fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

yorumsuz

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • #16
    Cevap: yorumsuz

    Eskişehir Valisi Kadir çalışıçı, bu sorunun yanıtını söyleyen öğrencinin elini 'Bükümediğin bileği öpeceksin' diyerek öptü

    ESKİŞEHİR - Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı, inceleme yaptığı ilköğretim okulunda sohbet ettiği öğrencilerden birinin yönelttiği "8 tane 8 nasıl 1000 eder" sorusunu bilemeyince küçük kızın elini öptü.

    Vali Çalışıcı, Türkiye Kızılay Derneği Eskişehir Şubesi’nin "Kardeş Okul" protokolü imzaladığı 30 Ağustos İlköğretim Okulunu, İl Milli Eğitim Müdürü İbrahim Ceylan ve Kızılay Şube Başkanı Fahrettin Peksaygılı ile ziyaret etti. Gültepe Mahallesi’ndeki okulun eksiklerini yerinde tespit eden Vali Çalışıcı, daha sonra bazı sınıflara girerek öğrencilerle sohbet etti. Çalışıcı, öğrencilere sorduğu bir matematik probleminin doğru yanıtını alamayınca, çözümünü tahtada gösterdi ve "Bu soru yüzünden sizin gibi okurken 100 pide kaybettim" dedi.

    Bunun üzerine 4-C sınıfından Mine Uysal adlı bir kız öğrenci de Vali Çalışıcı’ya "8 tane 8 nasıl 1000 eder" diye sordu. Vali Çalışıcı, soruyu bir süre düşünüp yanıtlayamayınca, "Bükemediğin bileği öpeceksin" dedikten sonra öğrenci Mine Uysal’ın elini öptü.

    Daha sonra öğrenci, sorunun yanıtını şöyle verdi: "888’e 88 ekleyip üç 8'le toplandığında 8 tane 8’in kullanarak 1000 rakamına ulaşılır." 888+88+8+8+8=1000 (aa)
    gelecegimiz olan nesilden umutluyum yurekleriniz her zaman temiz kalsin guzel evlatlarimiz Radikal İnternet - Haber, Türkiye, yaşam, ekonomi, spor, sağlık, sanat, sinema, müzik, DVD, eğitim, kitap, çevre, gezi, dış basın, kültür, yorum, Avrupa Birliği, televizyon, bilim teknoloji

    Comment


    • #17
      Cevap: yorumsuz

      Nihayet ortaya çıkan CHP'li Önder Sav, gazetecilerden kaçtı


      Ankara Elmadağ'da bir partilisiyle konuşurken hac ibadeti ve Hz Muhammed hakkında söylediği yakışıksız sözler nedeniyle tepki çeken ve o günden sonra ortadan kaybolan CHP Genel Sekreteri Önder Sav, bugün CHP Grup toplantısına katıldı.


      İlgili Haberler


      Önder Sav'a bir tepki de partisinden geldi


      Hacca gitmek isteyen 80 yaşındaki partiliye, "Hacca gidip Araplara para kaptırma. Bakarsın Muhammed bırakmaz seni..." dediği için tepki toplayan ve o günden sonra adeta kayıplara karışan Önder Sav, bugün kameralar tarafından görüntülenebildi. Geçtiğimiz hafta yapılan grup toplantısına da katılmayan Önder Sav'ın bugün Meclis'e geldiğini öğrenen haberciler, Sav'a soru sormak için grup toplantısının yapıldığı salonun girişinde beklemeye başladılar.

      Ancak Önder Sav, sorulardan kaçmak için gazetecilerin beklediği kapıdan değil, başka bir kapıdan grup toplantısının yapıldığı salona girdi. Önder Sav, Genel Başkan Deniz Baykal'dan sonra grup toplantısına katıldı.

      ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]  - Nihayet ortaya çıkan CHP'li Önder Sav, gazetecilerden kaçtı

      Comment


      • #18
        Cevap: yorumsuz

        Türkçe Olimpiyadı hakkında düşüncelerinizi paylaşın
        Uluslararası Türkçe Olimpiyadı 110 ülkeden 550 öğrencinin katılımıyla 6. kez 'Merhaba' dedi. Kazakistan'dan, Uganda'dan, Moğolistan'dan veya Asya'dan, Amerika'dan, Afrika'dan gelen onlarca Türkçe sevdalısı Dünya'nın barış dilinin Türkçe olması için adım adım yürüyor. Türkçe'nin dünya dili olması için siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi bizimle paylaşın.
        ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi]

        Comment


        • #19
          Cevap: yorumsuz

          Çarşı Grubu kendini feshetti
          Süleyman ARAT 28 Mayıs 2008


          BEŞİKTAŞ’ın en önemli taraftar grubu olarak değerlendirilen "Çarşı" varlığını sona erdirme kararı aldı.


          "Asi Ruh" belgeselinin galasında konuşan tribün lideri Alen Markaryan son dönemde çıkan eleştiri ve çeşitli spekülasyonlar sebebiyle "Çarşı kendini feshetmiştir" dedi. Çarşı ile ilgili "Asi Ruh" belgeselinin Beşiktaş Kültür Merkezi’ndeki galasına katılan Markaryan, okuduğu bildirinin ardından son noktayı koydu: "Çarşı artık yok!"

          Öte yandan Çarşı’nın kuruluşunun 25. yılı şerefine Pancard Film Müzik tarafından çekilen 90 dakikalık "Asi Ruh" filmi beğeni topladı. Müzik marketlerde DVD olarak satılacak filmin galasında, Beşiktaş’ın yeni transferi Tuna Üzümcü, efsane futbolcularından Gökhan Keskin, Rıza Çalımbay, Feyyaz Uçar, Ali Gültiken ile Rıdvan Dilmen yanı sıra tiyatrocu Yılmaz Erdoğan, müzisyen Hakan Altun, sunucu Acun Ilıcalı da hazır bulundu.

          ÇARŞI'DAN VEDA MEKTUBU

          Türk futbolunda en çok konuşulan taraftar grubu olan Çarşı'nın kendi varlığına son verdiğini açıklamasından sonra, grubun lideri ALen Markaryan bir veda mektubu yayınladı.

          İşte o mektup:

          MAHALLENİN HEP KÖTÜ ÇOCUĞUYDUK

          Çeşitli badirelerin, sayısız hüzünlerin ve nice sevinçlerin dışa vurumudur bu film.

          Aslında bu film, bir hayatın yollara nasıl aktığının bir belgeselidir de...

          Gönül isterdi ki şampiyonlukla kucaklaşılmış bir senede bacak bacak üstüne ataraktan "inanın çocuklar başardık" şarkılarını söyleyerekten ve de şöyle 32 dişimizle gülerekten bir fotoğraf karesinde olalım.

          Lakin, çok sakin bir şekilde söyleyelim ki; Beşiktaş Camiası'nı o fotoğraf karesinde buluşturmak istemeyen güçler var.

          Amatör ruh, profesyonel düşünce içinde hazırlanmış bu filmde belki birşeyler hissedeceksiniz.

          Kıpır kıpır olan yanınıza kulak verin. Çünkü o yanınız size mutlu bir fotoğraf karesinin adresini söyleyecektir.

          Beşiktaş'ı yaşamak, Çarşı'yı hissetmek, tutkunlarına bir peri masalı gibidir.

          Dinleyenlerine bir zamk gibi yapışan bu aşk yaşayanlarına neler eylemektedir?

          Hiç düşündünüz mü?

          Devamlı sırtında kamburla dolaşan, ama negatif ama pozitif mutlaka eleştirilen, her daim içine çomak sokulan, dudak dudağa bile hayalken, göz göze sevişmelerine bile ferman çıkartılan bu coğrafyayı...

          Hiç düşündünüz mü?

          Bağırıyorken de, bağırmıyorken de her şekilde her dönemde para alıyorlar düye suçlanan, seviyesiz muhabbetlerin odak noktası bu haritanın ızdıraplarını hiç düşündünüz mü?

          Ve siz "karşı" olmak ne demektir bilir misiniz?

          Düşünün bakalım.

          Tam 1,5 saatiniz var.

          Mahallenin hep kötü çocuğuyduk.

          Hep içimizden, gönlümüzden birşeyler katmaya çalıştık.

          Ama yalnızca çalıştık.

          Zaman denilen amansız girdapla hep dalga geçtik.

          Zamanın tümünü Beşiktaş'la geçiren bu kitlenin ne yaptığını "zaman" bile anlayamazdı eminiz.

          İyi, kötü, güzel, çirkin, farklı, ayrıcalıklı, hit ve hep bir numara birçok imzamız oldu.

          Her şeyi Beşiktaş için yaptığımıza kalıbımızı basardık.

          Hala da basarız.

          Lakin bunları yaparken,
          galiba
          sanırım
          zannediyorum
          ve hissediyorum ki zarar veriyormuşuz.

          Şanlı, şerefli camiamızı rahatsız etmeye başladığımızı hissettik sanki. Biz fazlaysak, biz birilerinin adamıysak, biz Beşiktaş'sız bir hayat yaşamaya başlamışsak ve biz zarar veriyorsak hemen gidebilirdik.

          Herşey Beşiktaş için değil miydi?

          Aslında herşey geçen sene "satılmış Çarşı" diye bağırıldığında başladı.

          Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki...

          24 Saat Beşiktaş'ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?

          Ve biz nereye gidiyorduk?

          Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.

          Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, maske takmış bir sürü insan atıp tutuyor...

          Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.

          Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:

          "Çarşı Beşiktaş'ın üstüne geçti"

          İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı...

          Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki...

          Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?

          Neyse...
          İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.

          Hakkımız geçtiyse siz de hakkınızı helal edin.

          Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz.

          ÇARŞI

          adına Alen Markaryan

          bir galatasarayli olarak uzuldum ve yapma bunu carsi senki dunyanin sayili taraf gurubuna girmis bir topluluksun yapma bunu

          Comment


          • #20
            Cevap: yorumsuz

            Bedeli Türkiye mi ödeyecek - Hürriyet su sorununa bir bakis yazmiyorum yerinde ukuyunuz linke tiklamaniz yeterli

            Comment


            • #21
              Cevap: yorumsuz

              Odamı dinlediler 28 Mayıs 2008


              Okan KONURALP ANKARA



              BU HABERİN DETAYI



              CHP'den telekulak skandalına gensoru










              CHP Genel Sekreteri Önder Sav, eski Bolu Valisi Ali Serindağ ile Genel Merkez’deki makamında yaptığı baş başa konuşmanın ’devlet içinde örgütlenmiş bir şebeke tarafından dinlenerek dinci bir gazeteye servis yapıldığını’ iddia etti.

              Konuşmanın dinci gazetede kelimesi kelimesine yayımlanması üzerine CHP’de ’böcek’ araması yapıldı. Ancak dinleme cihazına rastlanmadı. Dinlemenin dışarıdan düzenekle yapılabileceğine dikkat çeken Sav, gelişmeleri şöyle anlattı:

              23 Mayıs, saat 10.00

              Geçen yıl yaptığım ziyaret sırasında tanıştığım Bolu Valisi Ali Serindağ’ı 27 Nisan’da merkez valiliğine atanınca telefonla arayarak teselli ettim. Bu telefon görüşmesi sırasında kahve davetinde de bulundum. Serindağ, bu davete 23 Mayıs cuma günü karşılık verdi. Genel merkezdeki makam odamda başbaşa görüştük. Saat 10.00’da başlayan sohbet, yaklaşık bir saat sürdü. Serindağ, daha sonra odamdan ayrıldı.

              Görüşmenin tutanağı

              3 gün sonra da Vali Serindağ ile yaptığım konuşma dinci bir gazetede tutanak halinde çıktı. Haberi ’Sanki CHP Valisi’ başlığıyla yayınladılar. Vali Serindağ beni arayarak, kendisinin de bu gazetenin muhabirleri olduğunu söyleyen kişiler tarafından pazar günü arandığını, görüşmeyle ilgili sorular sorulduğunu anlattı.

              Devlet içinde şebeke

              Bu görüşmeyi devlet içinde örgütlenmiş bir şebeke dinleyerek dinci bir gazeteye servis yaptı. CHP Genel Sekreteri’ni dinleme cüret ve ahlaksızlığını göstermeleri ibret vericidir. Devletin hangi birimi bu kadar pervasız olabilir? Bu dinlemenin, bir süredir dinci basın organlarında hakkımda sürdürülen kampanyanın bir uzantısı olma ihtimali var.

              Paksüt olayı gibi

              Bu konuşmanın hangi teknik kullanılarak elde edildiğini bilmem olanaksız. Oda ya içeriye yerleştirilmiş bir cihazla dinlendi ya da Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt olayındaki gibi uzaktan bir yerden, genel merkez civarındaki bir yerden teknoloji kullanılarak dinlendi. Ancak önemli olan ne şekilde dinlenildiği ve konuşmanın içeriği değildir.

              Açıklayın ya da istifa edin

              Demokrasinin bütün kurallarıyla işlediğini iddia edenler, CHP Genel Sekreteri’nin odasının dinlenmesi ayıbı altında ezilmeye mahkûmdurlar. İktidar, CHP’yi tatmin edici ve ikna edici bir açıklama yapmak zorundadır. Ya da Başbakan ve İçişleri Bakanı istifa etmelidir. CHP olarak, bu konuyu gerekli incelemeleri yaptıktan sonra Meclis denetimine de getireceğiz.

              Şerefsizlik ve ahlaksızlık

              Bizi dinleyenlerin basında çok da dile getirildiği gibi Fethullah Gülen’le ya da bir başka tarikat örgütlenmesine bağlı olup olmadıklarıyla ilgili bir isimlendirme yapmam çok zor. Ancak kim olursa olsun, yaptıkları büyük bir şerefsizlik ve ahlaksızlıktır.

              Kabak gibi ortaya düştüler

              Osman Paksüt olayında olduğu gibi Türkiye’de kimi mevki sahipleri ya da izlenmesinde yarar umulan kişiler, adım adım takip ediliyor, izleniyor. Kimi rastlantıyla ortaya çıkıyor, kimi bizim olayımızda olduğu gibi kabak gibi ortaya düşüyor. Kabak yarılmış ve çekirdekleri görülmüştür.

              Konuşmak istemedi

              VALİ Ali Serindağ Sav’ın iddialarıyla ilgili konuşmak istemedi. Serindağ sorulara, "İzin verirseniz bir şey söylemek istemiyorum, bu konuya girmek istemiyorum" karşılığını verdi. Serindağ halen merkez valisi olarak görev yapıyor.

              Sav ne zamandır dinleniyor

              SAV’ın ismi, 17 Mayıs’ta Ankara-Elmadağ ilçe örgütündeki ’hac’ değerlendirmesiyle gündeme geldi. Sav, kimin tarafından kayda alındığı bilinmeyen video görüntüsüne göre, hacca gitmesi konusunda yardımcı olmasını isteyen CHP’li Mustafa Ünal’a "Boş ver! Araplara para kaptırma" sözleriyle cevap vermişti. Basına yansıyan bu görüşmenin ardından, Sav’ın 23 Mayıs’ta Vali Serindağ’la yaptığı özel görüşmenin de basına yansıması "Ne zamandır dinleniyor?" sorusunu gündeme getirdi.

              2 aydır takip ediyorlar demişti

              ANAYASA Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, 13 Mayıs’ta Ankara Tenis Kulübü önünde gördüğü Doblo marka araçla dinlendiği ve izlendiği şüphesiyle Ankara Emniyet Müdürü’ne başvurmuştu. Paksüt, aracın Emniyet’e ait olduğu ortaya çıktıktan sonra da "Benimki kuru bir şüphe değil. Yaklaşık 2 aydır benzer araçlarla takip ediliyorum" demişti. Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt ise olayı "Lojmanlardan çıkışımızın hemen ardından arkamızda siyah Doblo marka araç belirdi. Hızını da bize göre ayarlıyordu. Araç peşimizden geldi. Otomobilde makyajımla ilgilendim. Ancak eşim, deneyimli olduğu için farkına varmıştı. Tenis Kulübü’ne yaklaştıkça şüphesi arttı" diye anlatmıştı.

              Demokrasi ayıbı

              CHP Genel Sekteri Önder Sav, dinlenildiğine yönelik iddiasını Genel Başkan Deniz Baykal’la da paylaştı. Kurmayının değerlendirmesini dikkatle dinleyen Baykal "Dinleme hangi yöntemle yapılmış olursa olsun, bu büyük bir demokrasi ayıbıdır. Özel hayata acımasız bir müdahaledir. Parti olarak gereği neyse yapacağız" dedi. Baykal dünkü grup konuşmasında ise şunları söyledi: "ABD’de Watergate skandalı yaşandı. Rakip siyasileri Nixon iktidarı dinletti. Telekulak yaptı. Bu ortaya çıkınca ABD sistemi el koydu ve Nixon Cumhurbaşkanlığı’ndan alındı. Fransa’da Cumhurbaşkanı yargılandı. Bizde yargılama olabiliyor mu? 13 yolsuzluk dosyası var Başbakan hakkında. Yargılanıyor mu?" AL BIRINI VUR OREKINE HEPSI BIR BIRINDEN TEMIZ ALLAHIM ******

              Comment


              • #22
                Cevap: yorumsuz

                Gökçek: Ankaralı Kızılırmak suyu içiyor, farkında değil
                ANKA

                Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Kesikköprü Barajı’ndan gelen Kızılırmak suyunun 21 gündür şehir içme suyu şebekesinde kullanıldığını açıklayarak, "Kimse de bunun farkına varmadı. İshal vakaları da artmadı" dedi.

                Gökçek, Büyükşehir Belediyesi Basın merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Kızılırmak’tan verilen suyunun son derece kaliteli ve sağlıklı bir su olduğunu söyledi. Ankaralı’nın 21 gündür Kesikköprü’den gelen Kızılırmak suyunu içtiğini bildiren Gökçek, "Kimse de bunun farkına varmadı. İshal vakaları da artmadı" dedi.

                Bu durumu önceden duyurmaları halinde, bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partilerin toplantılar düzenleyerek, ishal vakaları görüldüğü yönünde açıklamalarda bulunacağını öne süren Gökçek, "Bazı sivil toplum örgütlerinin bu durumu istismar ederek, ajitasyon yapmasını engellemek için bu gecikmiş açıklamayı yapıyorum. Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum" dedi.

                "GÜNLÜK OLARAK 20 FARKLI BÖLGEDEN SU ÖRNEKLERİ ALINARAK TAHLİLLER YAPILIYOR"

                Gökçek, Kızılırmak suyunun kalitesinin içilebilir olduğunu vurgulayarak 20 farklı bölgeden her gün alınan suyun günlük olarak tahlil edildiğini ve sonuçların ASKİ’nin internet sitesinde paylaşıldığını ifade etti. Ankara’da içilen suların sağlıksız olduğu iddialarını "ideolojik" açıklamalar olarak kabul ettiğini söyleyen Gökçek, "Bu açıklamadan sonra da benzer çarpıtıcı açıklamalar gelecektir" dedi. İvedik Su Arıtma Tesisi’nin resmi açılışının yakın bir zamanda yapılacağını bildiren Gökçek, sudaki sülfat oranının iddia edildiğinin aksine standartlar dahilinde olduğunu savundu. Kızılırmak Projesi’nin 12 ayda bitirilmesinin önemini vurgulayan Gökçek "Bu tür yapılan işi karalayıcı iddialar her zaman olacaktır. Halkına sağlıksız su vermesi için bir belediye başkanının hain olması lazımdır" şeklinde konuştu.

                "İSHAL VAKALARININ NEDENİ SU DEĞİL"

                Konya, Kırşehir ve Şereflikoçhisar’daki ishal salgını ile ilgili tartışmalara katılan Gökçek, "İshal salgınının nedeni Norovirüs adlı bir virüstür. Yaptığımız araştırmalar sonucunda zannedildiğinin aksine ishal salgınının nedeni su değil norovirüstür" dedi.

                Comment


                • #23
                  Cevap: yorumsuz

                  Zararlı Cemiyetler

                  Milli Mücadele’de azınlıkların kurduğu cemiyetlerin yanında milli çıkarlarımızla bağdaşmayan, milli birlik ve beraberliğimizi bozucu, işgalci devletlerin destek ve yardımlarıyla Türkler tarafından kurulan cemiyetler de mevcuttur.

                  a) Kürt Teali Cemiyeti

                  Bedirhani, Baban ve Şemdinan aşiretlerinden İstanbul’da oturan Kürt aileler ve entellektüel aydınlardan kurucuları arısında; “Ayan azasından cemiyet başkanı Seyit Abdülkadir, Başkan vekilleri Babanzade Mustafa Zihni Paşa, Bedirhani Emin Ali, Molla Said, Bediüzzaman (Said-i Nursi), Katipler: Babanzade Abdülaziz, Seyit Abdullah ve Şefik Beylerden oluşmaktadır.”

                  6 Kasım 1917’de kurulan cemiyet Dahiliye Nezareti’ne 7 Aralık 1918 tarihinde bir yazıyla başvurmuş; Dahiliye Nezareti 19 Şubat 1919 tarih ve 74 sayılı kararla kurulma izni vermiştir.

                  Başta kendisini; “1908 yılında kurulan Osmanlılık idealine bağlı bir hayır cemiyeti görünümünde olan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyetinin devamı gibi gösterdiyse de asıl amacı: mütarekenin yarattığı elverişli koşullardan yararlanarak bağımsız bir Kürt Devleti kurmaktı”.

                  Merkezi İstanbul’da bulunan cemiyetin Diyarbakır, Bitlis, Mardin, Erzurum, Elazığ, Van vilayetlerinde şubeleri ve geniş manada faaliyetleri vardı.

                  Türk milletinin aleyhinde çalışıp, Türk toprakları üzerinde İtilaf Devletlerinin menfaatleri doğrultusunda propaganda yaparak Osmanlıyı içten yıkmak için ellerinden gelen gayreti göstererek Millî Mücadele’yi aksatma çalışmalarıyla zararlı hale geldiler.

                  Seyit Abdülkadir ve ekibinin, Kürtleri Türkler’den ayrı bir kavim sayarak birbirlerine düşman ilân etmeye çalışması Wilson ilkelerinden faydalanarak bağımsız bir Kürdistan kurmayı amaçlaması; bütün Türkler ve en çok Doğu Anadolu vilayetleri halkı tarafından şiddetle reddedildi.

                  Doğu illerine Kürt memurların atanmasını isteyen kuruculardan Avni Paşa, Mevlanzade Rifat, Haydarizade İbrahim Efendi, Abuk Ahmet Paşa’dan oluşan grup; sonuç olarak “Kürdistan”a bir Kürt vali atanması ve belli sayıda Kürt görevlinin gönderilmesi fikrini benimsettiler.

                  Ali Bedirhani’nin Diyarbakır Valiliğine, Hamdi Paşa’nın 10. Kolordu komutanlığına, bir başka Kürt’ün Mardin valiliğine atanması işlemi; İngiliz Yüksek komiserliğinin Ali Bedirhani’ye güvenmemesi ve konunun Osmanlı Devletinin iç işlerine müdahele olacağı düşüncesiyle gerçekleşmedi. Bu arada yapılan 1919 Meclis-i Mebusan seçimlerini de bir dernek değilmiş gibi “Anadolu’da Kuvayı Milliye’nin seçime faal bir surette müdahele ettiği gerekçesiyle veto edip katılmadı”.

                  Kendilerini Kürt davasının tek temsilcisi sayan cemiyet üyeleri, İstanbul’da bulunan İngiliz, Fransız, Amerikan komisyon üyelerini ziyaretle isteklerde bulundular. 4 Ağustos 1919’da Amerikan heyetiyle İstanbul’da Seyit Abdülkadir başkanlığında görüşen cemiyet üyeleri; “Kürdistan hudutlarının gösterildiği bir haritayı vererek denize de bir çıkışlarının bulunmasını istediler”.

                  Amerikan Komiserinin Kürdistan’ın büyük bir kısmını içine alan Ermenistan Devleti’nin kurulmasına karar verildiğini söylemesi üzerine kızan Bediüzzaman Said Nursi cevaben; “Kürdistan eğer deniz sahilinde olsaydı harp gemilerinizle belki bu kararı tatbik edebilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına gemileriniz çıkamaz bu kararınız da uygulanamaz.” dedi. Amerika’dan Kürt milli haklarına yardımcı olmaları yönündeki isteklerine Amerikan Komiseri; “Sen kendin yardımcı ol, Allah da sana yardım eder” diyerek toplantıyı sona erdirdi.

                  “Jin” ve “Kürdistan” dergileri çıkararak, boş yere fırtına koparıp Türk halkından toprak isteyen Kürt Teali Cemiyeti üyeleri, Kürt Şerif Paşa’nın Paris’teki girişimlerini desteklediler. “Barış Konferansına iki muhtıra ve bir Kürdistan haritası sunan Şerif Paşa, Ermeni temsilci Bogos Nubar Paşa ile de bir andlaşma yaptı. Cemiyet üyelerinden Arif Paşa başkanlığında oluşturulan heyet de destek vermek üzere Paris’e gönderildi.”

                  Paris Barış Konferansı’nın devam ettiği bir sırada; Seyit Abdülkadir’in bir gazeteciye; “Şerif Paşa’nın cemiyetlerinin delegesi olduğunu, Kürtleri temsil edebileceği ve altı doğu vilayetinde Kürtlerin çoğunlukta bulunması nedeniyle bu iller için özerklik istendiğini, ancak Ermenilerin mi yoksa Kürtlerin mi çoğunlukta bulunduğunu İtilaf Devletlerince oluşturulacak bir kurulun yerinde araştıracağını, bunun için Ermeni temsilci ile andlaşma yapıldığını söylemesi tepkilere neden oldu.” Kürt aşiret ahalisi de Şerif Paşa’nın gereksiz vekilliğine karşı durdu. Bunun üzerine, konferanstan çekilen Şerif Paşa’nın davranışını, Seyit Abdülkadir Ermeniler lehine çıkacak bir kararın sebebi olabileceğini düşünerek 17 Mayıs 1920’de Paris’e konfrans delegelerine çektiği telgrafında; “Kürtlerin Şerif Paşa’nın çekilmesiyle konferansta temsil edilmediğini bu nedenle konferansın alacağı kararların Kürtleri bağlamayacağı hatta kararların geçerli sayılmayacağını duyurdu.”

                  İtilaf Devletleri’nin Kürtleri, Türklerden ayrı olarak düşünmeyip Paris Barış konferansında Ermeniler lehine aldığı kararlar Kürt toplumunda ikiliğe yol açtı. Kürdistan’ın bağımsızlığından vazgeçen Seyit Abdülkadir, Osmanlı toprak bütünlüğü içinde bir Kürt otonomisi fikrini savunurken, radikallerden oluşan ikinci grup hâlâ bağımsız Kürdistan hayaliyle yaşadılar.

                  Meclis-i Mebusan’daki Kürdistanla ilgili tartışmalar, Seyit Abdülkadir’in İstanbul gazete sütunlarında yer alan “Kürtler bağımsızlık istemiyorlar” açıklaması teşkilatta bölünmeyi hızlandırdı.

                  Kürt Teali Cemiyeti içindeki çekişmeler 1919’un son ayları ile 1920 yılı içinde hızlandı. Osmanlı hükümetinin de Haziran 1920’den itibaren cemiyet şubelerini kapatışı ve bazı üyelerini tutuklaması cemiyet içindeki huzursuzluğu artırdı. Siyasî hayatı sona doğru hızla ilerledi. Üyelerinin herbirinin kafasından ayrı bir ses çıkması cemiyetin kapanmasıyla ilgili bir kararında alınamayışına sebep oldu. Destek verdiği; “Kürt Tamimi Maarif Cemiyeti, Kürt Talebe Hevi Cemiyeti ve Kürt Kadınları Teali Cemiyetiyle birlikte Milli Mücadele sonunda T.B.M.M. hükümetinin kuruluşuyla son buldu.
                  Zararlı Cemiyetler | İsmail Kandemir

                  Comment


                  • #24
                    Cevap: yorumsuz

                    Yıl: 1904 “Yorumsuz”Mayıs 19th, 2008 tarihinde KANDEMİR tarafindan Bilgilendirme kategorisi altinda yayimlanmistir. Yıl: 1904

                    Yer: Osmanlı Harp Akademisi

                    Hoca: Strateji Hocası Şükrü Bey

                    Öğrenciler: Mustafa Kemal ve diğer kurmay subay adayları.


                    Şükrü Bey, o günkü dersine başladığında, genç kurmay adaylarına şöyle seslenir: ‘Arkadaşlar, ben size bugün klasik savaş usulünden, tabya savaşından bahsetmeyeceğim, bunu zaten biliyorsunuz. Bugünkü dersimizin konusu yeni gelişen, önümüzdeki zamanlarda yoğun olarak karşılaşılacak bir savaş yönteminden, gerilla savaşından bahsedeceğim.’der. Ve bu gayri nizami harp tekniği hakkında gerekli teorik bilgileri verir.

                    Bundan sonra öğrencilerden birisi söz alır, bu öğrenci Mustafa Kemal’dir. Strateji hocası Şükrü Bey’e şöyle seslenir: ‘Hocam, nazari olarak konuyla ilgili bilgileri öğrendik, siz bize bir “Mesele” verin ve biz onun üzerinden konuyu işleyelim.’ der. Bunun üzerine Şükrü Bey, arkasında bulunan haritaya dönerek, eliyle İzmit’ten başlayıp Batum’a kadar olan Karadeniz Bölgesi’ni göstererek, “İlerde bu bölgede şimdiden bilinmeyen bir sebeple, Türkler tarafından İstanbul’daki hükümete karşı bir ayaklanma çıksa, siz bir gerilla olarak bu ayaklanmayı nasıl yürütürsünüz, bunlarla mücadele etseniz nasıl yol izlersiniz?”

                    Zamanla köprünün altından başka sular geçer ve takvimler bir gün 19 Mayıs 1919 gününü tarihe not düşer.
                    Yıl: 1904 “Yorumsuz” | İsmail Kandemir

                    Comment


                    • #25
                      Cevap: yorumsuz

                      İbrahim bey yine bildiğini okuyorsun ama bence olmuyor.Bu yazdıkların haberlerin yeri burası değil.Allah aşkına 1940 yıllarının zihniyetini taşıyan çağ dışı bir partinin reklamını burda yapmayerimi Bençe hiç hoş değil.Yanlış yerde at koşturmaya çalışıyorsun.Her şey yerinde ve zamanında yapılırsa güzeldir.

                      Comment


                      • #26
                        Cevap: yorumsuz

                        Beşiktaşlı değilim ama bu duruma üzüldüm gerçekten.

                        Comment


                        • #27
                          Cevap: yorumsuz

                          sevgili ubeyde abi ben hic kimsenin reklamini yapmiyorumki eger yapicak olsam inanki bu chp olmaz amacim hepsinin ayni yani duzen partilerinin bir birlerinden farki olmadigini soylemek istedim bu yuzden hepsi bir birinden temiz dedim

                          Comment


                          • #28
                            Cevap: yorumsuz

                            MADRID, STOCKHOLM CORRESPONDANTS

                            Si le mouvement des pêcheurs hésite en France, où la grève a été suspendue dans les ports du nord, il s'étend en Espagne, qui a la plus importante flotte d'Europe, et au Portugal.

                            Les pêcheurs espagnols se sont donnés rendez-vous vendredi 30 mars à Madrid, où leur manifestation sera le point de départ d'un mouvement de "grève illimitée" qui touchera aussi le Portugal. Lancé par la Confédération espagnole de la pêche, principale organisation patronale du secteur, ce mot d'ordre a été devancé dans certains ports catalans, galiciens et andalous, où les navires sont à quai depuis le début de la semaine, en attendant l'entrée en action de la flotte hauturière de l'Atlantique. La Confédération nationale des coopératives de pêches appelle également à manifester. La grève pourrait vider les "lonjas" des ports, où se vend en gros le produit de la pêche.

                            Réagissez aux articles que vous venez de lire.
                            Abonnez-vous au Monde.fr : 6€ par mois + 30 jours offerts
                            SUR LE MÊME SUJET
                            Radiozapping Grogne des pêcheurs, ça suffit ?

                            Les faits Paris milite pour une action de l'UE contre la hausse des carburants

                            Son "Michel Barnier a promis aux pêcheurs un gazole à 40 centimes de façon définitive"

                            Edition abonnés Archive : Arnaud Puyo, dans la nasse

                            Une fois n'est pas coutume, pêcheurs espagnols et français, souvent opposés dans le partage de la ressource halieutique, font cause commune. Les patrons pêcheurs espagnols réclament une réduction du prix des carburants, des allégements de cotisations sociales et un contrôle accru sur les importations de poissons et de fruits de la mer.

                            Dans le nord de l'Europe, les syndicats de pêcheurs scandinaves estiment au contraire que l'augmentation du coût du mazout doit être compensé au niveau du marché européen et non par des subventions d'état. Pas de grève donc, pas de blocage. Les Danois proposent qu'une sorte de cotisation carburant soit ajoutée au prix du poisson à la criée afin de couvrir les surcoûts. "Si les consommateurs veulent les produits, il faut aussi qu'ils en payent le prix", estime Flemming Kristensen, président de l'Association des pêcheurs danois. Une subvention n'est pas une solution à long terme. "Le problème général est que le prix du produit ne couvre pas les coûts en hausse", dit-il. Même son de cloche en Suède. "Nous comprenons le problème de nos collègues français car les coûts sont les mêmes", constate Henrik Svenberg, le président des pêcheurs suédois. Mais "nous devons chercher des solutions dans la chaîne de production. Dans le transport aérien, on augmente le prix du billet d'avion".

                            Cécile Chambraud et Olivier Truc
                            fransadaki atlantik denizindeki balikci grevi sonunda avrupa birligine sicradi ikinci grev ispanyadan hadi hayirlisi bu aralar siki bir grev dalgasi dolasiyor

                            Comment


                            • #29
                              Cevap: yorumsuz

                              35 heures, fonction publique, retraites : un mois de juin chargé sur le front social
                              Trois syndicats de fonctionnaires, ainsi que la CGT-Cheminots, appellent à la grève le 10 juin, tandis que la CGT et la CFDT appellent à manifester le 17 juin
                              uc sendika ve cgt buyuk bir cagri yaparak genel grev 10haziran isi birakma cagrisinda bulunarak 17 hazirandada buyuk bir gosteri duzenlenecegini acikliyor
                              kaynaklar le monde fr

                              Comment


                              • #30
                                Cevap: yorumsuz

                                Après deux ans d'envolée des cours des matières premières agricoles, ceux qui en profitent comme ceux qui en pâtissent se demandent si les prix retrouveront un jour leurs niveaux passés. Pas dans l'immédiat, concluent l'Organisation de coopération et de développement économiques (OCDE) et l'Organisation pour l'alimentation et l'agriculture des Nations unies (FAO), qui publient, jeudi 29 mai, des "Perspectives agricoles pour 2008-2017". En pleine crise alimentaire mondiale, cette quatrième édition des "Perspectives" devait pour la première fois être présentée par le secrétaire général de l'OCDE, Angel Gurria, et le directeur général de la FAO, Jacques Diouf.
                                2008 den 2017 kadar dunya gidasinda cok buyuk bir sikinti yasanacagini yazan gazetemiz le monde degerli tarim profosorlerimizin henuz ne tur alternetif olusturucaklarinibelirmemeistir ancak su kenidirki bu sekilde insan uremesi devam ederse insanligin sonu fazla uzak gorunmemekte

                                Comment

                                Working...
                                X