Allah u tealanın ihsan ettiği nuraniyet ile ümmetinden her bir ferdin saadetiyle mesut, her bir canlının elemi ile me’yus olurdu. Ümmetine nasıl da düşkündü. Sevdi mi ne kadar samimi sever, acıdı mı ne kadar yürekten acırdı. Ağladı mı ne kadar içten ağlardı!.
Bütün ömrü acılar, mücadeleler, yoksulluklar içinde geçti. Üç öğün üst üste karnı doymamış, istirahat içinde, yün bir döşek üzerinde yatmamıştı. Çabucak ihtiyarlayıverdi. 63 yıllık ömrünün son senelerinde teheccüd namazlarını oturarak kılabilir haldeydi.
Sevenleri ondan önce ayrıldılar dünyadan. Çok sevgili eşi Hz. Hatice gideli yıllar olmuştu. Alllah ve Rasülünün aslanı Hz. Hamza, Uhud’da sonsuzluğa kavuşmuştu. Erkek evlatlarının ardından birer birer kızları da gitmişti. Bir tek Hz. Fatıma kalacaktı geriye.
Ömrünün son yıllarında nübüvvet ağacı bir gül daha açmıştı. Mariye anneden bir erkek çocuğu olmuştu. Ona dedesi İbrahim’in adını verdi. Hemen her gün İbrahim’i sütannesinin evinde ziyaret ederdi. Onu kucağına alır sever, diğer eşlerine gösterir “oğlumu nasıl buldunuz” diye sorardı. Bu mutluluk uzun sürmedi.
Bir gün Aleyhisselam oğlu İbrahim’i sol uyluğu, torunu Hüseyin’i sağ uyluğu üzerine oturtmuştu. O sırada Cebrail geldi, “Allah teâlâ bu iki çocuğun birini almak murad etti. Sen birini tercih et” buyurdu. Hz. Peygamber Hüseyin’i tercih etse hem kendi yanacak, hem Fatma’nın ciğeri yanacaktı. Fatma’ya kıyamadı. İbrahim’i tercih etti. İbrahim vefat eti. Hüseyin her ne zaman onun yanına gelse “Merhaba ey uğruna oğlumu feda ettiğim, hoş geldin” derdi.
İbrahim sütannesi Ümmü Seyf’in evinde bir yıl kadar yaşadı hicretin onuncu senesinde vefat etti. Ardından “Ey İbrahim, ölüm Allah’ın emri olup biz de yakın zamanda sana kavuşacak olmasaydık senin için daha fazla feryat figan edecektim. Göz ağlar kalp mahzun olur, Rabbimizin razı olduğundan başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim senin firakınla mahzunuz” diyebildi sadece.(3)
Bütün ömrü acılar, mücadeleler, yoksulluklar içinde geçti. Üç öğün üst üste karnı doymamış, istirahat içinde, yün bir döşek üzerinde yatmamıştı. Çabucak ihtiyarlayıverdi. 63 yıllık ömrünün son senelerinde teheccüd namazlarını oturarak kılabilir haldeydi.
Sevenleri ondan önce ayrıldılar dünyadan. Çok sevgili eşi Hz. Hatice gideli yıllar olmuştu. Alllah ve Rasülünün aslanı Hz. Hamza, Uhud’da sonsuzluğa kavuşmuştu. Erkek evlatlarının ardından birer birer kızları da gitmişti. Bir tek Hz. Fatıma kalacaktı geriye.
Ömrünün son yıllarında nübüvvet ağacı bir gül daha açmıştı. Mariye anneden bir erkek çocuğu olmuştu. Ona dedesi İbrahim’in adını verdi. Hemen her gün İbrahim’i sütannesinin evinde ziyaret ederdi. Onu kucağına alır sever, diğer eşlerine gösterir “oğlumu nasıl buldunuz” diye sorardı. Bu mutluluk uzun sürmedi.
Bir gün Aleyhisselam oğlu İbrahim’i sol uyluğu, torunu Hüseyin’i sağ uyluğu üzerine oturtmuştu. O sırada Cebrail geldi, “Allah teâlâ bu iki çocuğun birini almak murad etti. Sen birini tercih et” buyurdu. Hz. Peygamber Hüseyin’i tercih etse hem kendi yanacak, hem Fatma’nın ciğeri yanacaktı. Fatma’ya kıyamadı. İbrahim’i tercih etti. İbrahim vefat eti. Hüseyin her ne zaman onun yanına gelse “Merhaba ey uğruna oğlumu feda ettiğim, hoş geldin” derdi.
İbrahim sütannesi Ümmü Seyf’in evinde bir yıl kadar yaşadı hicretin onuncu senesinde vefat etti. Ardından “Ey İbrahim, ölüm Allah’ın emri olup biz de yakın zamanda sana kavuşacak olmasaydık senin için daha fazla feryat figan edecektim. Göz ağlar kalp mahzun olur, Rabbimizin razı olduğundan başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim senin firakınla mahzunuz” diyebildi sadece.(3)

