Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Ekoloji' nin rengi "Yeşil", İçi "Çevrecilik"!! midir?

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Ekoloji' nin rengi "Yeşil", İçi "Çevrecilik"!! midir?

    A.MURAT AYTEKİN KÖŞE YAZILARI
    YEŞİL!!
    03:06 20 Aralık 2008
    Sizi bilmem. Ben bu YEŞİL lafına iyice sinir olmaya başladım. Hiç, ağzınızı yeni gelin gibi büzüp, yahu sen ne biçim ekolojistsin, çevrecisin, biyologsun? Yakışıyor mu sana? Olmaz olsun senin gibisi, falan demeyin. Elimde değil yahu, sinir oluyorum, gıcıklanıyorum işte! Üstelik yeni de ortaya çıkmadı bu “gıcık olma” hali bende. İlk kez Susurluk’tan sonra şu meşhur Yeşil Efendi ile başlamış olabilir. Başlatmadıysa da etkili olduğu besbelli. Ama tek neden o değil ki?
    Kardeşim, nereye dönsem yeşil, Sayın Başbakan bile çevreci, yeşil. Sermaye olmuş yemyeşil. TEMA ağaç dikiyor her yere, çok güzel, yemyeşil olsun her yer diyorlar, erozyonla mücadele etmeli diyorlar. İyi de bu memleketin yalnızca batısında mı erozyon oluyor? TEMA Güneydoğu’da, Doğu’da projeler yapıyor da bizim mi haberimiz yok? TEMA tek bir muhalif çevreci eyleme destek oluyor da biz mi duymuyoruz, duyurmuyoruz? Sayın Hayrettin Karaca’yı çok severim, sayarım. TEMA’nın Kafkas Arısı yetiştirme gibi bazı projelerini de çok beğeniyorum doğrusu ama TEMA’nın genel gidişatında bazı tuhaflıklar sezinliyorum. Üzülüyorum. Bir zamanlar Doğal Hayatı Koruma Derneği de aynı hataları yapmıştı. Belki TEMA onların yaşadıklarından bazı dersler çıkartır.
    Yeşil tam olarak ne demektir? Şu pozitif enerji lafı gibi, herkes bildiğini anlıyor. Örneğin Ankara bozkırın ortasında bir kent. Kuru diyorlar Ankara’ya, sarı diyorlar tutup her yere çim ekiyorlar. Sırf yeşildir diye. Oysa çim su ister. Şimdi Ankara’da da başka kentlerde de karayollarının ortası yemyeşil çim, her gece belediyeye ait tankerler tonlarca su döküyor, suluyor bu çimleri. Ankara’nın içme suyu yok ama yeraltı suları tankerlere doldurulup ortalığa saçılıyor. Sözüm ona Ankara yemyeşil oluyor. Kentte bir damla sağlıklı su bulunmuyor ama biz suyu, “yeşil” görmek için yollara döküyoruz. İyi hoş da bozkır denilen şey biyoçeşitlilik açısından en zengin yerlerden birisi. Ankara’nın floristik yapısı fakir değil ki, dile kolay tam 1.115 bitki türü şurasında burasında doğal olarak yetişiyor ama kenti yönetenler ha babam, de oğlum gece yarıları İngiliz çimi suluyor. Tepelerinde tam 230 farklı kuş türü uçuyor ama kenti yönetenler Kuğulu Parkı nasıl eder de dümdüz ederim, oradaki iki kuğuya da dünyayı dar ederim hesabıyla yaşıyor.
    Murat Karayalçın benim babamın oğlu değil ama belli ki bu kentin mevcut yönetiminin yarattığı çevre tahribatına bir dönem daha dayanacak hali kalmamış. Seçilirse Sayın Karayalçın’ın kapısına gider tek bir şeyi rica ederim. Sayın Başkan derim, bırakın Allah aşkına, varsın yeşil olmasın Ankara artık derim. Bırakın da bozkırın tadını çıkartalım derim.
    Büyük kentlerde onlarca hipermarket var. Utanmadan her gün yenilerini açıyorlar. Hepsinin sloganı üç aşağı beş yukarı aynı “yeşil yaşam”, “çevreye destek çarşı”, “içimizde bahçeler var”, “akvaryumlar, doğal görünümlü bahçeler burada” feşmekân. Hiç bir kentte dolaşmaya tek bir yer bırakılmadığı için insanlar mecburen bu çarşılara gidiyor. Doğal gıdaydı, organik sebzeydi hep buralarda. Hepsi sapına kadar çevreci, hepsi köküne kadar yeşil. Oysa Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre hipermarketlerin yarattığı (özellikle de otoparklardan kaynaklanan) ağırlık etkisi yüzünden yeraltı sularının yatakları değişiyor.
    Yeraltı suları yerkürenin can damarlarıdır. En önemli özellikleri gün yüzü görmedikleri için “temizlenemez ve yenilenemez” olmalarıdır. Biz yeşil renkli kentler yaratmak için yeraltı sularımızı çimlere, hipermarketlere heba ediyoruz.
    İşte ben bu nedenler yüzünden yeşil lafına sinir oluyorum. “Yeşiller” kızmayın bana. Haksız buluyorsanız söyleyin. Ama benim için yazık oldu, bunu da kaybettik “ne yeşil adamdı” demeyin. En iyisi ya adımızı gökyüzüne bakıp “maviler” olarak değiştirelim ya da bozkırın sarısında Ankara Çiğdemi ile birlikte hep beraber yitip gidelim.

  • #2
    Cevap: Ekoloji' nin rengi "Yeşil", İçi "Çevrecilik"!! midir?

    Kusura bakma ama en son yoculugun da da yeşil tabutla olacak.Bence yeşili sevsen iyi olur.

    Comment


    • #3
      Cevap: Ekoloji' nin rengi "Yeşil", İçi "Çevrecilik"!! midir?

      Beyaz kefenle' galiba....Bozkirda bir mezar... kahverengi bozkir topragina gomulmek isterim.Her hucremden yeni ekolojilere enerji yollamak isterim

      Comment


      • #4
        Cevap: Ekoloji' nin rengi "Yeşil", İçi "Çevrecilik"!! midir?

        BOZKIRIN DÜĞÜNÜ
        12:26 11 Nisan 2009
        Bozkırda bitki çeşitliliği inanılmazdır. Bu bitkileri kış sonundan yaz sonuna kadar görebilirsiniz. Bu bitkiler, bozkıra adeta bir düğün yaşatır. Bu düğün çiğdemle başlar soğuğa karşı direnmede, sert rüzgârlara karşı dimdik ayakta durmada üstüne yoktur. Yalnızdır ama güçsüz değildir
        Kürşat Koyuncu *
        “Bozkır, kıtaların iç bölgelerinde yağış miktarı 300-500 mm’ye düştüğü zaman ormanlar yerini otsu bitkilere ve çalılara bırakır. Bozkır kuşağı denen bu bölgelerde görece kurak, ama çok sıcak olmayan yazları çok soğuk kışlar izler.” Bozkır, kısaca bu şekilde tanımlanır. Ve ben ne zaman bu tanımı okusam içimi bir sıkıntı basar.
        Hikmet Birand’a göre ise; bozkır medeniyetin beşiğidir. Bozkırda bitkiler bol ve özlü tohumlar üretir. Bozkırda bitkiler tohuma yatırım yapar. İnsanlar avcı-toplayıcı dönemlerinin ardından bozkırdaki bu bitki tohumlarının kullanılabilirliklerini öğrenmeleri sayesinde yerleşik hayata geçmişlerdir. Yani medeniyet bozkırda başlamıştır.
        Bozkırda bitki çeşitliliği inanılmazdır. Bu bitkileri kış sonundan yaz sonuna kadar görebilirsiniz. Her bitkinin bir sırası vardır. Bu bitkiler, bozkıra adeta bir düğün yaşatır. Bu düğün çiğdemle başlar.
        Çiğdemlerin hayli geniş bir yaşama alanı vardır. Ancak onlara daha çok, kışın son aylarında soğuk ve yüksek yerlerde, dağ eteklerinde rastlarız. Kar içinden başını çıkarıp, baharın geldiğini müjdeleyen, olabildiğince sade ve güzel bir çiçektir. Güneşin altında, ağırlığından tutamadığı başını sarı sarı görmek insana inanılmaz mutluluklar verir. Narindir. Ama bakmayın siz onun en ufak bir esintide ‘koptu kopacak’ gibi durmasına. Soğuğa karşı direnmede, sert rüzgârlara karşı dimdik ayakta durmada üstüne yoktur. Yalnızdır ama güçsüz değildir.
        Hititlerin en önemli bayramlarından biri çiğdeme adanmış ve özellikle çocuklar tarafından şenliğe dönüştürülmüş. Bozkırda yaşam zordur. Yağışların az olması, bozkırda yaşamı daha da güçleştirir. İşte bu yüzden kırkikindi yağmurları, burada yaşayan canlılar için adeta bir kurtarıcı gibidir.
        Çiğdemlerden sonra, kan damlası ya da Latince ismiyle Adonis etrafı sarar. Kıpkırmızı rengi ile bütün bozkırı sarar. Yunan mitolojisinde, yakışıklılığı ile tanrıların gazabına uğrayan Adonis’ten alır ismini.
        Yine bu dönemde kekik kokuları sarar etrafı. Ona bozkırın parfümü de diyebiliriz. Şiirlere konu olacak kadar güzel bir kokusu vardır. Bozkır insanı onu yemeklerine katmış, kurutmuş çay yapmıştır.
        Mayıs-haziran dönemi, en zengin dönemdir. Bu dönemde, gelincikler, mavi çiçekli Campanula’lar, mor çiçekli Anchusa’lar, Echium’lar ve daha birçok farklı renkteki çiçekler sarar bozkırı.
        Ama bütün bunları kaçırırsanız, bozkırın kurak ve çorak yüzüyle karşılaşırsınız. Bu karşılaşma dünyaya bakışınızı bile etkiler. Çevre anlayışınızda eksikliklere yol açar. Bu eksiklik öyle bir noktaya getirir ki insanı. Çevre korumayla yeşili koruma aynı anlama sıkıştırılır. Ve bu bakışta popüler kültürün bakışıdır. Yani bir nevi, Andy Warhol’un dediği gibi “Herkes bir gün şöhret olacak” cümlesi, bugün yeşil için geçerlidir. Bozkır ise sırasını beklemektedir.
        Bozkırın sırasının gelmesi ise popüler kültür açısından çok zordur. Çünkü, bozkırda herşey ortadadır. Hiçbir şey başka birşeymiş gibi davranmaz ya da hiçbirşey başka birşeyin arkasında veya gölgesinde değildir. Herşey olabildiğince kendisidir ve herşey ortadadır. Ve bu da bozkırın popüler olmasının önündeki en büyük engeldir. Zaten burada devreye bozkırın kaderi girer.
        Hayatın kendisinden çok sanal ortamlardan ve simülasyon ortamlarından hoşlanan benim kuşağıma bozkırın gerçekliğini anlatmak çok da kolay değildir. Çünkü benim neslim için çevre denince akıllarına hep orman gelmektedir. Su denince de, kocaman göletlerden ve şelalelerden oluşan parklar gelmektedir. Aslında yapılan bu yapay şelaleler veya yapay göller Baudrillard’ın simülasyonlarına benzetebiliriz. Baudrillard, simülasyonu tanımlarken şunu söyler: Simülasyon hipergerçekliktir ya da olmayanın görüntüsüdür. Bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesidir. Ya da daha yalın bir ifadeyle sahip olmadığımıza sahipmişiz gibi yapmaktır. Simülasyon ufkunda gerçekliğimizi kaybettimiz için kurulan bu yapay şeyler de gerçek gibi algılanmaya başlanmıştır. Yani Ankara’da şu anda Boğaziçi’nde ya da Keçiören’de veyahut da ülkemizin herhangi bir ilinde bulunan şelalerimizin Niagara Şelalesinden bir farkı yoktur.
        Bu simülasyonlar yetmezmiş gibi son yıllarda bozkıra yeni ve daha güçlü bir rakip çıktı. Alışveriş merkezleri. Bu öyle bir rakip ki, karşısında durmak çok zor. Alışveriş merkezleri yüzünden yakında Ankara’da bozkırı bile arayacak duruma geleceğiz sanırım. İşte bu yüzden, bu sene bozkırın düğünün kaçırmayın. Zaten davete icabet etmek kültürümüzde de vardır. Öyle teker teker değil, ailecek gidin. Özellikle çocukları yanınızda götürün. Hele ki Ankara’daysanız.Çocukları kesin götürün. Kekikleri koklasınlar, kan damlaları, gelincikleri ve diğer bütün kır çiçeklerini görsünler. Belli mi olur? Bir bakmışsınız, gittiğiniz bozkıra Disneyland yapılıvermiş.
        Sonra çok üzülürsünüz. Çünkü, dünyadaki bütün alışveriş merkezleri ya da disneylandlar bir araya gelse, o kekiklerin kokusunu ve kan damlalarının, gelinciklerin ve kır çiçeklerinin güzelliğini yaşatamazlar.
        Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon “Simülacres et Simulation”, Doğu – Batı Yayınları, Çeviren: Oğuz Adanır.
        Hikmet Birand, Alıç Ağacı ile Sohbetler, TÜBİTAK Yayınları.
        *[email protected]



        Bu Haber 38 Kez Görüntülendi


        Comment

        Working...
        X