fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kuş Dili

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Kuş Dili

    Güya o hayvanların ve kuşların duyguları ve kuvaları ve cihazları ve a'zaları ve âletleri, manzum ve mevzun kelimelerdir ve muntazam ve mükemmel sözlerdir. Onlar, bunlarla Hallak (yaratıcı)ve Rezzaklarına(rızıkları veren)şükür ve vahdaniyetine şehadet getirdiklerine kat'î delalet eden üç muazzam ve muhit hakikatları müşahede etti.

    Birincisi: Hiçbir cihetle serseri tesadüfe ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata havalesi mümkün olmayan hiçten hakîmane icad ve san'at-perverane ibda' ve ihtiyarkârane ve alîmane halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihya etmek hakikatıdır ki; zîruhlar(ruh sahibi) adedince şahidleri bulunan bir bürhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm'un vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb'asına(yedi subuti sıfat) ve vahdetine(birliğine) şehadet eder.

    İkincisi: O hadsiz masnu'larda(sanat eserleri) birbirinden sîmaca farikalı ve şekilce zînetli ve miktarca mizanlı(hassas ölçülendirilmiş)ve suretçe intizamlı bir tarzdaki temyizden, tezyinden, tasvirden öyle azametli ve kuvvetli bir hakikat görünür ki: Kadir-i Külli Şey ve Âlim-i Külli Şey'den başka hiçbir şey, bu her cihetle binlerle hârikaları ve hikmetleri gösteren ihatalı fiile sahib olamaz ve hiçbir imkân ve ihtimali yok.

    Üçüncüsü: Birbirinin misli ve aynı veya az farklı ve birbirine benzeyen mahsur ve mahdud yumurtalardan ve yumurtacıklardan ve nutfe denilen su katrelerinden(damla) o hadsiz hayvanların yüzbinler çeşit tarzlarda ve birer mu'cize-i hikmet mahiyetinde bulunan suretlerini, gayet muntazam ve müvazeneli ve hatasız bir heyette açmak ve fethetmek öyle parlak bir hakikattır ki; hayvanlar adedince senedler, deliller o hakikatı tenvir eder.
  • Fidanligi.com

  • #2
    Cevap: Kuş Dili

    Bütün geçmiş ve gelecek insanlar bütün fenleriyle bir araya toplansa şunun bir benzerini yapabilir mi?
    Halbuki tavus,binlerce senedir aynı muhteşem şekliyle var.

    kuşların elbiselerine ve her vakit tüylerini kolayca oynatmalarına ve istimâl etmelerine bak hem israfsız hikmetli bir tarzda vücud vermek, suret giydirmek, eşya adedince diller ile bir Sâni'-i Hakîm'in(c.c) vücub-u vücuduna şehadet ve bir Kadîr-i Alîm-i Mutlak'a işaret ederler.
    Evet O'na yok diyen yok olmalı...

    Sani-i i Hakim:Sanatı hikmetli,maslahatlara uygun olan Allah
    Vücub-vücud:varlığı zaruri olan zat.(harf varsa katibin olması zaruridir.)
    Kadir-i Alim-i Mutlak:ilmiyle heryerde işgören zat

    Comment


    • #3
      Cevap: Kuş Dili

      Bal arısı,
      • Bir kudret kelimesi
      • Küçücük bir bal makinesidir.

      Yabani arı,
      • Mızraklı sinek eşkıyası hükmündedir.

      Sinekler,
      • Küçücük istihale ve tasfiye makineleridir.

      Kartal gibi et yiyen kuşlar,
      • Yeryüzünün sıhhiye memurlarıdır

      Comment


      • #4
        Cevap: Kuş Dili


        Kuşlar, 100 bin sesle “buyurun” dediler
        14 Ekim 2009 / 00:01
        Günlük Risale-i Nur dersi…

        Bismillahirrahmanirrahim

        Sonra, seyahat-i fikriyede bulunan o meraklı ve terakki ile zevki ve şevki artan dünya yolcusu, bahar bahçesinden bir bahar kadar bir güldeste-i marifet ve İmân alıp gelirken, hayvanat ve tuyûr âleminin kapısı, hakikat-bîn olan aklına ve marifet-âşinâ olan fikrine açıldı.

        Yüz bin ayrı ayrı seslerle ve çeşit çeşit dillerle onu içeriye çağırdılar, "Buyurun" dediler.

        O da girdi ve gördü ki:

        Bütün hayvanat ve kuşların bütün nevileri ve taifeleri ve milletleri,
        bil'ittifak, lisan-ı kâl ve lisan-ı halleriyle Lâ ilâhe illâ Hû deyip, zemin yüzünü bir zikirhane ve muazzam bir meclis-i tehlil suretine çevirmişler; herbiri bizzat birer kaside-i Rabbânî, birer kelime-i Sübhânî ve mânidar birer harf-i Rahmânî hükmünde Sânilerini tavsif edip hamd ü senâ ediyorlar vaziyetinde gördü. Güya o hayvanların ve kuşların duyguları ve kuvâları ve cihazları ve âzâları ve âletleri, manzum ve mevzun kelimelerdir ve muntazam ve mükemmel sözlerdir.

        Onlar, bunlarla Hallâk ve Rezzaklarına şükür ve vahdâniyetine şehadet getirdiklerine kat'î delâlet eden üç muazzam ve muhit hakikatleri müşahede etti.

        Birincisi: Hiçbir cihetle serseri tesadüfe ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata havalesi mümkün olmayan, hiçten hakîmâne icad ve san'atperverâne ibdâ ve ihtiyarkârâne ve alîmâne halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihyâ etmek hakikatidir ki, zîruhlar adedince şahitleri bulunan bir bürhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb'asına ve vahdetine şehadet eder.

        İkincisi: O hadsiz masnularda birbirinden simaca farikalı ve şekilce ziynetli ve miktarca mizanlı ve suretçe intizamlı bir tarzdaki temyizden, tezyinden, tasvirden öyle azametli ve kuvvetli bir hakikat görünür ki, Kâdir-i Külli Şey ve âlim-i Külli Şeyden başka hiçbir şey, bu her cihetle binlerle harikaları ve hikmetleri gösteren ihatalı fiile sahip olamaz ve hiçbir imkân ve ihtimali yok.

        Üçüncüsü: Birbirinin misli ve aynı veya az farklı ve birbirine benzeyen mahsur ve mahdud yumurtalardan ve yumurtacıklardan ve nufte denilen su katrelerinden o hadsiz hayvanların yüz binler çeşit tarzlarda ve birer mucize-i hikmet mâhiyetinde bulunan suretlerini, gayet muntazam ve muvazeneli ve hatasız bir hey'ette açmak ve fethetmek öyle parlak bir hakikattır ki, hayvanlar adedince senetler, deliller o hakikati tenvir eder.

        İşte bu üç hakikatin ittifakıyla, hayvanların bütün envâı, beraber öyle bir Lâ ilâhe illâ Hû deyip şehadet getiriyorlar ki, güya zemin, büyük bir insan gibi, büyüklüğü nisbetinde Lâ ilâhe illâ Hû diyerek semavat ehline işittiriyor mahiyetinde gördü ve tam ders aldı. (Şualar sh. 108)

        Bediüzzaman Said Nursi

        SÖZLÜK:


        SEYAHAT-I FİKRİYE : Fikri yolculuk ve seyahat.
        TERAKKÎ : Yükselme, ilerleme.
        GÜLDESTE-İ MÂRİFET : Allah'ı bir demet (bir miktar) tanıma.
        TUYUR : Kuşlar, uçan cisimler.
        HAKİKAT-BÎN : f. Hakikatı gören, hakikatı anlayan. Hakikatşinas. Gerçeklere inanan.
        MÂRİFETÂŞİNÂ : Bilgili, ilim ve fenlerden haberi olan.
        MECLİS-İ TEHLÎL : Tehlil meclisi; #Lâ ilâhe illallah# diyenlerin toplantısı.
        KASÎDE-İ RABBÂNÎ : Herşeyi terbiye ve idâre eden Cenâb-ı Hakk'ı öven, metheden şiir.
        KELİME-İ SÜBHÂNÎ : Allah'ı kusur ve noksandan tenzih eden kelime.
        TAVSİF : Vasıflandırma, birşeyin içyüzü ve özelliklerini anlatma.
        SÂNİ : Herşeyi sanatla yaratan Allah.
        HAMD Ü SENÂ : Hamd ve övgü. Teşekkür ve medih
        KUVÂ : Hisler, duygular, kuvvetler.
        ÂZÂ : Organ, bedenin her bir uzvu.
        MANZUM : Ölçülü, dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş, sistemleşmiş; edb. nesir olmayan, şiir.
        MEVZUN : Ölçülü, vezinli, tartılı, düzgün.
        HALLÂK : Herşeyi yoktan en güzel bir şekilde yaratan.
        REZZÂK : Bütün yaratılmışların rızkını veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.
        VAHDÂNİYET : Allah'ın tek ve benzersiz olup, kusur ve noksanlardan uzak olması.
        MUHÎT : İhâta eden, herşeyi kuşatan ve herşeyi içerisine alan; etraf, çevre.
        MÜŞÂHEDE : Görme, seyretme, şâhit olma.
        TESADÜF : Rastlantı.
        HAKÎMÂNE : Her şeyi belli bir gaye ve fayda gözeterek yaparak.
        HİÇ : Yok
        SAN'ATPERVERANE : f. San'atkârcasına, san'atkârlığına çok kıymet vererek.
        İBDÂ : Yoktan eşsiz ve benzersiz yaratma.
        İHTİYÂRKÂRÂNE : İsteyerek, seçerek, tercih ederek.
        ALÎMÂNE : İlmen bilerek, ilmen vakıf olarak.
        İHYÂ : Diriltme, hayat verme.
        BÜRHÂN-I BÂHİR : Ap açık, âşikâr delil.
        ZÂT-I HAYY-I KAYYÛM : Varlığı ve dirliği her an için olup, gökleri ve yerleri her an için tutan, daimi her şeye her hususta iktidarı yeten Cenab-ı Hak.
        VÜCÛB-U VÜCUD : Varlığı gerekli olmak, olmaması imkânsız olmak, varlığı zarurî ve vacib olmak, vazgeçilmez olmak.
        SIFAT-I SEB'A : Yedi sıfat. (Hayat, ilim, basar, sem, irade, kudret, kelam.)
        MASNÛ : Sanatla yapılmış eşya, varlık.
        SÎMÂ : Yüz, çehre.
        FÂRİKA : Ayırıcı özellik.
        ZİYNET : Süs.
        MİZÂN : Terâzi, tartı, ölçü, denge.
        TEMYİZ : Birbirinden ayırma, seçme, fark etme.
        TEZYİN : Süslemek, donatmak, bezemek.
        TASVİR : Bir şeyin özelliklerini anlatarak, gözönünde canlandırma.
        KADÎR-İ KÜLL-İ ŞEY : Herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah.
        ÂLİM-İ KÜLL-İ ŞEY : Herşeyi bilen Allah.
        İHÂTA : İçine alma; tam kavrama; kuşatmak.
        MİSİL : Benzer.
        MAHSUR : Sınırlanmış, etrafı çevrilmiş.
        MAHDUD : Sınırlanmış, çevrilmiş. Az sayılı. Hududlanmış.
        NUTFE : Duru ve sâfî su; erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmiş şekli; zigot.
        FETH : Açma; başlama; zaptetme, ele geçirme, zafer.
        TENVİR : Nurlandırma, aydınlatma.
        ENVÂ : Çeşitler, türler, cinsler, nevîler.
        ZEMİN : Yer; yüzey, satıh.
        MÂHİYET : Birşeyin aslı, içyüzü, esâsı.

        Comment

        Working...
        X