fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Bilgisayarda tren kaçtı, yazılıma odaklanalım

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
yeni mesajlar

  • Bilgisayarda tren kaçtı, yazılıma odaklanalım

    MEHMET NALBANTOĞLU - Koç Bilgi Grubu Genel Müdürü
    Mehmet Nalbantoğlu, Edirneli, soy ağacını araştıracak kadar geçmişini hakkıyla bilmek isteyenlerden. Çok başarılı bir arkadaşı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü yazdığı için o da, 'o tercih ettiyse bir bildiği vardır' diyerek peşinden gidince, bugün başında olduğu Koç Bilgi Grubu genel müdürlüğü görevine kadar uzanan kariyerinin başlangıcını oluşturmuş.



    Yine aynı üniversitenin Computer Control Sistemleri Bölümü'nde yüksek lisansını tamamlayan Mehmet Nalbantoğlu, ardından Randwick College Sydney'den MBA sertifikası almış.

    Nalbantoğlu, profesyonel iş yaşamına 1981 yılında başlamış. Avustralya'da Ultra Scales PTY. LTD. ve Honeywell şirketlerinde çalışmış. Hewlet Packard Türkiye destek ve satış müdürlüğü, Compaq Computer Türkiye Ülke müdürlüğü ve Ekol Lojistik'te CEO olarak görev yapmış. Nalbantoğlu, Aralık 2005'ten bu yana da Koç Bilgi Grubu Genel Müdürlüğü görevini sürdürüyor.

    Koç Bilgi Grubu Genel Müdürü Mehmet Nalbantoğlu gibi teknolojide kariyer yapmış birisiyle konuşurken iki açıdan sorularıma cevap arıyorum: Teknolojinin bir sonu var mı ve biz teknolojide iyi işler yapan ülke konumuna gelebilecek miyiz?

    Elbette hiçbir şeyin sonu yok. Her şey değişim geçiriyor. Bilişimin girmediği alan yok! Teknoloji anlamında bir işletme var mıdır ki, 'Tamam artık ben her şeyi buldum ve bundan sonra yeni yatırıma ihtiyacım yok!' diyebilsin. "Bunu dediğiniz ve daha neler yapabilirim demeyi bıraktığınız gün kapıya bayrağı çektiğiniz gün olur." diyor.

    Koç Bilgi Grubu Genel Müdürü Nalbantoğlu, söyleşiyi iyi bildiği alana çekiyor ve "Soruyu bilişim hangi alana girmeyecek diye sorsaydınız, yanıtım; 'Öyle bir şey mümkün değil' olurdu. Teknoloji hayatımızın her alanına girdi. Geleceği okuyanların söylediği gibi hepimizin bir ID/kimlik şifresi ve bu şifrede sağlığımızla ilgili kayıtlar bulunacak. Birçok hastalık daha oluşmadan bizi uyarabilecek. Ancak bütün bunlar gelecekle ilgili." diye konuşuyor.

    Nalbantoğlu'nun asıl önceliği, bilişimin sektör olarak ülke ekonomisi içinde ne ifade ettiği. Yine mühendis yaklaşımıyla bu sorunun cevabını, "Ne ifade edebileceği noktasına gidebilmek için hangi yollardan, nasıl geçilebilir bunu biraz irdelemek gerekir." diye veriyor. "Konuyu ikiye ayırmakta yarar var; ekonomi içinde genel rolleri üstlenen kamu ve teknolojiyi kullanan şirketler. Bugün bilgi teknolojilerini kullanmadan bir işletmeyi sürdürülebilir büyümeyle devam ettirmeniz ve küresel rekabette ayakta tutabilmeniz mümkün değil. Bundan 20 yıl önce bilgisayar olsa iyi olur yaklaşımı bugün olmazsa olmaz noktasında. İşin bir diğer yanı da bu kadar önemli bir altyapı için çok fazla para harcamasının da gerekmemesi. Kurumlar, teknoloji işini uzmanlarına bırakıp kendi asıl işleriyle küresel ekonomiye entegre olabilirler. Kimi şirketler teknolojik altyapı yatırımlarına dış hizmet alımı derken, kimileri bilişim diyor. Gözden kaçırılmaması gereken başka boyutlar da var; öncelikle bilişimin bir sektör olarak ekonomiyi sürükleyen gücü ve yeni istihdam potansiyeli oluşturması." şeklinde konuşuyor.

    Türkiye'nin 500 milyon dolarlık teknoloji ihracatı var. Bu rakamın artması için neler yapılmalı?

    "Bu konuda şimdiden kesin şeyler söylemek zor, ama konuya ilişkin atılacak adımlar şimdiden öngörülebilir. Öncelikle internet ve yakınsamalı alanlar olarak ifade edilen kavramların son üç yıl içinde birbirinin içine girmiş olmasına rağmen biz hâlâ telefonların altyapı lisans işini konuşmakta ve hâlâ regülâsyonlarla bazı şeyleri toparlamaya çalışmaktayız." diyen Nalbantoğlu, geleceğe ilişkin teknolojik öngörüsünü de bizimle paylaşıyor: "Bilişim ve telekom, şirketler için artık vazgeçilmez bir araç haline dönüştü. Teknoloji, cihaz dediğimiz küçücük kutulara, aletlere sığdırıldı. Bilgi, fiber optik kablolarla taşınırken bilişim teknolojisi de pek çok yeniliğe olanak sağlamakta. Internet Protokollü Televizyon/IPTV önümüzdeki günlerde hayatımızda daha geniş bir biçimde yer alacak. Bugünün Telekom operatörleri, yarının hizmet sağlayıcı şirketleri olacak. IPTV'den ADSL hizmeti alacak, bunun için bedel ödemeyeceğiz." Genel müdür, bilişimin otomotiv, tekstil ve turizm gibi bir sektör olduğunu, ancak Türk bilişim sektörünün uluslararası arenada değer üretebilecek bir yapılanmaya geçemediğini söylüyor.

    Peki, neden diye sorduğumda da, "Birkaç temel neden sayabilirim. Örnekle açıklarsam, bir motorun içinde pek çok dişli vardır. Bu dişlilerin hareketi gücü sağlar. Burada kritik nokta, gücün şiddeti için dişlilerin uyumla birlikte harekete geçmesidir. Maalesef ülkemizde siyasi erkle özel sektörün bu dişli yapısını uluslararası arenada 'değer yaratabilecek' şekilde iç içe getirebilecek bir model oluşturulamadı. Bunun gerekçeleri, sektörün kendi içinde geçirdiği evrelerde. Uluslararası arenada güç olabilmeniz için yapmanız gereken fırsat pencereleri vardı. Konuşarak bu zamanı tükettik, fırsat pencerelerini kaçırdık. Ancak hâlâ konuşuyoruz. Fırsatı kaçırdığımızın en açık örneği PC üretim dalgası. 1980'lerin ortasında PC üretim işi dünyada bir fırsat penceresi olarak kabul edildi. Bu dalga bitti. Bugün, 'en kaliteli PC'yi üretsek ne fark eder?' diyorum, ama PC üretimine hâlâ teşvik primi veriyoruz. Geldiğimiz kritik nokta, önümüzdeki yeni fırsat dalgasının ne olduğunu tespit etmek olmalı. Sektör ve siyasiler, acilen bir araya gelip bu yeni dalgada neler yapılacağına dair aksiyon planı oluşturmalı." şeklinde konuşuyor.

    Eğer rekabette üstünlük diyerek söylemek istemezseniz anlayabilirim ama sizce bu fırsatlar nelerdir?

    "Bilişim sektöründe rekabet sözcüğünü kullanmıyoruz. Çünkü rekabet olması için öncelikle sektörün bir güç, pazarın da büyük olması gerekir. Öncelikle bilişim sektörü kendi pazarını paylaşılabilir bir büyüklüğe getirmeli. Sonrasında isterse dilimleyebilir." ifadelerini kullanan Nalbantoğlu'na, çözümün nerede olduğunu soruyorum, "Doğru bilinenler paylaşılmalı ve sektördeki bütün oyuncular bir araya gelerek 'ortak akıl' üretmeli. Biz ekosistem felsefesine inanıyoruz. Bu nedenledir ki kurum içinde paylaştığım vizyonu halkla da paylaşıyorum. Eğer paylaşmazsanız denge bozulur, dişliler istediği kadar kuvvetli olsun birbiriyle bütünleşemediğinde güç transferini gerçekleştiremezsiniz. Şimdi önümüzdeki yeni dalgaya isim koymak lazım. Yeni fırsat dalgası nedir? Bence bilişimin hizmet sektörüne dönüşmesi evresine gelinmiştir. Son üç-dört yıl içinde bu konuda oldukça önemli gelişmeler yaşanıyor. Dev donanım ve yazılım üreticileri, donanıma yazılım yerleştirip bu karmayı tek başına satmak yerine, iş süreçleri içinde gerekli olan hizmetleri satmaya başladı. Bunun temel nedeni: Değişime ayak uydurmanın artık çok kolay olmadığı ve üst kademe yöneticilerin hem değişimi hem de buna adaptasyonu sağlayamadıklarının görülmesidir. Yeni iş modelinde bizim gibi bilişim şirketlerinin hem değişimi destekleyecek teknolojiye hem de çok hızlı bir şekilde kullandırabilme yetkinliğine sahip olması gerekiyor. Dış kaynak hizmetlerinin çıkış noktası da budur. Bir örnekle açıklarsak, kurumsal altyapınızda kullandığınız kaynak yönetimi yazılımınız olduğunu düşünün. Değişen ihtiyaca yönelik olarak bu yazılımı uyarlamanız gerektiğinde bunu yapabilecek insan kaynağına ödemeniz gereken bedel o kadar yüksek ki bir süre sonra kurumlar uzmanlık alanlarından uzaklaşıp, bilişim şirketi ikilemiyle karşılaşıyor.

    90'lı yılların sonunda kendi bilişim departmanlarını şirketleştiren kurumların sayısı oldukça artmıştı. Bunların yarısı bugün yok. Bizim önerimiz, işi sadece bilişim teknolojileri ihtiyaçlarını karşılayacak ekipleri barındıran şirketlerle çalışılması. Zaten bu şirketlerde ekip var ve çok kısa sürede iş teslimi yapılabiliyor. İşte bu, yeni bir iş fırsatı. Dünyada bu alanda yükselen bir pazar var. Gardner'ın rakamları itibarıyla 400 milyar doların üzerinde bir pazar olduğu söyleniyor ve yakında trilyon mertebesine çıkacağı varsayılıyor. Dünya otomotiv pazarının 1-1,5 trilyon dolar civarında olduğu düşünülürse çok yakında otomotiv pazarının iki katı büyüklüğünde bir sektörden söz ediyor olacağız.

    Dönüşüm dalgası IBM ve HP gibi birçok dünya markasında başladı. Küresel şirketler bilişim altyapısı ve diğer yatırımlar için bu kurumlarla çalışıyor. Hizmeti de beraberinde satın alıyorlar. Bu hizmetlerin büyüyeceği pazarlardan bir tanesi de AB ülkeleri. Ülkemizdeki IT tartışmalarından biri de, "Biz hangi alanda yurtdışına açılım yaparsak çok hızlı bir şekilde Türkiye'de ekonomik değer yaratır, istihdamı hızlı bir şekilde artırabiliriz konusu. Tartışmada benim bulunduğum grup tamamen hizmetler alanına yönelmeyi, niş yazılım geliştirmeyi, yazılım entegrasyonunu savunuyor. Bir grup arkadaşımız da bir yazılım fabrikası konsepti geliştirelim, dünyaya satalım diyor. Bu ikisi de apayrı bir alan. Birinci ekolün savunucusu olarak bu hedefi daha da yalınlaştırıp diyorum ki Türkiye, Almanya'yı stratejik bir pazar olarak seçmeli ve Almanya'ya bilişim hizmetleri olarak sunulacak ürünlere odaklanmalı. Bunun için yapılması gerekenler nelerdir? Kamu neler yapmalıdır? Bütün bu soruların yanıtı için sektördeki yüzlerce oyuncu bu ekosistem içinde çalışmak durumunda. Almanya'da yaşayan 2 milyon Türk arasında 3. kuşaktan çok iyi eğitim almış insan kaynağı var. Eğer düşüncemizin doğru olduğuna inanıyorsak, aynen turizmde olduğu gibi IT tarafında da Almanya'yı bilişim sektörü için bir pazar gibi görüp tanıtım yapmalıyız. Kamunun, belli kaynakların nasıl harcaması gerektiğine dair bir etüt de yapması gerekir. Buradaki fırsat penceresinin süresi sadece iki yıl. Bunu da tartışmaya açarsak bir beş yıl daha geçecek. PC üretimi için 90'lı yılların başında lider üretici şirketler bir arayışa başlamıştı. Üretimi hangi ülkeye kaydıracaklarını araştırıyorlardı. Türkiye, Avrupa'ya yakınlığı sebebiyle bir numaralı aday ülkelerdendi. Biz tartışırken İrlanda, İskoçya bu üretimin büyük bir bölümünü almayı başardı. Biz bu dönemi tam algılayamamıştık. Projeler Uzakdoğu'ya kaydı. Yatırımları almamız için sıfır KDV, sıfır ihracat gelir vergisi, sıfır ÖTV diye de önermiştim. O dönem önerim de gerektiği gibi algılanmamıştı." diye cevaplıyor.

    Sıkıntı kamunun olaya uzak durması sebebiyle mi oluşuyor, yoksa ısrarcı olmayan özel sektör mü?

    "İkisi bütünleşik. Biri diğerinden ayrı değil. Sivil toplum kuruluşlarının liderleri, kamu gücünü elinde tutan bürokratlar ve biz özel sektör temsilcileri aksiyona yönelik çalışma yapamıyoruz. Altı aydır tartışılan bir projede bir şey üretilmiyorsa, o proje zaten çalışmıyordur. Buradaki ihtiyaç sürükleyici bir güç eksikliği. Teknoloji artık en büyük rekabet gücü. Ama soru şu: Hangi alanda? Siz ne yaparsanız uluslararası bir değer elde edip, bunu yurtdışına satabilirsiniz? Okullarımızda Milli Eğitim Bakanlığı'nın bilgi işlem okur-yazarlığını artırmak için yaptığı yüz milyonlarca dolarlık kullanılmayan atıl kapasite var. Vatandaş olarak yüreğim yanıyor. Önce bunlarla yüzleşmemiz lazım. Gerçekten bir hamle yapıp, uluslararası arenada bilişim gücü meydana getirmeyi mi amaçlıyoruz, yoksa siyasi bir yatırım yapmak mı istiyoruz? Gerçekten toplumsal dönüşüm isteniyorsa bu konu farklı ele alınmalı. Ben bu yatırımların bilişim gücü oluşturmak için yapıldığına inanmıyorum! Takım olarak bir hedefimiz var. Bu ülkenin gerçek anlamda öncüleri olmayı amaçlıyoruz. Dişliler yeteri kadar destek vermese, hatta köstek olsa da mutlaka bir açılım yapacağız. Burada sektörel bir kavga yapmayı değil, ülke için değer üretmeyi istiyoruz."

    Mehmet Nalbantoğlu'na "İşinizde hırslısınız ama bunu iyi yönetiyorsunuz" diyorum...

    "Hırs sözcüğünü sevmem, tutkuluyum diyebilirim." cevabını veriyor. "Peki, kişiliğiniz kimden etkilendi?" diye sorduğumda da, "Atatürk'ten..." diyor. 'Mehmet Nalbantoğlu, nasıl bir yöneticidir?' dediğimde ise, "Bu soruyu çalışanlara sormalısınız ama kısaca hedef odaklıyım diyebilirim. Ancak ulaşamayacağım bir hedefi de bugüne değin koymadım. Önümdeki beş yılın planını önceden yaparım. Bu nedenle de tembel insanları hiç sevmem." diyor.

    Mutluluk başarıdır diyorsunuz. Peki, sizce başarı nedir?

    "Başarı göreceli bir olay. İş hayatındaki başarı kurumun finansal performansı ve çalışanlarının bağlılığıdır. Bunlar konulmuş kurallar. Hedef odaklıysanız bunlar başarı değil beklenen aksiyonlardır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti uluslararası arenada 100 milyon dolarlık bir bilişim hizmeti satarsa ben kendimi başarılı hissedeceğim. O 100 milyon dolar, iki sene içinde 200 milyon dolar olacak. Topluma ekonomik anlamda katkı sağlayacağım. Benim hedefim budur. Eğer başarıyı rakamsal bir göstergeyle ifade edeceksek, bu yıl geçen yıla göre büyüme rakamımız dolar bazında yüzde 30'lar mertebesinde oldu diyebilirim."


    Savunma sanayiine millî yazılım üretiyor
    Koç Bilgi Grubu, KoçSistem tarafından yüzde 100 Türk sermayesiyle 1945'te kurulmuş. Son beş yılda güçlü bir dönüşüm geçiren ve geleneksel sistem birleştiriciliğinden, müşteriye özgün teknoloji çözümleri ve dış kaynak hizmetleri üreticisi haline gelen Grup, simülasyon teknolojileri şirketi Kaletron'u da satın alarak savunma sanayiine milli çözümler üretiyor. Koç Bilgi Grubu'na bağlı diğer şirketler şöyle; Koç.net, Koç Bilgi ve Savunma Teknolojileri, Tanı/Paro, Bilkom ve Promena.

    zaman
Working...
X