Ne Mutlu O Analara!
Şehit, şahit olarak ölen, şahit olduğu anda ölümü isteyen, şahit olduğunda dönmek istemeyen, şahit olduğunda bitiren. Hayatı bitiren değil, hayat bulan. Ölen değil artık ölemeyen. Ölümsüzlüğü yakalayan. Fenada yok olan lakin bekaya sır olan..
Yaşayan bir ölü olmak değil ölümü yaşama çeviren ve ölümle biteviye yaşayan…
Biz de şehit olmayı arzuluyoruz değil mi? Öyleyse önce şahit olmayı öğrenmeliyiz.
Şehitlik şahidin ölüme duasıdır. Anı yakalayıp ölümü anda dilemesidir.
Yaşarken anı yakalamayan ölürken şahit olamaz. Zira şahit olduğun anlar seni şehadete götürür. Fanide şahit olanlar vardır ama dönülür ramak kala şehadete. Ten kafesi çeker geriye. Çünkü kafesten izlenmez, izlenemez ki. Kafesin parmaklıkları girer araya. Aralıklar karşıyı şekillendirmez. Parmaklıkların kestiği görüntü görüntü değildir.
Ayan beyan olmalı. “O” eksik tanımlanamaz.
O’na dönüşü O’nu görüşü göze alan ancak kafesten dışarı süzülebilir.
Görmek ve görünmektir şehadet! Görmeye ve görünmeye hazır mıyız? O zaten görüyor fakat biz görünebilecek kadar açık mıyız? Cesarettir bu anlamda şehadet. Ölüm korkusuna karşı bir cesaret değil. “Ben geldim!” diyebilmekteki cesaret.
“Ben tertemiz geldim, ben halkettiğin kıvamda kaldım, bozmadım beni, benle değil Sen’le geldim. Bendeki Sen’lere şahidim artık!” diyebilecek cesaret.
Peki bir kadın ana olurken ölürse neden şehit olur. Dünyada dahi cennet onların ayakları altında... Neden bu iltifata mahzar ana acaba..?
O’nun Sevgilisini (sallallahu aleyhi vesellem), bir ana doğurmadı mı? O ananın hürmetine bütün analar lütuflandı ve iltifat kazandı. Sebep bu bence anaya değer katan. Yaşarken şahidi, ölünce şehidi o Rahman’ın.
Çünkü; bir can dünyaya getirirken Canan’a vasıl oluyor ana. Bir fenaya bir bekaya can sunuyor ana. Günahla kirlenmişse ruhu yıkanıyor da, kir kalmayınca pir oluyor ana!
Ve Canan’a vasıl olalı “canım” demedi cane o ana…
“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.” (Âl-i İmran,1 8)
Elif Topaloğlu arsivi
Şehit, şahit olarak ölen, şahit olduğu anda ölümü isteyen, şahit olduğunda dönmek istemeyen, şahit olduğunda bitiren. Hayatı bitiren değil, hayat bulan. Ölen değil artık ölemeyen. Ölümsüzlüğü yakalayan. Fenada yok olan lakin bekaya sır olan..
Yaşayan bir ölü olmak değil ölümü yaşama çeviren ve ölümle biteviye yaşayan…
Biz de şehit olmayı arzuluyoruz değil mi? Öyleyse önce şahit olmayı öğrenmeliyiz.
Şehitlik şahidin ölüme duasıdır. Anı yakalayıp ölümü anda dilemesidir.
Yaşarken anı yakalamayan ölürken şahit olamaz. Zira şahit olduğun anlar seni şehadete götürür. Fanide şahit olanlar vardır ama dönülür ramak kala şehadete. Ten kafesi çeker geriye. Çünkü kafesten izlenmez, izlenemez ki. Kafesin parmaklıkları girer araya. Aralıklar karşıyı şekillendirmez. Parmaklıkların kestiği görüntü görüntü değildir.
Ayan beyan olmalı. “O” eksik tanımlanamaz.
O’na dönüşü O’nu görüşü göze alan ancak kafesten dışarı süzülebilir.
Görmek ve görünmektir şehadet! Görmeye ve görünmeye hazır mıyız? O zaten görüyor fakat biz görünebilecek kadar açık mıyız? Cesarettir bu anlamda şehadet. Ölüm korkusuna karşı bir cesaret değil. “Ben geldim!” diyebilmekteki cesaret.
“Ben tertemiz geldim, ben halkettiğin kıvamda kaldım, bozmadım beni, benle değil Sen’le geldim. Bendeki Sen’lere şahidim artık!” diyebilecek cesaret.
Peki bir kadın ana olurken ölürse neden şehit olur. Dünyada dahi cennet onların ayakları altında... Neden bu iltifata mahzar ana acaba..?
O’nun Sevgilisini (sallallahu aleyhi vesellem), bir ana doğurmadı mı? O ananın hürmetine bütün analar lütuflandı ve iltifat kazandı. Sebep bu bence anaya değer katan. Yaşarken şahidi, ölünce şehidi o Rahman’ın.
Çünkü; bir can dünyaya getirirken Canan’a vasıl oluyor ana. Bir fenaya bir bekaya can sunuyor ana. Günahla kirlenmişse ruhu yıkanıyor da, kir kalmayınca pir oluyor ana!
Ve Canan’a vasıl olalı “canım” demedi cane o ana…
“Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.” (Âl-i İmran,1 8)
Elif Topaloğlu arsivi


Comment