüzde Japonlarla ilçe belediyesinin ortaklaşa çalışmaları ile turizme kazandırılmaya çalışılan 1613 tarihli Sulu han Kervansarayı gibi eserler bulunuyor. Beypazarı'nda Tabakhane Cami (çinkolu cami) Osmanlı mimarisi tarzında, Edirne de bulunan Selimiye cami örnek alınarak yapılmış. İki müezzinin aynı anda merdiven farkıyla birbirlerini görmeden minareye çıkabilme özelliği kazandırılmış.
Bu camilerin dışında kalan camiler ise Cumhuriyet dönemi camilerindendir.
Bozkır güneşi sırtını ısıtırken
Ya da akşam güneşi
Yorgun, hüzünlü ve garip
Mor dağlara yaslanırken
Sen o eski İpek yolundan
Dünün hanlarına, kervanlarına selam vererek
Hiç bu özel topraklara
Gurbetteb yolunu düşürüp
Geldin mi hemşerim
Mustafa Cankara Baypazarı türküsü şiirinden
Tarihi İpek Yolu üzerinde, antik mimari dokusu ile açık hava müzesi görünümlü şirin bir ken olan Beypazarı, Ankara nın 99 km batı sında eski Ankara- İstanbul yolu üzerinde yer almakta.
Zengin tarihi boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Beypazarı, bugün de Ayaş, Güdül, Nallıhan ve Kıbrısçık ilçelerinin ortasında , sısyal, kültürel, ve ekonomik olma özelliğini korumaktadır.
Beypazarı, geçmişe nostaljik bir yolculuk olanağı, göz okşayan sıcak estetik mimarisi, tadına doyum olmayan yöresel lezzetleri ve sayısız güzel özelliği ile ziyaret edilmeye değer sürprizler sunuyor.
Beypazarı, Roma döneminde, İstanbul'u Ankara ve Bağdat'a bağlayan önemli büyük tarihi geçit yolları üzerinde bulunmaktadır. İlk adı LAGANİA'dır. Bilge UMAR 'ın Türkiye'deki "Tarihsel Adlar" adlı kitabında Lagania' nın anlatımı yapılmış ve 'Kaya Doruğu Ülkesi' anlamına geldiği sonucuna varılmıştır. M.S. 6.yy' a kadar adı Lagania olan Beypazarı'nın adı bu tarihten sonra değişmiştir. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma (Bizans) imparatoru Anastasios'un o dönemlerde piskoposluk merkezi olan Lagania' yı ziyaretine atfen şehrin adı, "Lagania-Anastasiopolis" ( ANASTASİOS kenti ) olarak değişiyor.
Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu'ya girmesinden kısa bir süre sonra Marmara'ya ulaşmaları ile Beypazarı da ilk Türk akıncıları ile karşılaşmıştır. Selçuklu yönetimindeki Beypazarı, konum itibarı ile sık sık göç eden Türkmen boylarına yurt olmuştur. Bu boylardan en önemlisi Kayı boyudur. Selçuklu Sultanlığı'nın kendilerine yurt olarak yer gösterdiği bu Türk boyu, Gazi Gündüzalp yönetiminde ilk önce Ankara civarına yerleşmiştir. Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Bey'in dedesi Gazi Gündüzalp'in mezarının Beypazarı'nın Hırkatepe köyünde olduğu bilinmektedir.
Selçuklular döneminde Beypazarı, İstanbul-Bağdat yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Beypazarı, Orhan Bey'in Ankara'yı alması ile Hüdavendigar (Bursa) Sancağı'na bağlanarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Beypazarı 1868 yılından itibaren siyasi yönetiminde yer değişikliği ile Ankara'ya bağlı bir kaza olarak önemini sürdürmüştür.
Beypazarı evleri konut mimarisi açısından cumbalı veya guşganalı olan iki veya üç jkatlı ahşap yapılardır. Taşıyıcı sistemi örten ahşap pervazlar, harç sıva ile sıvanmıştır. Evlerin zemin katları taş, üst katları ahşap iskeletiçinnde ahşap veya veya kerpiç dolgu sistemi ile yapılmıştır.
Evlerin tavan arasındaki bölümünün çatıdan yükselerek çıkması yapıya farklı görünüm kazanmaktadır. Yerel dilde buna guşgana denir. Bahçeli evlerin bir özelliği olan bu mekan depo olarak kullanılmaktadır. Çatı arasının sofa üstüne gelen kesimin bir bölümünü veya tamamını kapsar. Pencereleri genellikle cephe ile aynı düzendedir.
Beypazarı evleri, yerel özelliklerle yoğurulmuş, geleneksel türk evi planını yansıtır. Dış sofalı, iç sofalı, orta sofalı plan tipleri.
Zemin katları taşlık ve buna bağlı ahır, samanlık, kiler gibi mekanlardan oluşur. Girişte genel olarak bir yalak, ocak ve hizmetkar bölümü yer almakta. Üst katlar asıl yaşama katlarıdır.
TARİHTEN İZLER
Hititler, Frikler, Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar dönemlerine ait kalıntılara rastlanan Beypazarı'nda ki gezimize İlçenin neredeyse her yanının, hatta her evini görünebildiği Hıdırlık Tepesi'nden başlıyoruz.
İnözü Vadisinde onlarca turistik tesis ve aile çay bahçeleri halkımzın ziyaretine açıktır.
Karagöl Milli Park Orman İçi Dinlenme Tesisleri ile 10 km'lik mesafedeki Tekke Dağı Milli Parklara ait Orman halkımızın Piknik ve Mesire yaptığı yerlerden birkaçıdır. Tepel, ve Tepelardı gibi çok güzel dağlık ve doğal manzaralı ormanlık yerlerin yolları düzene konulmuştur. yılın her mevsiminde piknik yapılan yerlerdir.
Suluhan ( Nasuh Paşa Han )
Çarşı içinde bulunan ve 17.y.y. başında ( Vakfiye tarihi 1613) yapıldığı kuvvetle muhtemel yapıdır.Suluhan klasik Osmanlı şehir içi hanları tarzında yapılmış, kareye yakın planda ve iki katlı bir handır. Sadrı Esba Nasuh Paşa tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Üzerinde inşa tarihi ile kılıç resmi bulunan taş, hanı tamir ettiren zamanın Kaymakamı tarafında kırdırılarak diğer taşlarla beraber hükümet yolu inşaatında kullanılmıştır. Şimdi eski yazı ile yazılı kapı üstündeki kitabede hanı Kaymakam Hurşit Bey'in tamir ettirdiği yazılıdır.
Han Hicri 1022' de vakfa alınmıştır. Tamiri sırasında üstüne bir çıkıntı ile güzel bir saat kulesi eklenmişse de bu daha sonra kaldırılmıştır. Beş adet taş kemeri olup üzeri geometrik şekillerle süslüdür. İçerisi 20 ilçenin elektrik santralı olarak kullanılmıştır.
Selçuklu Dönemi eserleri; Sultan Alaaddin Camii ve Hamamı, Karacakaya Camii, Hoca Kiriş Mescidi, Kazgancı Mescidi ve Selçuklu Türbe ve Kümbeti,
Beypazarındaki tarihi camiler arasında Selçuklu dönemine ait (Sultan Alaaddin Camii 15.y.y.) 1124 tarihli Paşa Cami, Beypazarı'nın 750- 800 seneye yakın Türk kültürü izleri olduğunu kanıtlarken önünde bulunan ulu çınar ağacı gövde içinin boşalmasına rağmen 800 yılı aşkın yaşı ile yaşamına devam ediyor. Sultan Alaeddin Keykubat Camii, aynı zamanda Cumalık camisi olarak ta tanınıyor. Eski dönemlerde cuma günleri tüm sakinleri bir araya toplamak için diğer camilerin kapatılıp sadece cuma namazının bu camide kılınmasını sağlamak geleneğinde insanları birleştirme amacı güdüldüğü belirtiliyor. Bu amaç doğrultusunda cami çıkışında ise yöre halkı evinde, tarlasında günlük hayat akışı içinde başından geçenleri, karşılaştığı problemleri etrafına anlatarak veya sorarak bir çeşit fikir alış verişinde bulunup bir ölçüde tecrübe sahibi kişilerin deneyimlerinden yararlanması sağlanmış.
Osmanlı dönemi eserleri; Kurşunlu Camii 17.y.y., Akşemseddin Camii15.y.y., İncirli Camii, Tabakhane Camii, Yeni Camii, İmaret Camii, Baloğlu Camii, Nerdubendede Camii
Bunun yanı sıra Tarihi Beyoğlu Hamamının Roma dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Restore edilmekte olan Sulu Han ile Hacılar köprüsü'de Beypazarı'nın tarihi yapıtlarındandır.
Taş Mektebin yanında bulunan 1635 tarihli Osmanlı dönemi Kurşunlu Cami kurşunlarının Kurtuluş Savaşı sırasında cephane yapımı için kullanıldığı anlatılıyor. Tahta minareli İncirli Cami, Osmanlı döneminin bir başka camisi olarak ziyaret ediliyor. Beypazarı'nda yenilemesi devam eden 4 adet kut be ve Nasuh Paşanın inşa ettirmiş olduğu ve günümüzde Japonlarla ilçe belediyesinin ortaklaşa çalışmaları ile turizme kazandırılmaya çalışılan 1613 tarihli Sulu han Kervansarayı gibi eserler bulunuyor. Beypazarı'nda Tabakhane Cami (çinkolu cami) Osmanlı mimarisi tarzında, Edirne de bulunan Selimiye cami örnek alınarak yapılmış. İki müezzinin aynı anda merdiven farkıyla birbirlerini görmeden minareye çıkabilme özelliği kazandırılmış.
Bu camilerin dışında kalan camiler ise Cumhuriyet dönemi camilerindendir.

