fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

yorumsuz

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • #31
    Cevap: yorumsuz

    Le Monde.fr : La crise alimentaire dans plus de quarante pays
    iste bu cok onemli linke tiklayiniz ve 40 ulkenin gida kitligi cekecek ulkelerini gorunuz

    Comment


    • #32
      Cevap: yorumsuz

      ispanyaya siçrayan grev dalgasi fransanin atlantik denizi kiyilarinda baslamasi ve balikçilarin ilk eyleme gecmesi degerli meslektaslarimizida harekete gecirdi tarim iscileri yukselen akiryakit fiyatlarini proteto etmek icin butun tarimcilara cagri yapmaktadir
      kaynak france info.fr

      Comment


      • #33
        Cevap: yorumsuz

        Prenant le relais d'un mouvement français qui paraît s'essouffler, les pêcheurs espagnols, portugais et italiens ont à leur tour entamé vendredi 30 mai une "grève illimitée", très largement suivie, contre la flambée du prix du gazole. Plus de 10 000 pêcheurs étaient à l'arrêt en Italie, d'après la principale fédération de pêche du pays.


        Toute l'actualité des élections américaines par e-mail.
        Abonnez-vous au Monde.fr : 6€ par mois + 30 jours offerts
        SUR LE MÊME SUJET
        Vidéo Entre 7 000 et 10 000 pêcheurs dans les rues de Madrid

        Cadrage Prix du gazole : l'Elysée s'active, Matignon freine

        Témoignages Taxi, routier, agriculteur ou infirmière : leur casse-tête quotidien

        Eclairage La grève des pêcheurs s'étend en Espagne

        Vidéo Pêcheurs et agriculteurs ne désarment pas contre le gazole cher

        Les faits Paris milite pour une action de l'UE contre la hausse des carburants


        En Espagne et au Portugal, la totalité des bateaux de pêche sont restés à quai, selon les organisations de pêcheurs."C'est la pire crise que traverse le secteur depuis cent ans. Le prix du gazole a triplé en quatre ans et le prix du poisson à la première vente n'a pas bougé depuis vingt ans", a expliqué Javier Garat, le secrétaire général de la Confédération espagnole de la Pêche (Cepesca), principale organisation patronale.

        A Madrid, une manifestation réunissait 7 000 à 10 000 pêcheurs vendredi après-midi. Dans les rangs, on pouvait apercevoir une délégation de pêcheurs de Lorient (Morbihan), tandis que leurs collègues de la même ville ont voté dans la journée la fin de la grève. Le Guilvinec (Finistère), troisième port de pêche du pays en tonnage, derrière Lorient, a fait de même.

        La veille, le mouvement avait déjà été suspendu à La Rochelle (Charente-Maritime), l'un des ports menant la fronde depuis le 14 mai, ainsi qu'à Saint-Malo (Ille-et-Vilaine) et Paimpol (Côtes d'Armor), tandis que les pêcheurs commençaient à reprendre la mer à Boulogne-sur-Mer (1er port français), Calais et Dunkerque, dans le Nord. "Ça fait cinq semaines qu'on faisait grève, il y a un moment où il faut laisser respirer les gens", expliquait vendredi Stéphane Pinto, délégué CFDT à Boulogne-sur-Mer.


        AGRICULTEURS ET CHAUFFEURS ROUTIERS VENUS PRÊTER MAIN FORTE

        Certains grévistes français semblaient cependant tenir bon : imitant leurs homologues bordelais, qui ont reconduit le mouvement jeudi, les pêcheurs de la baie de Saint-Brieuc ont voté à main levée vendredi la poursuite de la grève jusqu'à lundi matin. Dans le reste de la France, les agriculteurs et les chauffeurs routiers sont venus prêter main forte aux pêcheurs toujours en grève, notamment dans le sud-est.


        Dans les Bouches-du-Rhône, la raffinerie de la Mède et le dépôt pétrolier de Fos ont à nouveau été bloqués temporairement vendredi matin ; des agriculteurs se sont rendus dans des supermarchés à Avignon pour contrôler les prix tandis que dans le Var, une opération escargot des Jeunes agriculteurs a provoqué de gros bouchons à la mi-journée. Quatre dépôts de carburants ont par ailleurs été bloqués en Rhône-Alpes, à Annecy-Vovray (Haute-Savoie), Chignin (Savoie), Villette de Vienne (Isère) et Saint-Etienne (Loire), et deux autres en Bourgogne, au sud de Dijon.

        Dans le Centre, plus d'une centaine d'agriculteurs ont coupé la RN 145 à l'ouest de Guéret et l'accès à l'A20, réclamant un carburant à "environ 0,50 euro le litre". Des routiers ont participé à une opération escargot autour de Limoges. D'autres pourraient rejoindre le mouvement dès samedi en Lorraine, Franche-Comté et dans les Alpes-Maritimes lundi

        .
        Grevin italya ve portekize sicramis durumdadir fransa ve ispanya arasinda cuma gununden itibaren pazertesi sabahi son bulacak greve tarim iscileri ve kamyon soforleride katilma karari almistir.otoyollarda ayni salyongoz gibi araba kullanicaklarini soylen kamyon soforleri boylelikle yol kapatma eylemi ile de katilacaklardir
        Les pêcheurs européens prennent le relais du mouvement lancé en France - Economie - Le Monde.fr

        Comment


        • #34
          Cevap: yorumsuz

          Bruno Le Maire (UMP) juge "inopportune" l'obligation d'un référendum sur l'entrée de la Turquie dans l'UE


          sarkozy sabalaginin kolesi mecburen turkiyenin avrupa birligine girmesi icin refanduma gidilmesi gerkliligini soylemistir
          peki neden sabalak dedim fransiz halkina daha dogrusu ermeni irkina soz verdiler ancak sunuda cok iyi biliyorlarki fransiz halkinin turkler ile bir sorunu yoktur refanduma gidip kendilerini temizliyecekler yani verdikleri sozler bosa cikti
          neden siyasilerin tamami hic ayrim yapmadan hepsi bu sekilde

          Les députés ont ajouté, jeudi 29 mai, une disposition rendant obligatoire un référendum pour l'entrée de la Turquie dans l'Union européenne, dans le projet de réforme des institutions. Bruno Le Maire, député UMP, regrette une disposition qui "stigmatise" la Turquie.Le Monde.fr : Bruno Le Maire (UMP) juge "inopportune" l'obligation d'un référendum sur l'entrée de la Turquie dans l'UE

          Comment


          • #35
            Cevap: yorumsuz

            Türkler de yanmak istiyor' 31 Mayıs 2008


            Emre BAYLAN/ ANTALYA,(DHA)



            Çok sayıda "yakılma" talebinin geldiğini söyleyen cenaze hizmetleri derneği Yönetim Kurulu Üyesi Murat Aslanoğlu, "Ancak Türkiye'de yasalarda olmasına rağmen yakma işleminin alt yapısının kurulamadığını söyledi."


            Uluslararası Ölü Yakma Federasyonu'nun tek Türk üyesi Murat Aslanoğlu, Marmaris, Fethiye ve Bodrum'da yerleşik yabancıların ön ödemeli olarak İngiliz cenaze şirketlerinden defin töreni satın aldığını söyledi. Hıfzıssıhha Kanunu'na göre ihtiyaç duyulması halinde belediyelerin krematoryum (ölü yakılan yer) açabileceği ifade edilmesine rağmen belediyelerin görevleri arasında Belediye Kanunu'nda böyle bir madde bulunmadığını kaydeden Aslanoğlu, bunun da yasal bir boşluk yarattığını kaydetti.

            ULUSLARARASI Ölü Yakma Federasyonu'nun tek Türk üyesi Murat Aslanoğlu, Marmaris, Fethiye ve Bodrum'da yerleşik yabancıların ön ödemeli olarak İngiliz cenaze şirketlerinden defin töreni satın aldığını söyledi. Hıfzıssıhha Kanunu'na göre ihtiyaç duyulması halinde belediyelerin krematoryum (ölü yakılan yer) açabileceği ifade edilmesine rağmen belediyelerin görevleri arasında Belediye Kanunu'nda böyle bir madde bulunmadığını kaydeden Aslanoğlu, bunun da yasal bir boşluk yarattığını kaydetti.
            Türkiye'de ilk defa cenaze hizmeti veren şirketler uluslararası bir konferansta bir araya geldi. Antalya'da düzenlenen Birinci Uluslararası Cenaze Hizmetleri Konferansı'na Almanya, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye'den 25'e yakın firma, kültürler arası cenaze törenlerinin sunduğu fırsatları, farklı dinlere mensup kişilere eşit cenaze hizmeti vermenin yollarını tartıştı.

            EŞİT CENAZE HİZMETİ
            Aynı zamanda Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Ulusal Cenaze Hizmetleri Derneği (CENHİZDER) Kurucu Üyesi olan Murat Aslanoğlu, konferansının amacını “Cenaze ve defin hizmetlerine sadece bizim açımızdan değil, başka gözlüklerden de bakabilmemizi sağlamak” olarak açıkladı. Türkiye'de belediyelerin herkese eşit düzeyde hizmet verme şansının giderek azaldığını kaydeden Murat Aslanoğlu, “Nasıl sağlık hizmeti veriliyorsa Türkiye'de yaşayan farklı dinlere mensup herkese cenaze hizmetinin de verilebilmesi gerekiyor” diye konuştu.

            ÇOĞUNLUK BELİRLİYOR
            Türkiye'de cenaze hizmetlerinin şeklinin Müslüman çoğunluk tarafından belirlendiğini kaydeden Aslanoğlu, şunları söyledi:
            “Cenaze ve defin hizmetleri tamamen belediyelerin, yerel otoritelerin kontrolü altında. Malesef herkese eşit düzeyde verilebilen bir cenaze hizmeti de söz konusu değil. Bunun yazılı bir standartı da yok. Bu noktada dinin çok büyük etkisi var. Çoğunluk kimse, belediyeler ona göre kendini şekillendiriyor. Farklı kültürlere hizmet verme olanağını ortadan kaldırıyor.”

            PARASI OLANA ÖZEL HİZMET
            Belediyeler tarafından sağlanan cenaze hizmetlerinin çok ucuz olduğunu ve bunun da sektörün gelişmesini engellediğinin altını çizen Aslanoğlu, “Türkiye'de parası olana da olmayana da aynı hizmet veriliyor. Türkiye global dünyada yer almak istiyorsa parası olana arzu ettiğini sunması gerekir. Bunu belediyelerin yapabilme şansı yok. Bu açıdan özel şirketlerin artması gerektiğini savunuyoruz. Belediye düzenleyici bir kurum olarak varlığını koruyabilir” diye konuştu.
            Murat Aslanoğlu, Marmaris, Fethiye ve Bodrum'da yerleşik yabancıların ön ödemeli olarak İngiliz cenaze şirketlerinden defin töreni satın aldığını söyledi. Aslanoğlu, “İnsanlar ölmeden önce nasıl bir cenaze hizmeti almak istediklerini firmalara aktarıyor ve onu bir ödeme planına bağlıyorlar. Türkiye'de de iki İngiliz şirketi Marmaris, Bodrum ve Fethiye'de yaşayan İngilizlere yönelik çalışma yapıyor” diye konuştu.

            KREMATORYUM TARTIŞMASI
            Aslanoğlu, Türkiye'de krematoryum kurulması noktasında yasal boşluk olduğunu söyledi. Hıfzıssıhha Kanunu'na göre ihtiyaç duyulması halinde belediyelerin krematoryum açabileceği ifade edilmesine rağmen Belediye Kanunu'nda belediyelerin görevleri arasında böyle bir madde bulunmadığı ve bunun da yasal bir boşluk yarattığını kaydeden Murat Aslanoğlu, firma olarak ölü yakılması konusunda talepler geldiğini, ama bu talepleri geri çevirmek durumunda olduklarını söyledi.

            GENCER'İN KÜLLERİ
            CENHİZDER Kurucu Üyesi Aslanoğlu, krematoryum kurulsa bile küllerin ne olacağı konusunun bir muamma olduğunu kaydetti. Dünyaca ünlü soprano Leyla Gencer'in küllerinin denize savrulması konusunun bile hukuki olarak tartışmalı olduğunu kaydeden Aslanoğlu, şunları söyledi:
            “Küller denize savrulabilir ya da savrulmayabilir diye bir düzenleme yok. Ama kaldı ki o küllerin hukuki bir çözüme ihtiyacı var. Mesela Almanya'da küller mezarlıkta özel bir bölüme yerleştiriliyor. Alıp eve götüremiyorsunuz. İnsan külünün hukuki olarak değeri var. Ama Türkiye'de buna ilişkin yasal bir düzenleme yok.”

            Comment


            • #36
              Cevap: yorumsuz

              İmamdan inanılmaz sözler 31 Mayıs 2008


              DHA



              BU HABERİN DETAYI



              Bu kez de çiçekten çıkan kene ısırdı



              Kene ısırığında ilk 12 saat önemli










              KARABÜK’ün Eflani İlçesi’nde yaşayan 75 yaşındaki Zülfiye Tunç, keneden geçen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle tedavi gördüğü hastanede yaşamını kaybetti.


              KÖY İMAMININ ÇILDIRTAN YORUMU

              İŞTE OLAY CENAZE TÖRENİNDEN KARELER

              Eflani’nin Müftüler Köyü’nde yaşayan Zülfiye Tunç, 4 gün önce Karabük Devlet Hastanesi’nde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle tedavi altına alındı. Zülfiye Tunç yoğun bakım servisinde yaşamını kaybetti.
              Zülfiye Tunç’un cenazesi bugün ikindi namazının ardından köyünde toprağa verilecek.

              CENAZE NAMAZINDA, İMAMDAN TARTIŞMALI SÖZLER

              Karabük'ün Eflani İlçesi’nde, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı şüphesiyle tedavi gördüğü hastanede yaşamanı kaybeden Zülfiye Tunç'un cenaze namazında konuşan imam Muharrem Tokgöz, “Cenab-ı Allah bir ufacık böcekle bir koca bedeni yok eder. Cenab-ı Allah diyor ki, dünyada bazı husumetler artınca kavimlere bazı cezalar verilir, onlara bilinmedik hastalıklar verilir. Dünyada fiili ve sözlü fuhuşlar artıkça, bu tür belalar başımıza musallat olur. Bunlardan kurtulmamız için Cenab-ı Allah'ın kurallarına uyalım, maneviyata önem verelim, öğrenelim. Burada bu tür hastalıklarla mücadele etmemiz için iki yol var. Birincisi sağlık kuralları, ikinci Cenab-ı Allah'ın maneviyatına yönelmek” dedi.


              acaba bu kadincagaz zinami yaptida yasamini yitirdi bir ara imamin eside aids hastaligina yakalanmisti kan almaktan dolayi hayret demekki zina yapanada yapmayanada esit muamele

              Comment


              • #37
                Cevap: yorumsuz

                Böyle yobazlık görülmedi






                Medrese hocası, Kuran'ı öğrenmediği gerekçesiyle 7 yaşındaki öğrencisini, tavandaki pervaneden başaşağı astı.


                İngiliz BBC televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre, Pakistan'da bir medrese hocası, Kuran'ı öğrenmediği gerekçesiyle 7 yaşındaki öğrencisini, tavandaki pervaneden başaşağı astı.

                Zavalı çocuk indirildikten hemen sonra öğretmenin odasında can verdi. Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, olayla ilgili soruşturma başlatırken, medrese hocası Maulvi Ziauddin tutuklandı.

                Medresedeki öğrenciler, hoca Maulvi Ziauddin'in 7 yaşındaki Atıf'ı geçen çarşamba günü pervanaye başaşağı asarak bir süre öyle bıraktığını söyledi. Bir tarım işçisinin oğlu olan Atıf medresede 20 Kuran öğrencisiyle birlikte ders alıyordu. Atıf kuzeniyle birlikte aynı medreseye gidiyordu. Kuzeni, talihsiz çocuğu çarşamba akşamı ve ertesi günün sabahı göremeyince ailesine haber verdi. Kısa süre sonra Atıf'ın cansız bedeni medrese hocası Maulvi Ziauddin'in odasında bulundu ama hoca ortalıkta görünmüyordu.

                Pakistan polisi acımasız hocayı perşembe akşamı başka bir köyde gözaltına alarak tutukladı. Şimdi Pakistan Başkanı Yusuf Rıza Gilani olayla ilgili soruşturma başlattı.

                İnsan hakları örgütleri Pakistan'da çocukların sık sık şiddete maruz kaldıklarını belirtiyor.

                Comment


                • #38
                  Cevap: yorumsuz

                  Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri

                  --------------------------------------------------------------------------------

                  Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
                  Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

                  Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

                  Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.



                  Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

                  1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

                  Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

                  Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

                  Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.


                  Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

                  Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

                  Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

                  Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.


                  "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"


                  bir tavana asilan cocuklara birde mevlanaya bakin islami en guzel yasamak onun hayatindaki ozveri olsa gerek

                  Comment


                  • #39
                    Cevap: yorumsuz

                    Genelkurmay harekatının görüntüleri yayınlandı
                    HAKKARİ, (DHA)

                    GENELKURMAY Başkanlığı, Türk savaş uçaklarının perşembe günü İran-Irak sınırındaki Hakurk bölgesine düzenlenen hava operasyonunun etkili olduğunu, terör örgütü PKK'nın kullandığı 9 barınak, 4 tesis ve 3 malzeme stok yerinin vurulduğunu açıkladı.

                    Açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadelesini yurt içinde ve yurt dışında artan bir güç ve kararlılıkla sürdürecek ve Irak’ın kuzeyinin terör örgütü için güvenli bir bölge olmadığı tüm kesimler tarafından öğrenilecektir” denildi.

                    Genelkurmay Başkanlığı'ndan bugün yapılan açıklamada, teröristlerin bulunduğu hedeflerin tam isamet vurulduğu belirtilirken şöyle denildi:

                    “Irak’ın kuzeyinde Hakurk bölgesinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait hedefler, 29 Mayıs 2008 günü saat 11:00’den itibaren Hava Kuvvetlerine mensup uçaklarımız tarafından yoğun ve etkili bir şekilde ateş altına alınmıştır. Teröristlerin bulunduğu tespit ve teyit edilen hedeflerin hepsi tam isabetle vurulmuş ve vurulan tesislerdeki teröristler etkisiz hale getirilmiştir.

                    Terörist kayıpları konusundaki değerlendirme çalışmaları devam etmektedir. İcra edilen operasyonda, terör örgütüne ait 9 barınak, 3 malzeme stok yeri ve 4 muhtelif tesis kullanılamayacak şekilde tahrip edilmiştir. Vurulan hedefler arasında, sınırdan sızma ve Türkiye’de eylem yapma hazırlığında olan bir grup teröristin toplanma bölgeleri de bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadelesini yurt içinde ve yurt dışında artan bir güç ve kararlılıkla sürdürecek ve Irak’ın kuzeyinin terör örgütü için güvenli bir bölge olmadığı tüm kesimler tarafından öğrenilecektir.”

                    Genelkurmay harekatının görüntüleri yayınlandı / Türkiye / Milliyet İnternet

                    Comment


                    • #40
                      Cevap: yorumsuz

                      DOGAYA VE DOGAL YASAMA ASIK OLANLAR MILLEYET GAZETISINDEKI BU LINKE TIKLAYINIZ EGER GERCEKSE ORADA YASAMAK ISTERDIM Dünyayı Å?aÅ?ırtan kabile! / Dünya / Milliyet İnternet

                      Comment


                      • #41
                        Cevap: yorumsuz

                        Tayt giyiyorlar diye milli kürekçileri hastanelik ettiler 31 Mayıs 2008


                        Bahattin TOKNAZ/SAPANCA(Sakarya), (DHA)



                        Sapanca'da düzenlenen Türkiye Kürek Şampiyonası'na katılan Ankara Üniversitesi Kürek takımı, polis merkezine 25 metre mesafede, 25 kişinin tekmeli tokatlı saldırısına uğradı. Sporcular darp edilirken bir sporcu beyin travması geçirerek hastaneye kaldırıldı. Saldırganlar kayıplara karıştı.


                        Olay bu akşam saat 19.30 sıralarında meydana geldi. Prof. Dr. Yılmaz Akça başkanlığındaki Ankara Üniversitesi Kürek Takımı'nı oluşturan yaklaşık 14 öğrenci sporcu, akşam yemeği için bir araçla Sapanca Öğretmenevi'ne geldi. Üzerlerinde tayt ve şort olan, bazıları ise ay-yıldızlı milli formayı da giymiş olan sporcular, Sapanca Şehit Albay Güner Ekinci Lisesi önünde araçtan inip öğretmenevine gelirken, bir grup Sapancalı genç, iddiaya göre “İlçe merkezinde böyle taytla-şortla gezmeyin” diyerek onlara çıkıştı. Bu sözler nedeniyle kafile ile gençler arasında çıkan tartışma, bir süre sonra yatıştı.

                        SAYILARI 25'E ÇIKAN SALDIRGANLAR

                        Yemeğin ardından öğretmenevinden çıkan kürekçilere, kapı önünde bekleyen 3 genç tekme tokat saldırdı. Çıkan kavgaya DTP'nin gecesinde çıkan olaylarda 1 kişi ölmüştü


                        Adapazarı'nda 27 Nisan gecesi Demokratik Toplum Partisi'nin 'barış ve kardeşlik' gecesi bir grup tarafından basılmak istenmiş, çıkan olaylarda bir kişi kalp krizi geçirerek ölmüştü. Olaylar 5 saat sürmüş ve güçlükle yatıştırılmıştı.

                        SAKARYA'DA 27 NİSAN GECESİ YAŞANAN GERGİN SAATLER...


                        daha sonra diğer gençler de karıştı. Sayıları 25'i bulduğu belirtilen gençler, kürekçileri dövdükten sonra polis merkezine 25 metre mesafede olan olay yerinden kaçtı.

                        Olayda birçok sporcunın aldıkları darbelerle yüz ve vücutlarında morluklar oluşurken, aynı zamanda Milli Takım sporcusu da olan Sait Alican Çiftçi ise kafa travması nedeniyle Adapazarı'ndaki Toyotota-Sa Travmotoloji Hastanesi'ne kaldırıldı.

                        Kafile Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Akça, kendilerine saldıran Sapancalı gençlerin sayısının 25'i bulduğunu belirtti.

                        Olayın ardından bir açıklama yapan Sapanca Kaymakamı Mehmet Ceylan ise, Sapanca'ın turistik bir ilçe olduğunu, Sapancalı gençlere bu hareketin yakışmadığını belirterek, “Çok üzücü bir olay. Bunun sorumlularının yakalanması için araştırmalar devam ediyor. Çalışmalarımız devam ediyor” dedi

                        Comment


                        • #42
                          Cevap: yorumsuz

                          BEN YÜRÜREM YANE YANE
                          Ben yürürem yane yane, Aþk boyadi beni kane
                          Ne akilem ne Divane, Gel gör beni aþk neyledi
                          Gah eserem yeller gibi, Gah tozaram yollar gibi
                          Gah akaram seller gibi, gel gör beni aþk neyledi
                          *** ***
                          Akan sulayýn çaðlaram, Dertli cigerem daðlaram
                          Þeyhim anuban aðlaram, gel gör beni aþk neyledi
                          Ya elim al kaldýr beni, ya vaslýna erdir beni
                          Çok aðladým güldür beni, gel gör beni aþk neyledi
                          *** ***
                          Mecnun oluban yürürem, ol yari düþte görürem
                          Uyanýp melul oluram, gel gör beni aþk neyledi
                          Miskin Yunus biçareyem, baþtan aþaðý yareyem
                          Dost ilinden avareyem, gel gör beni aþk neyledi
                          *** ***
                          Akýl : Akýllý
                          Divane : Deli, Meczup
                          Melül : Elem




                          --------------------------------------------------------------------------------

                          SEVELÝM SEVÝLELÝM
                          Hak cihana doludur, kimseler Hakký bilmez
                          Onu sen senden iste, o senden ayrý olmaz
                          Dünyaya gelen geçer, bir bir þerbetin içer
                          Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez
                          *** ***
                          Gelin tanýþ olalým, iþin kolayýn tutalým
                          Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz
                          Yunus sözün anlar isen, mani'sini dinler isen
                          Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz
                          *** ***
                          Mani : Anlam




                          --------------------------------------------------------------------------------

                          GÖNÜLLER YAPMAYA GELDiM
                          Benim bunda kararým yok, bunda gitmeye geldim
                          Bezirganým mataým çok, alana satmaða geldim.
                          Ben gelmedim da'vi için benim iþim sevi için
                          Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaða geldim
                          *** ***
                          Dost eþruðu deliliðim, aþýklar bilir neliðim
                          Devþuruben ikiliðim, birliðe bitmeye geldim
                          Yunus Emre aþýk olmuþ, ma'þuka derdinden olmuþ
                          Gerçek erin kapýsýnda ömrüm harcamaya geldim
                          *** ***
                          bezirgan: Tüccar
                          mata : Mal,erzak
                          dav'i : Dava peþinde koþmak,kavga,dava.
                          sev'i : Sevgi
                          eþruk : Sarhoþluk
                          devþuruben : Kaldýrýp
                          bitmek : Kavuþmak
                          maþuk : Allah (aþýk olunan)




                          --------------------------------------------------------------------------------

                          DÝLSÝZLER HABERÝN
                          Dilsizler haberin kulaksýz dinleyesi
                          Dilsiz kulaksýz sözü, can gerek anlayaþý
                          Dinlemeden anladýk, anlamadan eyledik
                          Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi
                          *** ***
                          Biz sevdik aþýk olduk, sevildik maþuk olduk
                          Her dem yeni dirlikte, bizden kim usanasý
                          Miskin Yunus ol veli, yerde gökte dopdolu
                          Her taþ altýnda gizli, bin imran oðlu MUSÝ
                          *** ***
                          di˜rlik: Hayat
                          imran oðlu MUSÝ : MUSA peygamber




                          --------------------------------------------------------------------------------

                          AÞK KÝTABIN OKURUZ
                          Söylememek harcýsý, söylemeðin hasýdýr
                          Söylemeðin harcýsý, gönüllerin pasýdýr
                          Cümle yaratýlmýþa bir göz ile bakmayan
                          Halka müderris ise, hakikatte asidir
                          *** ***
                          Þeriat haberini þerh ile eydem iþit
                          Þeriat bir gemidir, hakikat deryasýdýr
                          Ol geminin tahtasý her nice muhkem ise
                          Deniz mevci kat olsa, tahta uþanasýdýr
                          *** ***
                          Bundan içeri haber iþit, eydeyin ey yar
                          Hakikatin kafiri, þer'in evliyasýdýr
                          Biz talib-i ilimleriz, aþk kitabýn okuruz
                          Calap müderris bize, aþk hod medresedir
                          *** ***
                          Harcýsý : Uygunu
                          Has : Güzel
                          Þeriat : Kuranýn Dýþsal, açýk anlamý
                          Þerh : Açýklama
                          Eydem : Söyleyim
                          Hakikat : Kuranýn gizli anlamlarýnýn bilindiði makam
                          Muhkem : Kuvvetli
                          Mevc : Dalga
                          Kat : Kesme
                          Uþanmak : Kýrýlmak
                          Kafir : Ýnkar eden, gerçeði örten
                          Þer'in : Þeriatýn
                          Evliya : Hak dostu,Hakiki dindar
                          Talib-i ilim : Ýlim öðrenen
                          Hod : Kendi, zaten




                          --------------------------------------------------------------------------------

                          NÝCE BESLEYESÝN
                          Nice bir besleyesin, bu kadd ile kameti
                          Düþtün dünya zevkine unuttun kýyameti
                          Dürüs, kazan, ye yedir, bir gönül ele getir
                          Yüz KABEden yiðrektir, bir gönül ziyareti
                          *** ***
                          Uslu deðil delidir Halka Salusluk satan
                          Nefsin müslüman etsin var ise kerameti
                          Yunus imdi sen dahi, gerçeklerden olagör
                          Gerçek erenler imiþ, cümlenin ziyareti
                          *** ***
                          Kadd : Boy,pos
                          Kamet : Boy
                          Dürüs : Toplayýp biraraya getirme
                          Yiðrek : Daha iyi
                          Salusluk: Hilekarlýk
                          Keramet : Olaðanüstü iþler, haller



                          yunus emre bir hak yolcusu

                          Comment


                          • #43
                            Cevap: yorumsuz

                            Dervişlik olsaydı tac ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka" diyerek dillendirir mesleğini Yunus. Kolay değildir. Hakk aşığı olmak "geçmek" demektir. Kalben terketmek Hakk'dan gayrısını. Ve bulunan aşk ile "Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun" demektir. İnsan gönlünü kırmayı büyük kabahat sayar o. "Birkez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.. Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil" şeklinde anlatır kalp kırmanın ne olduğunu. Yunus yaratılanı Yaratan'dan ötürü sever. Yani insana olan sevgisinin temelinde de Allah'ın hoşnutluğunu arayışı vardır. "Yaratılanı hoş gördük, Yaratan'dan ötürü" sözü de; zaman zaman Yunus'u Hakk aşkından soyundurup kuru kuruya bir hümanizma insanı sureti vermeye çalışanlara hissi kablel vuku tarzında söylenmiş bir söz olsa gerekir. yunus emre

                            Comment


                            • #44
                              Cevap: yorumsuz

                              Suda domates üretti, verimde dünya rekoru kırdı


                              Eren Güler/ hurriyet.com.tr






                              Türkiye'nin en büyük boru üreticilerinden Dizayn Grup, bu kez Türk halkının karşısına başka bir proje ile çıktı: Domates üretimi...

                              Domatesi herkes üretir ama bu proje çok farklı. Çünkü bir domates tohumundan tam 16 bin tane domates elde ettiler. Bu bir dünya rekoru. Üstelik bunları toprakta da değil, suda ürettiler... Hem de çok çok az su kullanarak...


                              Eren GÜLER YAZIYOR

                              Aslında Dizayn Grup boru üreticisi olarak bilinse de arkada dev bir teknoloji firması yatıyor. Akışkanların, yani su, nem, ısı, gaz, kan gibi maddelerin taşındığı her alanda var olan grup, önemli teknolojik yeniliklere imza atıyor.

                              Dizayn Grup'un dört yıl önce başlattığı 'Beyin göçüne karşı beyin gücü' kampanyası, bu anlamda önemli bir kaynak. Türkiye'deki beyin göçünü durdurabilmek ve Türk insanının potansiyelini değerlendirebilmek adına yapılan bu proje büyük ilgi görüyor. Zaten bir tohumdan en yüksek verimin alınmasını hedefleyen domates projesi de buradan çıkmış...

                              Dizayn Grup'un Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları, devrim niteliğindeki yeni projeleri üzerine konuştuk. Yarın ise sıfır sermaye ile kurulan şirketin bugünlere nasıl geldiğinin hikayesini okuyabilirsiniz...

                              Suda domates üretme projesi nasıl doğdu?

                              Bizim 'Beyin göçüne karşı beyin gücü' diye bir kampanyamız var. İşte domates projesi de bize bu kapsamda gelen bir proje.

                              Moleküler biyolojide okuyan ve yüksek lisansını tamamlamış 23-24 yaşlarında iki Türk öğrenci getirdi. Lisans eğitimlerini ve yüksek lisanslarını Japonya'da yapmışlar. Şimdi de aynı ülkede doktora yapıyorlar. Bu arkadaşlar bizim kampanyamızdan haberdar olmuşlar. Biraz da araştırma yapmışlar ve bir tohumdan daha fazla verim alınabileceğine inanıyorlar.

                              YARIN: Sıfır sermaye ile kuruldu, bugünlere nasıl geldi?

                              Tohum konusu o ana kadar doğal olarak bizim gündemimizde yoktu. Ama biz Dizayn Grup'un çoklu mühendisliğini bu iş için kulanabileceğimizi düşündük ve projenin önünü açtık. Gerçekten de bu projede ziraat mühendisliğinin payı yüzde 10'dur. Isı mühendisliğinin, akışkan yönetiminin, elektronik, kimya mühendisliği ve kimyagerliğin payı daha yüksektir.

                              Burada 50 ana başlıkta optimizasyon yapıldı. Dünyada sera teknolojisi alanında en fazla 8-10 başlıkta çalışma yapılıyor. Biz tam 50 başlıkta bunu yaptık. 8-10 başlıkta eğer en iyiyi bulabilirseniz, 1 dönümden 30 ton alabilirsiniz. Ama 50 başlığa gelince başka bir cömert bölge yakalıyorsunuz. Biz 1 dönümden 80 ton alabiliyoruz. Yaptığımız iş tamamıyle özüne uygun şartlar oluşturmaktan ibarettir.

                              Biz önce tohumdaki potansiyeli nasıl açığa çıkaracağımızı düşündük. Yani bir tohumdan daha fazla verim nasıl alabiliriz? Bunun peşine düştük. Tohumun içine gizlenmiş bir potansiyel var ve o potansiyel ortaya çıkarılırsa insanın açlık sorunu olmaz. Bir tohumdan bu kadar ürün alırsanız aç insan kalır mı?

                              -Neden toprakta değil de suda ürettiniz?

                              Toprak sorunlu. Toprakta fazlaca bakteri var. Toprak kontrolsüz. Biz önce bunu kontrollü bir platforma taşıdık. Şartları biz yönetelim ve dış etkilerden koruyalım istedik. Onun için sera ortamı gerekiyordu. Toprağa alternatif olarak da suyu seçtik. Önce bilgisayar ortamında toprakla da suyla da çalıştık ve suda daha fazla verim alabildiğimizi gördük.

                              Şimdi burada özel olan hikaye su değil. Bu bir verim artırma ve tohumdaki potansiyelin ortaya çıkarılması projesi.

                              Belki dünyada başkaları da suya çalışıyordur, araştırmadık bile. Bizim ilgilendiğimiz dünyada verim nereye geldi ve biz neredeyiz? Su burada iyi verim alınabilmesi için bir fırsattı ve biz bunu değerlendirdik. Onun haricinde 49 ayrı başlıkta en iyi şartları oluşturduk. En iyi ısıyı, nemi yakaladık, kökün ihtiyacını köke, yaprağın ihtiyacını yaprağa verdik.

                              Toprağın iki görevi var. Birincisi bitkinin ihtiyaç duyduğu besinleri vermek. İkincisi de statik dengeyi kurmak. Yani birşeyi birşeye batıracaksınız, orada duracak ve büyüyecek. Kökler toprakta yayıldıkça kendini emin hissedecek ve yukarı çıkacak. İşte biz o toprağın verdiği eminlik duygusunu başka bir yöntemle verdik. Dolayısıyla suyun içerisinde üretilmesinin önünü açmış olduk.

                              Topraktaki vitaminleri suya verdik ve toprağın taşıyıcı özelliğini de çelik konstrüksiyonlarla sağladık. Yükü ona verdik, bitkiye taşıtmadık. Bitki kendini ayakta tutabilmek için gövdesini güçlendirmeye çalışıyor. Biz gövdenin ayakta durmak için güçlenmesi değil de dallara ve salkımlara besin taşıması için güçlenmesi gerektiğini düşündük. Onun için orada bitkinin taşıma yükünü üzerinden aldık. Bitkinin görevi birşey taşımak değildir ki... Meyve vermektir... Biz boşa giden gücü alıp ürüne yönelttik.

                              Tüm bunlar ilmek ilmek dokundu ve proje bize geldikten sonra 3 yılda buraya getirdik. Proje zaten halen devam ediyor. 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl daha sürer.

                              Domatesler işte böyle büyüdü

                              - Su yerine toprak kullansaydınız ne kadar üretebilirdiniz?

                              Diğer üreticilere bakıyoruz, bütün şartları kontrol etseler dahi 1 dönümden en fazla 30 ton çıkarabiliyorlar. Oysa biz bu üretim şekliyle 1 dönümden 80 ton ürün elde ediyoruz.

                              1 tohumdan da 16 bin adet, yani 1.6 ton ürün alıyoruz.

                              -Normalde ne kadar alınıyor?

                              " Bir tohumdan daha fazla verim nasıl alabiliriz? İşte biz bunun peşine düştük. "

                              Normalde çok düşük bu rakamlar. 1 tohumdan 50-100 kilo alınıyor en fazla.

                              -Ne kadar su kullanıyorsunuz?

                              Dönüm başına yılda sadece 500 metreküp.

                              -Normalde ne kadar su kullanılıyor?

                              Bize en yakın ve topraksız tarım yapan bir teknoloji var. Taş yünü gibi şeylerin içerisinde damla sulama yöntemi ile üretiyorlar. Dönüm başına 1 yılda 1200 m3 su harcıyorlar. Biz ise damla sulamanın bile yarısından az su kulanıyoruz.

                              Normal sulamayı ise hiç sormayın. Bizden 30 kat 50 kat fazla su harcıyorlar.

                              -Ürün almaya başladınız mı?

                              1.5 aydan sonra hasada başladık. Şimdi aldığımız ürünleri eşimize dosumuza dağıtıyoruz.

                              -İlaç veya hormon katkısı var mı?

                              Bizim ilaç tüketimimiz normal seralara göre yüzde 5'in altında. Bunu daha aşağı indireceğiz. Hormon da yok. Burada tüm hikaye bitkinin ihtiyaç duyduğu şartları oluşturmak...

                              - Siz bu ürettiğiniz domatesleri pazarlayacak mısınız?

                              Domatesi değil, domatesi üreten teknolojiyi pazarlayacağız.

                              - Domates üreticisi olmayacaksınız yani..

                              " Ürettiğimiz domateslerde hormon yok, ilaç da çok az. "

                              Ar-Ge alanımız, yani 2 bin 800 metrekarelik seramızda çalışmalar devam edecek. Ama haricinde üretim yapmayacağız. Biz domates üreten çiftilerimize teknoloji satacağız.

                              - Çok ilgi var mı?

                              Talep çok fazla ama 2009'dan önce teknolojimizi satmayacağız.

                              - Herkes uygulayabilecek mi bu sistemi?

                              Yok hayır. Belli kurallarımız var. Bir kere seranın 10 dönümden aşağı olmasını istemiyoruz. Çünkü o zaman kârlılığı optimize edemezsiniz.

                              ÇOK TALEP VAR

                              - Dışarıdan talep var mı?

                              Var. Birçok ülkeden beklediğimizin çok üzerinde talep var.

                              - Başka ürünler de yetiştirecek misiniz?

                              " Şu anda marul çalışıyoruz. Sırada muz, biber ve patlıcan var. "

                              Evet. Mesela şu anda marul çalışıyoruz. Önce bilgisayarda yetiştiriyoruz, sonra üretime geçeceğiz. Muz, biber patlıcan gibi birçok ürüne çalışacağız..

                              - Bu sizin için önemli bir iş kolu olacak o zaman?

                              Tabii. Dizayn Grup zaten bir teknoloji firması. Ürettiğimiz teknoloji ürüne dönüşecek. Ya biz yapacağız ya da yapana satacağız.

                              Bu iş bir firma işinin çok ötesinde bir iş. Bir firmayı zengin etme projesi değil. Manevi yönü çok yüksek bir iş.

                              -Devletin zirvesinden bir mesaj geldi mi?

                              Başbakanımızın da haberi olmuş. O da gelmek istiyormuş. Şu ana kadar aramamışlardı ve biz biraz gücenmiştik.

                              Aslında bizim gücenmişliğimiz de şudur: Kimseden birşey beklemiyoruz. Ama bizim gibi duygusal yönü baskın olduğu için yenilik üreten firmaları küçük şeyler motive eder. Olmadığı zaman da birşey değişmiyor, yolumuza devam ediyoruz.

                              TÜM ÜRETİMİ BİLGİSAYARDAN İZLEYECEĞİZ

                              - Siz şimdi çok iyi bir iş kolu yakaladınız. Bu alana, yani üretime hiç girmeyi düşünmüyor musunuz?

                              " Normale göre daha tatlı ve lezzetli domatesler üretmeyi başardık. "

                              Biz üretici olmayalım. Türkiye'de üretici çok zaten. Çiftçilerimiz para kazansınlar, buradan girişimciler çıksın. Biz belki 'Miracle 'markası ile pazarlamasını üstleneceğiz. Sattığımız teknolojiyi de takip edeceğiz. Yani buradan oturup kendi bilgisayarımızdan, bitkinin özünü sensörlerle izleyeceğiz. Çiftçiye birşey bırakmıyoruz. İnsan hatasını bertaraf etmemiz lazım. İnsanın görevi toplamak olmalı.

                              -Domatesin tadı nasıl?

                              Biz 23 farklı tohum kullandık. Eğer tohum çok bozulmamışsa biz onun içindeki lezzeti açığa çıkarabildik. Ne olacak diye çok merak ediyorduk ve gerçek tadını açığa çıkarabilmeyi başardık. Normale göre daha tatlı ve lezzetli domatesler üretmeyi başardık.

                              İKİ PROJE DAHA GELİYOR

                              - Beyin göçüne karşı beyin gücü kampanyası nasıl doğdu?

                              Türkiye'de kaliteli insan kaynağı dışarı göçüyor. Ayrıca Türkiye'de kalıp projeleri ilgi görmemiş, önüne duvarlar örülmüş, takdir görmemiş, aferim bile denilmemiş, bunun için küsmüş, melekelerini kapatmış ve adeta dumura uğramış beyinlerimiz var. Bu ikincisi birincisinden daha tehlikeli. Birinci tip beyin göçünün yaşlanınca dönme ihtimal oluyor, ya da oradan ülkemiz için güzel şeyler yapabiliyorlar. Biz ikisinin de göçünün engellenmesi düşüncesini sosyal sorumluluk projesi olarak algılayıp sahiplendik. Fikir yaklaşık 5 yıl önce bizden çıktı.

                              Bize gelen projeler arasında konusu konumuz olan projeleri inceliyoruz. Ama başka konularda vasıflı projeler gelirse, projepazari.com diye bir sitemiz var, orada yayınlayıp iş dünyasının ilgisine sunuyoruz.

                              Bizim üç ane proje kaynağımız var. Birincisi kendi Ar-Ge mühendislerimizin geliştirdiği projeler. İkincisi master ve doktora öğrencilerinin tezleri ile oluşan projeler. Üçüncüsü de işte bu beyin göçüne karşı beyin gücü kampanyası ile gelen projeler. Hepsi bir arada anlamlı bir strateji oluşturuyor ve bizi üretken yapıyor.

                              Beyin göçüne karşı beyin gücü kapsamında gelen projelerden yaklaşık 20 tanesini hayata geçirdik. Basına bunların sadece 9 tanesini açıkladık.

                              Son olarak ise üç projemizin duyurusunu yaptık. Bunlardan bir tanesi, yüksek verimli sera projesi, yani domatesi suda yetiştirip maksimum verime ulaştığımız proje, diğerleri de sensör projesi ve üre saati projesi.

                              Sensör projesi, kimyasal ve biyolojik olarak aklınıza gelen herşeyin içerisindekileri ölçen bir sistem. Dünya bunun irisini üretiyor. Biz bunun en küçüğünü ürettik. Dünyada bu alet, elimden daha büyük. Biz ise toplu iğne ucu kadar olanını ürettik. Arkasına bir sap takıyorunuz ve dokunduğunuz yerde ne var onu ölçüyor. Bu pek çok hastalığın teşhisi için çok önemli olacak.Biz bu projeyi şimdilik çok açmıyoruz. Çok büyük bir olay ve tanıtımını daha sonra gerçekleştireceğiz.

                              Üre saati de çok önemli bir proje. Özellikle böbrek yetmezliği olan hastalar için çok önemli proje. Nobel'e aday olacak bir proje bu. Bunun da lansmanını önümüzdeki günlerde yapacağız.

                              Suda domates üretti, verimde dünya rekoru kırdı - Hürriyet

                              Comment


                              • #45
                                Cevap: yorumsuz

                                Fatih ÇEKİRGE


                                PKK saflarında 2 şok


                                SAAT 03.30...Kandil Dağı’ndaki sığınak mağaralara, akıllı bombalar cehennem ateşi gibi düşüyor...


                                Müthiş bir bombardıman...

                                Telsiz sistemi tümüyle çöküyor. Bilgisayarlar, jeneratörler, tümüyle imha oluyor.

                                Ve güneş doğduktan bir süre sonra Kuzey Irak’tan Ankara’ya çok önemli bir haber geliyor:

                                - 80 civarında terörist ve bazı yaralılar Kuzey Irak’taki yerel güçlere sığındılar.

                                Hemen duruma el konuluyor. Bölgedeki yerel güçlerle irtibat sağlanıyor.

                                Türk yetkililer, Kuzey Irak yerel yönetimiyle birlikte sığınan teröristleri sorguluyorlar.

                                Bilgiler alınıyor, bağlantılar araştırılıyor. Kimlik tespiti yapılıyor.

                                İçlerinden Suriyeli ve İranlı teröristler çıkıyor.

                                TC kimliği olmayanlar, Erbil’e yerleştiriliyorlar.

                                Ve 20 civarında terörist Türkiye’ye getiriliyor.

                                Sıkı bir incelemeden sonra o teröristlerin de çok büyük bölümü serbest bırakılıyor.

                                Ve böylece Türkiye’nin yaptığı harekátın ilk ve en önemli sonucu alınmış oluyor.

                                Bu sonuç öldürülen terörist sayısından çok daha önemli.

                                Çünkü üç boyutu var.

                                Birincisi: Irak ve özellikle Kuzey Irak yönetimiyle yakınlaşma teröre karşı ortak harekete dönüşüyor. Bu da aradaki hattın açık kalmasının ve diyaloğun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu ortak hareket, PKK’nın lojistik desteğini kesiyor. Umutları kurutuyor.

                                İkincisi: PKK artık ABD’den ve Kuzey Irak yerel yönetiminden destek bulamayacağını anlıyor.

                                Üçüncüsü: PKK’da gruplar halinde çözülme başlıyor. Teslim olan teröristlerin akıbetleri üzerine örgüt içinde yapılan propaganda çöküyor.

                                HEMEN SINIR DIŞI

                                Kandil’e yapılan bombalamadan bir süre önce PKK 6’ncı çalışma kurultayını Kandil’deki kampta yapma kararı almıştı. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın her yerinden PKK temsilcileri Erbil’e gelmek üzere harekete geçtiler..

                                İşte bu aşamada Kandil’de şov yapmak isteyen PKK’ya karşı Kuzey Irak yerel yönetimiyle bağlantıya geçildi. Gelenlerin terörist olduğu ve sahte pasaport kullandıkları isim isim bildirildi.

                                Ve Erbil Havalimanı’ndaki polis denetimi sıklaştırıldı.

                                Pasaport kontrolünde sahte pasaportlarıyla yakalananlar hemen sınır dışı edildi.

                                Bu ilk kez olmuştu.

                                Sınır dışı edilen teröristler şaşkındı. Alman vatandaşı olan bazı teröristler ise Kandil’e gitmek için yola çıktılar.

                                İşte tam bu sırada müthiş bir hava harekátı yapıldı.

                                Ve PKK’nın şov yapacağı 6’ncı çalışma kurultayı başlamadan bitti.

                                *************allahim silahli kuvvetlerimize guc ver

                                Comment

                                Working...
                                X