Termik santral marifeti mi: Ayakları başında doğdu...
20/02/2010 09:55
Daha önce bir çiftçinin Afşin-Elbistan Termik Santralı'nın tarlasını kirlettiği gerekçesiyle 110 bin lira tazminat kazandığı Afşin ilçesinde ayakları başında, vücudu olmayan, organları dışarıda buzağı doğdu.
Çoğulhan beldesinde, İbrahim Savran’a ait ahırda doğan buzağı, görenleri hayrete düşürdü. Doğumun gerçekleşememesi üzerine çağrılan ve sezaryenle buzağıyı alan Veteriner Hekim Ferhat Fedakar, ayakları başında olan ve vücudu olmadığı için tüm organları dışarıda doğan buzağıyı görünce çok şaşırdıklarını ifade etti. Fedakar, genetik bozukluğa santrallardan yayılan zehirli gazların neden olmuş olabileceğini belirterek, “Bu tarzdaki anomalili doğumlar genellikle bölgede radyoaktif maddelere maruz kalınmasından meydana gelir. Geçtiğimiz yıl da yine aynı tabloyla karşılaştığımız için bu durumu halk dili ile termik santralların bacalarına bağladık.” Veteriner Fedakar, hayvanlarda yaşanan bu şekil bozukluğunun zaman içinde insanlarda da görülebileceğini belirterek, “Bu amaçla yetkililerin yaşanan bu durumdan haberdar olmalarını istiyoruz. İki termik santralın ortasında kalan bu beldede sağlık önlemlerinin alınması şart” dedi. (aa, Radikal)
20/02/2010 02:00
Bal kabağı, lezzetinin yanı sıra pek çok hastalığa da iyi geliyor
BURSA - Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen, bal kabağının alzheimer, erken yaşlanma ve kansere karşı koruyucu olan, vücudun ’paslanmasını’ önleyen en güçlü antioksidanların birçoğunu içerdiğini söyledi.
Bal kabağının hem göz hem de beyin sağlığı için de mükemmel bir besin olduğunu belirten Yetişen, bal kabağının kolay sindirilebilme özelliğiyle mide ve bağırsaklar için de birçok faydasının bulunduğunu vurguladı.
Yetişen, bal kabağının bol miktarda lif içermesi nedeniyle gıdalar ile alınan toksinlerin atılmasına ve kolesterolün düşmesine de yardımcı olduğuna işaret ederek, bu ürünün konstipasyon (kabızlık) ve hemoroid (basur) sorunu olanlara da tavsiye edildiğini bildirdi.
Eskiden çorbası, zeytinyağlısı, oturtması da yapılan bal kabağının günümüzde çoğunlukla tatlı olarak tüketildiğini anlatan Yetişen, bal kabağından çorba, börek, kek, pasta, puding, komposto, marmelat ve reçel yapılarak da yararlanılabileceğini söyledi.
-SOYULMUŞ BAL KABAĞI ALMAYIN-
Yetişen, haftada birkaç gün yarım su bardağı kadar bal kabağı tüketiminin yeterli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
" Buharalı ünlü Türk hekimi İbni Sina’nın kitaplarında da bal kabağının şifa verici özelliklerinden söz ediliyor. Bal kabağı kolay sindirilebilmesi ve önemli özellikler taşıması nedeniyle soframızdan eksik edilmemesi gereken bir besin. 100 gram bal kabağı protein, karbonhidrat,lif, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, A, B1, B2, B3, C ve E vitaminlerini içerir. Kolesterol ise içermez."
Vatandaşlara bal kabağı alırken, önceden soyulmuş ve ambalajlı olanları tercih etmemelerini öneren Yetişen, "İnsanlara aldıkları bal kabağını, yiyecekleri zaman soymaları ve doğramalarını tavsiye ediyorum. Kabuk rengi soluk olmayıp, canlı renkli ve sert olan bal kabağının tercih edilmesi de ayrıca önem taşıyor" dedi.
-ÇEKİRDEKLERİ MİNERAL KAYNAĞI-
Yetişen, yarım bardak kabak çekirdeği ile günlük magnezyum gereksiniminin yüzde 46.1’i, demirin yüzde 28.7’si, manganezin yüzde 52’si, bakırın yüzde 24’ü, proteinin yüzde 16.9’u ve çinkonun da yüzde 17.1’inin karşılanabileceğini bildirdi.
Mineraller açısından mükemmel bir kaynak olan kabak çekirdeklerinin B vitaminlerini de içerdiği gibi kemik sağlığı ve kan pıhtılaşması için önemli K vitaminini de bünyesinde barındırdığını anlatan Yetişen, şunları söyledi:
"50 yaş ve üzerindeki erkekleri etkileyen iyi huylu prostat büyümesini oluşturan faktörlerden biri de testesteron ve dihidrotestesteronun (DHT) prostat hücrelerini aşırı uyarmasıdır. Kabak çekirdeğinde bulunan yağ bileşenlerinin, testosteron ve DHT tarafından oluşturulan prostat hücre çoğalımının tetiklenmesini engellediği gözlemlenmiştir. Bu konudaki bilimsel tartışmalar halen devam etmektedir."
Yetişen, yalnızca kabak çekirdeği yenerek prostatın tedavi edilebileceği düşüncesinin ise yanlış olduğunu vurgulayarak, tıbbı tedaviye destek olarak günde 1-2 avuç kabak çekirdeği tüketilebileceğini söyledi.
Tansiyon problemi olanların tuzsuz kabak çekirdeğini tercih etmesi gerektiğini belirten Yetişen, kabak çekirdeğinin hormon dengesi, beyin fonksiyonu ve cilt sağlığı için gerekli olan omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarını birlikte içermesi açısından da iyi bir kaynak olduğunu dile getirdi.
Yetişen, kabak çekirdeği aç karnına yendiği zaman bağırsak kurtlarının düşürülmesine yardımcı olduğuna dikkati çekerek, kabak çekirdeğinin kemik yoğunluğunun artırılmasına olan katkıları konusunda ise çalışmaların devam ettiğini sözlerine ekledi. (aa)
24/02/2010 12:17
İspanya'da bir kadın, mirasının 3 milyon avrosunu, soyu tükenme tehlikesi altında bulunan İber vaşaklarının korunması için bıraktı.
El Pais gazetesindeki habere göre, Ekim 2008’de Kanarya Adalarında ölen kadının mirasının üçte biri (3 milyon avro), Endülüs bölgesinde bulunan Donana Ulusal Parkı’nda İber vaşaklarının üretilmesi programı için kullanılacak.
Haberde, kadının aslında 9 milyon avro miras bıraktığı, vaşaklar için ayrılan bölümden geri kalan paranın hayvanları koruma cemiyetleri tarafındankullanılacağı belirtildi.
24/02/2010 03:46
Danimarkalı bir kadın, kemik kanseri tedavisi sırasında dondurulan yumurtalık dokusunun çözdürülüp yeniden nakledilmesinden sonra dünyada ilk kez 2 kere hamile kalıp 2 çocuk sahibi oldu.
Kadını tedavi eden Kopenhag Üniversitesi hastanesinden Danimarkalı Profesör Claus Yding Andersen, "Human Reproduction" adlı tıp dergisine verdiği demeçte, "Dünyada ilk kez bir kadın, dondurulmuş ve çözdürülmüş yumurtalık dokusunun yeniden nakledilmesi sonucu 2 kez hamile kalıp çocuk dünyaya getirdi" dedi.
Andersen, bu tekniğin genellikle kanser hastaları için kullanıldığını, ancak bu vakanın, yumurtalıklarına zarar verebilecek bir tedavi gören kızlarda ve genç kadınlarda daha yaygın şekilde kullanılmasına teşvik edilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.
Andersen’in, 32 yaşındaki Danimarkalı hastası Stinne Holm Bergholdt’un yumurtalık dokusu, kanser tedavisi öncesinde alınarak donduruldu, daha sonra iyileştiğinde tekrar nakledildi.
Bergholdt, 27 yaşında kanser olduğunu öğrendiğinde, çocuk sahibi olamayacağı endişesiyle tedaviden önce doktorlardan yumurtalığının alınıp daha sonra tekrar nakledilmesini istedi.
Doktorlar, 8 ay süren kanser tedavisi ve bir yıl iyileşme sürecinden sonra yumurtalık dokularının yüzde 20’sini nakletti. Yumurtalıkları birkaç ay sonra çalışmaya başlayan Bergholdt, hamile kaldı ve 2007 yılının Şubat ayında bir kız bebek doğurdu. Bergholdt, daha sonra 2008 yılında doğal yollardan ikinci çocuğuna hamile kaldığını öğrendi ve aynı yıl Eylül ayında bir kız çocuğu daha dünyaya getirdi.
Dünyada 9 çocuğun, dondurulmuş ve çözdürülmüş yumurtalık dokusunun nakledilmesi sonucu doğduğu belirtildi. Bu çocuklardan 3’ünün (Bergholdt’un 2 çocuğu dahil) Profesör Anderson’un tedavisiyle Danimarka’da dünyaya geldiği kaydedildi.(aa)
26/02/2010 12:00
Türkiye'de tarla ve yol kenarlarında doğal olarak yetişen ve binbirdelik otu, kan otu gibi adlarla bilinen, Hristiyan inancında da kutsal sayılan kantaron otunun yaygın üretimi amaçlanıyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Bafra Meslek Yüksekokulunca başlatılan bir çalışma ile Türkiye’de tarla ve yol kenarlarında doğal olarak yetişen ve binbirdelik otu, kan otu gibi adlarla bilinen ve Hristiyan inancında kutsal sayılan kantaron otunun yaygın üretiminin amaçlandığı bildirildi.
OMÜ Bafra Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Çırak Türkiye’de tarla, yol ve orman kıyılarında doğal olarak bulunan ve binbirdelik otu, kan otu, kılıç otu gibi yöresel adlara sahip çok yıllık otsu bir tıbbi bitki olan kantaron bitkisini ekonomiye kazandırma amacında olduklarını söyledi.
Bafra ilçesindeki ormanlık köylerden topladıkları kantaron bitkisinin kültürünü geliştirmek için çalıştıklarını anlatan Çelik, bitkinin yaygın olarak üretilmesinin amaçladığını ifade etti.
"Bu bitki Hristiyan aleminde şifa verici ve kötü ruhları kovucu etkisi olduğuna inanıldığı için kutsal bir bitki olarak tanınır" diyen Çırak, şunları kaydetti:
"Bitki St. John gününde toplandığında, şifa verici ve kötü ruhları kovucu etkisinin en fazla olacağına ve o gün birisi yastığının altına bir kantaron çiçeği koyarsa, rüyasında Hz. Yahya’yı göreceğine ve onun da bir sonraki yıla kadar o kişiyi kutsayacağına inanılmaktadır. Hrıstiyan alemi bu nedenle bu bitkiye büyük önem verir. Bunun dışında kantaron bitkisinin tıbbi alanda kullanımı her geçen gün artmaktadır. O nedenle, üretimi pek yaygın olmayan bitkiyi hem yöre çiftçisine tanıtmak hem de üretimini yaygınlaştırmak istiyoruz.
Kantaronun son yıllarda bilhassa antidepresan olarak kullanımının yaygınlaştığını da anlatan Çırak, "Günümüzde kantarondan hazırlanan farklı formlardaki farmakolojik ürünlerin satış değeri dünya genelinde her yıl milyonlarca dolara ulaşmaktadır. Ülkemiz kantaron türleri bakımından önemli bir merkezdir ve mevcut türlerin çoğu endemiktir. Dolayısıyla kantaron ülkemiz için değerlendirilmesi gereken doğal bir zenginliktir" diye konuştu.
Çırak, kantaron bitkisinin halk arasında yüzyıllardan bu yana şifa verici bir ot olarak sinir hastalıkları, adet krampları, siyatik, eklem iltihabı ve midev rahatsızlıklardan kaynaklanan ağrıların giderilmesinde ve bazı cilt hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını da belirtti.
Çırak, kantaron bitkisini mutlaka ekonomiye kazandırmak istediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
"Son yıllarda alternatif tedaviye ve bilhassa bitkisel kökenli doğal ürünlerin tedavi amaçlı kullanımına artan bir ilgi vardır. Endüstrisi gelişmiş ülkelerde son 10 yıldan bu yana bitkisel ilaçların satışı önemli derecede artmıştır. Uykusuzluktan gerginliğe, şişmanlıktan astım bronşite, egzamadan varise kadar pek çok hastalığın tedavisinde bitkisel ilaçların kullanımındaki artan bu eğilimden payını alan bitkilerden birisi kantarondur. Bu nedenle bu bitkinin kültürünü geliştirerek yöre insanına katkı sağlamayı amaçlıyoruz."
Çırak, başlatılan çalışma kapsamında doğal ortamdan toplanan bitki örneklerinin hazırladıkları seralarda çoğaltılarak kültürünü alacaklarını bildirdi.
Bir sonraki aşamada yöre çiftçisi ile işbirliği yaparak yaygın olarak üretiminin planlandığını belirten Çırak, projenin yaklaşık 3 yıllık bir süreç içinde hayata geçmesinin planlandığını da söyledi.(aa)
Comment