fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Goethe Müslüman mıydı ?

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Goethe Müslüman mıydı ?

    Goethe Müslüman mıydı ?


    18. asrın ortalarında doğan büyük dâhi, edip, şair, ressam, mütefekkir, devlet adamı Goethe; Avrupa Edebiyatında bir devir açan adam olarak tanınır. Fakat onun bilinmeyen ve hatta kasıtlı şekilde gizlenen bir yanı vardır ki, bu da Avrupa'da, özellikle Almanya'da ilk İslâm sempatisini uyandıran kişi olmasıdır. Bir çok Avrupalı onun açtığı aydınlık çığırdan giderek İslâm'ı bulmuştur. Bernard Shaw, bu gerçeği şöyle dile getirir:


    "19. asırda Carlyle (Karlayl), Goethe (Göte), Gibbon gibi insaflı ve namuslu mütefekkirler, Hazret-i Muhammed'in dinindeki yüksek kıymeti sezmişler ve bu suretle Avrupa'nın İslâmiyete karşı davranışında bir değişme olmuştur. Daha şimdiden milletime ve diğer Avrupa milletlerine mensup çok kimseler Muhammed'in (s.a.v.) dinine girmiş bulunuyorlar. Avrupa'nın İslâm'laşmağa başlamış olduğunu söyleyebilirim."


    Alman Müslümanlardan olup İslâm'a büyük hizmetleri dokunan imanlı insan Hacı Ahmed Schmiede de bu gerçeği şöyle anlatır:


    "...Biz Alman Müslümanlarının İslâm câmiasına ayak basarken eli boş gelmediğimizi, İslâm edebiyatına ölmez Gothe'mizin eserleriyle iftiharla girdiğimizi kaydetmeliyim."


    Goethe, İslâm'a karşı ilk alâka ve muhabbeti daha 23 yaşındayken duydu. Teolog Herder'in kendisine verdiği Kur'an tercümesine dair araştırmalar yaptı ve Kur'an'ı tam olarak aksettirmekten çok uzak olan bu tercüme bile onu hayran bıraktı. Hıristiyanların(daha çok protestanların) İslam dinine müsamaha ile yaklaşmalarını "nurlandırıcı bir tolerans" olarak gördü.

    İslâm'a hizmetkâr bir Alman Müslüman olan Ahmed Schmiede'nin deyimiyle, "Goethe'nin zamanında Müslümanlık hakkında mevcut eserler, dinimizi bitaraf göstermekten çok uzak idi."

    Kur'an tercümelerine varıncaya kadar, kaleme alınan her kitapta, Müslümanlık ancak kötüleniyordu. Bu kadar düşmanca tasvirlerin satırları arasından yine de İslâm'ın yüce hakikatini, Kur'an'ın azametini duyabilmek, atılan çamurların arasında pınarın berrak suyunu seçebilmek için gerçekten hidayet ışığına ihtiyaç vardı. Biz inanıyoruz ki, Goethe, hidayete kavuşmuştur. Allah, zulmet içinde hüsnüniyetle nur arayan kimseyi tek bırakmaz. Goethe ise, arıyordu. 23 yaşında iken Goethe'nin meşhur Alman Mütefekkiri Herder'e yazdığı bir mektupta şu sözleri okuyoruz:


    "— Kur'an'da Musâ'nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Ya Rabbi, dar göğsümü genişlet!"


    O tarihlerde kaleme alınan bir takım yapraklarda Şairin kendi eliyle yazdığı Kur'an âyetleri, Arapça gramerine ait notlar vs., Gothe'nin genç yaştan itibaren Kur'an'a ve Arap diline vukuf kazanmağa cehdettiği bize malûm olur. En çok tekrar ettiği âyetler, Allah'ın, gözü gören insanlar için tabiatta tecelli ettiğini beyan edenleridir. Burası bilhassa dikkate değer bir husustur: Bir çok hidayete erenler gibi, Goethe'yi de, İslâm mesajının tabiat hâdiselerine uygunluğu, Kur'an'da ifadesini bulan İlâhî kanunun, tabiat safhalarına mutabakatı heyecana getirmiş, hayranlığa, vurgunluğa götürmüştür.

    Daha ziyade hissiyattan doğma bu vurgunluktan sonra, bir an gözün açılıyor. Görüyorsun ki, vurulduğun bir zahiri güzellik değildir. O, öyle bir şümullü sistemdir ki, onun yanında bütün diğer dünya görüşleri ve dinler sönük kalır. Goethe, bu hakikati, Eckermann'la yaptığı konuşmalarda şöyle dile getirir:


    "Görüyorsunuz ki, bu inancın hiç bir eksikliği yoktur. Biz, bugün ne kadar sistemlerimiz varsa, daha ileri gidemedik. Zaten, hiç kimsenin ondan daha ileri gitmesi mümkün de değildir. Müslümanların bu felsefî sistemi, faziletin hangi basamağında durduğumuzu öğrenmek üzere kendimize ve başkalarına tatbik edebileceğimiz yararlı bir ölçüdür."


    Ve itiraz kabul etmez bir kesinlikle İslâm'ın şümulünü anlatır:

    "Çılgınlıktır, herkesin her hususta
    Kendi özel görüşünü övmesi.
    Madem ki İslâm, Allah'a teslim olmak mânâsınadır:
    Öyle ise hepimiz İslâm'da yaşayıp ölmekteyiz!"

    Bu kesin teslimiyet, Goethe'yi en çok cezbeden noktadır. İslâm fikriyatında önemli gördüğü hususları sayarken, Şair en başta,
    "Allah'ın bilinmesi mümkün olmayan iradesine karşı kayıtsız şartsız teslimiyet" unsurunu zikreder ve der ki:


    "İslâm, yaşama uygun düşen bir şiiriyete yer verir. ...Allah'ın birliği, iradesine teslimiyet, peygamberin aracılığı, — bütün bunlar — inancımıza, tasavvurlarımıza uygun gelir."


    Allah'ın birliği hususunda Goethe'den doğrudan doğruya İslâmî bir taviz vermezlik müşahede edilir:


    "Bir olan Allah'a iman, daima ruh yükseltici etki gösterir. Zira, bu inanç insana, kendi iç âleminin vahdetini (birliğini) hatırlatır."


    Ve İslâm'ın esası olan vahdaniyete atfen Şair, Hz. İsa'yı da tam İslâmî düşünce tarzı ile töhmetten kurtarır:

    "İsa temiz duygu ile düşünürdü
    Sadece tek Allah'ı sakinlikle;
    Onu (İsa'yı) Tanrı yapanlar
    Mukaddes niyetini rencide etti.

    Ve böylece hak olduğu görülür
    Muhammed'in başardığı;
    Yalnız vahdet mefhumu ile o
    Bütün âleme galip geldi."

    Bu teslimiyet inancı dev Şairi, gözümüzü yaşartan, âsil bir tevazuya, tertemiz bir imana götürür:

    "Kur'an'ın ezelden olup olmaması diye
    Bir şüphe beni uğraştırmaz!
    Kitapların kitabı olduğuna iman ederim.
    Müslüman olarak bana farz olduğu gibi!"

    Kur'an-ı Kerîm, Şair'in yol göstericisidir:

    "Dalâlet beni şaşırtmak ister;
    Ancak sen şüphelerimi dağıtmasını bilirsin.
    Amellerimde, şiirlerimde,
    Sen yoluma istikamet verirsin."

    Goethe'nin sevdiği gelini hastalandığında Şair, bir doktor dostuna yazdığı mektupta, ümitsizliğe kapılmadığının sebebini açıklar:
    "Başka bir diyeceğim yok. Bu mes'eledeki dayanağım, yine de İSLÂM'dır."

    1831 yılında kendisinden teselli isteyen bir kadına Goethe der ki: "Bu hususta kimse başkasına nasihat veremez. Herkes, ne yapacağını bizzat kendisi tayin eder. Maamafih kendimize ne türlü cesaret vermeğe çalışırsak çalışalım: Biz hepimiz İSLÂM'da yaşıyoruz."

    Bu ve benzeri sözlerden anlaşılıyor ki, Goethe İslâm'ın esası olan "Allah'a teslimiyet" kaidesini bizzat yaşayarak, hayatında ve eserlerinde canlandırarak değerlendirmiştir.

    Yukarıdan beri getirdiğimiz misalleri okuyanlar, zannımca, Goethe'nin — en azından — fikren Müslüman olduğu kanaatına varmaktan kendilerini alamazlar. Fakat bunlardan başka, bu büyük Alman Şairi'nin, hakikaten, fiilen ihtida etmiş (Müslüman olmuş) olabileceğine delâlet eden kuvvetli alâmetler de mevcuttur. Şöyle ki: Napolyon'a karşı ittifak kurmuş devletlerden olan Rusya'nın ordusuna mensup bir Müslüman Başkırt taburu, 1816 yılında uzunca bir müddet Weimar şehrinde kalır. Şair'in günlük hatıra defterinden anlaşıldığı üzere, İslâm asker ve zabitleri Goethe'ye büyük izzet ve ihtiramda bulunurlar, "özel iltifat" gösterirler. Şair'in evinden Müslüman misafirler esik olmaz. Nihayet Goethe, Başkırt Müslümanlarının İmamı ile görüşür ve bir gün Weimar Protestan Lisesi'nin salonunda kılınan toplu namaza katılır.
    Şairimizin sözü geçen İslâm din adamı huzurunda şehadet kelimesi getirip getirmediğini kesinlikle bilmiyoruz. Ancak, unutmayalım ki, yukarıdaki şaşırtıcı bilgileri gün ışığına çıkaran Müslüman olmayan âlimlerdir. Goethe'nin etrafında toplanan bilgi mecmuu içerisinde bu son gerçeği, yani fiilen Müslüman oluşunu ortaya atarlar mı? Bilmem, bu kadar feragat ve âlicenaplık beklemek fazla değil mi? Onun için bu husustaki araştırmayı, Müslüman olan Germanistlerden beklememiz daha doğru olur.

    Ancak, ortada Goethe'nin kendi sözü vardır. Weimar'daki hâdiselerden az sonra te'lif edilen meşhur "Batı-Doğu Divanı"nın çıkacağını müjdeleyen ilânda Şair, herkesi hayrete düşüren bir ifade kullanarak "bizzat kendisinin de Müslüman olduğu hususundaki şüpheyi reddetmediğini" açıklar.

    Sanırım ki, büyük Alman Şair ve mütefekkirinin İslâm'la ilişiğinin, bizzat ihtida hâdisesine kadar varmış olabileceği merkezindeki düşüncemiz, yukarıda arzedilenler karşısında, herhalde dayanıksız bulunmaz. Fakat kesinlikle şunu söyleyebiliriz ki, İslâm dini, medeniyeti, ahlâkı, Goethe'nin hayatı boyunca son derece önemli etki göstermiş, eserlerine ruh vermiş ve Şair'i en azından fikren Müslüman olarak davranmağa ve hareket etmeğe sevketmiştir.

    Geçenlerde bu mes'eleyi konuştuğum bir Türk gazetecisi bana şu soruyu sordu:

    "— Farzedelim ki, Goethe'nin Müslüman olduğu kesinlikle anlaşılır. Bu anlayış Goethe'yi değerlendirmemizde bir değişiklik yapacak mıdır?"
    Bu soruya şöyle cevap verdim: "Goethe, şahsı hakkında anlaşılanların aynı olarak daima o bildiğimiz Goethe'liğinde kalır. Fakat, böyle bir durumda Alman edebiyatı, dünya edebiyatı hiçbir şey kaybetmeksizin, İslâm edebiyatı bir büyük Şair ve Mütefekkir kazanmış olur."

    Elbette Goethe gibi bir zekâ tarlasının münbit zemininde gelişip boy atan fikir ve düşünceler çok ehemmiyetlidir. Çünkü, Goethe dünyanın takdirini kazanmış bir edebiyat adamı ve zekâ harikasıdır. Time-Life International Dergisi'nin, Batı âleminin hayat ve eserleri bilinen 17 dâhisi üzerinde yaptığı bir zekâ testinde Goethe 210 puanla birinci seçilmiştir.

    Almanya'nın en büyük Şairi ve bu ankete göre de Batı'nın en büyük dâhisi Goethe'nin Peygamberimiz hakkındaki şiirlerinden birkaç örnek ve birkaç düşüncesiyle sözü biterelim:

    Şiir ve notlarını, Bakara sûresindeki, "Mağrip ve Meşrık Allah'ındır" meâlindeki âyetin ışığında yazan Goethe, "Hz. Muhammed'in Terennümü" adlı şiirinde, "Resûlüllah'ı, küçük bir pınardan fışkıran, sonra ruhani kuvvetler sayesinde bütün ırmakları ve nehirleri kucağına alan, muazzam bir zaferle ulûhiyyet ummanına getiren bir İlâhî akarsuya benzemiştir."

    O'nun dilinde Peygamberimiz şöyle anlatılıyor:

    "Sevinç sevinç berrak
    Ve yıldız yıldız parlak
    Bir dağ pınarı
    Üstünde beyaz bulutların
    Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
    Aziz ruhlar sallamış beşiğini
    Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara
    Raks eder gibi iner mermer kayalara
    Haykırır sevincini semalara
    Dağ geçitlerinde
    Önüne katar renk renk çakılları
    Ve bağrına basar kardeş pınarları
    Çiçeklenir ayak bastığı yerler
    Ve nefesiyle yeşerir çimenler
    Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
    Ovaları doldurur gümüş ışıklar
    Bir ses yükselir pınarlardan

    "Kardeş ayırma bizi koynundan,
    Bekliyor Yaratan.
    Yoksa bizi çölün kumları yutacak
    Güneş kanımızı kurutacak
    Kardeş,
    Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
    Hepimizi alıp koynuna
    Eriştir bizi yüce Rabbına
    Ezelî Deryâ'nın yanına."
    Peki, der, dağ pınarı
    Kendinde toplar bütün pınarları
    Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
    Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
    Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...
    Kulelerin alev zirvelerini
    Ve haşmetli mermer saraylarını
    Bırakıp arkasında
    Yürür mukadder yolunda
    Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
    İhtişamının şahitleri
    Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak
    Karışır İlâhî ummana coşarak!"

    Goethe, hayran, hatta müridi olduğu HAFIZ'dan naklen şöyle der: "Ne başardımsa Kur'an'a borçluyum."

    Kur'an'ın Almanca tercümelerini beğenmeyen Şair, bunları Kur'an tefsiri olmaya lâyık görmemiş, eksik ve noksan bulmuştur. Kur'an'dan önce Arap edebiyatının şaheserleri olan "Muallâkat-ı Seb'a" adıyla Kâbe'nin duvarlarına asılan şiirleri inceleyip Almanca'ya çevirmiştir. Onları Kur'an üslûbu ve edebiyatıyla karşılaştırdıktan sonra şöyle demiştir:
    "Kur'an'ın üslûbu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde, kat'i, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir!"

    Batı-Doğu Divanı'nda da Kur'an hakkında şöyle der:

    "Kur'an'ın içinde pek çok tekrarlar vardır. Onu okuduğumuz zaman, bu tekrarlar bizi usandıracak sanılıyor. Fakat biraz sonra bu kitap bizi kendisine çekiyor. Bizi hayranlığa ve sonunda büyük saygıya götürür. Bu kitap bir millet için gönderilmiş olmakla birlikte son derece pratik olduğundan ebediyyen te'sirini kaybetmiyecek ve diğer milletleri etrafına toplayacaktır."

    Kur'an hakkındaki bu tasdik ve takdirinin bir fiilî ifadesi olarak, her yıl, Kur'ân-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı Kadir gecesini ihyâ ettiğini 70 yaşındayken açıkladı.

    Goethe'nin Peygamberimiz (S.A.V.) hakkındaki tesbiti de imanının bir güzel isbatıdır. Hz. İsa'yı da, Hz. Muhammed'i de birer peygamber olarak kabul eder. Bu yüzden de Peygamberimizi kabul etmeyen, Hz. İsa'yı da Allah'ın oğlu sayan İlâhiyatçılarla münakaşalar eder. Lavater adlı İlâhiyatçı arkadaşıyla bu sebepten arası açılmıştı. Daha 23 yaşındayken Peygamberimiz hakkında bir naat yazmış ve Kur'an'dan aldığı ilhamla kahramanı Peygamberimiz olan bir esere başlamış, fakat bitirememişti. Resûlüllah'a hürmet ve muhabbeti çok mükemmeldir. O'nun insanlar üzerindeki te'sirinin emsalsizliğinden ve şahsiyetinin ulaşılmazlığından bahseder.

    1827 tarihinde "Kahramanlar" adlı eseri yazarak Kur'an'ı ve Peygamberimizi takdir eden tarihçi-filozof Thomas Carlyle'a gönderdiği mektupta: "Biz her millete kendi lisanından bir peygamber gönderdik" meâlindeki âyetten bahsediyor ve "Allah'ın Kur'an'da söylediği haktır" diyordu...

    Hele Peygamberimiz hakkındaki şu tesbitleri ne kadar isabetlidir:


    "— Hiç kimse Hz. Muhammed'in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa'ya nasip olan bütün başarılara rağmen, bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslâm kültürüne göre eksiktir.

    Biz Avrupa milletleri medenî imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed'in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, hiç kimse bu yarışmada O'nu geçemeyecektir."


    Goethe, ihtiyarlık yıllarında ilham kaynağının artık tamamiyle İslâm olduğunu şöyle anlatır:


    "— İslâm, yaşıma uygun düşen bir şiir ilham ediyor bana: Allah'ın sırrına varılmaz iradesine teslimiyet, dünyanın bir karar üzere durmayan yaşayışı karşısında rindane bir tavır, iki dünya arasında yalpalayan bir sevgi, saflaşan ve bir mecazda ifadesini bulan gerçek... Bir ihtiyara yetmez mi bunlar?.."


    Goethe son nefesinde de imanını işaret etmekten geri durmamıştır. Bu olayın da içyüzünü öğrenmek oldukça ilgi çekicidir: "Geçen sene F. Almanya'da Rias Radyosu'nda Goethe'nin ölümününü anlatan Leo Kettler demişti ki: 'Goethe ölüm saatinde şehadet parmağıyla göğsüne devamlı (W) harfini yazıyordu. Bu işaretle belki imzasını atmaktaydı...'

    Muhafazakâr Hıristiyanların haç işareti ettiklerini bildiğimizden bu tahmini bizi tatmin etmedi ve dikkatimizi çekti. Akla uygun, kuvvetli bir ihtimaldir ki, Goethe Lâtin harfi (W)'yi değil, İslâm alfabesiyle Allah lâfzını yazmıştır ve bu gerçek Arapça bilmeyen şahıslar tarafından yanlış anlaşılmıştır. Arapça bilen birçok Müslümanla beraber Berlin Hürr Üniversitesi'nin İslâmiyet ve İlâhiyat Enstitüsü'nde Ord. Prof. Dr. Fritzs Steppat da bu işaretin öyle mânâsız W harfini değil, Allah kelâmını ifade ettiğini makul görüyorlar.

    Çünkü Merhum imanını zaten açıklamıştır. Divan'ında şöyle cesurane bir sözü vardır: "Bu eserin Yazarı Müslüman olduğunu reddetmez." Bazı muhalifleri Goethe'nin Müslüman olduğunu iddia etmekle onu zor duruma düşürüp itibarını sarsacaklarını sanmışlardı. Merhum da bu iddiayı kabul etti."

    Başta da belirttiğimiz üzere Goethe'nin Avrupa'da ve bilhassa da Almanya'da ve Almanca konuşulan ülkelerde İslâm konusundaki te'siri çok büyük olmuştur. Çünkü ilk kabullenen bir bakıştır. Ve inşaallah o imanla ölmüştür. Avusturyalı büyük bir Antropoloji Âlimi olan Prof. Dr. Ömer R.B. Ehrenfels, bu te'sirin canlı bir örneğidir.

    Berlin'de Moslemische Revue adlı mecmuanın da kurucusu tanınmış bir âlim ve yazar olan Dr. Hamid Marcus da, Goethe'nin islâm hakkındaki yazılarından etkilenmişti. Ve daha niceleri... Alman misyoneri, diplomatı ve ilim adamı olan Muhammed Emin Hobohn da, Goethe'den te'sir kapmış, müslüman olmuştur.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

    eh yakinda darwinide musluman ilan attikmi bu is tamamdir

    Comment


    • #3
      Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

      Bizler kimseye söylemediği ve savunmadığı bir şeyi isnad etmek gibi bir hezeyan içerisinde olmadık ve olmayacağız.
      Bu kişiler hakikatı görerek bunu ilan etmiş kişilerdir.
      Goethe'nin alıntı yaptığımız sözleri tamamen kendi eserlerindendir.
      Buna, sizden başka itiraz eden bu yüzden olmadı.
      Ayrıca maymunları insan kategorisine koyarsak insanlara ayıp etmiş oluruz da.
      Size bir kötü haberim var. İlerki zamanlarda böyle büyük mütefekkirlerin(filozof) Allah ı ve peygamberini kabul eden yazılarından aldığım pasajları değerli bahcesellilerle paylaşacağım.

      Comment


      • #4
        Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

        yo bu konuda inan bana ben sorun yasamam cunku bende insanlarin maymundan geldigine inanmiyorum cunku bilim bunu yalanliyor asil anamiz bakteridir ))) birde uydurma propagandalari biraksak kazanim malesef bilicsizler ya bilincli kazanim ne kadar hic saldim cayira mevlam kayira ve malesef bu yuzden insanlar islam dedimmi insanlari ornek gosteriyor bak iyi oku fransada kurban bayrami kurbanlik alinir bahcemiz yoksa yani apartmansa kurbanlik geceyi mecburen banyoda gecirir sabah namazi ve bayram namazini takiben koyunun gozleri baglanir ve banyo kuvetinin icine kafa kimleye gelmek suretiylen yatirilir ve bogazlanir iste buda islam malesf fransada cok onemli bir konu olan islam ozel mezbahanelerde yuzde yuz muslumanlarin kurban kesimi yaptigi bir gercektir saygilarimla

        Comment


        • #5
          Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

          birde su aya ilk cikan ve ezan duydugunu soyleyen adamdan bahsetsen sanirim inancsiz oldu tuh be yazik oldu o kadarda propaganda yapmistik ta anlamadigim yazilarin cok guzel bitkilerin toprak tanimi olsun ana vatani olsun bilimsel bir calisma bu konuda seni tebrik etmek isterim ancak anlamadigim bir konu bitkilerin ph durumunu yazarkende dine ters dusmuyormusun yani tanri istese o bitkiyi her turlu ph da yasatamazmi eger yasatirsa neden ph koyuyorsun ama olsun bu da bir ilerlemedir bileme her turlu hizmet eden insabnin ellerini operim bu sekildede olsa bilime devam sagolasin bilim adina yazdiklarin en azindan insanlar dusuneceklerdir neden ph var diye

          Comment


          • #6
            Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

            Daha öncede söylediğim gibi bilim din ile barışıktır.
            yani ph faktörü,yerçekimi kanunu,suyun kaldırması,ışığın yayılması vs. vs.
            Bizler ve gerçek bilim adamlarının ortak kanaati şudur ki;kanun varsa mutlaka onu koyan bir zat var.Şu anda bilinen bütün fenler evrendeki nizam veintizam sonucu ortaya çıkmıştır.Bu nizamı ve kanunları koyan ve bu kanunlara göre icraat yapan bir zat var.Kanun onu icra eden bir hakim ve devlet kuvveti olmazsa ne işe yarar.

            Bizler cansız akışkan bir yumurtadan canlı,sevimli,ölçülü,faydalı civcivi çıkartan gizli zatı kabul ediyoruz.
            Elbette mükemmel bir sanat yapılırken belli kanunlar ve kurallar çerçevesinde yapılır.Bu kanunları ilah tevehhüm etmek insafsızlık olur.
            Hayatı verenin hayatlı,şuuru verenin şuurlu olması lazımdır.
            Cansız,şuursuz doğa kanunları diyerek Allah ın mülkünü onlara taksim etmek ancak hezeyandır.
            Yani bilimin keşfettiği her şeyi kabul etmekle beraber bizler o işi Allaha'a veriyoruz.
            mesela atomu kimse inkar edemez ama o atomu sanatlarına yapıtaşı yapan zatı da kimse inkar etmemeli.
            Bir iğne ustasız,bir harf katipsiz olamazken nasıl bu insanlar,hayvanlar,bitkiler sahipsiz olsun.
            bir insan iğneden daha mı basit yani...
            Allah der ki:"Biz insanı bir takım katkılarla karıştırılmış bir nutfeden(meni) yarattık; onu evire çevire deneyelim diye de onu işiten ve gören bir varlık yaptık. Sonra o bize apaçık düşman kesildi."
            İnsan vücuduna giren gıda zerreleri sanki yerini biliyormuşçasına hiç tereddüt etmeden gidip çalışıyor.
            Ya diyeceksin ki onlar herşeyi bilir(!).ya da gerçeği kabul edip diyeceksinki Allah ın sevkiyledir.
            Gördüğünüz gibi biz yaşam için gereken bütün faktörler ilahi güç tarafından hazırlanmıştır diyor ve buna bütün fenleri şahit gösteriyoruz.
            Aydaki adam konusu ise;herkes istediği şeyi seçmekte serbesttir.Butün islam dünyada çiğ gibi büyüyor ve en fazla kabul gördüğü kesim üniversiteler ve bilim adamları.Ben imanın tadını almış hiçbir insanın dinden döneceğine inanmıyorum. O dönen az toplulukta gerçek imanı tatmamıştır.
            Yani bir kişinin dönmesi hiç bir şeye delil gösterilemez.
            Ayrıca dinimiz ayda ezan sesi var demediki.O vatandaş kendi çalıp kendi oynadı.
            Bugün yapılan arştırmalar ve fosil incelemeleri sonucunda bilim her canlının ayrı bir atası olduğunu ister istemez kabul etti.
            Mesela;Bir reçine içerisine düşen bir arı binlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaştı.Görüldü ki arı bizim bildiğimiz aynı arı.Bakteri falan değil.
            Evet şimdi bir padişah iş yaparken kendi koymuş olduğu kanunlara göre iş yapsa denilebilirmi ki padişah niye kanunlara uyuyor.Kanunu koyanda o.
            Yani ph dan bahsetmek allah ı tanıtmaktır.
            Biz sanatın arkasında sanatkarı görüyor ve gösteriyoruz.
            Sofestailer bile Allah'ı, kainatı gördükten sonra inkar edemeyeceklerini anladıklarından her şeyi inkar ettiler.Akıldan istifa ettiler.
            DNA şifresini çözen kişi de bundan dolayı Allah'ı kabul etmek zorunda kaldı.
            Allah bu ima nurundan kimseyi mahrum etmesin.

            Comment


            • #7
              Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

              acaba kabulmu etti yoksa bir uydurmami ilginctirki ilk aya cikan insan icinde ezan sesi duyuldu denilmisti sahsin soruya cevabi zamanim yok olmustu sonucta bu isinde altindan birilerinin palavrasi cikacaktir malesef kulaklariyla duymayan insanlar baska insanlarin sahitligini yapar oldu

              Comment


              • #8
                Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

                Goethenin kitapları bugün herkesin elindedir.Kimse bu zata bunları zorla yazdırmamıştır.
                ben de yazmış değilim.
                Yani her şeye olur olmaz itiraz etmek yerine biraz araştırırsanız memnun kalacağım.

                Comment


                • #9
                  Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

                  aa valla olmaz biraz muzurluk yapip sizi kizdirmam sart

                  Comment


                  • #10
                    Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

                    Seviyeli olduktan sonra tartışmak güzel.

                    Comment


                    • #11
                      Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

                      yo saygisizligi sevmem dusunceleri kabul etmemek bir kisiyi insan oldugu icin sevmemeyi gerktirmez ben insani severim maymun soyundan oldugu icin ama bilim diyorki maymun ve goril karisimidir insan ayvaya armutu vurmak gibi

                      Comment


                      • #12
                        Cevap: Goethe Müslüman mıydı ?

                        ibrahim simsek Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
                        yo saygisizligi sevmem dusunceleri kabul etmemek bir kisiyi insan oldugu icin sevmemeyi gerktirmez ben insani severim maymun soyundan oldugu icin ama bilim diyorki maymun ve goril karisimidir insan ayvaya armutu vurmak gibi
                        Bilim kesinlikle onu demiyor.
                        İnsanın maymundan geldiğine en ufak bir delil bulamadılar. maalesef(!). bütün fosiller her nevin ayrı bir atası olduğunu ortaya koyuyor.
                        Zaten iki farklı cinsten başka bir cins oluşması mümkün değil.
                        Eğer sizin dediğiniz gibi olsaydı yarı goril yarı insan yaratıklar olmalıydı.
                        yani bu da mümkün değil.
                        Darvin bile gözün yapısını inceledikten sonra teorisine olan güvenini yitirmiş maalesef(!)
                        GÖZÜ KİM YARATMIŞSA GÜNEŞİ RENKLERİ GÜZELLİKLERİ YARATAN DA ODUR.

                        Comment

                        Working...
                        X