fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Alexandria Troas Kralı`na ait mektubun sırrı çözülüyor.

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Alexandria Troas Kralı`na ait mektubun sırrı çözülüyor.

    Çanakkale- Alexandria Troas Kralı Hadrian' ın milattan sonra
    2. yüzyılda mermer üzerine yazdırdığı ve yaşadığı kenti anlattığı Latince mektubun sırrı çözülüyor. Mektup, içeriği tamamen çözüldükten sonra Çanakkale Arkeoloji Müzesi`nde sergilenecek. Arkeoloji Müzesi Müdürü Nurten Sevinç, yaşadığı dönemde Anadolu`nun çeşitli kentlerinde yaptığı yatırımlarla bilinen Kral Hadrian`ın, Alexandria Troas`ta, iki yıl önce yapılan kazı çalışmaları sırasında anfi tiyatronun önünde bulunan kitabeyi de kenti tanıtmak amacıyla yazdırdığını söyledi. Üç bölümden oluşan 1 metre eninde 2 metre boyundaki mermer kitabenin, adeta günümüze yazılan mektup niteliğinde olduğunu belirten Sevinç, mektubun içeriğinin anlaşılması için iki yıldır uzmanlar tarafından çözülmeye çalışıldığını bildirdi. Mektubun, kazıma tekniğiyle yazıldığını ve harflerin içinin o dönemde elde edilen çıkmayan boya ile boyandığını anlatan Sevinç, mektupta; Alexandria Troas`a nasıl gidileceği, kentte yapılan sanatsal gösteriler hakkında bilgilerin yer aldığını belirtti. Bu tür tarihi eserlere günümüzde çok ender rastlandığını, Kral Hadrian`ın mektubunun da bir bütün halinde günümüze kadar ulaşmasının önemli olduğunu vurgulayan Sevinç, mektubun tamamı tercüme edildikten sonra yanına konulacak açıklama metniyle birlikte, Arkeoloji Müzesi`nde teşhir edileceğini kaydetti.

    (Tümgazeteler)'den alıntıdır
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: Alexandria Troas Kralı`na ait mektubun sırrı çözülüyor.

    Kardeşlik bir zahmet Kitabe deki yazılanlar iyice açıklanınca bizimde bilgimiz olur herhalde? selam ve dua ile...

    Comment


    • #3
      Cevap: Alexandria Troas Kralı`na ait mektubun sırrı çözülüyor.

      Hocam, latife mi ciddi mi anlamadım, acaba yanlış bir konu mu yazdım onu da bilemedim, ama tamam, katabelerin açıklandığını duyunca yazmaya gayret ederim
      Saygılar

      Comment


      • #4
        Cevap: Alexandria Troas Kralı`na ait mektubun sırrı çözülüyor.

        Alexandria Troas (Dalyan) , ana yolla buluştuğumuz Körüktaşı köyünden başlayan kalıntılar Dalyan köyüne kadar uzanmaktadır. Yaklaşık 13km lik bir alana yayılmış olan bu antik kent, insanı hayrete düşürecek bir büyüklüktedir. Nasıl olmuştu da buraları daha önce bilememiştim? Kuzey Ege yolculuğum insanı hayrete düşürecek güzellikler sunmaya devam ediyordu. Yol boyunca devam eden tarihi kalıntılar eşliğinde Dalyan köyüne varıyoruz. Dalyan köyüne gelmeden yol üzerinde ki yazlık yapılaşma dikkatimi çekiyor. Tek katlı müstakil evler zeytin ağaçlarının arasında kendini gösteriyor. Dalyan köyüne girerken dar bir cadde ve evlerin arsından sahile inilebiliyor. Aman dikkat her an araç çıkabilir! Hava artık akşam saatlerine yaklaşmaya başlamıştı, antik kent gezisini ve Bozcaada planını yarına bıraktık. Deniz kenarındaki köyün meydanında aracımızı bıraktıktan sonra Dalyan kumsalına doğru yol alıyoruz. Tam karşımızda Bozcada tüm heybetiyle akşam ışıklarını yakarak selamlıyor bizi. Bilinen meşhur Dalyan’ın dışında ayrı bir Dalyan’dayız.Burayı meşhur etmeye gerek yok.Bu sakinlik içime, ruhuma işliyor.Alabildiğinde tarihle iç içe uzayıp giden kumsal boyunca yürüyorum.Her bastığım taşta kayada tarihin izlerini görebiliyorsunuz.Masmavi pırıl bir deniz, tarihi kalıntılar ve kum tepecikleri arasında kayıp gidiyorum, sanki unutulmuş bir cennetteyim.Dalyan gerçekten saklı kalmış ve bir çok insanın bilmediği saklı bir cennet.O gece kum tepeleri arasında çadırlarımız kurup, ateşimiz yakıyor ve tarihin getirmiş olduğu mistikliği sabaha bırakıp hafif bir meltem esintisinde sohbete dalıyoruz.Burada olmanın keyfini çıkarıyoruz.Rüzgarın Bozcada’dan getirmiş olduğu sesleri işitmeniz mümkün oluyor.Gökyüzünden sanki kelimeler, müzikler yağıyor.İyi geceler Dalyan….

        Sabah erken saatlerde kalkıp, tarihi doku üzerinde yürümek iyi geliyor. Her taşa bastıkça buranın gerçekten büyük bir yerleşim yeri olduğunu anlamak mümkün. Halen denizin içinde sütunların kaldığı kalıntıları gözlemliyorum. Kilometrelerce uzunlukta bir kumsal, sit olduğunda burada yapılaşma olmaması büyük şans! Sahil kısmını biraz temizliğe ihtiyacı var.Açıktan geçen gemilerin çöp artıkları sahile vurmuş ve tarihi dokuyla bütünleşmişler artık!
        Kampımıza geri döndüğümde arkadaşlarım bir bir dağılmışlar etrafa, kahvaltımı hazırlayıp bir kum tepesi üzerinden Bozcaada’yı da önüme alarak karnımı doyuruyorum. Sonrasında antik Troas kentini gezmek için yola koyuluyoruz. Geniş bir alana yayıldığı için sadece ayakta kalan yapıları ziyaret ediyoruz. Palamut ağaçları arasında taşlık alanlardan geçerek hamamlar, surlar ve tiyatroyu keyifle gözlemliyorum.

        Güneş ışınları da en az burada zarar veriyormuş insana, yapılan araştırmalara göre.
        Alexandria Troas (Truva'daki İskender Yurdu) kenti MÖ. 310 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender'in komutanlarından Antigonos Monophthalmus tarafından kurulmuş. Komutanın amacı, Makedonya ile bu yörenin haberleşmesinde ve ulaşımında Trakya kara yolunun kullanmaya gerek bırakmayacak ve çabukluk sağlayacak bir liman kenti yaratmakmış. Ipsus savaşından sonra kente Sigia ismi verilmiş. İskender’in ölümünden sonra Trakya kralı olan Lysimachos yeni kurulan şehri daha da genişletmek maksadıyla bölgedeki Neandria, Keprene ve Tenedos halkını getirerek yerleştirmiş. Şehrin adını da İskender’in asıl adı olan Aleksandra olarak değiştirmiş. Burada kurulan diğer şehirlerden ayırmak için sonuna bölgenin adı olan TROAS kelimesi eklenmiş. Romalıların Suriye kralı Antiokhos ile yaptıkları savaş sırasında şehir halkının Romalılara sadık kalması şehir halkının Romalıların gözdesi haline gelmesine sebep olmuş.

        Roma imparatoru Augustus zamanında şehir Romalıların bir kolonisi haline gelmiş. Roma imparatoru Sezar zamanında ise şehir başkent olma konumuna gelmiş Roma imparatoru Hadrianus zamanında şehre suyolu ile hamam yapılmış. Bizim dalyan köyünden ayrılışta karşımıza çıkan hamamın ta kendisi.
        Dalyan köyünün altında kalan liman, zamanın en büyük deniz ulaşımının yapıldığı bir liman haline getirilmiş. Kaplıca suyu, MÖ. 4. asırlardan beri şifalı su olarak alınmaktaymış.

        Romalılar zamanında bu kentin Romanın yerine başkent yapılması düşünülmüş, ancak İstanbul başkent olunca, burası gözden düşmüş. Böylece Alexandreia Troas, yavaş yavaş sönüp boşalmış, kent yapılarının taşları başka kentlerde yapılan yeni yapılarda kullanılmak üzere yüzyıllar boyunca sökülüp gemilerle taşınmış. Özellikle İstanbul'da Bizans çağı kiliselerinin, Osmanlı çağı camilerinin yapımında, ayrıca Çanakkale boğazındaki kalenin yapımında hep o taşlar kullanılmış. Hıristiyanlığın ilk yayılmaya başladığı dönemlerde Aziz Pavlus burayı 3 kere ziyaret etmiş ve oradan Assos’a devam ederek Yunanistan’a geçmiş.Osmanlılar bu kente Eski İstanbul adını vermiş.

        2000 yılından beri kazı çalışmalarının yürütüldüğü ve Koloninin kuruluş zamanına tarihlenen Podium tapınağının yer aldığı antik metropolün merkezinde 2006 yılı kazı sezonunda yapılan çalışmaları sırasında mermerden büyük bir İmparator başı bulunmuş.

        Ayrıca Dalyan’daki limandan yakında bulunan kaynaktan yapılan sütunlar sevk edilmekteymiş.

        Bu bilgiyi okur okumaz tekrar o bölgeye gittik.

        İnanılmaz bir sadelikte ve hatta keşfedilmesi gerçekten zor bir şekilde konuşlandırılmış oklar ve yerel halk sayesinde sütunların bulunduğu yere ulaştık. 7 taşlar denilen bu alanda bir zamanlar bilemediğimiz bir güzelliği günümüze ulaştırmak amacıyla hazırlanmış 160 cm genişliğinde 12 m uzunluğunda ve yaklaşık 60 ton ağırlılığındaki sütunları görmek mümkün. Böylesi bir görüntüyle karşılaşınca birkaç yıl önce Aswan (Mısır) daki yarım kalmış dikili taşı gezişimiz aklıma geldi. Hemen hemen aynı mantıkla işlenmiş olan iki yapı arasındaki 7 farkı bulmak çok kolay oluyor ne yazık ki. Bir tanesi turizmin göz bebeği haline getirilmiş ve yapılışı, ortaya çıkarılışı oraya giden yollarıyla birlikte çok etkileyici bir şekilde tanıtılmakta, ötekisi ise Türklerin bile ancak büyüteçle okuyabilecekleri yol tabelasından bozma bir levha ile yönlendirmesi yapılmış. Bırakın turistleri, Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının bile bir çoğunun bu yapılardan bihaber olduklarına eminim.

        Tüm bu bilgiler ve tekrar tekrar yapılan yolculuklar sonucunda bir kez daha anlıyorum ki güzel ülkemde saklı ve aslında keşfedilmeyi bekleyen binlerce güzellik var. Tek gereken şey hareket etme cesareti.

        Ne dersiniz, yolculuk zamanı gelmedi mi?

        Hüma TUNÇ



        (fotogezginden alıntıdır)

        Comment

        Working...
        X