fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Profesyonel! "çevrecilik", "Ekolojist" olabilir mi?

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Profesyonel! "çevrecilik", "Ekolojist" olabilir mi?

    Profesyonel "çevrecilik"! ve çevresi, "Ekolojist" olabilir mi?





    Konya'da son yıllarda adeta moda halin gelen Avrupa Birliği Projeleri arasında en çok rağbet gören çevre projeleri uygulamalarını gördükçe kimin gerçek çevreci, kimin çevreden nemalaşanlardan olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz? Yani doğrusu kim sözde çevreci kim özde çevreci olduğunu anlayabiliyor musunuz?




    Öyle ya gün geçmiyor hemen her gün basında bir çevre haberi okuyabiliyorsunuz. Daha önce adını sanını duymadığımız pek çok uzman çevre adına ahkam kesiyor. Biraz derinlemesine araştırıyorsunuz beyimiz yada hanım efendi Avrupa Birliği projesi çerçevesinde verilen çevre eğitiminde seminer vermekle görevli bir uzmanmış. Yani sözde çevreci biri. Eğitim programı bitiyor verilen çay molasında yakıyor sigarasını. Çevreciliği tam bir profesyonel anlamda yapıyor. Görev sona erdi çevrecilik bitti.

    Hepimizin ortak geleceği olan çevrenin korunması ve geliştirilmesi devletimizin olduğu kadar vatandaşlarımızın da hem yasal hem de insanlık görevidir. Bu anlayış içinde sessiz sedasız çevre koruma çabaları içinde olan gerçek çevreci vatandaşlarımızı gördükçe gurur duyuyorum. Ama öbür tarafta çevreden para kazanan sözde çevrecileri gördükçe de utanıyorum. Aynı zamanda da kaygılanıyorum.

    Çevre konusu öyle hassas bir konudur ki yapılacak yanlışların bedelini maalesef hiç kusuru olmayan nesiller ödeyecektir. O nedenledir ki bu sözde çevrecileri projelerinde görevlendirenlerin vebali büyüktür. Pırıl pırıl yavrulara, gençlere çevre eğitimi verirken iyilik yapalım derken neye vesile olduklarını unutmamalıdırlar.

    Yıllarını hem resmi görevli hem de gönüllü olarak çevre, toprak ve erozyonla mücadeleye adamış biri olan bu satırların yazarı kamuoyunda çevreci olarak tanınır ve bilinir. Ama kendisi o sözde çevrecilerle aynı kefeye konmak istemiyor. Bu işi İbadet aşkıyla yapan özde ekolojistler de sanırım aynı görüştedirler.

    Türkiye ve Dünya'da çevre konusu yükselen bir değer. Bu sorun sadece birkaç dernek veya vakıfın çabalarıyla çözümlenemeyecek kadar büyük. O nedenle iş çevre ise her kapı açılıyor. Bunu çok iyi bilen sözde çevreciler diğer pek çok konuda olduğu gibi para kokusu aldıklarından hemen birkaç proje geliştiriyorlar ve köşe başlarını tutabiliyorlar.

    Evet bu ilk bakışta çok normal gibi görülüyor. İşi bu olan için, bu konu profesyonel yaklaşımla tabii ki normal. Ancak mevzubahis çevre olunca normal değil. Çünkü bu konuda atılacak her adım ve söylenecek her söz sadece lafta kalmamalı uygulamasını da görmeliyiz. Su tasarrufundan bahseden biri önce kendiside su tasarrufu yapmalı ve bu konuda örnek olmalı. Atıkların ger dönüşümünden bahseden bir kişi önce kendisi geri kazanım malzemelerini biriktirmelidir. Yeşilin öneminden bahseden biri önce kendisi fidan dikmeli.

    Bizi üzen bu tür konularda sözde çevrecilere devletin yetkili makamlarının destek vermesi, Belediyelerin ve mahalli idarelerin bu insanlara kucak açmasıdır. Nitekim özellikle çevre eğitim projelerinde görev alan sözde çevrecilerin eğitim verdikleri okullardan kulağımıza gelen şikayetler bu işi yıllardır gönüllü olarak yürüten bizleri üzüyor.

    Son günlerin deyimi olan sözde değil özde konusunda çevrecilikte de sözde değil özde çevrecilerin sesine kulak verin. Sözde çevrecilere ise kızmayın onlar vazifesini yapıyorlar. Çünkü geçimini buradan sağlıyorlar. Bir şikayetiniz varsa onlara bu görevi veren ilgili ve yetki makamlara bildirin.

    Sonuç olarak ülkemizin en önemli sorunlarından olan çevre sorunlarının çözümüne yönelik her yaşta ve her kesimde insanımız sözde değil özde çevreci olmalı ve yaşantısını buna göre düzenlemelidir. Yani söyledikleri ile yaşadıkları uyumlu olan özde çevreci olmak

    Kolay bir iş değil.. Hz. Mevlana'nın söylediği gibi "Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol." Kalın sağlıcakla.

    Bu köşe yazısının kaynağı-Internet Adresi:
    Namık Ceyhan / Çevre Atmosferi
    http://www.mansetgazetesi.com/haber.asp?id=4468

    Partimi Temsil ettiğim Edremit İlçesinde madencilik ve çevre
    hassasiyetleri konusunda son derece iki yüzlü çifte standartçı
    politikalar izleyen CHP ve sözde çevreci örgüt GÜMÇED konusunda son
    uygulamalarımı dava arkadaşlarımın bilmesini istiyorum.

    Edremit GÜMÇED Bşk.M.Akif Öznal ve ona hamilik eden başta Zeytinli,
    Altınoluk, Güre, Ayvalık, Burhaniye ve Akçay belediyeleri ve Belediye
    Başkanları edremit körfezinde madencilik olayında son derece çifte
    standartçı politikalar izlemektedirler.

    Tüm bunları Bergama Ovacık Maden İşletmelerini ziyaretimden sonra
    kamuoyuna sundum. Ancak bölgemde faaliyette bulunan yerel gazeteler
    bir şekilde yerel yönetimlerin baskılarıaltında oldukları için ve de
    bir yerel gazete sahibinin inşaatlarının projelerini hazırlayan
    mimarın GÜMÇED Bşk olması nedeniyle yerel basın konuyu
    yansıtamamıştır. Bende Sındırgı ilçesinde SINDIRGI HABER GAZETESİ'nde,
    ulusal alanda BUGÜN GAZETESİ'nde konuyu işletebildim.

    Zeytinli belediyesinin Kazdağı eteklerinde kum çakıl ocağı işletmesine
    ses çıkaramayan çevre örgütü başkanı madenciliğe karşı inanılmaz
    performans göstermekten hiçmi hiç çekinmemektedir. Hatta alenen NEREDE
    MADENCİLİK VAR İSE BİZ ONA ENGELOLACAĞIZ diyebilmektedir.

    Ülkesinin gelişmesini istemeyen fitne düşünce bununla da yetinmeyip
    kamuoyunu yanlış yönlendirmekten de korkmamaktadır. Geçenlerde midilli
    adasında bir araya gelen lesbos valisi, midilli belediye bşk ile
    birlikte ayvalık, burhaniye ve dikili belediye bşk ları madencilik
    konusunun engellenmesi için yunanlılarla işbirliğine gitmemiz lazım
    demekten bile çekinmemişlerdir.

    İda-Madra platformu tarafından yapılan açıklamada ida-madra arasında
    altın madeni faaliyetleri devam ederse midilli sakinlerinin suyunun
    zehirleneceğini bu yüzden altın madeni çalışmalarının derhal
    durdurulması gerektiğini söyleyebilen bu fitne düşünceye basına çıkan
    açıklamamda YUNANLININ SUYUNU BIRAK EDREMİTE BAK dedimdiye beni yunan
    düşmanı bile etmiştir.

    Şimdi değerli arkadaşlarımın bilgilerine sunacağım gerçekleri yakın
    zamanda yüce mahkemeyede sunacağımı tüm davadaşlarımın bilmesini
    istiyorum.

    Sözde çevreci lakin aslında çevre düşmanı bu başkanın neden bu yolda
    mücadele ettiğini belirterek başlamak istiyorum. Ülkemiz her yıl
    Almanyadan her sene 6,5 Milyar dolar altın ithal etmektedir. Şayet
    madenlerimizi kendimiz çıkarırsak bunu bize satamayacaktır. Bu yüzden
    başta Alman Adenour vakfı olmak üzere birçok STK bugün bu çevreci
    hareketleri desteklemektedir. Daha düne kadar bergamadan
    hatırlayacağınız pijamaları ile sokakları arşınlayan Asteriks lakaplı
    Oktay Konyar DTP toplantısında terör başının annesi ile birlikteydi ve
    istanbulda düzenlenen PKK gösterilerinde ön saflarda yer almaktaydı.
    Tüm bu bileşkelerin ve çıkar kardeşliklerinin amaçlarını artık
    sorgulamamız gerekmektedir.

    Bu çevre düşmanı başkan ile ilgili 8 resimden oluşan yazılı basın
    açıklamam oldu. Bu 8 resmin 4 ü doğru 4 ü bubi tuzağıydı. ve ne
    mutluki amacıma ulaştım.

    Çünkü ben zeytinli belediyesi kazdağında ağaç kesiyor desem
    yazılmayacaktı, ancak kendisi üzerine ithamda bulununca kendisini
    savunmak adına bu fitne düşünce, çifte standartçı anlayış şahsımı
    hedef gösteren ve tetikçilik ile itham ettiği basın açıklamasında
    kendi ağzıyla zeytinli belediyesinin marifetlerini ağzından
    kaçırmıştır.

    Ağaç kesen CHP li belediye başkanı oldumu sessizlik moıduna hapsolan
    bu çevre düşmanı sözde çevreci başkan, dahada ilginç bir şey yapmakta,
    çizmiş olduğu projelerde ağaç kesmekten hiç mi hiç çekinmemiştir.

    Çevrecilik ile hiç mi hiç ilgisi olmayan bu örgütlerin ve sözde
    başkanlarına asla prim vermeyiniz. Çünkü bunlar aslında YUNAN
    İŞBİRLİKÇİLERİDİR, BEBEK KATİLLERİNİN DOSTLARIDIR. ALMAN ÇIKARLARININ
    BEKÇİLERİDİR. Bu konuda şahsımın mahkemeye verilmesi benim için
    onurdur.
    Önümüzdeki hafta içinde kanaltürk ve ihlas haber ajansına verdiğim
    yazılı ve görüntülü basın açıklamamı izlediğiniz anda burada ülkemin
    çıkarları için nasılbir mücadele verdiğimi izleyeceksiniz.

    Eeee ne demişler..."Ekoloji, "çevrecilik"! üzerine sürülen bir krema değildir.Ekoloji , ekolojidir.

    Ekolojıyi bir "felsefe" olark gören ve algılayan bilimum sayıdaki ukala ve komik çevreci! erbaba selamlarımı iletirim.


    Saygılarımla
    Levent Mercan





  • #2
    Cevap: Profesyonel! "çevrecilik", "Ekolojist" olabilir mi?

    Sn Berkebugatur konu ile alakalı ziraat mühendisi Kenan ALBAYRAK beyin köşe yazılarını okuyabilir, hatta bu gibi yazar ve gazetelere tavsiye edebilirsiniz.

    Comment


    • #3
      Cevap: Profesyonel! "çevrecilik", "Ekolojist" olabilir mi?

      Serbest Piyasa (KYOTO) "Çevreciliği" Bilimi !





      Küreselleşen çevre problemleri sürecinde modern siyasetin iki dönemi ortaya çıkıyor: 1980’lere kadar gelen ulus-devlet, düzenleyici yönetim, yönetilen toplum devri -ki çevresel teknolojik standartlar, lisanslar ve yasal limitlerle işliyordu- ve 80’lerden sonraki yönetişim, küreselleşme, görecelik ya da pesimizm dönemi. İşte bugün bütün bu angaje çevreciler tarafından ‘yetersiz ama zorunlu istikamet’ olarak kabul edilen Kyoto Protokolü, çevre siyasetinde bu dönemler arası geçişin imzası. İktidarın yeni dönemde yeniden tertiplenmesini Foucault üç eksende izliyordu, bakınız nasıl uyuyor: Kurumsal merkezileşme (FCCC), yeni ve etkin bilgi üretimi (IPCC), iktidarın çözülmesi/yayılması (bölgesel ve uluslararası sinerjiler, kamu-özel sektör ortaklıkları, vs...)

      70’lerden beri süren BM’nin küresel ısınmaya müdahale sürecinin 1992’deki ünlü Rio zirvesinde, ABD, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UN FCCC) yasal bağlayıcılığı olmayan bir ‘çerçeve’ olmasını garantiye aldı. Ancak bilim dünyası ve Avrupa’nın baskısıyla Kyoto’ya giden 5 yıllık müzakere sürecinde söylem değiştirildi: Eğer yasal bağlayıcılık olacaksa belli ‘esneklikler’ olmalıydı. 1997 tarihli Kyoto Protokolü, ABD’nin AB’yi ikna etmesiyle ‘esnek yaptırım' anlaşması olarak ortaya çıktı.

      Kalkınmış bir ülkedeki yatırımcının gözünde, Kyoto Protokolü’nün finans yönetimi dünyasında ne kadar makul olduğu apaçıktır. Kar nerede fazlaysa oraya uçan, zarar nerede azsa oraya kaçacaktır. Örneğin yüzde 7’lik emisyon azaltmasını kuzeydeki tesisinizin verimliliğini arttırarak yapacağınıza, sözgelimi Hindistan’da yeni bir yatırımla yerine getirmiş oluyorsanız, daha ne istersiniz? Teşvik! Çevresel maliyetlerin içselleştirilmesi süreci, deltaları, ırmakları, ormanları vs. ile bütün çevrenin fiyatlandırılması sürecidir. Kapitalizmin doğayı koruma yolu, onu ölçüp biçmek, işlevine ve piyasaya göre fiyatlandırmak ve ‘yok olmayacak şekilde’ sürmesini, en verimli haliyle ‘çalışmasını’ sağlamaktır. Mesela ormanın işlevi nedir? Karbondioksiti oksijene çevirmek. Öyleyse en çok oksijen üreten orman en değerlisidir! Ekosistemin bütünlüğünü ve gerçek Ekolojizmi yarım yamalak, işlerine geldiği gibi anlayan kar hırsının onu ‘optimize etme’, ‘yönetme’ çabası yeni bir şey değil, yeni olan bulduğu kar zemini.

      Kyoto’yu bir çevre sözleşmesinin ötesinde, küreselleşme yoluyla bir dönemeç olarak kurgulayan ABD’nin Ortadoğu’ya girmesi şeklindeki manevra, dünyada infialle karşılandı. Öyle ki Amerikan düşmanları, süreç içinde Kyoto Protokolü’nün en ateşli savunucuları haline geldi. Böylece yetersiz ve eşitsiz de olsa tek istikamet oldu. Ona dil uzatan her söylem komploculukla suçlandı. Kyoto Protokolü’nün neo-liberal referanslarını, ekonomik küreselleşmenin tek yönlü modelindeki yerini ve özellikle de ‘serbest piyasa çevreciliğini’ tartışmaya açanlar, petrol lobisi ile aynı kefeye kondu.

      Tartışılmaya çalışılan Kyoto Protokolü’nün etkisizliğinin ötesinde, nasıl bir dünya tasavvur ettiği, nasıl bir politik/ etik/ sosyolojik çerçeve ile birlikte işlediğidir. Sürdürülebilir! kalkınma ile amaçlanan, temas edilen o sınırları bilimsel yöntemlerle tayin etmek, tüketici ve arz üretme sistemini o sınırlar içinde en verimli şekilde işletmek ve bunu bir demokrasi / yönetişim tiyatrosu olarak sürekli yeniden sahnelemektir; her deltada, her ormanda, her boru hattında..."Ekoloji" kavram sahtecilerinin, çevreciler! arasından çıktığı, her anti - ekolojist toplumda ve üniversite tatlısu akademisyenlerinde.


      Demir SONER

      Comment

      Working...
      X