NÜFUS HAREKETLERİ:
Dünyada hızlı artan insan sayısı, eldeki kaynakları yetersiz duruma getirmektedir. Kaynakların çoğunluğu, verimliliğin fazlalığı bu arış karşısında gün gelip yetersiz kalmaktadır.
Çevre kirlenmesi ve buna bağlı olan birçok sorun dünya nüfusunun böyle hızlı artmasıyla başlamıştır.
1-Kentleşme: Kentleşme, kentlerde yaşayan nüfusun artması anlamındadır. Büyük kentlerde kurulan fabrikalarda çalışma, açılan okullarda okuma isteği kentleşme olayını hızlandırmıştır. Kentleşme ülkemizde büyük yerleri meydana getirdiyse de iletişim, ulaşım, beslenme,, konut gibi sorunlar nüfus artışına ayak uyduramamıştır. Kentin merkezinde yaşayan bir kesim birçok olanaklardan yararlanırken gecekondu kesimi ise bu imkanların çok azına sahiptir. Zira düzensiz yerleşme hizmeti engellemektedir.
Çarpık kentleşme yüzünden doğal hayat zarar görmektedir. Konut sorununu çözmek, tarım arazisi kazanmak amacıyla ormanlar hızla tükenmektedir. Ayrıca kentleşmenin yol açtığı aşırı nüfus yoğunluğu atık oranının da artmasına neden olmaktadır.
Kentleşmenin ortaya çıkardığı bir sosyal sorun da iletişim eksikliğidir. Kırsal kesimden doğa ile iç içe yaşayan insanların büyük kentlere gelip dar konutlara yerleşmesi insanlarda ruhsal bozukluklara ve iletişim eksikliğine neden olur. Ayrıca kentleşmenin meydana getirdiği trafik, sağlık, eğitim ve hava kirliliği gibi sorunlarda büyük şehirlerimizin sorunları arasında yer almaktadır.
2- Göç: İnsanların ekonomik, sosyal ya da siyasal nedenlerle, yerleşmek amacıyla bir yerden başka bir yere gitmesi olayına göç denir.
Yurdumuzda özellikle 1950 li yıllardan sonra tarımda üretim teknolojisinin hızla değişmesi ve ulaşım imkanlarının artması ile kırsal kent merkezlerine doğru yoğun nüfus akımı olmuştur. Yapılan bu göçler önce il içinde kırdan kente doğru olmuş ancak birçok şehrin bu nüfusu kaldıracak imkanları olmadığı için göçler büyük sanayi ve ticaret merkezlerine doğru akmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir, İçel,Hatay 1950 ler de en fazla göç edilen merkezler iken sonra Kocaeli, bursa, Eskişehir gibi sanayileşen yerler olarak dikkatleri çekmiştir. Göç sonucu bazı yerlerin nüfusu artarken bazılarının da nüfusu da azalmıştır.1985-90 DİE sonuçlarına göre Tunceli başta olmak üzere, en çok nüfus kaybeden şehirler Kars, Erzurum, Gümüşhane, Artvin, Muş, Bingöl ve Erzincan olmuştur.
Türkiye 1950 lere kadar dışarıdan göç alarak nüfusu doğal artış hızına ulaşmış iken, bu dönemden sonra Avrupa ülkelerine göç veren ülke konumuna gelmiştir. Bu göçler önce Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Avustralya ve İsveç gibi ülkelere yapılırken 1970 li batı ekonomisi bir durgunluk içine girince göçler Libya, Suriye, S.Arabistan gibi ülkelere kaymıştır.
Göçler siyasi, sosyal nedenlerle de meydana gelmektedir. Bunlar kan davaları ve komşu ülkelerde meydana gelen savaşlar sonucu olmaktadır. Ayrıca terör olayları da insanların yaşadıkları ortamlardan göç etmelerine neden olmaktadır. Ortaya çıkardığı problemler nedeniyle, göçler önlenmesi gereken bir sorun haline gelmiştir. Bunun için kırsal kesimlere yatırım yapılmalıdır.
3- Turizm : Doğal güzelliklerin, tarihi ve kültürel kaynaklarının gezilip görülmesi işine turizm denilmektedir. Bir ülkenin doğal, tarihi ve kültürel kaynakları, o ülkenin turizm potansiyelini oluşturmaktadır. Turizm sürekliliği için bu kaynakların korunması, ekolojik dengenin sağlanması gerekir.çünkü ekolojik dengenin bozulduğu bir yerde görülmeye değer bir şey kalmaz.
Ülkemizin doğal güzellikleri ve tarihi eserleriyle çok şanslıdır.Ülkemizin 8273 km kıyı şeridi, 1432 km doğal kumsalı ile 9816 km2 alanı kaplayan göllere gölleri bulunmaktadır. Ülkemizin ayrıca 50000 höyüğü, 2000 e yakın termal ve hidrotermal kaynağı ve milyonlarca hektar ormanı bulunmaktadır.
Arkeolojik yönden birçok ülkeden üstün durumda bulunan ülkemiz bu yönüyle de görülmeye değerdir. Birçok medeniyeti topraklarında barındırmış olan ülkemiz koruma altına alınmalıdır.
Turizmin gelişigüzel, plansız olarak yerleşmesi, çevre değerlerinin tahrip olmasına yol açar. Bu durum turizmin kısa vadeli kazanç kapısı olmasına neden olacaktır. Turistik yörelerde üst yapı kadar, alt yapıya da önem verilmelidir. Özellikle yaz aylarında turist sayısında artış olması nedeniyle foseptik kullanımı da artmaktadır. Kapasitenin üzerine çıkan kullanım sonucu içme ve kullanma sularında sızmalar olmakla bu da çeşitli yaygın hastalıklara neden olmaktadır.
11 ağustos 1983 de yürürlüğe giren 2872 sayılı çevre kanunu, turizmin fiziksel planlaması ile ilgili olup bu kanunla çevre değerleri koruma altına alınmıştır.
Dünyada hızlı artan insan sayısı, eldeki kaynakları yetersiz duruma getirmektedir. Kaynakların çoğunluğu, verimliliğin fazlalığı bu arış karşısında gün gelip yetersiz kalmaktadır.
Çevre kirlenmesi ve buna bağlı olan birçok sorun dünya nüfusunun böyle hızlı artmasıyla başlamıştır.
1-Kentleşme: Kentleşme, kentlerde yaşayan nüfusun artması anlamındadır. Büyük kentlerde kurulan fabrikalarda çalışma, açılan okullarda okuma isteği kentleşme olayını hızlandırmıştır. Kentleşme ülkemizde büyük yerleri meydana getirdiyse de iletişim, ulaşım, beslenme,, konut gibi sorunlar nüfus artışına ayak uyduramamıştır. Kentin merkezinde yaşayan bir kesim birçok olanaklardan yararlanırken gecekondu kesimi ise bu imkanların çok azına sahiptir. Zira düzensiz yerleşme hizmeti engellemektedir.
Çarpık kentleşme yüzünden doğal hayat zarar görmektedir. Konut sorununu çözmek, tarım arazisi kazanmak amacıyla ormanlar hızla tükenmektedir. Ayrıca kentleşmenin yol açtığı aşırı nüfus yoğunluğu atık oranının da artmasına neden olmaktadır.
Kentleşmenin ortaya çıkardığı bir sosyal sorun da iletişim eksikliğidir. Kırsal kesimden doğa ile iç içe yaşayan insanların büyük kentlere gelip dar konutlara yerleşmesi insanlarda ruhsal bozukluklara ve iletişim eksikliğine neden olur. Ayrıca kentleşmenin meydana getirdiği trafik, sağlık, eğitim ve hava kirliliği gibi sorunlarda büyük şehirlerimizin sorunları arasında yer almaktadır.
2- Göç: İnsanların ekonomik, sosyal ya da siyasal nedenlerle, yerleşmek amacıyla bir yerden başka bir yere gitmesi olayına göç denir.
Yurdumuzda özellikle 1950 li yıllardan sonra tarımda üretim teknolojisinin hızla değişmesi ve ulaşım imkanlarının artması ile kırsal kent merkezlerine doğru yoğun nüfus akımı olmuştur. Yapılan bu göçler önce il içinde kırdan kente doğru olmuş ancak birçok şehrin bu nüfusu kaldıracak imkanları olmadığı için göçler büyük sanayi ve ticaret merkezlerine doğru akmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir, İçel,Hatay 1950 ler de en fazla göç edilen merkezler iken sonra Kocaeli, bursa, Eskişehir gibi sanayileşen yerler olarak dikkatleri çekmiştir. Göç sonucu bazı yerlerin nüfusu artarken bazılarının da nüfusu da azalmıştır.1985-90 DİE sonuçlarına göre Tunceli başta olmak üzere, en çok nüfus kaybeden şehirler Kars, Erzurum, Gümüşhane, Artvin, Muş, Bingöl ve Erzincan olmuştur.
Türkiye 1950 lere kadar dışarıdan göç alarak nüfusu doğal artış hızına ulaşmış iken, bu dönemden sonra Avrupa ülkelerine göç veren ülke konumuna gelmiştir. Bu göçler önce Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Avustralya ve İsveç gibi ülkelere yapılırken 1970 li batı ekonomisi bir durgunluk içine girince göçler Libya, Suriye, S.Arabistan gibi ülkelere kaymıştır.
Göçler siyasi, sosyal nedenlerle de meydana gelmektedir. Bunlar kan davaları ve komşu ülkelerde meydana gelen savaşlar sonucu olmaktadır. Ayrıca terör olayları da insanların yaşadıkları ortamlardan göç etmelerine neden olmaktadır. Ortaya çıkardığı problemler nedeniyle, göçler önlenmesi gereken bir sorun haline gelmiştir. Bunun için kırsal kesimlere yatırım yapılmalıdır.
3- Turizm : Doğal güzelliklerin, tarihi ve kültürel kaynaklarının gezilip görülmesi işine turizm denilmektedir. Bir ülkenin doğal, tarihi ve kültürel kaynakları, o ülkenin turizm potansiyelini oluşturmaktadır. Turizm sürekliliği için bu kaynakların korunması, ekolojik dengenin sağlanması gerekir.çünkü ekolojik dengenin bozulduğu bir yerde görülmeye değer bir şey kalmaz.
Ülkemizin doğal güzellikleri ve tarihi eserleriyle çok şanslıdır.Ülkemizin 8273 km kıyı şeridi, 1432 km doğal kumsalı ile 9816 km2 alanı kaplayan göllere gölleri bulunmaktadır. Ülkemizin ayrıca 50000 höyüğü, 2000 e yakın termal ve hidrotermal kaynağı ve milyonlarca hektar ormanı bulunmaktadır.
Arkeolojik yönden birçok ülkeden üstün durumda bulunan ülkemiz bu yönüyle de görülmeye değerdir. Birçok medeniyeti topraklarında barındırmış olan ülkemiz koruma altına alınmalıdır.
Turizmin gelişigüzel, plansız olarak yerleşmesi, çevre değerlerinin tahrip olmasına yol açar. Bu durum turizmin kısa vadeli kazanç kapısı olmasına neden olacaktır. Turistik yörelerde üst yapı kadar, alt yapıya da önem verilmelidir. Özellikle yaz aylarında turist sayısında artış olması nedeniyle foseptik kullanımı da artmaktadır. Kapasitenin üzerine çıkan kullanım sonucu içme ve kullanma sularında sızmalar olmakla bu da çeşitli yaygın hastalıklara neden olmaktadır.
11 ağustos 1983 de yürürlüğe giren 2872 sayılı çevre kanunu, turizmin fiziksel planlaması ile ilgili olup bu kanunla çevre değerleri koruma altına alınmıştır.

