Hayat bir tesanüttür, dayanışmadır.
Kainat(evren)bu esas üzerine kurulmuştur.
Küçüklüğümden beri hep "Büyük balık,küçük balığı yutar" sözünü işitirdim.Öncleri mantıklı gibiydi.Fakat sonraları çevremde hasbi tefekkürlerim neticesi,kafamda acaba soruları oluşmaya başladı.
Kainatta sadece fıtratını bozmuş canavar ruhlu insanlar ve yine fıtratını su istimal eden canavar hayvanlar mı vardı.
Hayat bir cidal,çarpışmak mı?
Ben kesinlikle böyle düşünmüyorum.
Ya nasıl düşünüyorsun diyebilirsiniz.
Gıdalar midemizin yardımına, güneş güzümüzün imdadına koşup dururken, ayrıca şu hayatımız organlar ve duygular arasındaki çok hassas yardımlaşmanın bir sonucu olarak devam ederken hayatı mücadele saymak ahmakane bir hüküm olur.
Sadece bunlar mı?
Bulutlar(yağmurlar) bitkilerin, bitkiler hayvanların,hayvanlar insanların imdadına koşmuyor mu..?
Gıdalar alyuvarlara binip hücrelerin yardımına koşuyor...
Hava zerreleri akciğerlerin imdadına koşup nüfuslara nefes veriyor.
Akyuvarlar vücudumuzun savunmasını canla başla yapıyorlar.
Belki de en güzeli latifi, anaların şefkatleriyle yavrularının imdadına yetiştirilmeleri...
Aklımıza yüzlerce misal gelebilir.
İşte bunun için hayat bir tesanüttür,birbirinin yardımına koşmaktır,koşturulmaktır.
İnsanlardan bahsederken, hakiki insanların hayatından,konumuzla ilgili olrak bir kıssa anlatmak istiyorum:
Huzeyfetu’l-Adevî anlatıyor: “Yermük harbinde amcamın oğlunu bulmak için yaralılar arasında dolaşıyordum. Yanımda da bir miktar su vardı. Kendi kendime: ‘eğer rastlarsam ona su verir, yüzünü silerim.’ diye düşünüyordum. Bir de baktım ki onun yanındayım. Kendisine:
-Sana su vereyim mi? dedim.
-Evet, diye işaret etti. Tam kendisine su verecekken, öbür yandan birisi:
-Ah su! diye inledi. Sesi duyan amcamın oğlu:
-Suyu ona götür! dedi. Hemen ona koştum. Bir de baktım ki Hişam b. el-As. Kendisine:
-Sana su vereyim mi? diye sordum. Bu arada Hişam, öbür taraftan birinin âh! dediğini duydu. Kendisi hiç içmeden:
-Suyu ona götür! dedi. Hemen onun yanına koştum, yanına vardığımda adam ruhunu teslim etmişti. Sonra, Hişam’a yetişeyim, diye koştum, geldiğimde onun da ruhunu teslim ettiğini gördüm. Bâri amcamın oğluna yetişeyim, dedim. Yanına geldim ki o da ruhunu teslim etmişti!
Sizce bu insanlar hayatın bir cidal olduğunu düşünseler bu ulvi davaranışta bulunabilirlermiydi?
Keşke bizler de bu bahtiyar insanlar gibi olabilsek.
Yani, ne kadar kuran ahlakını yaşarsak, o kadar bu manalar anlaşılır düşüncesindeyim...
Selam ve dua ile...
Kainat(evren)bu esas üzerine kurulmuştur.
Küçüklüğümden beri hep "Büyük balık,küçük balığı yutar" sözünü işitirdim.Öncleri mantıklı gibiydi.Fakat sonraları çevremde hasbi tefekkürlerim neticesi,kafamda acaba soruları oluşmaya başladı.
Kainatta sadece fıtratını bozmuş canavar ruhlu insanlar ve yine fıtratını su istimal eden canavar hayvanlar mı vardı.
Hayat bir cidal,çarpışmak mı?
Ben kesinlikle böyle düşünmüyorum.
Ya nasıl düşünüyorsun diyebilirsiniz.
Gıdalar midemizin yardımına, güneş güzümüzün imdadına koşup dururken, ayrıca şu hayatımız organlar ve duygular arasındaki çok hassas yardımlaşmanın bir sonucu olarak devam ederken hayatı mücadele saymak ahmakane bir hüküm olur.
Sadece bunlar mı?
Bulutlar(yağmurlar) bitkilerin, bitkiler hayvanların,hayvanlar insanların imdadına koşmuyor mu..?
Gıdalar alyuvarlara binip hücrelerin yardımına koşuyor...
Hava zerreleri akciğerlerin imdadına koşup nüfuslara nefes veriyor.
Akyuvarlar vücudumuzun savunmasını canla başla yapıyorlar.
Belki de en güzeli latifi, anaların şefkatleriyle yavrularının imdadına yetiştirilmeleri...
Aklımıza yüzlerce misal gelebilir.
İşte bunun için hayat bir tesanüttür,birbirinin yardımına koşmaktır,koşturulmaktır.
İnsanlardan bahsederken, hakiki insanların hayatından,konumuzla ilgili olrak bir kıssa anlatmak istiyorum:
Huzeyfetu’l-Adevî anlatıyor: “Yermük harbinde amcamın oğlunu bulmak için yaralılar arasında dolaşıyordum. Yanımda da bir miktar su vardı. Kendi kendime: ‘eğer rastlarsam ona su verir, yüzünü silerim.’ diye düşünüyordum. Bir de baktım ki onun yanındayım. Kendisine:
-Sana su vereyim mi? dedim.
-Evet, diye işaret etti. Tam kendisine su verecekken, öbür yandan birisi:
-Ah su! diye inledi. Sesi duyan amcamın oğlu:
-Suyu ona götür! dedi. Hemen ona koştum. Bir de baktım ki Hişam b. el-As. Kendisine:
-Sana su vereyim mi? diye sordum. Bu arada Hişam, öbür taraftan birinin âh! dediğini duydu. Kendisi hiç içmeden:
-Suyu ona götür! dedi. Hemen onun yanına koştum, yanına vardığımda adam ruhunu teslim etmişti. Sonra, Hişam’a yetişeyim, diye koştum, geldiğimde onun da ruhunu teslim ettiğini gördüm. Bâri amcamın oğluna yetişeyim, dedim. Yanına geldim ki o da ruhunu teslim etmişti!
Sizce bu insanlar hayatın bir cidal olduğunu düşünseler bu ulvi davaranışta bulunabilirlermiydi?
Keşke bizler de bu bahtiyar insanlar gibi olabilsek.
Yani, ne kadar kuran ahlakını yaşarsak, o kadar bu manalar anlaşılır düşüncesindeyim...
Selam ve dua ile...


Comment