fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Şehir Vicdanı Öldürüyor mu?

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Şehir Vicdanı Öldürüyor mu?

    Şehir Vicdanı Öldürüyor mu?


    Hasan Yükselten

    ‘ŞEHİR, HÜRRİYETİN SONA ERDİĞİ YERDİR’ der bir yazar. Acaba artık vicdanın da sona erdiği yer mi olmuştur? Oysa medeniyetin kaynağının şehir olduğu söylenir. Arapçada medine (şehir) kelimesi ile medeni kelimesinin aynı kökten gelmesi, İngilizcede city (şehir) kelimesi ile civilization (medeniyet) kelimelerinin yakınlığı, şehir ile medeniyetin arasındaki bağı ortaya koymaktadır sanırım. Nitekim eskinin şehirleri, vicdanı muhafaza eden, medeni şehirlerdi. Eski şehirler, mahviyetkârlığa, tevazuya, mahremiyete dayanan bir toplumsal düzenle vicdanı muhafaza ederken, şimdiki şehirler, kendini ispatlamaya, gurura, yarışmaya, rekabete dayanan bir toplumsal düzenle, vicdanı öldürüyorlar.
    Bir zamanlar İstanbul’un iki yakası arasında her gün gidip gelmek suretiyle E-5 yolculukları yapmaktaydım. ‘Elveda E-5’ deyip trafik çilesinden kurtulmamın üzerinden çok zaman geçti. Çok şükür İstanbul’da trafik çilesini az çeken bahtiyarlardanım. Uzun bir aradan sonra geçen hafta sonu belediye otobüsü, metrobüs, banliyö treni gibi toplu taşıma vasıtalarını kullanmam gerekince, trafik çilesinden de öte şehirdeki vicdan eksikliğinin hangi boyutta olduğunu görme imkânım oldu.
    Trafikte de hissediyor insan vicdan eksikliğini, ama toplu taşıma daha bir başka. Metrobüse, otobüse binerken, insanların birbirlerini ezercesine koşuşturduğu, çoluk-çocuk, kadın, yaşlı demeden, güçlünün zayıfı ezerek oturacak bir koltuk bulma telâşıyla vicdanını bir tarafa bırakabildiği bir hayat... Sosyal Darwinizm şehirlerimizi kuşatmış anlaşılan. Uzun bir süredir çocuklara, ahlâk yerine sürekli yarışmanın ve kazanmanın öğretildiği bir toplumda bu sonucu elde etmek de normal olsa gerek.
    Hal saridir/bulaşıcıdır. Vicdanı sağlam bir insan bile, bir müddet sonra şehirlerdeki vicdan yoksunluğunu kanıksamak ve hatta buna katılmak durumunda kalabilir. Batıda bunu engellemek için okullarda vicdan eğitimleri verilmekte. Ancak, vicdan kitaplardan öğrenilecek bir şey değildir. İnsan zaten doğuştan vicdanlıdır. Vicdanı bozulmuş olanlar için belki eğitim gerekli, ancak asıl önemli olan vicdanların bozulmasını engellemek olmalıdır.
    Vicdan bozulmasının temelini şehirden önce ailede aramak gerekiyor galiba. Zira modern zamanlarda ‘hayat bir mücadeledir’ anlayışı, dinî değerlere tamamen aykırı, çarpık bir hayat anlayışı olarak yaygınlaştı. İnsanlığa mutsuzluktan başka bir şey getirmeyen yeni hayat biçimlerini ortaya çıkardı. Bu doğrultuda gece-gündüz çalışan anne-babalar için meskenin bir anlamı kalmadı. Daha çocukken ‘anne babalarının gurbetinde’ yaşayan insanlar, aç kalan duygularını, maddî başarılarla kapatmaya çalıştılar.
    Anne-baba’lar modernizmin bitmeyen ihtiyaçlarını karşılama derdindeyken, başkalarının ellerinde başarı yönelimli, ‘kapitalist kahramanlık’ peşinde koşan, şefkatten uzak büyüyen hırs azgını çocukların amacı, topluma hizmet etmeye çalışmak yerine, hep başkalarından hizmet beklemek oldu. Şefkate en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda anne-babasını yanında bulamayan çocuklar, başkalarına da şefkat göstermeyi öğrenemediler maalesef. Bundan ötürüdür ki, özellikle kadınların çalışmasını teşvik eden ve onu yuvasından çıkaran kesimler, şehirdeki vicdan yoksunluğunun da en önemli sorumlularındandır.
    Kaybolan vicdanı bulabilmemiz için kaybettiğimiz yerde aramamız gerekiyor. Yani şehirle vicdanı tekrar buluşturmanın yolu, güzel aile ortamından, iyi anne-baba olmaktan geçiyor. Bence iyi bir anne, iyi bir baba olmak bu zamanın en önemli vazifesidir. Zira birçok davranış, insana çocukluğundan miras kalıyor. Ve pek çok güzel haslet gibi, vicdanın da muhafazası evde başlıyor.


  • #2
    BIR JAPON'UN GOZUNDEN TURKLER:

    Bir Japon, Istanbul''da gecirdigi bir haftanin sonunda
    fikri soruldugunda sunlari soyluyor:

    Turkler''in evine gittiginizde, tanimasalar da buyur ediyorlar.
    Siz oturmadan oturmuyor, siz sofraya gecmeden kimse gecmiyor.
    En iyi yere sizi oturtuyorlar.
    Siz yemege baslamadan kimse baslamiyor.
    Zorla her yemekten tattiriyorlar.

    Siz kalkmadan kimse sofradan kalkmiyor.
    Cay, kahve, meyve, ikram bitmiyor.
    Herkes sizi rahat ettirmek icin ugrasiyor.

    Sirtiniza, altiniza yastik konuyor.
    Yorgunluktan olseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmiyor.
    Gitmeye yeltendiginizde bu kez birakmiyorlar.
    Yataklarini veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatiyor.

    Sonra evden cikiyorsunuz ayni adamlar 180 derece degisiveriyor.

    Herkes arabasini ustunuze suruyor.
    Arabanin burnunu cikarmazsaniz, kimse yol vermiyor.

    Kornalar, kufurler. serit degistirmek bile mumkun degil.
    Yayaysaniz, ışık olmayan bir gecitten mumkunu yok gecemezsiniz.
    Evde oyle, arabada boyle, nasil oluyor? Bu isi cozemedim!

    Comment


    • #3
      Sn Domatesci:Şehir vicdanı değil,İnsan hem şehri,hemde İnsanlığını öldürüyor.Yukarda yazdığınız olgular Toplumun büyük kesminde var.Sonucunda atasına moruk diyenler çoğaldı.Dediğiniz gibi eğitim aileden geçiyor lakin;dışarısı bozuk!!!Ne kadar eğitim verilirse verilsin erdemli insan yetiştirilmezse bir sürü diplomalı cahil çoğalır.Mevzuu derin.Siz ve ben aynı kültürün insanıyız.Size sağlıklı güzel günler dileğimle,ALLAH'a emanet olunuz.

      Comment

      Working...
      X