fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

parmaklardan akan su

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • parmaklardan akan su

    Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz(arı beyi) bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz,peygambersiz bırakmaz.
    "Evet şöyle müzeyyen bir kâinatın, öyle mukaddes bir Sâniine böyle bir Resul-i Ekrem, ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Çünki nasıl Güneş, ziya vermeksizin mümkün değildir. Öyle de uluhiyet de, peygamberleri göndermekle kendini göstermeksizin mümkün değildir.
    Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemalde olan bir cemal; gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin?
    Hem mümkün olur mu ki; gayet cemalde bir kemal-i san’at, onun üzerine enzar-ı dikkati celbeden bir dellâl vasıtasıyla teşhir istemesin?
    Hem hiç mümkün olur mu ki; bir rububiyet-i âmmenin saltanat-ı külliyesi, kesret ve cüz’iyat tabakatında vahdaniyet ve samedaniyetini, zülcenaheyn bir meb’us vasıtasıyla ilânını istemesin! Yani o zât, ubudiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının dergâh-ı İlahiye elçisi olduğu gibi, kurbiyet ve risalet cihetiyle dergâh-ı İlahînin kesret tabakatına memurudur.
    Hem hiç mümkün olur mu ki; nihayet derecede bir hüsn-ü zâtî sahibi, cemalinin mehasinini ve hüsnünün letaifini âyinelerde görmek ve göstermek istemesin! Yani bir habib resul vasıtasıyla ki; hem habibdir, ubudiyetiyle kendini ona sevdirir, âyinedarlık eder. Hem resuldür; onu mahlukatına sevdirir, cemal-i esmasını gösterir.
    Hem hiç mümkün olur mu ki; acib mu’cizelerle, garib ve kıymettar şeylerle dolu hazineler sahibi, sarraf bir tarif edici ve vassaf bir teşhir edici vasıtasıyla enzar-ı halka arz ve başlarında izhar etmekle, gizli kemalâtını beyan etmek irade etmesin ve istemesin?
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: peygamberlik hakikatı

    Hazret-i Ömer ibnü'l-Hattab ve Ebu Hüreyre ve Selemetübnü'l-Ekvâ ve Ebu Amratü'l-Ensarî gibi, müteaddit tariklerle diyorlar ki:
    Bir gazvede ordu aç kaldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma müracaat ettiler. Ferman etti ki: "Heybelerinizde kalan bakıye-i erzakı toplayınız." Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren, dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular.
    Seleme der ki: "Mecmuunu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı." Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip ferman etti: "Herkes kabını getirsin." Koşuştular, geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı.
    Sahabeden bir râvi demiş: "O bereketin gidişatından anladım: Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti."

    Comment


    • #3
      Cevap: parmaklardan akan su

      parmaklarından akan su
      Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha, Hazret-i Enes'ten nakl-i sahihle haber veriyorlar ki:
      Hazret-i Enes diyor: Zevra nâm-mahalde, üç yüz kişi kadar, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. İkindi namazı için abdest almayı emretti. Su bulunmadı. Yalnız bir parça su emretti; getirdik. Mübarek ellerini içine batırdı. Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor. Sonra, bütün maiyetindeki üç yüz adam geldiler, umumu abdest alıp içtiler.
      İşte, şu misali, Hazret-i Enes, üç yüz kişiyi temsil ederek haber veriyor. Mümkün müdür ki, o üç yüz kişi, şu habere mânen iştirak etmesinler; hem iştirak etmedikleri halde tekzip etmesinler?
      İkinci Misal: Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki:
      Hazret-i Câbir ibni Abdullahi'l-Ensârî beyan ediyor: Biz, bin beş yüz kişi, gazve-i Hudeybiye'de susadık. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, kırba denilen deriden bir kap sudan abdest aldı, sonra elini içine soktu. Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor. Bin beş yüz kişi içip, kaplarını o kırbadan doldurdular.
      Sâlim ibni Ebi'l-Ca'd, Câbir'den sormuş: "Kaç kişiydiniz?" Câbir demiş ki: "Yüz bin kişi de olsaydı, yine kâfi gelirdi. Fakat biz, on beş yüz (yani bin beş yüz) idik."
      İşte, şu mucize-i bâhirenin râvileri, mânen bin beş yüz kadardırlar. Çünkü, fıtrat-ı beşeriyede, yalana yalan demek bir meyl-i arzusu vardır. Sahabeler ise, sıdk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve validelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai oldukları halde, hem "Benden bilerek yalan birşey haber veren, Cehennem ateşinden yerini hazırlasın" meâlindeki hadis-i şerifin tehdidine karşı, yalana mukabil sükût etmeleri mümkün değildir. Madem sükût ettiler; o haberi kabul ettiler, mânen iştirak edip tasdik ediyorlar demektir. (Mektubat, 19. Mektup)

      SÖZLÜK:
      BUHÂRÎ : (H. 194-256) Buharalı. Altıyüz bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en sahih ve muteber olan Sahih-i Buharî adlı eserin sahibi.
      CÂBİR-ÜL-ENSARÎ : Câbir Bin Abdullah El-Ensarî (R.A.) da denir. Meşhur sahabelerdendir. Bizzat Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) ilim ve feyiz almış ve zamanında Medine-i Münevvere'nin müftüsü olmuştur. En çok hadis rivayetiyle meşhur olan altı sahabeden biridir. 1540 hadis rivayet etmiştir. 19 gazada hazır bulunmuştur. Hicri 73 tarihinde 94 yaşında Medine-i Münevvere'de vefât etmiştir. Akabe biatinde bulunan 70 Ensar'dan Medine'de en son vefat eden bu zattır.
      FEDÂİ : Fedâkâr, kendini bir hizmete adayan.
      FITRAT-I BEŞER : İnsanın yaratılışı, huyu.
      GAZVE-İ HUDEYBİYE : Hudeybiye Savaşı.
      İŞTİRAK : Ortaklık, katılma.
      İTTİFÂK : Birleşme. Söz birliği etme.
      KABÎLE : Birlikte yaşayan, konup göçen, bir sülâleden gelen insanlar.
      KAVİM : Millet, aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan insan topluluğu.
      KIRBA : (C.: Kıreb-Kırebat) Saka tulumu. Deriden su kabı.
      KÜTÜB-Ü SÂHİHA : Doğruluğu ispatlanmış kitaplar.
      MAHAL : Yer.
      MAİYET: Emri altındakiler
      MEÂLÎ : Kısaca mânasına ait.
      MEYL : Ortadan bir tarafa eğik olmak. * İstek. Yönelme. Arzu.
      MİSÂL : Benzer, örnek.
      MU'CİZE : Benzerini yapmaktan insanların âciz kaldığı şey.
      MU'CİZE-İ BÂHİRE : Büyük ve ap açık mu'cize.
      MUHÂL : İmkânsız; olması mümkün olmayan.
      MUKABİL : Karşı, karşılık olarak, bedel.
      MÜBÂREK : Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.
      MÜSLİM : Hicri 204-261, Miladi 820-875 yılları arasında yaşamıştır. Hadis âlimidir. İçinde 2775 sahih hadis bulunan ve 15 senede vücuda getirdiği Sahih-i Müslim adlı eserin sahibidir.
      MÜTEVÂTİR : Yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun naklettiği haber.
      NAKLEN : Nakil yoluyla. Anlatmak veya hikâye etmek suretiyle.
      NAKL-İ SAHİH : İçinde yalan yanlış olmayan doğru nakil, rivâyet.
      NÂM : İsim, ün, şan.
      PEDER : Baba.
      RÂVİ : Rivâyet eden, nakleden.
      SIDK : Doğruluk.
      SÜKÛT : Suskunluk, sessizlik.
      TASDİK : Onaylama, doğrulama.
      TEKZİB : Yalanlamak, bir işe inanmayıp inkâr etmek, yalan olduğunu söylemek.
      TEMSİL : Örnek, birşeyin aynısını veya mislini yapma, benzetme.
      VÂLİDE : Anne.
      ZEVRA' : Bir yer adı

      Comment

      Working...
      X