fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Gerçek Adalet

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Gerçek Adalet

    İki papaz, yeryüzünde artık yaşamanın anlamının kalmadığını düşünerek kendilerini zindana hapsetmişlerdi. Genç Sultan, bakın onları nasıl ikna etti.

    İstanbul’un fethi tamamlanır ve Bizans’ın hapsettiği tüm hükümlüler salıverilir. Ancak iki keşiş (papaz) zindandan çıkmak istemezler. Huzuruna getirilen keşişlere Fatih sorar: “Niçin zindandan çıkmak istemiyorsunuz?” Papazlar derler ki: “Biz İmparator Konstantin’e adil ve hakperest ol dediğimiz için zindana atıldık. Böyle bir haksızlık karşısında düşündük ki, bu dünyanın zindanı dışarısından daha iyidir. Onun için biz zindanda kalmaya razıyız.” Dünyaya küsen bu papazlara Fatih şöyle der: “Siz, benim memleketimde İslam adaletinin nasıl uygulandığını biliyor musunuz? Bunu öğrenmek için ülkemi gezip görünüz. Mahkemelere uğrayınız. Eğer bir zulüm görürseniz isterseniz zindana girersiniz.”

    Teklifi kabul eden keşişler, aldıkları bir izin belgesiyle Osmanlı ülkesini gezip dolaşmak üzere İstanbul’dan yola çıkıp Bursa’ya gelirler ve bir mahkemeye uğrarlar. Bir Müslüman, diğer bir Müslüman’dan bir tarla satın alır. Bilahare bu tarlayı sürmeye başlar. Bu arada kara sabanın ucuna sert bir cisim değer. Biraz daha derin kazıldığında oradan bir küp çıkar. İçi de ağzına kadar altınla doludur. Çiftçi, hemen bulduğu bu bir küp dolusu altını, tarlanın eski sahibine getirir ve der ki:

    “Ben bu tarlanın altını değil üstünü senden satın aldım. Şayet sen bu tarlada altın olduğunu bilseydin bana satmazdın. Dolayısıyla bu altınlar benim değil, senin hakkın.” Tarlanın eski sahibi ise: “Hayır. Ben bu tarlayı, her şeyiyle sana sattım. Onların hepsi senin nasibin.” der. Mesele mahkemeye intikal eder. Keşişler, verilecek kararı merakla beklemektedirler. Sonuçta kadı, her iki Müslüman’ı bu asil davranışlarından dolayı takdir eder ve altınların iki Müslüman arasında paylaşılması kararını verir. Ardından da birinin kızını diğerinin oğluna nişanlayıp mutlu olmaları için dua eder ve onları kucaklaştırıp dostluklarını pekiştirir. Papazlar hem bu insanların asil davranışlarına hem de kadının bu adilane kararına şaşırıp kalırlar. Hayretler içinde Bilecik’e geçerler. Bir müddet gezip dolaştıktan sonra bir mahkemeye uğrarlar.

    Müslüman bir tüccar Venedikli Hıristiyan bir tüccardan mal satın almıştı. Yapılan anlaşma gereği, malları satan Venedikli tüccar, bu malları Venedik’ten gemiye yüklemiş ve Müslüman tüccara teslim edilmek üzere yola çıkarmıştı. Ancak yolda gemi batmış, mallar da kaybolmuştu. Müslüman tüccar, malların kendisine teslim edilmeden kaybolduğunu ileri sürerek, Venedikli tüccara borcunu ödemeyeceğini söylemekteydi. Venedikli tüccar ise yapılan anlaşma gereği malı Müslüman tüccara verilmek üzere gemiye yükleyip yola çıkardığını ifade ederek, bu malların bedelini istemekteydi. Papazlar böylesi karışık bir davada nasıl bir karar verileceğini merakla beklemekteydiler.

    Tarafları büyük bir dikkatle dinleyen ve gerekli değerlendirmeyi yapan kadı, nihayet kararını açıkladı. Aralarında yaptıkları anlaşma gereği Venedikli tüccar tarafından Müslüman tüccara satılan malların gemiye yüklenmesiyle Venedikli tüccarın sorumluluğunun bittiğini ve malların Müslüman tüccar üzerine geçtiğini, bu sebeple Müslüman tüccarın borcunu Venedikli tüccara ödemesi gerektiğini söyler ve bu şekilde karar verir.

    Papazlar bu karar karşısında birbirlerine şaşkın şaşkın bakarak böylesine yüce bir adaletin Osmanlı İslam mahkemelerinde din, dil, yerli ve yabancı ayrımı gözetilmeksizin hakkıyla uygulandığını hem gözleriyle görürler hem de kulaklarıyla işitirler. Hayretler içinde Konya’ya varırlar. Konya’da yine bir mahkemeye uğrayan keşişler orada görülen davalardan birini izlemeye koyulurlar.

    Bir Yahudi, Müslüman birisine at satmıştı. Satarken de çok iyi bir cins at olduğunu ve hiçbir kusurunun bulunmadığını söylemişti. Ancak Müslüman satın aldığı atı getirip ahırına bağladığı ilk akşam, onun hasta olduğunu anlar. Sabah olur olmaz mahkemenin yolunu tutan Müslüman, uzun zaman beklemesine rağmen kadının gelmemesi üzerine şikayetini yapamadan ayrılır. At da ikinci gece ahırda ölür. Ertesi gün Müslüman yine mahkemeye gelerek şikayetini yapmış ve atı satan Yahudi de mahkemeye çağrılmıştı. Kadı, kararını şöyle açıklar: “Müslüman davacı ilk şikayete geldiği zaman, eğer ben makamımda olsaydım” Yahudi’nin sağlam diye sattığı atı geriye verdirir ve Müslüman’ın parasını iade ettirirdim. Mademki şimdi atın Müslüman’ın elinde ölmesine, benim vazife başında bulunmayışım sebep olmuştur. Müslüman’ın ata verdiği parayı ben ödeyeceğim.” der ve cebinden çıkarıp Müslüman’ın parasını nakit olarak öder.

    Kadının böylesine ulvi bir sorumluluk içinde karar vermesi papazları yine hayretler içinde bırakır. “Fatih’in memleketinde gördüğümüz bu olaylar, bize yeter de artar. Başka bir yere gitmeye gerek yok.” diyerek İstanbul’a dönerler. Fatih’in huzuruna çıkan papazlar, izlenimlerini yüce Hakan’a anlatırlar:

    Papazların bu itiraflarından sonra, Fatih:

    -“Öyleyse şimdi verin kararınızı.” dedi. Papazlar da: ““Artık bu İslam adaletini gördükten sonra, Hıristiyan papazların da haksızlığa uğratılmayacağını anladık. Zindanda kalmamaya karar verdik.” dediler.


    Dikkat buyurunuz ki;islamda gasp,soygun, başkasının hukukuna tecavüz kesinlikle yoktur.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: Gerçek Adalet

    ilginctirki leninde ayni seyi yasar hayret ama stalin muslumanlarin kafasini keser yine ilginctirki ayni fatih aslen musluman olmayan bir birlesimden gelirki eslerindede bu karisim mevcuttur iste islam hep guzeli aramak yerine gercigini aramak ta mumkundur cunku islamda kliselere zarar vermek yasaktir ama nedense istanbulun fethiyle en onemli kilise cami olmustur iste islam adeletimi diyelim yani

    Comment


    • #3
      Cevap: Gerçek Adalet

      Lütfen mesnetsiz sözleri bırakalım.
      Fatih %100 osmanlı çocuğudur.
      Aysofyanın cami yapılması ise fethin sembolüdür.
      Savaş hakkıdır. Kimseyi kesip biçmemiştir(savaştan sonra).Halk onu coşku ve merakla karşılamıştır.
      Manevi değeri çok büyük olan Ayaofyanın cami yapılması şehitlerimizin kan hakkıdır.

      Comment


      • #4
        Cevap: Gerçek Adalet

        oldu canim baska hani tarihi eserlere saygi vardi fatih osmanlidir kani karisiktir

        Comment


        • #5
          Cevap: Gerçek Adalet

          Bugün bile her yerde hala kiliseler ayakta ise bunu dinimizin hoşgörüsüne borçludur.Halen İstanbul da bile birçok eski kilise faaliyettedir.Müdavimi olmayan yerler çok sonradan camiye tebdil edildi.
          Ama ayasofya fethi gerçekleştiren ecdadımın kılıç ve kan hakkıdır.
          Ulubatlı ve binlerce şehidimizin fetif sembolüdür.
          Bırak buna hakları olsun.
          Eğer Fatih kanıkarışık olsaydı kendisini mahkemeye veren yahudi mimarla bereber yargılanmak yerine onun boynunu vurdururdu.Fatihin hayatını okumayı tavsiye ederim.
          Çünki;Uzaktan bakıldığında yıldız, yıldızböceği zannedilebiliyor.Helede garazkar olanlarca.

          Comment


          • #6
            Cevap: Gerçek Adalet

            ibrahim simsek Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
            ilginctirki leninde ayni seyi yasar hayret ama stalin muslumanlarin kafasini keser yine ilginctirki ayni fatih aslen musluman olmayan bir birlesimden gelirki eslerindede bu karisim mevcuttur iste islam hep guzeli aramak yerine gercigini aramak ta mumkundur cunku islamda kliselere zarar vermek yasaktir ama nedense istanbulun fethiyle en onemli kilise cami olmustur iste islam adeletimi diyelim yani
            Yanlış bilinenlerle ortaya atılan fikirler insanı bazı ortamlarda rezil edebilir. Kiliselere zarar vermenin yasak olduğunu nereden biliyorsunuz. Bunun şartları var. demekki Sizde islamdan en iyisini bekliyorsunuz. Çünkü islamın hiçbir değere zararı olmamıştır. Dinsizlik hariç.
            İstanbul ve ayasofya için de bilgi sahibi olmadığınız anlaşılıyor. İşte aşağıda bir yazı, İnsafınız varsa okuyunuz.

            Ayasofya'nın 1500 yıllık serüvenini dev bir yapıtla anlatan Prof. Ahmed Akgündüz muazzam eser hakkında bilinmeyenleri, yanlış bilinenleri belgelerle aydınlattı. İşte ilginç araştırma
            05 Haziran 2005 16:00

            Doç. Dr. Said Öztürk, Yaşar Baş ile birlikte sadece Ayasofya'yı anlatan 900 sayfalık dev bir eser hazırladınız. Böyle kapsamlı bir esere niçin ihtiyaç duyuldu?

            Ayasofya, benim kişisel kanaatim, ahir zamanda dünya tarihine damgasını vuracak önemli bir yapı. Sadece bir cami, sadece bir müze, sadece kilise nazarıyla bakamazsınız. Dokuz yüz sene Bizans İmparatorluğu'nda sosyal, ve askeri manada merkezlik etmiş. Bütün Cuma alayları padişahlar tarafından orada yapılmış. Sivil itaatsizlikler orada baş göstermiş. 31 Mart'ın en önemli kahramanlarından. Dolayısıyla Ayasofya artık bir sembol. Sadece bir dinin değil, Hıristiyanlığın ve İslamiyet'in sembolü.

            * Ayasofya'nın İslam-Hıristiyan diyaloğuna bir katkısı olabilir mi?

            Bence gelecekte de, peygamberimizin verdiği müjdeye dayanarak konuşuyorum, Ayasofya Hristiyanlığın Müslümanlığa iltihakında da sembol olacak. Benim inancım şu: "Ey benim ümmetim! Ahir zamanda, dindar Hristiyanlarla sulh yapacaksınız. Dinsizlik ve ahlaksızlık gibi insanlığın müşterek düşmanlarına karşı tek başına başa çıkamayan Hristiyanlık ve İslamiyet bu katılım neticesinde kuvvet bulacak, galip geleceksiniz. İnsanlık da uzun bir müddet mutlu bir hayat yaşayacak." Bence, bu dünya çapındaki ittifakın gerçekleşeceği yer, manen imzalanacağı yer Ayasofya'dır.

            * Yüzlerce yıldır Ayasofya davası gündemden düşmeyen bir konu. Niye bu kadar büyük önem veriliyor?

            Hollandalı bir siyasetçinin ifadesiyle: "Bence Ayasofya, böyle müze ve harap kalmaktansa, temel zemin camiye çevrilmeli, mabed olarak devam etmeli, ama üst kattaki galeriler ve mozaikler de Hristiyan alemine gösterilecek saygı neticesinde aynen ziyaretçilere açık tutulmalıdır. Bu görüşe hiç muhalefet edemiyorum." Onun için ben yakın tarihteki büyük olayların kaynağı olarak gördüğüm için Ayasofya'ya çok büyük önem veriyorum. Bu yüzdendir ki Bediüzzaman da çok önem vermiş. Bütün İslam Alimleri çok büyük önem vermiş. Bugün başta Yunanistan olmak üzere birçok devlet de çok büyük önem veriyor. Eğer imkan bulup da İngilizce'sini de yayınlayabilirsek bütün dünyanın kabul görebileceği bir eser haline gelecek. Bence biz bu kitapla Osmanlı Ayasofyasının kitabesini yazdık.

            * Ayasofya'ya girdiğimizde duvarlarda Bizans'tan kalma Hıristiyanlığa dair tasvirler görüyoruz. Camiye çevrilirken onlar niye bırakılmış?

            Bir defa Fatih Sultan Mehmed bu eserlerin üzerini namaza zarar vermeyecek şekilde sıvayla kapatmışlar, namaza zarar vermeyenleri olduğu gibi bırakmıştır. Kesinlikle tahrip etmemiştir. Bu çok büyüklüktür. Ama daha sonra 1845'lerde Fossati tarafından yapılan tamirlerde kapatılan mozaiklerin bir kısmı da ortaya çıkarılmıştır. Ve nihayet Cumhuriyet döneminde, Amerikalı arkeolog Whitemoore ülkemize sırf mozaikleri ortaya çıkarmak için gelmiştir. Gelip incelemiş ve kendisine bu değişiklikleri yapması için izin verilmiştir.Çok kasıtlı hareket etmiştir. Neredeyse Kubbedeki Nur suresinin 35. ayetini bile tahrip etmek istemiştir. Ve bir kısım Osmanlı eserleri de tahrip edilmiştir. 1936'da Fatih'in göz nuruyla inşa ettirdiği medrese yıkılmıştır.

            * Hristiyanların Ayasofya'ya bakış açısı nasıl?

            Evet, her gelen devlet adamı mutlaka ziyaret ediyor. Hâlâ onların bakış açısı bizimki kadar müsamahalı değil. Gidin şimdi internet sitelerinde, şu anki Bizans enstitülerinin sitelerinde kesinlikle minareli Ayasofya göremezsiniz. Tamamı minaresizdir. Ve şu anda Yunanistan'da Rum Patrikhanesinde ve belli çevrelerde Ayasofya'nın kendilerine teslim edileceği günü beklerler.

            * Niçin müzeye çevrildi?

            Biz o olayı bütün belgeleriyle ortaya koyduk. 24.11.1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla belge. Bence çok sebepler var. Birinci önemli sebep, Lozan'da gizli bir madde olduğuna inanıyorum. Ama elimizde bir belge yok. Yani Hıristiyan devletlerin baskısı olabilir. İkincisi, o zamanki devlet adamlarının ifadesine göre, Ayasofya'yı harabiyetten kurtarmak ve batıdan gelen para yardımlarını almak için. Onlar böyle diyorlar. Ama bana inanıyor musunuz bu iddiya derseniz, benim cevabım biraz enteresan olur. Yani çok değişik sebepleri var. Ben çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Ama maalesef müzeye çevrilmiş. İnşAllah (c.c.) (c.c.) tekrar "Allah (c.c.) (c.c.)uekber" sadaları minarelerinden okunur.

            Nasıl Camiî oldu?

            * Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiğinde ilk iş olarak, Hristiyanlar için çok değerli olan Ayasofya'yı camiyapıyor. Bu hareket hukukolarak doğru mu?

            Bu meşhur bir soru. Müslüman da soruyor, Hristiyan da soruyor. İslam hukukunu bilmemekten kaynaklanıyor bu soru. Barış Hukuku ayrı, Savaş Hukuku ayrıdır. Bu İslam hukukunda da böyledir, diğer hukuklarda da. Fatih İstanbul'u savaş yoluyla almıştır. Savaş hukukuna göre, bütün kiliseleri camiyapma hakkı vardır. Fethin ardından Patrikhanenin patriği diğer bütün Hıristiyan din adamları Fatih'i ziyaret etmişlerdir. Ve bu ziyarette şunu söylemişlerdir: "Savaş yoluyla fethettiniz istediğinizi yapabilirsiniz" O sırada, Ayasofya'yı camiye çevirmiş ve adını "Fethiye Camii" olarak koymuştur.

            Neden Ayasofya?

            Fakat Bizans'tan kalan birçok kilise hâlen ayakta duruyor. Fatih onlara niye dokunmamış?

            İlk üç gün savaş hukukunu uygulamıştır. 17'ye yakın Havra ve kiliseyi camiye çevirmiştir. Arkasından Hristiyan liderlerinin ricası üzerine Galata ZımmAhitnamesini vermiştir. Şu anda bu ziyaretin resminin Patrikhane'de mozaikten bir resmi vardır. Fatih o ziyarette, "Artık hiçbir kilisenize ve dininize müdahale etmeyeceğim" demiştir. Ve o günden itibaren barışla fethedilmiş gibi muamele edilmiş, hiçbir kilise camiye çevrilmemiştir. (D. B. Tercüman)

            Comment

            Working...
            X