fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Takvimde Bugün

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • 31 Mayıs 2010

    Bugün 31 Mayıs 2010 17 C.Ahir 1431 Mayıs: 18 Hızır 26 Fransızlarla, Ankara Hükümeti'nin Antlaşma Yapması (1920)-Dünya sigara içmeme Günü-Bevarih rüzgarlarının başlaması

    HADİS-İ ŞERİF

    Kinden (düşmanlıktan) uzak durun. Zira bu, öldürücüdür. (Ramuz).



    RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) TAVSİYELERİHz. Ebû Zer (r.a.) şöyle buyurdular: "Resûlullâh'ın (s.a.v.) huzuruna girdim. 'Bana tavsiyede bulun.' dedim. 'Allah'tan korkmanı ve takva sahibi olmanı tavsiye ede­rim.' buyurdu.
    "Artır, yâ Resûlallah!" dedim. "Kur'ân'ı Kerîm'i oku ve Allah'ı zikret. Çünkü o zikir, senin için gökte bir hatırlanma ve yeryüzünde de nurdur."
    "Bana daha fazla tavsiyede bulun, yâ Resûlallah!" dedim. "Az konuş. Çünkü susman, şeytanı senden uzak­laştırır, din işinde sana yardımcı olur." buyurdu.
    "Bana daha fazla tavsiyede bulun, yâ Resûlallah!" de­dim. "Çok gülmekten kaçın. Çünkü çok gülmek kalbi öldürür, yüzün nurunu giderir." buyurdu.
    "Daha, yâ Resûlallah!" dedim. "Acı da olsa hakkı ko­nuş." buyurdu.
    "Daha, yâ Resûlallah!" dedim. "Allah yolunda kınayan­ların kınamasından korkma." buyurdu.
    "Daha, yâ Resûlallah!" dedim. "Kendi kusurlarını bil­men, insanlardakini görmene mâni olsun." buyurdu.

    FÂTİH SULTAN MEHMED'İN ÎCÂDLARI
    Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u almak isterken işinin çok zor olduğunu biliyordu. Üstelik şehrin surları çok sağ­lam, pek muhkemdi.
    Çalışmaları esnasında, Sultanın îcât kudreti ve kabiliyeti kendini göstermiş, bizzat kendi hesap ve tertibi üzere dök­türdüğü şâhî toplar, o devirde dünyâda eşi bulunmayan ye­gâne savaş âletleri olmuştur. Onun bu kabiliyeti her zaman imdada yetişmiştir. Şöyle ki sultanın husûsî tertibiyle yapılan lağım ve siperler, askerlerini düşman ateşinden dâima mu­hafaza etmiş; çok fazla ısınan ve soğuması iki saat alan büyük toplar da 'zeytinyağıyla yağlanmaya' başlanmış -ki bu da onun icâdırdır.- ve daha tesirli bir şekilde kullanılabılmıştir. Sultan, muhasaraya husûsî olarak îmâl ettirdiği man­cınıklar ve yürür kuleler de getirmiştir. Yine Fâtih Sultan Mehmed Han, düz atış yapan toplardan çıkan gülleler Galata istihkâmlarına zarar verdiği için gülleyi kavisli atan toplar döktürerek, topçuluğun en mühim esaslarından olan havan topunun da mucidi olmuştur.

    FIKRA

    Temel ameliyat olacaktır. Kendisini ameliyat odasına alırlar. Operatör, narkozcu ve yardımcılar içeri girerler. Tam narkoz verecekleri sırada Temel operatöre bakar ve bağırır: “Doktor, çıkar o maskeyi. Tanıdım seni!..”

    GÜNÜN SÖZÜ

    Haksızlık önünde eğilmeyiniz, o zaman hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz. Hz.Ali (r.a)

    YEMEK MENÜSÜ
    · EKŞİLİ KÖFTE
    · SOS. MAKARNA
    · M.SALATA
    · MEYVE

    ÇOCUĞUNUZA İSİM
    Erkek: VAHA: (Ar.) - Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    Kız: SEZAY: (Tür.) Ka. - Sezgili.

    MANİ

    Dam kapısı açıldı
    İnce boncuk saçıldı
    Yar kapıdan girince
    Gözüm gönlüm açıldı



    BİLMECE
    Dişleriyle yemek yemeyen hayvan hangisidir?
    Cevabı Yarın.
    Dünkü Cevap: Trafik polisi.

    Comment


    • 1 Haziran 2010

      Bugün 1 Haziran 2010 18 C.Ahir 1431 Mayıs: 19 Hızır 27 Ayasofya’da İlk Cuma (1453)-Hava Kuvvetlerinin Kuruluşu (1911)

      HADİS-İ ŞERİF

      -Sizin hayırlı olanınız, ehline hayırlı olandır.Ben de sizin ehline hayırlı olanınızım.Kadınlara ancak kerim olanlar ikram ederler, onlara leîm olanlar ihanet eder..()



      SELMÂNÜ’L- HAYR (R.A.) HAZRETLERİNDEN
      Selmân-ı Fârisî (r.a.) buyurdular:
      • "Üç şeye çok gülmüşümdür: Ölüm kendisini istediği hâlde dünyâyı arzulayana, kendi gaflette olup, gaflet içe­risinde hesaba çekilecek olan kişiye ve Rabb’ini gadablandırdığını veya razı ettiğini bilmeden kahkaha ile gülene.
      Üç şeye de çok ağlamışımdır: Resûlullâh (s.a.v.) ve ashabından ayrı kaldığıma, kabirden kalktığım zamanki korkulu hâle ve cennete ya da cehenneme gideceğimi bilmeden Rabb’imin huzurunda beklemeğe."
      • "Mü’min, yanında doktoru olan hastaya benzer. Dok­toru onun hastalığını da, ilacını da bilir. Hasta, kendisine zararlı olan bir şey arzu ederse doktor ona mâni olur ve "Buna yaklaşırsan helak (mahv) olursun!" der. Ona dâima engel olmaya çalışır. Mü’min de böyledir. O da birçok (zararlı) şeyi arzular ama ölünceye kadar Allâhü Teâlâ ona mâni olur ve mü’min cennete girer."
      • "Allâhü Teâlâ, mü’min kulunu bir sıkıntıya uğratıp, sonra ona afiyet verince, bu, o kulun geçmiş günahları için keffâret olur. Allâhü Teâlâ, fâcir (yani mü’min olma­yan) bir kulunu bir sıkıntıya düşürüp, sonra ona afiyet verirse, bu kişi, sahibi tarafından önce bağlanan, sonra da salıverilen bir deve gibidir. Çünkü deve, kendisini niçin bağladıklarını ve salıverdiklerini bilemez."
      • "Kalb ile cesedin hâli, âmâ (kör) ile topalın hâli gibi­ dir. Topal: ’Bir meyve görüyorum, ama uzanıp da alamı­ yorum, beni sırtına al ki onu alayım.’ der. Bunun üzerine kör onu sırtına yüklenir. O da, meyveyi koparıp alır.
      Hem kendisi yer, hem de âmâya yedirir."

      BEYİT:
      Cihan bağında ey âkil, budur makbûl-i ins ü cin Ne’kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin. Yâni: İnsanların ve cinlerin makbulü, beğenip takdir ettiği olmak için; ne kimseyi incit ne de kimseden incin. -

      FIKRA

      Temel’e sormuşlar;
      - Evli kadın ile dul kadın arasında ne fark vardur?
      - Tul kadın kocasının nerede olduğuni piliy, evli kadın pilmiy!..

      GÜNÜN SÖZÜ

      Kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim, en iyi yönetimdir. Goethe

      YEMEK MENÜSÜ
      · ETLİ TÜRLÜ
      · BULGUR PİLAVI
      · YOĞURT
      · SÜTLAÇ

      ÇOCUĞUNUZA İSİM
      Erkek: VAHAB: (Ar.) Er. - Bağışlayan, ihsan eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: Abdülvahab.
      Kız: ŞİVE: (Fars.) Ka. - Naz, eda.

      MANİ

      Ah fındığım fındığım
      Dallarına konduğum
      Vermedi seni bana
      Sakalını yonduğum



      BİLMECE
      Allah yapar yapısını,
      Bıçak açar kapısını.
      Cevabı Yarın.
      Dünkü Cevap: Fil.

      Comment


      • 2 Haziran 2010

        Bugün 2 Haziran 2010 19 C.Ahir 1431 Mayıs: 20 Hızır 28 Şair Nabi'nin Vefatı (1712)-Kozan'ın kurtuluşu (1920)-Yağmurlar

        HADİS-İ ŞERİF

        -Hayır büyüklerinizle beraberdir..()



        İMÂM ZÜFER (R.H.)İmâm Züfer, İmâmı Azam Ebû Hanîfe (r.h.) Hazretle­rinin büyük talebelerindendir. İsmi Ebû'l-Hüzeyl Zufer bin Hüzeyl el-Anberî el-Basrî'dir. Hicrî 115 (M. 733-734 )'de pederinin valiliği sırasında İsfahan'da doğdu. Hicri 158 (M 774-775 )'de Basra'da vefat etti. Müctehıd ve aynı zamanda itimad edilen hadîs âlimlerindendir. Rivayet ettiği hadîsi herkes kabul ederdi.
        Birgün İmâm Züfer'e fıkhî bir mesele soruldu, cevâ­bından âciz kalınca İmâm-ı A'zam'a giderek meseleyi ona sordu. İmâm-ı A'zam cevâbını verince, "Bu cevabı nereden verdiniz?" diye sordu. O da ."Şu hadîs-ı şeriften ve şu kıyâs üzere" buyurdu. Sonra İmâm-ı A'zam, Me­sele şöyle olsa idi halli nasıl olurdu? diye sordu." İmam Züfer cevâptan âciz kalınca onu da îzâh etti ve sonra suâle farklı cihetlerden farklı meseleler ekleyerek, bir bir cevaplarını izah etti. Bunun üzerine İmâm Züfer Imam-ı A'zam'ın ders halkasına katıldı ve yirmi seneden fazla devam etti. İmâm-ı A'zam'dan duyduklarını yazan on beş kişiden biri oldu.
        İmâm Züfer düğününde hocası İmâm-ı A'zam'dan ko­nuşmasını rica edince o: "Bu Züfer b. Hüzeyl Müslüman­ların imamlarından ve haseb, şeref ve ilimce dinin önde aelenlerindendir." buyurdu. Zamanında kendisine kadılık teklif edilen İmâm Züfer, şüpheli şeylere ve harama düş­me korkusundan teklifi kabul etmedi. Basra'ya gittiğinde halk onun ilmine hayran kaldı ve "Biz bunun gibisini görmedik, galiba fıkhı bundan iyi bilen yoktur." dediler. Bunun üzerine İmâm Züfer: "Siz Ebû Yûsuf'u görmediniz gâlibâ?" buyurdu. Zîrâ âlim kimse nefsini dâima töhmet altında tutar ve kibirli de değildir.
        Basra'da bazı kimseler İmâm-ı A'zam'ı kötülerlerdi. İmâm Züfer Basra'ya varınca evvelâ bir ders halkasına girdi Meseleler konuşuldukça ismini söyletmeden Imam-ı A'zam'ın sözünü söyler, her söylediği de beğenilirdi. Hal­kın ona itimâdı artınca 'Bu söz, Ebû Hanîfe'nın sözüdür, dedi ve Hanefî mezhebi Basra'da yayıldı.

        FIKRA

        Temel mahkemede Fadime’den boşanmak istediğini söyler. Neden Fadime’nin bakire olmamasıdır. Hakim üç aylık evli olduklarını öğrenince;
        - Bu kadar zamandır ner’desin?
        - İlk gece kız idi hacim pey, laçin şimti teğil!..

        GÜNÜN SÖZÜ

        Kendi ana dilini tam olarak bilmeyen, başka bir dilde öğrenemez. B.Swaw

        YEMEK MENÜSÜ
        · PÜRELİ ROSTO KÖFTE
        · ERİŞTE
        · ÇOBAN SALATA
        · MEYVE

        ÇOCUĞUNUZA İSİM
        Erkek: VAHAT: (Ar.) Er. - Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.
        Kız: ŞÖHRET: (Ar.) Ka. - Şöhretli, ünlü, şöhreti ağızlarda dolaşan.

        MANİ

        Şapkayı soldurmuş
        Giye giye
        Yârim sararmış solmuş
        Alacam diye diye



        BİLMECE
        Mavi tarla üstünde,
        Beyaz güvercin yürür.
        Cevabı Yarın.
        Dünkü Cevap: (karpuz)

        Comment


        • 3 Haziran 2010

          Bugün 3 Haziran 2010 20 C.Ahir 1431 Mayıs: 21 Hızır 29 Türkçe'nin Resmi Dil Oluşu (1277)-Fırtına

          HADİS-İ ŞERİF

          -Mektuba cevap vermek,selama mukâbele etmek gibi haktır.()



          HAZRET-İ ÖMER'İN (R.A.) BİR HUTBESİ:
          Cemaatten Ayrılmamak
          Hz. Abdullah İbn-i Ömer (r.anhumâ) buyurdular ki:
          Hz. Ömer (Şam'ın bir kasabası olan) Câbiye'de bir hutbesinde bize şöyle dedi: "Ey insanlar! Resûlullâh'ın bize hutbe îrâd ettiği gibi ben de size hutbe îrâd etmek için kalktım. Resûlullâh şöyle buyurmuştu:
          "Size ashâbım(a uymanız)ı tavsiye ederim, sonra bunları takib eden(tâbiî)lere, sonra da bunları takib eden(tebe-i tâbiî)lere..."
          Dikkat edin! Bir erkek bir kadınla baş başa kalmasın, aksi halde onların üçüncüsü şeytandır.
          Cemâatten ayrılmayın. Tefrika(ayrılık)dan da sakı­nın. Çünkü şeytan yalnız kalan (cemaatten ayrılan)la beraber; iki kişiden (cemâatten) uzaktır.
          Kim cennetin ortasını istiyorsa (ehli sünnet ve) ce­mâatten ayrılmasın.
          İşlediği sevabı kendisini sevindiren, günahı da kendi­sini üzen kimseler, kâmil mü'minlerdir."

          GÖZLÜK VE BAKIMI• Gözlük, kullanılmadığı zamanlarda oturulan, daya­nılan, üzerine eşya konulan bir yere bırakılmamalı, bir kılıfta muhafaza edilmelidir.
          • Silme bezi gayet yumuşak ve cam üzerinde kolay hareket eden cinsiden olmalı. Silerek çıkmayan kirler, te­mizleyici sprey vb. yoksa- her cama bir damla şampuan damlatılıp parmakla ovalanır bol su ile durulandıktan son­ra bez ile kurulanmalı, deterjan kullanılmamalıdır.
          • Gözlük çerçeve ayarlarının bozulması ile ağırlıklar burun üzerine ve saplara eşit dağılmadığından ciltte ezik veya kızarıklığa sebep olur, kayma ve baskılardan, kulak arkasında, şakaklarda ve burun üzerinde acı, ağrı olur ve bulanıklık, çift görme ve görme yorgunluğuna, dolayısıyla baş ağrısına sebep olabilir.

          FIKRA

          Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış. Fakat tembelmiş ve gazete alabileceği tek yer oturduğu dağın eteğindeki bakkalmış. Bu iş için hep Fadime’yi gönderirmiş. Fadime birgün bu işten sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış ve bir gazeteyi verip diğerlerini saklamış. Ertesi gün de Temel gazete isteyince bir gün önce aldığı gazetelerden birini “Ben çıkıyorum” deyip işlerini hallettikten sonra çıkarıp vermiş. Çarşamba günü yine Temel gazete istemiş. Fadime yine işlerini halledip Temel’e gazeteyi vermiş. Perşembe günü yine Temel gazete istemiş Fadime yine vermiş. Akşama doğru Temel Fadime’yi çağırıp; “Fadime...” demiş, “... dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam aynı yerdeki ağaca arabasını çarpıyor!..”

          GÜNÜN SÖZÜ

          Kelimelerin gücünü anlamadan,insanların gücünü anlayamazsınız. Konfüçyus

          YEMEK MENÜSÜ
          · SALÇALI KÖFTE
          · FIRIN MAKARNA
          · CACIK
          · MEYVE

          ÇOCUĞUNUZA İSİM
          Erkek: VAHDEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin tekliği, birliği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
          Kız: ŞÜLE: (Ar.) Ka. - Alev, yalım. Alevli ateş.

          MANİ

          Elma attım nar geldi
          Dar sokaktan yar geldi
          İlişmeyin yârime
          İki ayda bir geldi



          BİLMECE
          Ocak başında kuyu,
          Kuyunun içinde suyu;
          Suyun içinde yılan,
          Yılanın ağzında mercan.
          Cevabı Yarın.
          Dünkü Cevap: (yelkenli)

          Comment


          • 4 Haziran 2010

            Bugün 4 Haziran 2010 21 C.Ahir 1431 Mayıs: 22 Hızır 30 Orman Genel Müdürlüğü Kuruldu (1937)-Sultan Abdülaziz Han'ın şehid edilişi (1876)-Kuzey rüzgarları

            HADİS-İ ŞERİF

            -Allahü Teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir.Dikkat ediniz,varise vasiyet yoktur.()



            İCMÂ DİNİN ASILLARINDANDIR
            Bir gün ikindi ile akşam arasında İmâm-. Şafiî'nin yanı­na ihtiyar bir zât ç.kageldi. İmâm-ı Şafii doğruldu, elbise­sini düzeltip oturdu. İhtiyar da selâm verip oturdu. İmam-. Şafiî hürmetle o zâta baktı. O zat, . "Bir şey sormak istiyorum." dedi. İmâm-ı Şafii: "Buyurun, sorun." dedi. O: "Allah'ın dininde delil olan şey nedir?" dedi. "Allah'ın kitabıdır." "Başka nedir?"
            "Resûlullâh'ın (s.a.v.) sünnetidir."
            "Başka nedir?"
            "Ümmetin ittifakı(icmâ')dır."
            "İcmâ'ın delil olduğunu nereden çıkarıyorsun?
            "Allah'ın kitabından çıkarıyorum."
            «Allah'ın kitabında nerededir?" diye sorunca Imam-ı Şafiî bir müddet düşündü (fakat âyet. bulamadı), mtıyar. "Sana üç gün, üç gece mühlet veriyorum. Allah m kita­bında icmâ (ittifâk)ın delil olduğunu bulursan ne ala. Ama bulamazsan Allah'a tevbe et!"
            İmâm-ı Şafiî'nin rengi değişti. Sonra.gittive uç gun^ uç gece dışarı çıkmadı. Üçüncü gun yuzu, elleri ve ayaklan şişmiş, hasta olmuş bir hâlde geldi. Çok geçmeden o ıhtı-var da geldi, selâm verdi ve oturdu:
            "Delilini göster." dedi. İmâm-. Şafiî eûzü besmelenle: (meâlen) "Her kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin soyundan “(onlarm ittifak ve icmâ ile itikad ettikler, husulardan) başkasına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendis ne cehennemi boylat.r.z ki o ne fena gidiştir. (Msâ-115) âyetini okudu ve: "Allâhü Teâlâ'n.n, mu m.nle-•m icmâ ettiklerine muhalefet sebebıyle cehenneme at­ması, onların icmâ.na uymanın farz olduğunu göstermek­tedir." dedi. Bunun üzerine ihtiyar: "Doöru söyledin." dedi ve kalkıp gitti. İmâm-ı Şafiî Hazretleri, "Bu âyeti buluncaya kadar, her gün ve gece Kur'ân'ı üç defa okudum." buyurdular.

            FIKRA
            Lazın biri hayatında ilk defa memleketinden çıkmış güneye, Adana’ya gitmiş. Adana’da buna bir hevenk muz ikram etmişler “Memleketinde yersin” diye. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Adanalılar Trabzon’a geri dönen laza mektup yazıp sormuşlar “Nasıl, muzları beğendin mi?” diye. Laz cevaben gönderdiği mektupta “Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü!” demiş.

            GÜNÜN SÖZÜ

            Kaybedilmiş günlerin en kötüsü, bir defacık olsun, gülmeden geçilenidir. Chamfort

            YEMEK MENÜSÜ
            · PİLİÇSOTE
            · ERİŞTE
            · M.SALATA
            · MEYVE

            ÇOCUĞUNUZA İSİM
            Erkek: VAHDET: (Ar.) Er. 1. Yalnızlık, teklik, birlik. 2. Allah'ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3. Hakimiyet ve teşri'i (yasa koyuculuğu) yalnız Allah'a ait olarak görmek.
            Kız: ŞÜCEYNE: (Ar.) Ka. - Ağaçcık, nihal.

            MANİ

            Kırklara giden olsa
            Yârimi gören olsa
            Kırklar seni yıkarım
            Yârim ziyan olursa



            BİLMECE
            Çın-çınlı hamam,
            Kubbesi tamam,
            Bir gelin aldım,
            Babası imam.
            Cevabı Yarın.
            Dünkü Cevap: (lamba)

            Comment


            • 5 Haziran 2010

              Bugün 5 Haziran 2010 22 C.Ahir 1431 Mayıs: 23 Hızır 31 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün Kuruluşu (1936)-Dünya Çevre Günü-Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı (1085)

              HADİS-İ ŞERİF

              -Allahu Teâlâ zâlimi imhâl eder (bir müddet cezasını tehir eder),taki gazabına uğrayınca onu kimse kurtaramaz.()



              GÜZEL AHLÂK
              Bir adam Resûlullâh'ın (s.a.v.) karşısına gelerek: "Yâ Resûlallâh! Hangi amel daha fazîletlidir?" dedi.
              Resûlullâh (s.a.v.) "Güzel ahlâktır." buyurdu. Sonra sağ tarafına geçerek "Yâ Resûlallâh! Hangi amel daha fazîletlidir?" diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.) "Güzel ahlâktır." buyurdu. Son­ra sol tarafına geçerek "Yâ Resûlallâh! Hangi amel daha fazî­letlidir?" dedi. Resûlullâh (s.a.v.) "Güzel ahlâktır." buyurdu. Sonra arka tarafına geçerek suâlini tekrarlayınca Peygamber Efendimiz "Sana ne oluyor ki anlamıyorsun? Güzel ahlâktır. O da gücün yettiğince kızmamandır." buyurdular.

              DİLDE HAFİF, MİZANDA AĞIR İKİ CÜMLE
              Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
              "İki cümle vardır ki, dilde hafif, mîzanda ağır, Rahman ı (olan Allâh)'a da sevgilidir. (Bu mübarek cümleler) Süb-hâna'llâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi'l-azîm"dir (ki, Allah'ı teşbih ve Allah'a hamd ederim. Yüce olan Allâhü Azîmüşşânı tekrar teşbih ederim, demektir.)
              Dile hafif gelmelerinin, harflerinin azlığı sebebiyle oldu­ğu açıktır. Mîzanda ağır oluşları Rahmân'a sevimli olduk­ları içindir. "Sübhânallâhi ve bi-hamdihî" kelime-i tayyibe-si (güzel cümlesi), Allâhü Teâlâ'yı, zâtına lâyık olmayacak serlerden ve noksanlıklardan, kemâl mânâda tenzîh ve takdîs etmektedir.
              Bu teşbihin içinde geçen hamd ibaresi (ve bihamdihî) ile Allâhü Teâlâ'nın güzel sıfatlarına, güzel fiillerine, çeşitli nimetlerine ve bol ihsanlarına şükredilir.
              Çünkü her şükrün başı hamddir. Bu yüzden hadîs-i şe-rîfte şöyle buyrulmuştur: "Her kim gündüz veya gece yüz kere 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' okursa, o gece veya gündüz bu teşbihi okuyanların dışında hiç kimsenin ameli ona denk olmaz."
              Hem nasıl denk olabilir ki?. Çünkü her amel ve ibâdet Allâhü Teâlâ'ya bir şükürdür. Bu tesbîhin bir kısmıyla (bu şükür) edâ edilmiştir. Teşbihin, Hak sübhânehûyu tenzih ve takdîs için olan diğer kısmı (Sübhânallâhi'l-azîm) de bu şükür üzerine ziyâdedir.
              O halde bu teşbihi her gece ve gündüz yüz defa oku­malıdır... (İmâm-ı Rabbani Mektubat, 1/307-308)

              FIKRA

              Temel İngiltere'ye gidecekmiş. Arkadaşı Cemal İngiltere'de trafiğin soldan olduğunu ve bunun Temel için oldukça tehlikeli olacağını söyleyip, dikkatli sürmesini öğütlemiş. Temel: “Merak etmeyesun... Geçen gün Rize'den Samsun'a kadar soldan gittum, punun ne kadar tehlikelu olduğunu pileyrum!..”

              GÜNÜN SÖZÜ

              Karanlık geceleri ben uykusuz geçirirken, sen sabaha kadar uyuyorsun.Ondan sonra da bana yetişmek istiyorsun. Ne gezer. Zemahşeri

              YEMEK MENÜSÜ
              · KIY.TAZE FASULYE
              · PİLAV
              · KOMPOSTO
              · ÇORBA

              ÇOCUĞUNUZA İSİM
              Erkek: VAHİD: (Ar.) Er. - Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
              Kız: ŞÜKRAN: (Ar.). - İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

              MANİ

              Atma bana taş ile
              Gözüm dolu yaş ile
              Ben nereye gideyim
              Bu sevdalı baş ile



              BİLMECE
              Bir çuval cevizim var,
              Sayarım tükenmez.
              Cevabı Yarın.
              Dünkü Cevap: (saat)

              Comment


              • 6 Haziran 2010

                Bugün 6 Haziran 2010 23 C.Ahir 1431 Mayıs: 24 Hızır 32 İhtiyarlık Sigortası'nın Kabulü (1949)-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi (1475)

                HADİS-İ ŞERİF

                -Gizli ve âşikâr her işinde,Allah' dan korkmayı tavsiye ederim..()



                MÜMİNLERİN ANNESİ HAZRET-İ ÂİŞE (R. ANHÂ)
                Hz. Âişe (r.anhâ) Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin muhtereme hanımı, Hz. Ebû Bekir'in kızı, bütün müminlerin validesi (annesi)dir.
                Bu muhtereme validemiz, Resûl-i Ekrem'e çok hizmet­lerde bulunmuş, ondan çok ilim ve irfan almış, neşrettiği din ilmi ile İslâm âlemini aydınlatmıştır. Hazret-i Âişe'nin zekâsı, dirayeti, nezâheti(iffeti ve temizliği), ilmî kudreti fevkalâde idi. Onun nezâhetini Kur'ân-ı Kerîm ilân etmek­tedir. Onun bu nezâhetine aykırı bir söz söyleyecek bir Müslüman tasavvur edilemez. Böyle bir söze cesaret edenlerin -Kur'ân-ı Azîm'in tezkiyesine, bütün müslü-manların hüsnü şahadetine aykırı bulunacağı cihetle-İslâmiyet'le hiçbir alâkası bulunamaz. ^ Cebrail aleyhisselâm, Resûl-i Ekrem vasıtasıyla Hz. Âişe'ye selâm vermiş, Âişe-i Sıddîka validemiz de selâmını almıştır. Cebrail (a.s.)'ın bu iltifatı, Hz. Âişe'nin Allâhü Teâlâ nezdindeki yüceliğine bir delildir. Aişe-i Şıddîka validemiz, Ashâb-ı Kirâm'ın dînin hükümlerini en iyi bilenlerindendir.
                Ashâb-ı Kiram arasında çok hadîs-i şerîf rivayet eden yedi zât vardır ki, bunlardan biri de mü'minlerin annesi Hz. Âişe'dir. Hazret-i Âişe validemiz babası Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Fâtıma ve Sa'd b. Ebî Vakkas'tan hadis rivayet etmiştir. Hz. Ömer ve oğlu Abdullah, Ebû Hureyre, Ibn-i Abbas (radıyallâhü anhüm) gibi birçok sahâbî de kendisinden hadis almıştır.
                Peygamberimizin en sevdiği zevcesi olan Hz. Âişe, Resûlullâh Efendimizden 2210 hadîs-i şerîf rivayet buyurmuştur. Dinimizin birçok hükmü bu hadîslere dayanmaktadır.
                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun evinde ve mübarek başı onun kucağında iken vefat etti ve onun evine defn-olundu. Babası Hz. Ebû Bekir, peygamberlerden sonra insanların en faziletlisidir. Ashabın büyükleri dînî hususta bir müşkilât olduğu zaman ona müracaat ederlerdi. Hicretin 58. senesinde Ramazan ayında Medîne-i Münev-vere'de vefat etmiş, Ebû Hureyre (r.a.) namazını kıldırmış, Baki' kabristanına defnedilmiştir. (Radıyallâhü teâlâ anhâ)

                FIKRA

                Fadime ile Temel ormanda yürüken Fadime duygulanmış ve Temel’e;
                - Uy... Temel şu romantizmi cöreyi musun daaa?
                - Ağaçlardan cöremiyrum daa!..

                GÜNÜN SÖZÜ

                Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz. Andre Gide

                YEMEK MENÜSÜ
                · ISPANAK BORANİ
                · TARHANA ÇORBA
                · YOĞURT
                · BÖREK

                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                Erkek: VAHİDDİN: (Ar.) Er. - Tek din, dinin tekliği.
                Kız: ŞÜKRİYE: (Ar.) Ka. - İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen.

                MANİ

                Su üstünde sarayım
                Dur şu yâre sorayım
                Yârimden gelen mektubu
                Tülbendime sarayım



                BİLMECE
                El eker dil biçer.
                Cevabı Yarın.
                Dünkü Cevap: (yıldız )

                Comment


                • 7 Haziran 2010

                  Bugün 7 Haziran 2010 24 C.Ahir 1431 Mayıs: 25 Hızır 33 Süleymaniye'nin İbadete Açılışı (1557)-Yağmurlar

                  HADİS-İ ŞERİF

                  -Herhangi bir kimse,bir şahsı içlerinde bu şahıstan daha ehil kimse bulunduğunu bildiği halde , on kişi üzerinde âmir tayin ederse,Allah ve . . Resûlu' llah' a ve müslümanlara hıyanet etmiş olur..()



                  "RESULULLAH AHLÂKÇA İNSANLARIN EN GÜZELİDİR”Allâhü Teâlâ Kalem sûresi, 4. âyetinde "(Habîbim Ahmed), Muhakkak sen pek büyük bir ahlâk üzerin­desin." buyurmuştur. Hz. Âişe (r.anhâ) "Resûlullah'ın ahlâkı Kur'ân idi. Kur'ân'ın razı olduğuna razı olur, ga-zaplandığına da gazaplanırdı." buyurmuştur. Peygam­ber Efendimiz "Ben, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim." buyurmuştur. Hz. Enes (r.a.) peygamberi­mizin ahlâkı hakkında "Resûlullâh (s.a.v.) ahlâkça in­sanların en güzelidir." buyurmuştur.
                  Resûlullâh, insanların en cömerdi idi. Dâima afveder, hoşuna gitmeyen şeylere karşı sabrederdi. Şecâatli idi. İnsanların en hayâlısı idi, ayıp ve kusurları görmez, on­lara göz yumardı. Bütün yaratılmışlara karşı şefkatli ve merhametli idi. Ahdinde (verdiği sözünde) sâdık idi. Akrabalarını ziyaret eder, onların hallerini sorardı.
                  Peygamberimiz çok mütevazı idi, kendisinde hiç kibir yoktu: Merkebe biner, bineğinin arkasına başkalarını bin­dirir, fakirleri ziyaret eder, onlarla oturup sohbet eder, kö­lelerin da'vetine gider, ashabının arasında otururdu.
                  Evinde ailesinin işlerinde onlara yardımcı olur, koyun sağar, elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder, evini süpürür, devesini bağlar, yemini verir ve sulardı. Hiz­metkarlarıyla beraber yemek yer ve onlarla hamur yo-ğururdu. Çarşıdan eşyalarını kendisi taşırdı.
                  O, insanların en güveniliri idi, nübüvvetinden önce bile kendisine "Emîn" denilmişti. İnsanlar arasında âdil ve ağırbaşlı idi. Güldüğü zaman tebessüm ederek gülerdi. İhtiyaç hâlinde konuşur, ihtiyaç olmadığı zaman susardı.
                  Konuşmasında ne fazlalık ve ne de noksanlık olurdu. Tane tane konuşur, konuştuğu kelimeler sayılsa say­mak mümkün olurdu. Güzel kokuyu sever, kullanır ve kullanılmasını teşvik ederdi. Bulunduğu meclis, haya, hayır ve emânet meclisiydi. Orada ses yükseltilmezdi.
                  Hakkın rızâsına ve âhiret ni'metlerine nail olmak için çalışır, dünyâ varlığına rağbet etmezdi.

                  FIKRA

                  Bir Türk askeri heyeti Amerika'ya davet edilmiş, kendilerine oradaki askeri tesisler ve modern silahlar tanıtılmış. Son gittikleri askeri üste Amerikalı yetkililer bizim subaylara lazerli silahları anlatmış: “Bu gördüğünüz lazer dürbünüdür. Bu ise lazerlerle hedefini bulan son model füze sistemimiz. Şu ise önümüzdeki yıl silah piyasasına girecek olan lazerli top...” Heyette yer alan Karadeniz kökenli bir subay müdahale etmiş: “Lazerli top bizde de var...” Amerikalı yetkili, “Nasıl olur? Bu top henüz bizim ordumuzda bile hizmete girmedi. Sizde nasıl olur?” Vardı yoktu derken bizimkiler lazerli topu görmeleri için Amerikalıları Türkiye'ye davet etmiş. Kısa süre sonra bir Amerikan heyeti Ankara'ya gelmiş. Türkiye'de lazerli top bulunduğunu iddia eden subayımız, Amerikalıları almış topçu okuluna götürmüş. Başında bir nöbetçinin beklediği Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma topu göstermiş. “İşte lazerli top...” Amerikalılar gülmüş... “Topu gördük de, lazer nerede?” “Hemen yanında... Topun yanında nöbet tutan er, lazdır!..”

                  GÜNÜN SÖZÜ

                  Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. Lukuanos

                  YEMEK MENÜSÜ
                  · KIY.KARNIBAHAR
                  · TARHANA ÇORBA
                  · YOĞURT
                  · BÖREK

                  ÇOCUĞUNUZA İSİM
                  Erkek: VAİD: (Ar.) Er. - Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma.
                  Kız: ŞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz.

                  MANİ

                  Gitme dedim de gittin
                  Uzak uzak yerlere
                  Kar mı yağdı be yârim
                  Güvendiğin yerlere



                  BİLMECE
                  Arşın ayaklı,
                  Burma bıyıklı.
                  Cevabı Yarın.
                  Dünkü Cevap: (yazı)

                  Comment


                  • 8 Haziran 2010

                    Bugün 8 Haziran 2010 25 C.Ahir 1431 Mayıs: 26 Hızır 34 Hz.Peygamber (SAV)'ın İrtihali (632)-Hasat mevsimi
                    HADİS-İ ŞERİF


                    -Allah bir kuluna hayır murâd ederse onun gönlüne zenginlik ve kalbine takvâ verir.Bir kuluna da şe dilediği vakit fakirliği iki gözünün önüne getirir.()



                    RESÛLULLÂH EFENDİMİZİN (S.A.V.) İRTİHÂLİ
                    Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), hicretin onuncu senesinde veda haccından sonra, 'Bakınız, tebliğ ettim mi? Bakınız, tebliğ ettim mi?' buyurduğu meşhur veda hutbesinden sonra Medîne'ye dönmüştü. Hep hamd ile teşbih ediyordu. Bu arada "Eğer bilirseniz, hem korunun, öyle bir güne ha­zırlanın ki döndürülüp o gün Allah'a götürüleceksiniz, son­ra herkese kazandığı tamamıyla ödenecek ve hiç bir zulme mâruz olmayacaklar." (Bakara, 281) mealindeki âyet nazil olmuştu. Derken hicretin on birinci yılı Safer ayının sonla­rında bir baş ağrısından rahatsızlandı. Rebîulevvel ayının on ikinci gününe kadar devam eden bu rahatsızlığı esna­sında dahi son üç günün dışında mescid-i saadete çıkıp namazı kıldırmaktan geri kalmamıştı. Bir gün minbere çıkıp hamd ve sena ettikten sonra,
                    "Ben kimin sırtına bir değnek vurdumsa işte sırtım, benden kısas etsin. Ve eğer ben bir kimsenin şerefini incitmiş isem işte şerefim; hakkını alsın, kısas etsin. Ben kimsenin malını almışsam işte malım; ondan alsın ve benim tarafımdan husûmet olur diye kork­masın, o benim sânımdan değildir." buyurup indi. Öğle namazını kıldıktan sonra yine minbere döndü, evvelki sözünü tekrar etti. Bunun üzerine üç dirhem iddia eden bir kişiye derhal bedelini verdi, sonra şöyle buyurdu: "Ha­beriniz olsun, dünyâ mahcubluğu âhiret mahcubluğun-dan daha hafiftir." Sonra Uhud şehitlerine duâ etti ve on­lar için istiğfar eyledi. Sonra da "Allah bir kulu dünyâ ile kendine kavuşması arasında serbest bıraktı da o Allah'a kavuşmayı tercih etti." buyurması üzerine Hz. Ebu Bekir ağladı ve 'canımız, malımız, babamız ve ço­cuklarımız sana feda olsun!' dedi. Sonra üç gün mescide çıkamamıştı. Ezan okununca "Ebu Bekir'e emredin, na­mazı kıldırsın." buyurdu. Rebîulevvel'in on ikinci pazarte­si günü önündeki bardağa mübarek elini batırıp su ile yüzünü mesnetti. "Allâhümme eınnî alâ sekerâti'l-mevti (Allah'ım, bana ölüm sekerâtına karşı yardım et.) diyerek duâ etti. Kuşluk vaktinde vaziyeti ağırlaştı. Hz. Âişe (r.an­hâ) Resûlullah'ın mübarek başını kucağına almıştı, "Alla-hümme, refîka'l-a'lâ" diyerek gözünü yumdu, Rabb'ine kavuştu. Sallallahü aleyhi ve sellem.

                    FIKRA

                    Askerde komutan emir erine seslenmiş: “Çabuk bana bir lazer yazıcı getirin.” Er gitmiş ve bir başka erle dönmüş. Komutan “Bu ne lan?” asker “Laz er yazıcı komutanım.” Komutan “Nasıl oluyor?” Asker “Temel, hem laz, hem er ve de yazıcılık yapar.” Komutan “Ulan, iyi ki scanner istemedik!..”

                    GÜNÜN SÖZÜ

                    Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Hz. Ali (r.a.)

                    YEMEK MENÜSÜ
                    · YUMURTALI ISPANAK
                    · KRE.T.SUYU ÇORBA
                    · YOĞURT
                    · BÖREK

                    ÇOCUĞUNUZA İSİM
                    Erkek: VAKIF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakfe yapan.
                    Kız: TABDAN: (Fars.) Ka. -Işıklı, parlak.

                    MANİ

                    Avlunun dibi sarmaşık
                    Yar oldum sana âşık
                    Yar aklıma geldikçe
                    Elimden düşer kaşık



                    BİLMECE
                    Bir küçücük kutudur,
                    Bütün dünya yurdudur.
                    Cevabı Yarın.
                    Dünkü Cevap: (tavşan)

                    Comment


                    • 9 Haziran 2010

                      Bugün 9 Haziran 2010 26 C.Ahir 1431 Mayıs: 27 Hızır 35 Anafartalar Zaferi (1915)-Hazreti ebu Bekir (r.a.)'in halife seçilmesi (632)-Sultanahmed Camii ibadete açıldı (1617)


                      HADİS-İ ŞERİF

                      Meddâhların (dalkavukların) yüzlerine toprak saçınız.



                      SÜNNETİN DİNİMİZDEKİ YERİ
                      "Kişinin koltuğuna kurulup benden hadîs rîakletmesi ve 'Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı var. Onda helâl olarak bulduğumuzu helâl sayar, haram olarak buldu­ğumuzu da haram sayarız.' demesi yakındır. Dikkat edin! Resûlullah'ın (hadîs-i sentlerinde) haram kıldığı da Allah'ın (Kur'ân'da) haram kıldığı gibidir."
                      İmrân b. Husayn (r.a.) şefaate dâir hadîs-i şerîfi zik­retti. Orada bulunanlardan bir kişi:
                      - Ya İmrân! Siz bizlere hadîs rivayet ediyorsunuz. Fakat biz bunların Kur'ân-ı Kerîm'de aslını bulamıyoruz, dedi. İmrân (r.a.) bu söz üzerine o adama şöyle dedi:
                      - Sen Kur'ân-ı Kerîm okudun mu?
                      - Evet.
                      - Kur'ân-ı Kerîm'de yatsı namazının dört, akşamın üç, sabahın iki, öğleyle ikindinin de dört rekat olduğunu bulabildin mi?
                      - Hayır.
                      - Peki bunları kimden öğrendin? Bizden öğrenmedin mi? Biz de Resûlullah'tan (s.a.v.) öğrenmedik mi? Siz Kur'ân'da kırk koyunda bir koyun, şu kadar deveye şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem(gümüş para) zekât düştüğünü bulabildiniz mi?
                      - Hayır.
                      - Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğren­mediniz mi? Biz de Resûlullah'tan (s.a.v.) öğrenmedik mi? Yine Kur'ân'da "...Ve o beyt-i atîki (Kabe'yi) tavaf etsinler." (Hac- 29) âyetini görmediniz mi? Orada 'Ka­be'yi yedi defa tavaf edin, makamın arkasında iki rek'at namaz kılın' diye bir şeye rastladınız mı?
                      - Hayır.
                      İmrân (r.a.), Siz Allâhü Teâlâ'nın Kur'ân'ında şöyle bu­yurduğunu duymadınız mı? (meâlen) "...Bir de peygam­ber size her ne (emir) verirse tutun, nehyettiginden (yasakladığından)de sakının..." (Haşr Sûresi, âyet 7)
                      İmrân (r.a.) daha sonra şöyle dedi: Biz Resûlullah'tan (s.a.v.) sizin bilmediğiniz şeyler öğrendik.

                      FIKRA

                      Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış. Fakat tembelmiş ve gazete alabileceği tek yer oturduğu dağın eteğindeki bakkalmış. Bu iş için hep Fadime’yi gönderirmiş. Fadime birgün bu işten sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış ve bir gazeteyi verip diğerlerini saklamış. Ertesi gün de Temel gazete isteyince bir gün önce aldığı gazetelerden birini “Ben çıkıyorum” deyip işlerini hallettikten sonra çıkarıp vermiş. Çarşamba günü yine Temel gazete istemiş. Fadime yine işlerini halledip Temel’e gazeteyi vermiş. Perşembe günü yine Temel gazete istemiş Fadime yine vermiş. Akşama doğru Temel Fadime’yi çağırıp; “Fadime...” demiş, “... dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam aynı yerdeki ağaca arabasını çarpıyor!..”

                      GÜNÜN SÖZÜ

                      Kağıda dokunan kalem, kibritten daha çok yangın çıkarır. S.Fobes


                      YEMEK MENÜSÜ
                      · Z.Y.PIRASA
                      · BİBER DOLMA
                      · EZO ÇORBA
                      · YOĞURT


                      ÇOCUĞUNUZA İSİM
                      Erkek: VAKKAS: (Ar.) Er. - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.
                      Kız: TABENDE: (Fars.) Ka. - Parlayan, ışık veren


                      MANİ

                      Yeşil sandık kilidi
                      Üstünü güller bürüdü
                      O yar beni sarınca
                      İmam tahtam çürüdü



                      BİLMECE
                      Fini fini fincan,
                      İçi dolu mercan.
                      Cevabı Yarın.
                      Dünkü Cevap: (radyo)

                      Comment


                      • 10 Haziran 2010

                        Bugün 10 Haziran 2010 27 C.Ahir 1431 Mayıs: 28 Hızır 36 Ülker Doğumu Fırtınası

                        HADİS-İ ŞERİF

                        -Allah katında en sevgiliniz,ahlâkı güzel olan,halk ile geçinenler ve kendisiyle geçinilen,yumuşak huylu olanlardır.Ve Allâh yanında buğz . . edilenlerinizde, insanla arasında biribirine lâf götürüp getirmekle uğraşan, onların kusurlarını arayarak din kardeşlerinin aralarına tefrika sokanlardır.()



                        UHUD HARBİNDEN BİR SAHNE
                        Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicretlerinin 3. yılında yapılan Uhud harbinde okçuların yerlerinden ay­rılması üzerine düşman İslâm askerini arkadan vurup bütün kuvvetleriyle Resûlullâh'a doğru hücum etti. Ashâb-ı Kiram şiddetle çarpıştı. İbn-i Kamie adında bir müşrik Resûlullâh'a (s.a.v.) bir taş atarak mübarek dişi­ni kırdı ve mübarek yüzünü yaraladı. Mus'ab b. Umeyr (r.a.) Peygamberimizi müdâfaa ederken İbn-i Kamie onu şehid etmiş ve onu Resûlullâh zannederek 'Mu-hammed'i öldürdüm.' demişti. O zaman kim olduğu belli olmayan birisi 'Biliniz ki Muhammed öldürüldü!..' diye acı bir şekilde haykırmıştı. Bu sesin yayılmasıyla asker­ler kaçmaya başlamışlardı. Resûlullâh "Allah'ın kulları, bana doğru" diye çağırıyordu.
                        Bu sırada ashabdan ilk önce Kâ'b b. Mâlik (r.a.) miğ­ferin altında parlayan gözlerinden Resûlullâhı tanımış, en yüksek sesiyle "Ey müslümanlar! Müjde, Resûlullâh işte!.." diye alabildiğine bağırmış, Resûlullâh da (s.a.v.) ona susmasını işaret etmiş, hemen otuz kadar ashâb Resûlullâhın yanına toplanmıştı. Nihayet müşrikleri def'eylemişler ve kalanları dağılmışlardı.
                        Ashâb-ı Kiram "Muhammed öldürüldü." şayiası üzerine çok sarsılmışlar ve perîşân olmuşlardı. Bazıları ümitsizlik eseri bazı şeyler söylemiş, münafıklar da kalblerindeki hastalığı dışarı vurmuş iken Enes b. Nadr Hazretleri kalk­mış "Ey kavim! Eğer Muhammed öldürüldü ise Muham-med'in Rabbi diridir ve ölmez. Resûlullâh'dan sonra sağ kalıp da ne yapacaksınız? Onun muharebe ettiği uğurda muharebe edin ve onun öldüğü uğurda şerefinizle ölün!.." demiş. Sonra "Allah'ım! Münafıkların dediklerinden sana sığınırım ve şunların -yani münafıkların- yaptıklarından sana sığınırım." diye duâ ettikten sonra kılıcını çekip mu­harebeye atılmış ve şehid oluncaya kadar harb etmişti. Yetmiş yara aldığı rivayet olunur. Bazı ashâb da aynı su­retle şehid olmuşlardı.
                        Bunun üzerine -ön sayfada meali yazılan- Âl-i İmrân sûresinin 144. âyeti nazil olmuştur.

                        FIKRA

                        Temel askerliğini yapıyormuş. Bölükte kırk ere izin vermişler. Geç kalırlarsa disko cezası var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. Kırk kişiden otuzdokuzu da geç kalmış, hep aynı mazeret: “Atla istasyona celeydum. At çatladi, tren kaçtı, geç kaldum.” derken kırkıncı da tamamlanmış, Temel’e sıra gelmiş. “Senin de mi atın çatladı?” diye sormuşlar. “Hayır...” demiş, “... yoldaki otuz dokuz at leşini geçemedum.”

                        GÜNÜN SÖZÜ

                        İyiyi yapabildiği halde yapmayan bir insan,su işlemiş olur. Pestolozzi

                        YEMEK MENÜSÜ
                        · SALÇALI KÖFTE
                        · YAYLA ÇORBA
                        · SPAGETTİ
                        · SPANGLE

                        ÇOCUĞUNUZA İSİM
                        Erkek: VASIK: (Ar.) Er. - Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı.
                        Kız: TABİSTAN: (Fars.) Ka. - Yaz.

                        MANİ

                        Dere boyunda dutlar
                        Dutlar kökünden patlar
                        Askerdeki yârime
                        Gölge olsun bulutlar



                        BİLMECE
                        Küçücük fıçıcık,
                        içi dolu turşucuk.
                        Cevabı Yarın.
                        Dünkü Cevap: (nar)

                        Comment


                        • 11 Haziran 2010

                          Bugün 11 Haziran 2010 28 C.Ahir 1431 Mayıs: 29 Hızır 37 Kızılay'ın Hilal-i Ahmet Adıyla Kurulması (1868)-Kanuni Sultan Süleyman'ın İran Seferi (1534)
                          HADİS-İ ŞERİF

                          -Mazlumun bedduâsından sakın.Çünkü,onun duâsıyla Allah arasında (kabûlünde mani) bir perde yoktur.()



                          EHL-İ BEYTİN ASHABIN BÜYÜKLERİNE SAYGISI
                          Irak ahâlîsinden birtakım kimseler, Hazret-i Hüse­yin'in (r.a.) torunu Muhammed bin Alî'nin ziyaretine git­miş; Ebû Bekir, Ömer ve Osman Hazretleri hakkında fena lâkırdılar söylemeğe cür'et göstermişlerdi. Muham­med Hazretleri, onlara:
                          "Siz ilk Muhacirlerden misiniz?" diye sordu; "Değiliz" diye cevap verdiler.
                          "Öyle ise İslâm'ın ilk yurdunu hazırlayıp, İslâmı tak­viye eden Ensâr'dan mısınız?" dediğinde; "Hayır" cevâ­bını aldılar.
                          Bunun üzerine Muhammed Hazretleri: "Allâhü Teâlâ'-nın bildirdiği şu iki sınıftan olmadığınızı siz itiraf ettiniz.
                          Ben de şehâdet ederim ki siz, haklarında Cenâb-ı Hakk'ın (Haşr sûresinin, 10. âyettende): -meâlen- "Ve şunlar ki arkalarından gelmişlerdir, şöyle derler: Ey Rabbimiz, bizleri ve önden îmân ile bizi geçmiş olan kardeşlerimizi mağfiret buyur ve gönüllerimizde îmân etmiş olanlara karşı kin tutturma. Ey Rabb'i-miz, şüphe yok ki sen Rauf'sun, Rahimsin, buyur­muş olduğu üçüncü sınıftan da değilsiniz. Kalkınız ya­nımdan, Allâhü Teâlâ size yapacağını yapmıştır." diye­rek onları yanından uzaklaştırdı.


                          RECEP AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI
                          Hicrî-Kamerî 1431 yılı Recep ayı ictimâ'ı yarın 12 Haziran Cumartesi günü Türkiye saati ile 14.15'te.
                          Ru'yet ise ertesi gün (13 Haziran Pazar) Türkiye saati ile 04.39'dadır.
                          Hilâl'in görüldüğü yerler: Amerika Birleşik Devletleri'-nin orta ve batı eyâletleri ile Büyük Okyanus, Avustralya ve Uzakdoğu ülkeleri, Endonezya Malezya, Japonya.
                          Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından da görülebilecektir.
                          13 Haziran Pazar günü de Recep ayının (1)'idir.

                          FIKRA

                          Temel ile Dursun paraşüt kursuna yazılırlar. Aradan aylar geçer ve eğitim tamamlanır. Yapılacak bir gösteri için prova yapmaktadırlar. Uçaktan atlarlar lakin Dursun’un paraşütü açılmaz. Temel sorar ;
                          - Dursun, paraşütün açılmadı, n’olcak şimdi?
                          - Önemli değil ya... Gerçek değil ki, prova yapıyoruz!..

                          GÜNÜN SÖZÜ

                          İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız,ondan hiç söz etmeyin Blaise Pascal


                          YEMEK MENÜSÜ
                          · SEBZELİ KÖFTE
                          · MAKARNA
                          · M.SALATA
                          · MEYVE


                          ÇOCUĞUNUZA İSİM
                          Erkek: VARİS: (Ar.) Er. - 1. Cenab-ı Hakk'ın 99 isminden biri
                          Kız: TABİYE: (Ar.) Ka. - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.


                          MANİ

                          Kızılcıklar olur mu?
                          İçinde durulur mu?
                          Benim yârim talebe
                          Onunla dalga olur mu?



                          BİLMECE
                          Daldan dala,
                          Kırmızı pala.
                          Cevabı Yarın.
                          Dünkü Cevap: (limon)

                          Comment


                          • 12 Haziran 2010

                            Bugün 12 Haziran 2010 29 C.Ahir 1431 Mayıs: 30 Hızır 38 Fransızlar'ın Cezayir'i İşgali (1830)-Keban Barajı'nın temeli atıldı (1966)

                            HADİS-İ ŞERİF
                            -Farz ibadetlerinden sonra Allâh yanında amellerin en sevgilisi (rızâsına muvâfık olanı) , müslümanın kalbine sevinç koymaktır.()



                            RECEB-İ ŞERÎF
                            Yarın idrâk edeceğimiz mübarek Recep ayı, kamerî ayların yedincisidir. "Eşhuru hurum"dan olan bu ay, Şehrullah yâni Allâhü Teâlâ'nın ayıdır. Bu aya oruçlu gir­meli ve bu ayda çok iltica etmelidir.
                            Receb ayının Vinci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2'nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3'üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nafile oruç sevabı verilir. Bu, hadîs-i şerif ile sabittir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevabı verilir Bu ay Cenâb-ı Hakka mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhi'yi bildiren İhlâs Sûresi'ni çok okumak lâzımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde 11 defa İhlâs-ı Şerîf okumalı, tevhid, istiğfar ve salavât-ı şerifeyi ihmâl etmemelidir. Bu ayda 2 kandil vardır:
                            1. İlk cuma gecesi "Regâib Kandili",
                            2. Yirmi yedinci gecesi "Mi'rac Kandili"dir.
                            Bu ayın birinci gecesi bir teşbih namazı veya Receb-i Şerîf'in ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kı­lınan on rek'at namaz da ^ılınabilir. Önümüzdeki günlerde bu namazların kılınış şekli anlatılacaktır.
                            Receb ayında her gün, -başında ve sonunda 7'şer Fa­tiha ile- 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevaptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır. Bu orucu 13, 14 ve 15'inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-Bıyz'da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)


                            DUÂ EDERKEN...
                            Duâ ettiğiniz vakit, doğudan batıya bütün Ümmet-i Mu-hammed'e birden duâ ediniz. Yalnız kendinize duâ etme­yiniz Bir beldeye yağmur yağdığında, o beldede olan bü­tün bağlar, bahçeler, tarlalar sulandığı gibi Allah katında makbul olan bir duâ sebebiyle Cenâb-ı Hak bütün halkı ilâhî ihsanına mazhar eyler.
                            Bu sebepten umûma, bütün Müslümanlara duâ eyle ki belki senin duan Allah katında makbul olur da bütün hal­kın ihyâsına, faydalanmasına sebep olmuş olursun. Bun­dan büyük nimet mi olur? Cenâb-ı Hakk cümlemizi duası makbul ve razı olduğu kullarından eyleye. Amin.

                            FIKRA

                            Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, Cemal 10 dakika durmuş çıkmışlar. 10 saat olmuş 20 saat olmuş. Temel’in cesedi karaya vurmuş. Daha sonra Fadime’ye baş sağlığı dilemişler. ”Üzülme”diye teselli etmek istemişler. Fadime: ”Önemli değil, yarışı kazandı ya!..” demiş.


                            GÜNÜN SÖZÜ

                            İyiliğin bilgisine sahip olmayana bütün diğer bilgiler zarar verir. Montaigne


                            YEMEK MENÜSÜ
                            · ETLİ TÜRLÜ
                            · BULGUR PİLAVI
                            · CACIK
                            · ÇORBA


                            ÇOCUĞUNUZA İSİM
                            Erkek: VAROL: (Tür.) Er. - Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.
                            Kız: TABNAK: (Fars.) Ka. - Parlak.


                            MANİ

                            Yemenimin yeşili Ben kaybettim eşimi Ben bulursam eşimi Ben bilirim işimi



                            BİLMECE
                            Yarım kaşık,
                            Duvara yapışık.
                            Cevabı Yarın.
                            Dünkü Cevap: (sincap)

                            Comment


                            • 13 Haziran 2010

                              Bugün 13 Haziran 2010 1 Recep 1431 Mayıs: 31 Hızır 39 Süleymaniye'nin Temelinin Atılışı (1550)-Silistre müdafaası (1854)-Üçayların başlangıcı


                              HADİS-İ ŞERİF

                              -Beş günah vardır ki,keffâreti yoktur.Bunlar; Allâh' a şerik koşmak,bi-gayri hakkın adam öldürmak,mü2mine bühtan ve iftira etmek, muharebe günü kaçmak ve yalan yere yemin ile hakkı iptal etmek.()



                              GÜZEL AHLÂK MÜSLÜMANIN ZÎNETİDİR
                              Güzel ahlâk, imânın alâmeti, İslâm'ın zînetidir. Mümin­ler nefislerini kötü huylardan temizleyerek güzel ahlâk ile ahlâklanmalıdır. Kötü ahlâk insanı günahlara sevkeder. Güzel ahlâk ise dünya ve âhirette selâmet ve saadete sebep olur.
                              Bir şeyde ihtiyaçtan fazlasını kullanmak israf olduğun­dan mekruhtur. Bunun zıddı olan cimrilik de zemmedil-miştir. İkisinin ortası olan cömertlik güzeldir. İnsan dâima îtidâl üzere (orta yolda) olmalıdır.
                              Kibir, şeytânın sıfatıdır. Hakkı bilirken inat etmek ve bâtıl üzerine ısrar etmek gibi kötü ahlâklar kibirden kay­naklanır. Kibriya ve azamet Allâhü Teâlâ Hazretlerine mahsûstur. İnsan, kendi acziyet ve küçüklüğünü bilip de kibirlenmemen, yine kibrin tam zıddı olan zilletin de mak­bul olmadığını bilmelidir. Tevazu; alçak gönüllü olmak mü'mine yakışan güzel ahlâktandır.
                              Müslüman, emânete hıyanet etmekten, yalan söyle­mekten, hîle ile insanları aldatmaktan uzak durmalıdır.
                              Riya (gösteriş) kötü ahlâktandır. Mü'min riyadan sakın­malı ve dâima ihlâs üzere olmalıdır. Allâhü Teâlâ'ya, Peygamber Efendimiz'e ve onun Ashâbı'na ve sâlih mü'minlere suizan etmek; onlar hakkında kötü şeyler düşünmek büyük günâhtır. Buğz (düşmanlık), kin, gıy­bet ve iftira gibi nice kötü ahlâk, sûizandan meydana gelir.
                              Haset yani diğer bir kimsedeki nimeti kıskanmak pek çir­kin bir huydur. Hasedin karşılığı olan iyiliği istemek ise İs­lâm dininde güzel bir huydur. Mü'min, kendisi hakkında re­va görmediği şeyi başkası hakkında da reva görmemelidir.
                              Tevekkül, kanâat, sabır ye şükür güzel ahlâktandır. Her şeyi yoktan var eden Allah'a teşekkür ve onun emrine ta'zim (hürmet) etmek kulluk îcâbıdır. İnsanlardan görülen nimet ve ihsana (iyiliklere) teşekkür de mürüvvet ve in­saniyet icâbıdır. Halka teşekkür etmeyen Hâlık'a da şük­retmez. Şükretmek övülmüş, küfrân-i nimet (nankörlük) ise çirkin görülmüştür. Allâhü Teâlâ'nın emrine ta'zîm (hür­met) ve onun yarattıklarına şefkat ibâdettir. Gönül kırmak pek çirkin bir huydur ve günâhtır.

                              FIKRA

                              Temel sinirli bir şekilde doktorunu arar ve:
                              - Ula doktor bu verdiğin bebek yüzünden bir senedir ağız tadıynan sigara içemiyyrum. - Hayrola Temel ne oldu?
                              - Ula verdiğin bu tüp bebek zırt pırt gaz kaçiriyy!..


                              GÜNÜN SÖZÜ

                              İyiliğe gücün Yetmezse,bari kötülük yapma. Feridüddin-i Attar


                              YEMEK MENÜSÜ
                              · İZMİR KÖFTE
                              · SOS.MAKARNA
                              · M.SALATA
                              · MEYVE

                              ÇOCUĞUNUZA İSİM
                              Erkek: VASSAF: (Ar.) Er. - Niteliklerini bildirerek anlatan ya da öven. Vassaf el-Hazrat. İranlı tarihçi, yazar.
                              Kız: TACİRE: (Ar.) Ka. - Ticareti meslek edinmiş olan,


                              MANİ

                              Tülbendimin bir yanı
                              Turuncudur turuncu
                              Ne yapayım be yârim
                              Askerlik vatan borcu



                              BİLMECE
                              On ay yatar,
                              İki ay kalkar;
                              Feneri yakar,
                              Etrafa bakar.
                              Cevabı Yarın.
                              Dünkü Cevap: (kulak)

                              Comment


                              • 14 Haziran 2010

                                Bugün 14 Haziran 2010 2 Recep 1431 Haziran: 1 Hızır 40 Jandarma Teşkilatı'nın Kuruluşu (1846)-Avusturya'nın keşfi (1643)

                                HADİS-İ ŞERİF

                                -Kişi dostunun yolundadır.O halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye iyi dikkat etsin.()



                                RECEB AYINDA KILINACAK NAMAZ
                                Recebin 1 'i ile 10'u arasında, 11 'i ile 20'si arasında ve 21 'i ile 30'u arasında olmak üzere sâdece birer defa kılınacak 10'ar rek'at Hacet Namazı vardır. Bunların her üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okuna­cak dualarda fark vardır.
                                Bu namaz, mü'min ile münafığı ayırır. Bu 30 rek'at na­mazı kılanlar, hidâyete ererler. Münafıklar bu namazı kıla­mazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez. Bu 30 rek'at namaz Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivayet edilmiştir.
                                Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat, cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdaldir.
                                Kılınışı: Hacet namazına şu niyetle başlanır: "Yâ Rabbi, teşrifleriyle dünyâyı nura gark ettiğin Efendimiz hürme­tine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, beni feyz-i ilâ­hîne, afv-ı ilâhîne, rıza-yı ilâhîne nail eyle, âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle, dünyâ ve âhiret sıkıntıların­dan halâs eyle, rızâ-yı şerîfin için" Allâhü Ekber.
                                Her rek'atte 1 Fatiha, 3 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn, 3 İh-lâs-ı şerîf okuyup, 2 rek'atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek'at tamamlanır.
                                & İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra, 11 defa "Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi'l-hayr. Ve hüve alâ külli şeyin kadîr" okunup duâ edilir.
                                * İkinci on gün içinde yani Recebin 111 ile 20'si ara­sında kılınan 10 rek'atten sonra, 11 defa: "İlahen vahiden ehaden sameden ferden vitren hayyen kayyûmen dâimen ebedâ" okunup duâ edilir.
                                * Üçüncü on gün içinde, yâni Recebin 211 ile 30'u ara­sında kılınan 10 rek'atten sonra da 11 kere: "Allâhümme lâ mania limâ a'tayte, velâ mu'tiye limâ mena'te, velâ rad­ de limâ kadayte, velâ mübeddile limâ hakemte, velâ yen- feu ze'l-ceddi minke'l-ceddü. Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l- a'le'l-vehhâb. Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-vehhâb. Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-kerîmi'l-vehhâb. Yâ veh- hâbü yâ vehhâbü yâ vehhâb" okunup duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

                                FIKRA

                                Temel sevgilisi Fadime’ye “Fadime bu akşam bize gel, evde kimse olmayacak.” demiş. Fadime akşam olunca gitmiş, kapıyı çalmış, çalmış... Kimse yok!..

                                GÜNÜN SÖZÜ

                                İyi söz söyleyen adamlar, herkesten fazla okuyanlardır. Hoffman

                                YEMEK MENÜSÜ
                                · FIRIN KÖFTE
                                · MAKARNA
                                · M.SALATA
                                · MEYVE

                                ÇOCUĞUNUZA İSİM
                                Erkek: VECDET: (Ar.) Er. - Zenginlik, varsallık.
                                Kız: TACİRE: (Ar.) Ka. - Ticareti meslek edinmiş olan,

                                MANİ

                                Karanfil ektim gül bitti
                                Dalında bülbül öttü
                                Ötme bülbülüm ötme
                                Yârim gurbete gitti



                                BİLMECE
                                Dağda tak tak,
                                Suda cıp cıp.
                                Arşın ayaklı,
                                Burma bıyıklı.
                                Cevabı Yarın.
                                Dünkü Cevap: (Ateş Böceği)

                                Comment

                                Working...
                                X