Akademisyen ve yazar Dr. Nuri Sağlam bugüne kadar Mehmed Akif üzerine yapılan bütün çalışmaları eksik bırakacak ve merhum şairin külliyatına belki üç dört ciltlik mühim bir ilave kazandıracak bilgilere ulaştı.
Mehmed Akif'in ve II. Meşrutiyet tarihinin yeniden yorumlanmasını gerekli kılacak araştırmanın en önemli kısmı, II. Abdülhamid'in hal' fetvasını bizzat Mehmet Akif'in yazdığı ve dolayısıyla İttihat-Terakki Cemiyeti ile Akif'in ilişkisinin Teşkilat-ı Mahsusa ile sınırlı kalmayıp II. Meşrutiyetten önceye dayandığı... Sağlam ayrıca Mehmed Akif'in doğum yerinin Sarıgüzel değil Bayramiç kasabası olduğunu ve ayrıca birçok yazısında müstear ad kullandığını söylüyor.
II.ABDÜLHAMİD'İN HAL FETVASINI MEHMET AKİF YAZDI
Yaptığınız araştırmada ortaya çıkan en çarpıcı şey II.Abdülhamid'in hal fetvasını Mehmet Akif'in yazdığı yönünde... Oysa o dönemde fetva eminliği makamında Hacı Nuri Efendi, Şeyhülislam makamında ise Ziyaeddin Efendi vardı. Ve Abdülhamid'in hal fetvasının şeyhülislam Ziyaeddin Efendi tarafından yazıldığı biliniyordu. Mehmet Akif'in yazdığını nereden çıkardınız?
Söyleyelim efendim. II. Abdülhamid'i tahttan indiren o meşhur fetva metninin yazarı Mehmed Âkif'tir. Ancak metnin altındaki imza tabiki Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi'ye ait olacak. Değil mi? İsterseniz evvelâ sözü kendisine Âkif merhuma bırakalım. Ne diyeceksek sonra diyelim. Merhum Âkif yine batıcılarla çarpıştığı bir başka yazısında bakınız neler söylüyor. Metni yine sadeleştirerek nakledelim: «Söyle ey İnkılâp, söyle! "Medeniyyet-i İslâmiyye" yazarının, senin istikbâline nasıl koştuğunu, nasıl can attığını, senin büyük inkılâplara şanlı kanlı bir nazîre olabilmen için nasıl alevler püskürttüğünü söyle!
Söyle ey Edirne Hükûmetinin Meclis İdâre Salonu! Dört nisan gününde seni sarsan çığlıklarımı! O Mebuslar Meclisi'nin alkış tufanları içinde okunarak bütün İstanbul ve taşra matbuatıyla bir daha neşrolunması iltifatına nail olan o beyannâmeyi nasıl yazdığımı, İstanbul'da Meşrûtiyet'e darbe vurulduğuna bir türlü inanmak istemeyenlere nasıl imza ettirdiğimi söyle!
Söyle ey Edirne'nin Belediye Dairesi! O en büyük zalim Abdülhamid'in tahttan indirilmesi için çekilen genel telgrafı, gözlerimi âdeta kör eden o gözyaşı tufanımla nasıl yazdığımı, salonda dünyayı unutacak kadar kendimden geçerek nasıl yarım saatten fazla okuduğumu, ateşler, alevler püsküren bu ilhamlı konuşmamla muhalif gözleri bile nasıl ikna ederek susturduğumu, belgeyi imza ettirmeye nasıl muvaffak olduğumu ve bu Allah'ın en büyük yardımına, Nedimlerin[?], Faiklerin [Faik Kaltakkıran] nasıl hayretlere düştüklerini Allah için söyle! Söyleyiniz ey Edirne'deki askerî binalar! Ey Topçu Kışlası Cami-i Şerifinin ulu minberi! Siz de bildiğiniz gerçeklere tanıklık ediniz! Daha fazla söyleyeyim mi? Fakat ne lüzumu var? Kâinatın her zerresi ayrı ayrı tanıklık etse yine nafile! Bin kere nâfile! Biz İnkılâb'ı Cenâb-ı Kur'ân-ı Hakîme, onun şanlı, şevketli istişare emrine istinaden yaptık. İnkılâbımızın en büyük düsturu Hazret-i Kur'ân-ı Mübîn idi. Onun üzerine ellerimizi bastık, yeminler kasemler ettik. İşte biz iman sahipleri o yeminimize, o sözleşmemize bugün de sadığız; ölünceye kadar da sadık kalacağız. Lâkin bunlar öyle değil!...»
Çok çarpıcı bir durum bu. Eğer bu bilgi doğruysa Mehmet Akif'in İttihatçılarla işbirliği yaptığı sonucunu mu çıkarmak lazım yoksa memleketin selametini ön planda tuttuğunu mu?
Efendim Âkif özüyle sözüyle, tuttuğu yoluyla dosdoğru bir adamdır. Hiçbir zaman yalpaladığını gören işiten yoktur. Böyle bir adam böyle bir metni yazmışsa –ki yazmış- biraz durup düşünmek gerekmez mi? Hayatının her noktasında bütün ilhamını Kur'an'dan aldığını bildiğimiz Âkif, bu metinde herhalde yalan söylemez. Elbette İttihatçılarla işbirliği yaptığı hem de bu işbirliğinin II. Meşrutiyet öncesine dayandığı ortaya çıkıyor. Niye yapmış o halde? Tabi ki memleketi için. Peki tarih niye tekerrür ediyor? İbret alınmadığı için değil mi? Düşünsenize, Osmanlı'nın fiilen bittiğini ilan eden belgeyi Âkif yazıyor. Aradan yıllar geçiyor ve Cumhuriyet'in istiklâlini ilân eden bir başka belgeyi yine aynı kalem yazıyor. Ama maalesef vatanından cüda kalıyor... Bundan sonra herhalde çok şey söylenecektir... Burada yerimiz dar...
H. Salih Zengin
Mehmed Akif'in ve II. Meşrutiyet tarihinin yeniden yorumlanmasını gerekli kılacak araştırmanın en önemli kısmı, II. Abdülhamid'in hal' fetvasını bizzat Mehmet Akif'in yazdığı ve dolayısıyla İttihat-Terakki Cemiyeti ile Akif'in ilişkisinin Teşkilat-ı Mahsusa ile sınırlı kalmayıp II. Meşrutiyetten önceye dayandığı... Sağlam ayrıca Mehmed Akif'in doğum yerinin Sarıgüzel değil Bayramiç kasabası olduğunu ve ayrıca birçok yazısında müstear ad kullandığını söylüyor.
II.ABDÜLHAMİD'İN HAL FETVASINI MEHMET AKİF YAZDI
Yaptığınız araştırmada ortaya çıkan en çarpıcı şey II.Abdülhamid'in hal fetvasını Mehmet Akif'in yazdığı yönünde... Oysa o dönemde fetva eminliği makamında Hacı Nuri Efendi, Şeyhülislam makamında ise Ziyaeddin Efendi vardı. Ve Abdülhamid'in hal fetvasının şeyhülislam Ziyaeddin Efendi tarafından yazıldığı biliniyordu. Mehmet Akif'in yazdığını nereden çıkardınız?
Söyleyelim efendim. II. Abdülhamid'i tahttan indiren o meşhur fetva metninin yazarı Mehmed Âkif'tir. Ancak metnin altındaki imza tabiki Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi'ye ait olacak. Değil mi? İsterseniz evvelâ sözü kendisine Âkif merhuma bırakalım. Ne diyeceksek sonra diyelim. Merhum Âkif yine batıcılarla çarpıştığı bir başka yazısında bakınız neler söylüyor. Metni yine sadeleştirerek nakledelim: «Söyle ey İnkılâp, söyle! "Medeniyyet-i İslâmiyye" yazarının, senin istikbâline nasıl koştuğunu, nasıl can attığını, senin büyük inkılâplara şanlı kanlı bir nazîre olabilmen için nasıl alevler püskürttüğünü söyle!
Söyle ey Edirne Hükûmetinin Meclis İdâre Salonu! Dört nisan gününde seni sarsan çığlıklarımı! O Mebuslar Meclisi'nin alkış tufanları içinde okunarak bütün İstanbul ve taşra matbuatıyla bir daha neşrolunması iltifatına nail olan o beyannâmeyi nasıl yazdığımı, İstanbul'da Meşrûtiyet'e darbe vurulduğuna bir türlü inanmak istemeyenlere nasıl imza ettirdiğimi söyle!
Söyle ey Edirne'nin Belediye Dairesi! O en büyük zalim Abdülhamid'in tahttan indirilmesi için çekilen genel telgrafı, gözlerimi âdeta kör eden o gözyaşı tufanımla nasıl yazdığımı, salonda dünyayı unutacak kadar kendimden geçerek nasıl yarım saatten fazla okuduğumu, ateşler, alevler püsküren bu ilhamlı konuşmamla muhalif gözleri bile nasıl ikna ederek susturduğumu, belgeyi imza ettirmeye nasıl muvaffak olduğumu ve bu Allah'ın en büyük yardımına, Nedimlerin[?], Faiklerin [Faik Kaltakkıran] nasıl hayretlere düştüklerini Allah için söyle! Söyleyiniz ey Edirne'deki askerî binalar! Ey Topçu Kışlası Cami-i Şerifinin ulu minberi! Siz de bildiğiniz gerçeklere tanıklık ediniz! Daha fazla söyleyeyim mi? Fakat ne lüzumu var? Kâinatın her zerresi ayrı ayrı tanıklık etse yine nafile! Bin kere nâfile! Biz İnkılâb'ı Cenâb-ı Kur'ân-ı Hakîme, onun şanlı, şevketli istişare emrine istinaden yaptık. İnkılâbımızın en büyük düsturu Hazret-i Kur'ân-ı Mübîn idi. Onun üzerine ellerimizi bastık, yeminler kasemler ettik. İşte biz iman sahipleri o yeminimize, o sözleşmemize bugün de sadığız; ölünceye kadar da sadık kalacağız. Lâkin bunlar öyle değil!...»
Çok çarpıcı bir durum bu. Eğer bu bilgi doğruysa Mehmet Akif'in İttihatçılarla işbirliği yaptığı sonucunu mu çıkarmak lazım yoksa memleketin selametini ön planda tuttuğunu mu?
Efendim Âkif özüyle sözüyle, tuttuğu yoluyla dosdoğru bir adamdır. Hiçbir zaman yalpaladığını gören işiten yoktur. Böyle bir adam böyle bir metni yazmışsa –ki yazmış- biraz durup düşünmek gerekmez mi? Hayatının her noktasında bütün ilhamını Kur'an'dan aldığını bildiğimiz Âkif, bu metinde herhalde yalan söylemez. Elbette İttihatçılarla işbirliği yaptığı hem de bu işbirliğinin II. Meşrutiyet öncesine dayandığı ortaya çıkıyor. Niye yapmış o halde? Tabi ki memleketi için. Peki tarih niye tekerrür ediyor? İbret alınmadığı için değil mi? Düşünsenize, Osmanlı'nın fiilen bittiğini ilan eden belgeyi Âkif yazıyor. Aradan yıllar geçiyor ve Cumhuriyet'in istiklâlini ilân eden bir başka belgeyi yine aynı kalem yazıyor. Ama maalesef vatanından cüda kalıyor... Bundan sonra herhalde çok şey söylenecektir... Burada yerimiz dar...
H. Salih Zengin

