
"Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa'al ve kudretli bir zatın harika işlerine bak. sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar. herbirisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. bir müdebbir-i hakim tarafından istihdam olunuyorlar"
bu kainatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki,bu mütemadiyen(devamlı) değişen ve tazelenen kainat,bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle ,o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
Bir Sâni-i Zülcelâl, kendi sanatının mucizeleri ile kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da(insan) İmân ile, mârifet ile mukabele eder.
O güzellik ve merhamet sahibi Yaradanın ikram bağistanından, mucizelerinin salkımlarından bir tanecik hükmünde gördüğüm iki parmak kalınlığında bir üzüm asmasına asılmış olan salkımları saydım: yüz elli beş çıktı. Bir salkımın danesini saydım: yüz yirmi kadar oldu. Düşündüm, dedim: “Eğer bu asma çubuğu, ballı su musluğu olsa, daim su yerse, şu hararete karşı o yüzer rahmetin şurub tulumbacıklarını emziren salkımlara ancak yetecek. Hâlbuki bazan az bir rutubet ancak eline geçer. İşte bu işi yapan herşeye kadir olmak lazım gelir. Evet, yaptığı sanatlar hakkında akılların hayrete düştüğü Zat, noksan sıfatlardan münezzehtir.
Faal:devamlı faaliyetteolan
hikmetli:maslahatların gözetilmesi
müdebbir-i hakim:hikmetle idare eden Allah
cemal:güzellik
marifet:bilmek


Comment