Duyuru

Collapse
No announcement yet.

AĞAÇ KORKARSA

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • AĞAÇ KORKARSA

    Çocukluk yýllarýma ait hatýralarým arasýnda öyle biri var ki gerçekten sýra dýþý... Okuduðunuzda, “Hadi be! Hiç olur mu böyle þey?” dedirtecek cinsten bir þey. Bazýlarýnýzýn, “Saçma!” diyerek vaktini boþa harcadýðýný bile düþündüðünü hisseder gibiyim. Fakat her þeye raðmen siz yine de okuyun ve kararý öyle verin.
    Bundan yýllar önce, çam aðaçlarýyla kaplý bir ormanýn eteðinde, küçük fakat þirin bir baðýmýz vardý. Bu baðda, envai çeþit üzüm asmasýyla beraber elma, armut ve viþne gibi farklý meyve aðaçlarý da bulunurdu. Üzüm asmalarý arasýnda, boyu dört metreyi geçmiþ genç bir armut aðacý vardý ki hikâyemize konu teþkil eden aðaç, iþte bu armut aðacýydý.
    Bahsini ettiðim armut aðacýnýn son yýllarda yeþil yapraklarý oluyor fakat meyvesi olmuyordu. Tabi bu durum en çok babamý endiþelendiriyordu
    Babam, “Aðaç dediðin meyvesiz olmaz!” diyor, onun meyve vermesi için çaba gösteriyordu. Birkaç kez aþý denemesi yapmasýna raðmen hiçbiri fayda vermedi. Ben, babamýn bunca ýsrarýnýn sebebini anlayamýyordum, baðda o kadar çok meyveli aðaç vardý ki bu aðacýn meyvesinin olmamasý bana göre çok da önemli deðildi. Ama babam öyle düþünmüyordu.
    Bir akþam yataðýma yeni uzanmýþ uyumaya çalýþýyordum. Salonun hafif aralý kapýsýndan odama kadar babam ve annemin konuþma sesleri geliyordu. Onlarýn, meyvesiz armut aðacý hakkýndaki konuþmalarýný duyuyordum. Babamýn, “Armut aðacýný korkutmak gerek!” sözlerini duyduðumda þaþýrýp kaldým. Artýk kapýya kulak kesilmiþ bütün dikkatimle onlarý dinliyordum. Annemin, “Ýyi ama bunun faydasý olur mu?” endiþesine, Babam, “Göreceðiz!” diyerek cevap verdi. Kafam allak bullak olmuþtu. Armut aðacý nasýl korkutulurdu? Dahasý aðaç korkar mýydý? Korkmak insan ve hayvanlara mahsus bir duygu deðil miydi? Onlarý dinlerken salondan odama kadar süzülen sarý ampulün loþ ýþýðý, babamýn konuþmasýna daha bir gizem katýyordu. Esrarengiz duygular eþliðinde hayaller kuruyordum. O gece uyuyana kadar yataðýmda bir o tarafa bir bu tarafa döndüm durdum. Artýk sabahýn olmasýný dört gözle bekliyordum.
    Sabah kahvaltýsýndan sonra, Anneme, “Ben de gelmek istiyorum, aðacýn nasýl korkutulduðunu görmek istiyorum.” dedim. Annem gülümsedi ve “Tabiî ki gelebilirsin, yalnýz olacaklarý konuþmadan izle ve babaný kýzdýrma, tamam, mý?” dedi. Çok sevindim, olanlarý görmek istiyordum.
    Az sonra, babam elinde tuttuðu balta ile önde, annem ve ben onun arkasýnda sessiz adýmlarla, armut aðacýna doðru yürüyorduk. Heyecandan kalbim küt küt atýyor, içim içime sýðmýyordu. Ne olacaksa bir an önce olmalýydý. Babam çok sakindi ve yaptýðý iþten emin görünen vakur bir hâli vardý. Onu bu haliyle kurban kesmeye giden kasaplara benzetmiþtim.
    Az sonra kýsýr armut aðacýnýn altýnda toplanmýþ, babamýn gür sesiyle yüreklere ürperti salan konuþmasýný dinliyorduk. Babam, iki eliyle tuttuðu baltayý, aðacýn gövdesine deðdirip geri çekiyor, sanki kesecekmiþ gibi yaparak armut aðacýna tehditler savuruyordu. Aklýmda kaldýðý kadarýyla þöyle diyordu: “Bak armut aðacý! Allah seni meyve versin diye yaratmýþ, etrafýndaki aðaçlara bir bak! Hepsinin meyvesi var. Onlar vazifelerini yapýyorlar ama sen, yapmýyorsun! Ben baðýmda böyle kýsýr aðaç istemiyorum. Önümüzdeki yýl eðer meyven olmazsa; þu elimde tuttuðum balta ile gövdeni ikiye ayýracaðým. Sonra lime lime parçalayýp odunlarýný sobada yakacaðým. Aha sana bir sene mühlet!”
    Bir sene çok çabuk geçti. Baðda, baharýn müjdecisi papatya ve gelincik çiçekleri kýrmýzý beyaz renkleriyle yere serilmiþ bir þark halýsýný andýrýyor, aðaçlar rengârenk çiçekleriyle yeþil üzüm asmalarý arasýnda arz-ý endam ediyordu. Tabi amut aðacý da çiçek açmýþtý ama ona karþý hâlâ tereddütlerimiz vardý! Acaba çiçekleri meyveye dönecek miydi? O bahar, baða her geliþimde armut aðacýný kontrol ediyor, dallarýný dikkatle inceliyordum, ne de olsa onun yaþamasýný istiyordum.
    Eylül ayýnýn sonlarýnda üzümler olgunlaþmýþ, elmalar kýrmýzý meyveleriyle aðaç dallarýný yerlere kadar eðmiþti. Armutlara gelince, onlar sulu ve kocamandýlar. Bu arada kýsýr aðacý merak ettiðinizi biliyorum, evet o aðaç; Allah’ýn kendine verdiði vazifeyi idrak etmiþti. O güz, diyebilirim ki en çok armudu, babamýn korkuttuðu aðaçtan topladýk. Evet, kýsýr aðaç canlanmýþ, dallarý meyveye durmuþtu. Sonraki yýllarda da armutlarý bol oldu o aðacýn. Bu arada aðaç, gerçekten korktu mu orasýný bilemem. Fakat o olaydan sonra benim aðaçlara olan bakýþ açým deðiþti. Bana göre tabiattaki her bir aðaç, diðer canlýlar gibi bizi görüyor ve iþitiyordu.

    Ýlginç Hikayeler
    Gonca Aylýk Çocuk Dergisi
  • Fidanligi sponsor reklami

  • #2
    Karýnca Duasý

    Karýnca Duasý

    Dünya ne kadar büyük
    Ve ne kadar aðýr
    Sýrtýmdaki kýþlýk yük
    Þu tombul buðdaylarý
    Hafifleþtir Allah'ým

    Dünya ne kadar hýzlý
    Ve ne kadar sivri
    Yuvama saldýran çomaklarý
    Yaramaz çocuklarý
    Sakinleþtir Allah'ým

    Yine de çocuklar aðlarken/

    Dünya ne kadar mahzun
    Ve ne kadar özledim
    Peygamberin Süleyman'ý
    Acýlaþan kullarý
    Þekerleþtir Allah'ým

    Fersude Ýklim

    Comment


    • #3
      Meþe Aðacý ile Çoban

      Bozkýrýn sessizliðini artýk yalnýzca bir çoban ve sürüsü bozuyormuþ. Tabii, çobanýn ardýndaki beþ keçiye sürü denilirse. Oysa on yýl önce çobanýn köyünde her biri en az yüz keçiden oluþan tam dokuz tane sürü varmýþ. Otlar azaldýkça sürülerdeki keçi sayýsý da azalmýþ. Sonunda köyde çobanýn sürüsündeki beþ keçiden baþka keçi kalmamýþ.

      Keçileri kalmadýðý için süt, peynir, yün üretmeyen köylüler geçinemez olmuþlar. Çoðu evlerini býrakýp kente göçmüþler. Köyde kalanlarsa hayatlarýný kentteki yakýnlarýnýn yolladýðý çok az para ile zar zor sürdürmekteymiþler.

      Köyün yakýnlarýnda bir tek aðaç varmýþ. Bu yaþlý bir meþe aðacýymýþ. Çoban, her öðlen sürüsünü bu yaþlý meþe aðacýnýn altýnda toplarmýþ. Bu öðlen de yine öyle yapmýþ. Çýkýnýný açarak yemeðini yemiþ. Karnýný doyurunca meþe aðacýnýn altý, çobana pek atatlý gelmiþ. Gözlerini kapatmýþ ve derin bir uykuya dalmýþ.

      Çoban uykusunda aniden irkilmiþ. Çünkü rüyasýnda tok sesli birisi kendisine seslenmekteymiþ: "Hemþerim, hey sana diyorum. Beni dinle." Çoban þaþýrýp, çevresine bakýnmýþ. Ama çevresinde yaþlý meþe aðacýndan baþka kimse yokmuþ. Meþe Aðacý, "Hemþerim" demiþ, "Þaþkýn þaþkýn bakýnma. Konuþan benim. Ben, Meþe Aðacý. Sana söyleyeceklerim var." Çoban, Meþe Aðacý'nýn konuþmasýndan korkmuþ. "Konuþmak için bula bula beni mi buldun? Sen bir aðaçsýn, nasýl konuþabiliyorsun?" diye sormuþ. Meþe Aðacý: "Korkma sana söyleyeceklerim var. Beni dinlemeni istiyorum."

      Çoban, "Peki anlat. Seni dinliyorum." "Ben senden, babandan ve dedenden bile daha yaþlýyým. Belki iki yüz yaþýndayým. Büyüklerimin anlattýklarýna göre, beni insanoðlu dikmemiþ. Topraða düþen bir palamuttan kendiliðinden filizlenmiþim. Fidanlýk dönemim çok mutlu geçti. O zamanlar sizin köyünüz yoktu. Her tarafta yüzlerce çeþitten, milyonlarca aðaç vardý. Birbirimizle kavga etmeden mutlu bir þekilde yaþýyorduk. Her tarafta bin bir çeþit çiçek açar, çevremizde geyikler, ceylanlar, dallarýmýzda sincaplar koþardý.

      Dallarýmýzda rengarenk kuþlar yuva yapar ve cývýldaþýrdý. Ara sýra insanoðlu gelip dallarýmýzý kesip yakardý ama, yaralarýmýzý çabucak kapatýr, tekrar eski neþemize kavuþurduk."

      Çoban "Peki, sonra ne oldu?" diye sorunca Yaþlý meþe anlatmaya devam etmiþ: "Gün geçtikçe insan sayýsý arttý. Her geçen gün bir önceki günü arattý. Kimi odun elde etmek, kimi tarla açmak, kimileri de orman ürünlerinin üretimini artýrmak için bizleri kestiler, yaktýlar. Acýmadan bütün ailemi katlettiler. Milyonlarca aðaçtan bugüne bir tek ben kaldým. Ben de her yýl yanýma yaklaþan insanlarý görünce korkudan zangýr zangýr titriyordum.

      Insanlara yaptýklarýnýn yanlýþlýðýný anlatmak istiyordum. Ama bir türlü anlatamýyordum. Fark ederse beni de keserler diye sessizce duruyordum."

      Meþe'yi dikkatle dinleyen çoban, "Peki þimdi neden benimle konuþuyorsun?" diye sormuþ. Meþe, "Ben artýk yaþlandým. Yakýnda biriniz kesmese de öleceðim. Bunun için artýk beni kesmenizden korkmuyorum. Ama sizin için çok üzülüyorum. Artýk uyanýn. Anadolu, toprak erozyonu ile vatanlýktan çýkýp taþ yýðýnýna dönüyor. Her gün 150.000 kamyon dolusu toprak bir daha geri dönmemek üzere denizlerin tuzlu sularýna gömülüyor. Bunu engellemezseniz hepiniz aç ve açýkta kalacaksýnýz. Ben yalnýzca sizi düþünüyorum" demiþ.

      "Bu yaþlý ve yorgun halimle bile her yýl on binlerce palamut üretiyorum. Bu palamutlarla sizin köyün arazisinin otuz katý arazide aðaç yetiþebilir. Ama palamutlarýmýn çoðu açýkta kalýp, çürüyor çimlenenleri de senin keçilerin yiyor. Köklerimle yere baðlý olmasam keçilerini kendim uzaklaþtýrýrdým. Hem o zaman sizlerden yardým beklemeden Anadolu'nun bütün daðlarýný, ovalarýný, yaylarýný dolaþýr, palamutlarýmý topraða kendim gömerdim. Böylece bütün Anadolu'yu yeþertirdim. Ama ne yazýk ki topraða baðlýyým."

      "Siz insanoðullarý ne kendinizi, ne bizleri, ne de ortak vatanýmýz Anadolu'yu düþünüyorsunuz. Bizleri kesseniz de, yaksanýz da biz yine sizlerin en yakýn dostlarýnýzýz. Sizler bizlere çok kötülük yaptýnýz, ama biz size hiç kötülük yapmadýk. Artýk siz de þunu anlayýn. Bizler yok olursak çýkacak seller, kuraklýklar, çýðlar daha nice felaketler gelir baþýnýza. Fakirleþip hastalýk ve açlýktan ölmekten kurtulamazsýnýz.

      Çoban, "Ben sel istemiyorum. Çýð da, istemiyorum. Fakirleþmek de istemiyorum. Ama cahil bir çoban olarak ben ne yapabilirim?" demiþ. Yaþlý Meþe, "Git bütün Anadolu'yu köy köy, þehir þehir dolaþ. Sana anlattýklarýmý herkese anlat. Önce kendi köyünden iþe baþla. Tüm insanlar çalýþsýn. Ormanlarý kesenlere engel olsunlar. Daðlara, ovalara, yaylalara hem benim palamutlarýmý hem de diðer aðaçlarýn tohumlarýný diksinler. Sürekli aðaç diker ve dikilenleri korursanýz on yýl içinde Anadolu yeþerir. Çölleþen topraklar önceki neþesine kavuþur. Kuþlar yine neþe ile cývýldar, geyikler coþku ile koþar. Sular bollaþýr, nehirlerden çamur akmaz. Dediðimi yapacak mýsýn?" demiþ.

      "Evet, yapacaðým." diye yanýtlamýþ çoban.

      Uyuyan çobanýn yüzündeki gerginlik yerini mutlu bir gülümsemeye býrakmýþ. Alnýndan akan ter damlacýklarýnýn yerini ise sevinçten süzülen göz yaþlarý almýþ. Uyandýðýnda ulu meþe aðacýna saygý ve sevgi ile uzun uzun bakmýþ. Sonra keçilerinin yeni filizlenmiþ yavru meþeleri yediðini görmüþ. Hemen keçilerini küçük meþelerden uzaklaþtýrarak köye dönmüþ.

      Ertesi gün önce köylülerini meydana toplamýþ. Bütün Köylülere meþe aðacýndan öðrendiklerini anlatmýþ. Hep birlikte yaþlý meþenin yanýna gitmiþler. O gün yüzlerce palamutu topraða dikmiþler. Çoban, köylülerinden aðaç dikmeye devam edecekleri sözünü aldýktan sonra köyden ayrýlmýþ.

      Görenlerin söylediklerine göre çoban köy köy, þehir þehir bütün Türkiye'yi dolaþýyor, topladýðý palamutlardan birini bile ziyan etmeden hepsini daðlara dikiyormuþ. Gördüðü rüyayý da herkese anlatýyormuþ. Daha þimdiden on binlerce meþe aðacý yetiþtirmiþ. Ama çobanýn henüz gidemediði bir sürü köy olduðunu ben biliyorum. O köylere de bizim gidip aðaç dikmemiz gerekiyor. Bunu için de meþe palamudunun nasýl ekileceðini bilmeliyiz. Meþe palamudu için en uygun ekim zamaný kasým ayýnýn sonu ve aralýk ayýdýr. Bu aylarda topraða doðrudan ekim yapýlabilir. Baharda ekilmek isteniyor ise, palamutlar hafif nemli kum içerisinde saklanýr ve bahar geldiðinde topraða ekilir. Ekim için, topraða palamut büyüklüðünün iki ya da üç katý derinliðinde bir çukur açýlýr. Bu çukura ocak denir. Her ocaða üç adet palamut aralýklý olarak konur ve sonra ocaðýn üzeri toprak ile örtülür.

      Aðaç dikmek için Anadolu'nun daðlarýna, ovalarýna, yaylalarýna gittiðinizde elinde kazmasýyla palamut diken birisini görürseniz durun ve kim olduðunu sorun. Kim bilir belki çobanla karþýlaþmýþsýnýzdýr. O zaman o güzel rüyayý çobanýn kendi aðzýndan dinleyebilirsiniz.

      Beyza çocuk

      Comment


      • #4
        Sedat ile Fil

        Sedat: Hep merak etmiþimdir siz hortumlarýnýzý hangi iþlerde kullanýrsýnýz, buradan mý nefes alýyorsunuz?






        Haftasonu annesi Sedat'ý hayvanat bahçesine götürmüþtü. Ýlk kez bu kadar farklý hayvaný bir arada görüyordu. Sedat, fillerin bulunduðu bölüme doðru ilerledi. Yavru fil hortumuna dolanýp düþüyor ve her seferinde annesi yardýmýna koþuyordu.
        Anne fil: Gördüðün gibi yavrum henüz çok küçük olduðundan hortumuna nasýl kullanacaðýný bilmiyor. Onu tam 12 yýl hiç yanýmdan ayýrmayacaðým ve ilk 6 ay boyunca hortumunu nasýl kullanacaðýný öðreteceðim.

        Sedat: Hep merak etmiþimdir siz hortumlarýnýzý hangi iþlerde kullanýrsýnýz, buradan mý nefes alýyorsunuz?

        Anne fil: Hortumlarýmýz bizi diðer hayvanlardan ayýran en büyük özelliðimizdir. Burun deliklerimiz bu hortumlarýn ucundadýr. Hortumumuzu yiyecekleri ve suyu aðzýmýza götürmek, eþyalarý kaldýrmak, koku almak için kullanýrýz, içinde tam 4 litre suyu tutabiliyoruz. Hem biliyor musun minicik bir bezelye tanesini bile hortumumuzla koparabiliriz. Tabii ki bu hortuma tesadüfler sonucu sahip olmadýk. Bu herþeyi yaratan yüce Allah'ýn bize bir lütfudur. O, yaratmasýndaki ihtiþamý bir Kuran ayetinde þu þekilde bildirmiþtir:

        "O Allah ki, yaratandýr (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'þekil ve suret' verendir…" (Haþr Suresi, 24)

        Sedat: Karnýnýzý nasýl doyuruyorsunuz?

        Anne fil: Biz karada yaþayan hayvanlarýn en büyükleriyiz. Bir fil günde yaklaþýk 330kg bitki yer. Bir günün 16 saatini yemek yemeye harcamak zorundayýz.

        Sedat: Peki ya diþleriniz?

        Anne fil: Aðzýmýn kenarýnda da gördüðün gibi iki sivri uzun diþimiz var. Bu diþlerle hem kendimizi savunur hem de su bulmak için yerde delik açarýz. Tabii diþlerimiz tüm bu iþlerde çok fazla aþýnýr. Ýþte Yüce Rabbimiz bu yüzden bize çok önemli bir özellik vermiþtir. Aþýnan her diþimizin yerine arka sýradaki diþlerden bir yenisi gelir. Allah bizi böyle yarattýðý için yeni diþ çýkarmaya ve bunu gereði gibi kullanmaya güç yetirebiliriz. Bir ayette Allah bunu insanlara þöyle haber verir:

        "Þüphesiz senin Rabbin, rýzký dilediðine geniþletir, yayar ve daraltýr. Gerçekten O, kullarýndan haberi olandýr, görendir." ( Ýsra Suresi, 30)

        Sedat: Acýktýn herhalde karnýndan sesler geliyor?

        Anne fil: Bu sesleri kendi aramýzda haberleþmek için biz çýkarýrýz. Böylece 4km uzaklýktan bile haberleþebiliriz.

        Sedat: Peki kendi aranýzda nasýl konuþuyorsunuz?

        Anne fil: Allah alnýmýzda, insanlarýn duyamayacaðý bir ses çýkaran özel bir organ yaratmýþtýr. Bu sayede diðer canlýlarýn anlayamayacaðý þifreli bir dille konuþur, çok uzak mesafelerden dahi birbirimizi duyabiliriz. Gördüðün gibi Allah'ýn üstün yaratmasý biz fillerde de en güzel þekliyle tecelli ediyor. Bunlarý düþünüp O'na her an þükretmemiz gerektiðini hiç unutma.

        Sedat: Anlattýklarýn için teþekkür ederim. Þimdi annemin yanýna dönmeliyim.

        Anne fil: Hoþçakal Sedat!

        Sedat annesinin yanýna giderken, "kimbilir diðer hayvanlarda Allah'ýn ne büyük mucizeleri var" diye düþündü...

        Beyza çocuk

        Comment


        • #5
          Cevap: AÐAÇ KORKARSA

          Evet, okurken tüylerimi ürperten, hüzünlendiren ve doðruluðundan da asla þüphe etmediðim bir hatýraný kaleme almýþýn kardeþim, sana yürekten Teþekkür ediyorum. Organik Tarýmla iþtigal edenlere bu yazýyý okumalarýný, þiddetle tavsiye ediyorum. Bu güne kadar, istediðimiz sonuçlarý alamayýþýmýzýn ve ülke Tarýmýnýn, sürekli geriye doðru gitmesinin nedeni, aðaca ve bitkiye bir canlý gibi deðil de, cansýz bir odun parçasý olarak bakmamýzdan ve bize para kazandýracak bir makine parçasý muamelesi yapmamýzdandýr. Herkezin, bu olaydan kendisi adýna bir ders çýkarmasý gerektiðini düþünüyorum..

          Comment


          • #6
            Cevap: AÐAÇ KORKARSA

            güzel paylaþým elinize saðlýk
            bende bunula ilgili olaylar duydum aðaç korkutmak diye bir þeyler var

            Comment


            • #7
              KOKULU ÇÝLEK

              Bir gün, bir çilek fidesi, bir masala misafirliðe geldi. Masal bu ya, "hoþ geldin, safa geldin" dedikten sonra tuttu yapraklarýndan "daha býrakmam seni" dedi. Böylece çilek fidesi, bu masala kahraman oldu.

              Aslýnda sakin bir bahçenin köþesinde yeþil bir hayat sürüyordu çilek fidesi. Yaþlý bir dede, tombul elleriyle dikmiþti onu topraða. Alaca sakallarý vardý. Kapkalýn kaþlarý. Ýlk yapraklarýný güneþe açar açmaz o dedeyi görmüþtü çilek fidesi. Dallarýna can veren billur suyu onun elinden içmiþti.

              Günler günleri, rüzgâr yapraklarýný kovaladý. Çilek fidesi, çiçek açtý. Ýlk meyvesini verdi. Üçgenimsi, çilek kýrmýzýsý, pembe çilli bir çilekti dalýndaki. Oooh. Ne mutlu.

              Küçük çilek kýsa zamanda büyüdü. Sakallý dedenin tombul elleri onu her seferinde bir daha okþadý. O artýk tam bir çilek oldu. Ne çok tombul, ne zapzayýf. Ne açýk pembe. Ne kan kýrmýzý. Tam bir çilekti o.

              Sonra bir sabah vakti arkadaþlarýyla beraber yeþil dallarýndan ayrýldý çilek. Duyduðuna göre bir çilek sonsuza kadar bu bahçede kalamazdý. Toplanmalý, düzenlice istif edilmeli ve sonraki yerine uðurlanmalýydý. Acaba bundan sonraki yeri neresiydi? Nasýl bir yerdi? Sakallý dedeyi bir daha görebilecek miydi?

              Bekledikleri an fazla gecikmedi. Binlerce arkadaþýyla beraber, tahtadan yapýlmýþ yeni evlerine taþýndýlar. Sonra kocaman bir þeye yüklenip sallana sallana bir yolculuða çýktýlar. Rrrrnnn diye bir gürültü koptu bu koca þeyden.

              Gittiler, gittiler. En sonunda sallantýlar bitti. Demek yeni yerleri burasýydý. Ne çok þey vardý burada. Renk renk, þekli þekil. Burasý da bir bahçe miydi acaba? Ama hayýr hiç de bahçeye benzemiyordu. Arkadaþlarýnýn fýsýltýlarýndan duyduðuna göre buranýn adý manavdý ve bahçede büyümüþ bütün tanýdýklar buraya geliyordu. Acaba sonra ne oluyordu? Bir çilek, bunu bilemeyebilirdi. Çünkü arkadaþlarýndan baþka bir þey öðretecek kimsesi yoktu. Ne öðretmeni ne annesi ne babasý... Yapayalnýz bir çilekti o.

              "Þu tepsileri getir" dedi adam yanýndaki çocuða. Kocaman bir þeyi kucaklayýp getirdi çocuk. Sonra bizim çilek ve arkadaþlarý korkuyla sallandý. Hooop dedi çocuk. Artýk yeni yerlerine gelmiþlerdi. Þöyle bir salladý, çilekleri düzeltti adam. Sonra ilerledi masanýn üstündeki tartýnýn yanýndan karton kâðýdý alýp geldi. Tepsiye döktüðü çilek yýðýnýnýn en tepesine koydu onu. "Kokulu Çilek - 3 Lira"

              Þu karþýdaki abuk sabuk þekilli þeyler de neydi öyle? Aaa! Çilek desem çilek deðil, çilek deðil desem o da deðil. Rengi tamam. Tam da çilek kýrmýzýsý. Ama o þekiller. Ýkisi birbirine yapýþýk olanlar, elma kadar büyük, armut kadar tombul olanlar... Hem sonra neden çilek gibi kokmuyordu ki bunlar? Hâlbuki bir çileðin yanýndan geçen herkes "Imm. Þuna bak. Mis gibi çilek kokuyor" demeliydi. Ama yok. Bunlar kokmuyordu ki.

              Adam onlar için de büyük bir tepsi getirtti. Sonra hepsini boþalttý. Çocuk yine hooop dedi. Adam, kartonu aldý masasýndan onlarýn da en tepesine dikti. "Çilek - 1 lira"

              Kokulu çilek, elbette ki üç'ün bir'den büyük olduðunu bilmiyordu. Ama akþamleyin misafir olduðu tabaða elini uzatýp onu yiyen çocuk, kokulu çileðin pahalý bir þey olduðunu çok iyi biliyordu. "Imm" dedi aðzýna götürürken. "Þuna bak. Mis gibi çilek kokuyor bu..."

              Umut çocuk

              Comment


              • #8
                Cevap: AÐAÇ KORKARSA

                evet bitkilerinde dili vardýr ve hepside birer canlýdýr. Aðaçlarýn duygularýda vardýr. onun için bunu anlamak gerekir. Þimdi bu olay normaldir ve yýllardýr yaptýðým gözlemlerde bu olaylar doðrudur çümkü canlýyý sayýn þimþeðin dediði gibi hiçbir zaman makine gibi görmemeliyiz. Bunu evinizde deneye bilirsiniz kuþkonmaz çiçeðine hergün baðýrýn ve hakaret edin kolay kolay büyümeyecek ve hep solgun duracaktýr ayný çiçeðe hergün iltifat edin normalden iki katý büyüyecektir. Ben bir deneme yaptým ve bir süs bitkisine bakonda hergün baðýrdým en güzel enzimleri ve gübreleri verdim diðerinee hiç gübre vermedim ama hergün istediði kadar su verdim ve her sabah iltifat ettim haftalýkta senin gübreni veriyorum bu hafta büyüyeceksin dedim. inanýn inanmayýn siz bilirsiniz hakaret ettiðimden hep daha canlý ve daha parlaktý hemde ondan fazla çiçek ve sürgün verdi. Her canlýnýn duygusu vardýr. Anadoluda meyvelere bazen balta sýrtý vururlar iþte sebebi budur saygýlar.

                Comment

                Working...
                X