Erozyon, tüm dünyanýn en önemli sorunlarýndan biridir. Birleþmiþ Milletler Çevre Programý (UNEP) rakamlarýna göre, dünya topraklarýnýn %25'i ve 900 milyon insan, erozyondan etkilenmektedir. Yapýlan hesaplamalara göre, dünyanýn son 20 yýlda erozyon yüzünden canlý toprak kaybý 480 milyar tondur. Türkiye de büyük boyutlarda yaþanan erozyondan etkilenmektedir. Türkiye topraklarýnýn yaklaþýk %80'inde orta ve þiddetli erozyon yaþanmaktadýr. Erozyon yüzünden bir yýlda kaybettiðimiz canlý topraðýn en az 500 milyon ton olduðu hesaplanmýþtýr. Bu toprakla birlikte kaybedilen çok kýymetli mineraller ve organik maddelerin 9 milyon ton ve deðerinin en az 25 trilyon TL. olduðu bilinmektedir. Eðer önlem alýnmazsa 25 yýla varmadan Türkiye topraklarýnýn yüzde 85'ini kaybedecek. Rakamlardan da anlaþýldýðý gibi karþý karþýya olduðumuz en büyük tehlike erozyondur.Ülkemizin hýzla çölleþtiði, Rio'da yapýlan Dünya Çevre Zirvesi'nde de doðrulandý. Türkiye'de erozyon Avrupa'dakinin 17 katý, Amerika'dakinin ise 6 katýdýr. Acil önlem alýnmadýðý taktirde, ülkemiz yakýn bir gelecekte çöl olacaktýr.
Hidrologlar, erozyon miktarýný nehrin taþýdýðý toprak, kil, kum gibi katý madde miktarýný ölçerek kestirirler. Derlenen verilere göre, Fýrat Nehri’nin taþýdýðý yýllýk ortalama katý madde miktarý 73 milyon ton. Erozyon þiddetini deðerlendirmek bakýmýndan daha yararlý bir deðer elde etmek için bu rakam, Fýrat’ýn suyunu topladýðý alan suyunu topladýðý alana, teknik adýyla “havza” ya da “drenaj alaný” nýn yüzölçümüne bölünür. Fýrat’ýn havzasý 101 km² baþýna 727 ton toprak taþýnmakta. Ülke çapýnda ortalama erozyon, gene bu birimlerle 600 ton kadar. Fýrat havzasýndan daha da fazla erozyona , Kýzýlýrmak (929 ton ), Dicle (1085ton) ve Yeþilýrmak (1521 ton) havzalarýnda rastlanýyor. Bilimsel ölçümleri bir yana býrakýlsa bile, bu havzalarýn en þiddetli erozyona uðrayan alanlar olduðunu görmek oldukça kolay: Ülkenin en bulanýk, en çamurlu akan nehirleri bunlardýr.
Ülkemizde en fazla aþýnan ve en fazla taþýnan Yeþilýrmak havzasýnda, km² de 1521 ton erozyon, yýlda ortalama 0,6 mm. üst tabaka topraðýnýn kaybolmasýna tekabül ediyor. Bu da çok þiddetli bir erozyon oraný, çünkü 1 mm üst topraðýn oluþmasý genellikle bir yýldan çok daha fazla zaman alýyor. Erozyon, normal boyutlarýnda kalsa, her yýl oluþan yeni üst toprak ile aþaðý yukarý bir dengede olacaktýr. Ama aþýnma, topraðýn oluþma hýzýný geçtiði zaman, eko sistemden net bir toprak kaybý oluyor. Yeþilýrmak havzasý gibi alanlarda bu net toprak kaybýnýn yýllar boyu sürmesi halinde, gelecek kuþaklar için topraðýn taþýma gücü azalacak. Bu, sürdürülebilir bir durum deðildir Etiyopya ve eski Maya ülkesi gibi topraðýn, üzerinde yaþayan insanlarý besleyemez bir hale gelmesiyle sonuçlanabilecek bir durum. Neyse ki, ülkenin tümü Yeþilýrmak havzasýnýn hýzýyla aþýnmýyor. Türkiye ortalamasýnýn altýnda erozyon gösteren havzalarýn arasýnda Seyhan (563 Ton), Gediz (582 Ton), B. Menderes (519 Ton), Göksu (331 Ton) bulunduruyor. Genelde, bir akarsu havzasýnda, akarsuyun her kolu üzerinde eðim, bitki örtüsü, arazi kullanýmý özellikleri çok farklýlýklar gösterebiliyor. Çoðu kez, havzalarýn üst kýsýmlarýnda aþýnma ve taþýnma olaylarý, aþaðý havzalara kýyasla çok farklý olabiliyor. Aþýnma oraný eðimin yüksek, arazinin de çýplak olduðu yerlerde çok yüksek. Toprak aþýnmasý ise, nehrin akýþ hýzýna baðlýdýr. Bir nehrin aþaðý kesimlerinde eðim azalýnca nehir yavaþlar ve geniþler. Bunun sonucu, taþýnan topraðýn büyük kýsmý nehir yataðýnda birikir.
Doðal dengesi bozulmamýþ küçük akarsu havzalarýndan taþýnan topraðýn genelde çok az olduðu görülür. Örneðin B. Menderesin kollarýndan Çine Çayý'nýn taþýdýðý miktar, havzanýn her km²’si baþýna 103 ton olduðu halde B. Menderes havzasý bir bütün olarak ele alýndýðýnda taþýnan toprak miktarý 519 tondur. Çine Çayý da erozyonu az olmasýnýn sebebi, bu havzanýn bitki örtüsü oldukça saðlýklý, doðal toprak - su dengesinin bozulmamýþ bir alan olmasýnda yatýyor. Çine Çayý gibi akarsularýn normal toprak - su dengesine yakýn bir durumda olduðunu kabul edelim. Ülkemizde ortalama aþýnma yýlda km² baþýna 600 Ton olduðuna göre, bu karþýlaþtýrmadan þöyle önemli bir sonuç çýkarýlýyor: Demek ki ülkemizde, normal aþýnma olayýna kýyasla en az altý kat oranýnda erozyon hüküm sürmekte.
Ülkemizde gerçekten tarým yapýlabilecek verimli topraklar, düþünülenin aksine, çok kýsýtlýdýr. 1. sýnýf tarým topraklarý ülke yüzölçümünün sadece %6,4'ü, 2. sýnýf tarým topraklarý ise %8,7'sini oluþturmaktadýr. Buna karþýlýk, kiþi, müessese ve tüm kamunun sorumsuzluklarý sebebiyle bu son derece "deðerli" topraklar, üzerinde tarým yapýlmasý gerekirken, sanayi oluþumlarýna, yerleþim alanlarýna, karayollarýna harcanmaktadýr. Yalnýz Trakya'da, yeni otoyol 8-10 km. kuzeydeki tarýma uygun olmayan araziden geçirilmediði için, yitirilen verimli toprak 50 bin hektardýr. Tuðla fabrikalarý yýlda 20 bin dekar alüvyon topraðý yok etmektedir. Ancak bu söylemden, "ülkemizde sanayi kurulmasýn, yerleþim alanlarý açýlmasýn ya da karayolu yapýlmasýn" anlamý çýkartýlmamalýdýr. A.Ü. Ziraat Fakülkesi'nden Prof. Koray HAKTANIR'ýn da belirttiði gibi "Bir otomobil fabrikasý baþka bir yere kurulabilir, ama basit bir patates tarlasý bir daha yaratýlamaz. Bu felaketi engelleme amacýyla, büyük mücadeleler sonunda 1989'da çýkarýlan "Tarým Alanlarýnýn Amaç Dýþý Kullanýmýnýn Önlenmesi" yasasý, bir yýl bile geçmeden tadile tabi tutularak ve uygulamada "hükümsüz" kýlýnarak, sulu tarým alanlarýna bile tesis yapýlabilmesi mümkün kýlýnmýþtýr.
Ormansýzlaþma, ülkemizin diðer bir felaketidir. Türkiye'de orman sayýlan alanlar 20,2 milyon hektardýr. Fakat bu alanlarýn %56'sý bozuk ve verimsizdir. Nüfus baþýna düþen ormanýn dünya ortalamasý 12 dönüm iken, ülkemizde bu sadece 3,2 dönümdür. On dönümlük orman alanýnda yýllýk hammadde odun oluþumu, Almanya'da 5,6m3, Romanya'da 4,6m3 iken bizde 1,4m3'tür. Türkiye, ormanlarýnýn hem nitelik hem de niceliði bakýmýndan son derece fakir bir ülkedir. Türkiye'nin 1993 yýlý odun hammadde tüketimi 33 milyon m3'tür. Ayný yýl devlet ormanlarýndan 15 milyon m3, kavakçýlýk sektöründen 4 milyon m3 üretim yapýlmýþ ve ithalatla da 3 milyon m3 saðlanmýþtýr. Geri kalan 11 milyon m3 devlet ormanlarýndan kaçak kesimlerden saðlanmýþtýr. Meralarýn tahribi olgusu da ülkenin geleceðini karartan bir diðer olgudur. 1935'te 44,3 milyon hektar çayýr ve meramýz vardý. Bu miktar bugün 21,7 milyon hektara inmiþtir. 60 yýlda meralarýmýzýn yarýsýndan fazlasýný kaybettik. Ve kalan meralarýmýzýn çok büyük çoðunluðu vasýf ve verimliliklerini kaybetmiþtir. Bu konuda nedenler çeþitli ama temel neden aynýdýr. Hemen tamamý devlete ait olan çayýr ve meralarýmýzýn sahibi yoktur ve bakaný koruyaný yoktur. Devletin çayýr ve meralarýnýn bugün 2001 yýlýnda 1858 tarihli "Osmanlý Arazi Kanunnamesi" ile, esas itibariyle, yürütüldüðünü ve bu konuda hazýrlanmýþ olan kanunun tam 35 yýldan beri, parlementomuzun genel kuruluna çýkarýlmamýþtýr. Bunu sonucu dünyanýn en az hayvan yetiþtiren ülkesi Hindistan'dan et ithal ediyoruz. .
Tarýmda da durum farklý deðildir. Buðday üretimi 1988'de 20,5 milyon tondan 1995'te 15,7 (tahmini rekolte)'ye inmiþtir. Bu durum kiþi baþýna buðday üretimimizin 382 kg'dýr. 1986 ile 1993 yýllarý arasýnda çavdar üretimi kiþi baþýna 6,8 kg'dan 3,9 kg'a, yulaf üretimi 5,8 kg'dan 4,1 kg'a, pirinç üretimi 3,2 kg'dan 2,2 kg'a, ayçiçek üretimi 18,3 kg'dan 13,6kg'a, zeytin üretimi 19,6 kg'dan 9,2 kg'a düþmüþtür. Bu yetersizliðin halka yansýyan bölümünü basit bir örnekle gösterebiliriz. ?stanbul'da 1990 yýlý ?ubat ayýnda ekmeðin bir kilogramý 1250.-TL. iken, bugün 125.000.-TL (100 kat) olmuþtur
Erozyonun asýl sebebi, bitki-toprak-su arasýndaki dengenin insanlar tarafýndan bozulmasýdýr. Yeþil örtünün yok edilmesi, toprakla su arasýndaki barýþýklýðý bozar ve bu iki can yoldaþýný birbirine düþman eder. Bitki-toprak-su dengesini bozmamýzýn yarattýðý çok önemli diðer bir sorun da yakýn zamanda açlýða ilaveten susuzlukða mahkum olacaðýmýzdýr. Yýllýk kullanýlabilir su kapasitesi 110 milyar m3 olan, 200'den fazla kurulu barajý olan Türkiye susuz kalacak. Çünkü bütün barajlarýmýz büyük bir hýzla toprak dolmaktadýr. Keban Barajý'nýn daha þimdiden üçte biri toprak dolmuþtur. 150 yýl çalýþmak üzere inþa edilen Sarýyar Barajý'nýn 25 metrelik su bacasýnýn sadece 5 metrelik kýsmý su üzerindedir ve baraj 10 yýl sonra elektrik üretemeyecektir. ODTÜ'nün yaptýðý bir araþtýrmaya göre, sadece erozyon yüzünden 16 barajýmýz verimli olmaktan þimdiden çýkmýþtýr. Seyhan Barajý'nda 20 yýl sonra elektrik üretimi yapýlamayacaktýr. Çukurova Üniversitesi'nin yaptýðý incelemelere göre GAP'taki barajlarýmýz, beklenenden önce toprakla dolacaktýr. Bu duruma hiç þaþýrmamak gerektiðini belirtiyorlar. Zira, Fýrat Nehri'nin tek baþýna yýlda 110 milyon ton toprak sürüklediði devlet kuruluþlarýnýn tespitidir..
Bu sorunlarý artýran çok önemli bir problemimiz de hiç þüphesiz, kontrol edemediðiniz nüfus artýþýmýzdýr. Türkiye'nin bugünkü nüfusu 62,8 milyondur. Bu nüfus beþ yýl sonra 70 milyon ve on beþ yýl sonra 100 milyon olacaktýr. Ükemizin bugünkü ve mevcut gidiþ karþýsýnda gelecekteki kapasitesi, bu nüfusun hiçbir ihtiyacýný karþýlayabilecek durumda deðildir.
Bugün nüfusumuzun %72,5'i kentlerde yaþamaktadýr. Oysa daha beþ yýl önce bu oran %59,2 idi. Son beþ yýlda kentlerimizin nüfusu 12 milyon artmýþtýr. Bu kentsel yýðýlma, mevcut 4 milyon iþsiz hariç, her yýl en az bir milyon kiþinin "yeni iþ talebi" demektir. Geliþmiþ ülkelerde, tarýmda çalýþanlarýn sanayide çalýþanlara oraný sürekli yükselmektedir. Ancak bu azalma, tarýmda teknolojinin geliþmesi ve verimliliðin artmasý, sanayide ise istihdam artýþlarý nedeniyle yavaþ ve düzenli olarak gerçekleþmektedir. Ülkemizde ise, köylerden kentlere göç, böyle olumlu bir geliþme sonucu deðil, toprak erozyonunun yarattýðý yoksulluk, açlýk ve susuzluk nedeniyle oluþmaktadýr.
Ülkemizde oluþumu açýkça görülen bu olumsuzluklarýn yaratacaðý ciddi sonuçlarý önlemenin tek yolu, kýrsalda çiftçilik ve hayvancýlýkla geçinen aileleri, yerlerinde memnun ve mutlu kýlacak bir ortam yaratmaktýr. Böylece hem tarýmsal ve hayvansal ürün ihtiyaçlarýmýzýn kendi imkanlarýmýzla karþýlanmasý ve hem de kentlerdeki yýðýlmanýn getirdiði pek çok ekonomik, sosyal ve sonuçta siyasal çalkantý ve çöküþün önlenmesi mümkün olabilecektir. Bunun olabilmesi için de, ülkemizin yeþil örtüsünü, ormanýmýzý, fundalýðýmýzý, çayýrýmýzý, meramýzý korumalý ve bu suretle erozyona mani olarak, en kýymetli doðal varlýðýmýz, tarýmýmýzýn ve hayvancýlýðýmýzýn anasý olan topraðýmýza sahip çýkmalýyýz.
Dünyadaki Erozyonun Türkiye ?le Karþýlaþtýrýlmasý
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taþýnan malzeme miktarý ortalama olarak yýlda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taþýnan katý madde miktarý toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsularýn taþýdýðý yüzer haldeki malzeme miktarý, dünyada taþýnan katý madenin 1/50'sine denk düþmektedir.
Ülkeýnizde 1 kilometrekarelik alandan aþýnarak akarsulara karýþan ince malzeme miktarý, yýlda ortalama yaklaþýk 600 tondur: Dünyada ise yýlda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taþýnan katý materyal miktarý; Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat daha fazladýr .
Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok þiddetli olduðunu göstermektedir
TÜRK?YE’DE MERA ALANLARI VE SORUNLARI:
Türkiye’deki mera alanlarýnýn % 87’si tarýma elveriþli olmayan V.,VI. ve VII. Sýnýf arazilerdir. Topoðrafik yapý nedeniyle genellikle daðlýk olan ülkemizde tarýma elveriþli düz araziler oransal olarak fazla deðildir. Oldukça meyilli ve yüksek araziler mera olarak kullanýlmaktadýr. Bu nedenle meralarýmýz erozyona karþý hassas yerlerdir. Dolayýsýyla meralarýmýzda aþýrý otlatmaya meydan vermeden, düzenli otlatma yapýlmasýnýn önemi daha da artmaktadýr.
Eski çaðlardan beri çeþitli kültürlere beþiklik etmiþ Anadolu’da yer yer yoðun olarak tarým ve hayvancýlýk faaliyetleri yapýldýðý bilinmektedir. Bu bölge, Urartu ve Hititler zamanýnda Anadolu’dan civar ülkelere tarýmsal ürün ihraç etmekteydi. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Osmanlýlar zamanýnda iç isyanlarýn çýktýðý, asayiþin kontrol altýna alýnamadýðý devirlerde bir kýsým halkýn baskýlardan kurtulmak için daðlýk alanlara gitmesi ile daðýnýk bir yerleþim þekli ortaya çýkmýþtýr. Kapalý ekonominin uygulandýðý bu kesimlerdeki nüfusun zamanla artmasý ve buna paralel olarak hayvan sayýsýnýn da artýþý sonucu meralar üzerindeki aþýrý ve düzensiz otlatma baþlamýþ ve gittikçe artan yoðunlukta devam etmiþtir. Böylece yýllardan beri devam eden aþýrý ve düzensiz otlatma sonucu üzerindeki diri örtüsü büyük ölçüde tahrip olan meralarýmýz, erozyona maruz sahalar durumuna gelmiþtir. Otlatma kapasitesi düþmüþ olan bu sahalarýn yeniden verimli hale getirilmesi ve erozyon kaynaðý olmaktan çýkarýlmasý mera ýslahý çalýþmalarýnýn ana amacýdýr. 1950’li yýllardan itibaren tarýma traktörün girmesi ile özellikle ?ç Anadolu platolarýnda bulunan mera alanlarýnýn tarýma dönüþtürülmesi hýzlanmýþtýr. Diðer taraftan hayvan sayýsýndaki artýþ devam etmiþtir. Birim sahada otlayan hayvan sayýsý arttýkça meralarýn tahribi hýzlanmýþtýr. Çünkü, aþýrý ve erken otlatma meralardaki ot verim kapasitesini düþürdüðü gibi klimaks ot kompozisyonunu da bozmaktadýr. Bu durum ise meraya özgü otlarýn zayýflamasýna ve zamanla ortadan kalkmasýna neden olmaktadýr. Buna karþýlýk meralarda bulunan ve çoðunluðu yabancý olan dikenli ve acý ot türleri artmaktadýr. Nitekim sýðýrkuyruðu (verbascum sp.), sütleðen (euphorbia), çoban yastýðý (acantholimon), deve dikeni (alhagi) ve geven (astragalus) gibi dikenli otlar ortama hakim duruma gelmektedir. Özellikle yarý kurak bölgelerimizdeki subalpin ot kompozisyonu önemli ölçüde bozulmuþ ve buralarda yerli otlarýn yerini kurakçýl ve dikenli olan otlar istila etmiþtir.
6831 sayýlý Orman Kanununun 20, 21 ve 22. Maddelerine göre Orman Bakanlýðý'nýn sorumluluk alanýna giren meralardan 1 milyon hektar saha alýnacak önlemlerle yeniden verimli hale getirilebilecek sahalardýr.
1935 yýlýnda 44,3 milyon hektar olan meralarýmýzda otlayan hayvan sayýsý 20,3 milyon büyükbaþ hayvan birimi (BBHB) iken, 1950 yýlýnda 28 milyon hektar merada, otlayan hayvan sayýsý 21 milyon BBHB olmuþ, bugün ise 21,7 milyon hektar sahada otlayan hayvan sayýsý 27,2 milyon BBHB' ne ulaþmýþtýr. Diðer bir anlatýmla 1935 yýlýnda 1 BBHB için 2.2 hektar mera sahasý düþerken, bugün 1 BBHB için 0.79 hektar mera sahasý düþmektedir.
25 ?ubat 1998 tarihinde çýkarýlan 4342 Sayýlý Mera Kanunu ile mera alanlarýnýn belirlenen kurallara göre kullanýlmasý, sürekli denetiminin saðlanmasý ve korunmasý ilkeleri belirlenerek mera alanlarýnýn disiplin altýna alýnmasý saðlanmýþtýr; ancak, mera ýslahý çalýþmalarýna henüz baþlanýlamamýþtýr.
Hidrologlar, erozyon miktarýný nehrin taþýdýðý toprak, kil, kum gibi katý madde miktarýný ölçerek kestirirler. Derlenen verilere göre, Fýrat Nehri’nin taþýdýðý yýllýk ortalama katý madde miktarý 73 milyon ton. Erozyon þiddetini deðerlendirmek bakýmýndan daha yararlý bir deðer elde etmek için bu rakam, Fýrat’ýn suyunu topladýðý alan suyunu topladýðý alana, teknik adýyla “havza” ya da “drenaj alaný” nýn yüzölçümüne bölünür. Fýrat’ýn havzasý 101 km² baþýna 727 ton toprak taþýnmakta. Ülke çapýnda ortalama erozyon, gene bu birimlerle 600 ton kadar. Fýrat havzasýndan daha da fazla erozyona , Kýzýlýrmak (929 ton ), Dicle (1085ton) ve Yeþilýrmak (1521 ton) havzalarýnda rastlanýyor. Bilimsel ölçümleri bir yana býrakýlsa bile, bu havzalarýn en þiddetli erozyona uðrayan alanlar olduðunu görmek oldukça kolay: Ülkenin en bulanýk, en çamurlu akan nehirleri bunlardýr.
Ülkemizde en fazla aþýnan ve en fazla taþýnan Yeþilýrmak havzasýnda, km² de 1521 ton erozyon, yýlda ortalama 0,6 mm. üst tabaka topraðýnýn kaybolmasýna tekabül ediyor. Bu da çok þiddetli bir erozyon oraný, çünkü 1 mm üst topraðýn oluþmasý genellikle bir yýldan çok daha fazla zaman alýyor. Erozyon, normal boyutlarýnda kalsa, her yýl oluþan yeni üst toprak ile aþaðý yukarý bir dengede olacaktýr. Ama aþýnma, topraðýn oluþma hýzýný geçtiði zaman, eko sistemden net bir toprak kaybý oluyor. Yeþilýrmak havzasý gibi alanlarda bu net toprak kaybýnýn yýllar boyu sürmesi halinde, gelecek kuþaklar için topraðýn taþýma gücü azalacak. Bu, sürdürülebilir bir durum deðildir Etiyopya ve eski Maya ülkesi gibi topraðýn, üzerinde yaþayan insanlarý besleyemez bir hale gelmesiyle sonuçlanabilecek bir durum. Neyse ki, ülkenin tümü Yeþilýrmak havzasýnýn hýzýyla aþýnmýyor. Türkiye ortalamasýnýn altýnda erozyon gösteren havzalarýn arasýnda Seyhan (563 Ton), Gediz (582 Ton), B. Menderes (519 Ton), Göksu (331 Ton) bulunduruyor. Genelde, bir akarsu havzasýnda, akarsuyun her kolu üzerinde eðim, bitki örtüsü, arazi kullanýmý özellikleri çok farklýlýklar gösterebiliyor. Çoðu kez, havzalarýn üst kýsýmlarýnda aþýnma ve taþýnma olaylarý, aþaðý havzalara kýyasla çok farklý olabiliyor. Aþýnma oraný eðimin yüksek, arazinin de çýplak olduðu yerlerde çok yüksek. Toprak aþýnmasý ise, nehrin akýþ hýzýna baðlýdýr. Bir nehrin aþaðý kesimlerinde eðim azalýnca nehir yavaþlar ve geniþler. Bunun sonucu, taþýnan topraðýn büyük kýsmý nehir yataðýnda birikir.
Doðal dengesi bozulmamýþ küçük akarsu havzalarýndan taþýnan topraðýn genelde çok az olduðu görülür. Örneðin B. Menderesin kollarýndan Çine Çayý'nýn taþýdýðý miktar, havzanýn her km²’si baþýna 103 ton olduðu halde B. Menderes havzasý bir bütün olarak ele alýndýðýnda taþýnan toprak miktarý 519 tondur. Çine Çayý da erozyonu az olmasýnýn sebebi, bu havzanýn bitki örtüsü oldukça saðlýklý, doðal toprak - su dengesinin bozulmamýþ bir alan olmasýnda yatýyor. Çine Çayý gibi akarsularýn normal toprak - su dengesine yakýn bir durumda olduðunu kabul edelim. Ülkemizde ortalama aþýnma yýlda km² baþýna 600 Ton olduðuna göre, bu karþýlaþtýrmadan þöyle önemli bir sonuç çýkarýlýyor: Demek ki ülkemizde, normal aþýnma olayýna kýyasla en az altý kat oranýnda erozyon hüküm sürmekte.
Ülkemizde gerçekten tarým yapýlabilecek verimli topraklar, düþünülenin aksine, çok kýsýtlýdýr. 1. sýnýf tarým topraklarý ülke yüzölçümünün sadece %6,4'ü, 2. sýnýf tarým topraklarý ise %8,7'sini oluþturmaktadýr. Buna karþýlýk, kiþi, müessese ve tüm kamunun sorumsuzluklarý sebebiyle bu son derece "deðerli" topraklar, üzerinde tarým yapýlmasý gerekirken, sanayi oluþumlarýna, yerleþim alanlarýna, karayollarýna harcanmaktadýr. Yalnýz Trakya'da, yeni otoyol 8-10 km. kuzeydeki tarýma uygun olmayan araziden geçirilmediði için, yitirilen verimli toprak 50 bin hektardýr. Tuðla fabrikalarý yýlda 20 bin dekar alüvyon topraðý yok etmektedir. Ancak bu söylemden, "ülkemizde sanayi kurulmasýn, yerleþim alanlarý açýlmasýn ya da karayolu yapýlmasýn" anlamý çýkartýlmamalýdýr. A.Ü. Ziraat Fakülkesi'nden Prof. Koray HAKTANIR'ýn da belirttiði gibi "Bir otomobil fabrikasý baþka bir yere kurulabilir, ama basit bir patates tarlasý bir daha yaratýlamaz. Bu felaketi engelleme amacýyla, büyük mücadeleler sonunda 1989'da çýkarýlan "Tarým Alanlarýnýn Amaç Dýþý Kullanýmýnýn Önlenmesi" yasasý, bir yýl bile geçmeden tadile tabi tutularak ve uygulamada "hükümsüz" kýlýnarak, sulu tarým alanlarýna bile tesis yapýlabilmesi mümkün kýlýnmýþtýr.
Ormansýzlaþma, ülkemizin diðer bir felaketidir. Türkiye'de orman sayýlan alanlar 20,2 milyon hektardýr. Fakat bu alanlarýn %56'sý bozuk ve verimsizdir. Nüfus baþýna düþen ormanýn dünya ortalamasý 12 dönüm iken, ülkemizde bu sadece 3,2 dönümdür. On dönümlük orman alanýnda yýllýk hammadde odun oluþumu, Almanya'da 5,6m3, Romanya'da 4,6m3 iken bizde 1,4m3'tür. Türkiye, ormanlarýnýn hem nitelik hem de niceliði bakýmýndan son derece fakir bir ülkedir. Türkiye'nin 1993 yýlý odun hammadde tüketimi 33 milyon m3'tür. Ayný yýl devlet ormanlarýndan 15 milyon m3, kavakçýlýk sektöründen 4 milyon m3 üretim yapýlmýþ ve ithalatla da 3 milyon m3 saðlanmýþtýr. Geri kalan 11 milyon m3 devlet ormanlarýndan kaçak kesimlerden saðlanmýþtýr. Meralarýn tahribi olgusu da ülkenin geleceðini karartan bir diðer olgudur. 1935'te 44,3 milyon hektar çayýr ve meramýz vardý. Bu miktar bugün 21,7 milyon hektara inmiþtir. 60 yýlda meralarýmýzýn yarýsýndan fazlasýný kaybettik. Ve kalan meralarýmýzýn çok büyük çoðunluðu vasýf ve verimliliklerini kaybetmiþtir. Bu konuda nedenler çeþitli ama temel neden aynýdýr. Hemen tamamý devlete ait olan çayýr ve meralarýmýzýn sahibi yoktur ve bakaný koruyaný yoktur. Devletin çayýr ve meralarýnýn bugün 2001 yýlýnda 1858 tarihli "Osmanlý Arazi Kanunnamesi" ile, esas itibariyle, yürütüldüðünü ve bu konuda hazýrlanmýþ olan kanunun tam 35 yýldan beri, parlementomuzun genel kuruluna çýkarýlmamýþtýr. Bunu sonucu dünyanýn en az hayvan yetiþtiren ülkesi Hindistan'dan et ithal ediyoruz. .
Tarýmda da durum farklý deðildir. Buðday üretimi 1988'de 20,5 milyon tondan 1995'te 15,7 (tahmini rekolte)'ye inmiþtir. Bu durum kiþi baþýna buðday üretimimizin 382 kg'dýr. 1986 ile 1993 yýllarý arasýnda çavdar üretimi kiþi baþýna 6,8 kg'dan 3,9 kg'a, yulaf üretimi 5,8 kg'dan 4,1 kg'a, pirinç üretimi 3,2 kg'dan 2,2 kg'a, ayçiçek üretimi 18,3 kg'dan 13,6kg'a, zeytin üretimi 19,6 kg'dan 9,2 kg'a düþmüþtür. Bu yetersizliðin halka yansýyan bölümünü basit bir örnekle gösterebiliriz. ?stanbul'da 1990 yýlý ?ubat ayýnda ekmeðin bir kilogramý 1250.-TL. iken, bugün 125.000.-TL (100 kat) olmuþtur
Erozyonun asýl sebebi, bitki-toprak-su arasýndaki dengenin insanlar tarafýndan bozulmasýdýr. Yeþil örtünün yok edilmesi, toprakla su arasýndaki barýþýklýðý bozar ve bu iki can yoldaþýný birbirine düþman eder. Bitki-toprak-su dengesini bozmamýzýn yarattýðý çok önemli diðer bir sorun da yakýn zamanda açlýða ilaveten susuzlukða mahkum olacaðýmýzdýr. Yýllýk kullanýlabilir su kapasitesi 110 milyar m3 olan, 200'den fazla kurulu barajý olan Türkiye susuz kalacak. Çünkü bütün barajlarýmýz büyük bir hýzla toprak dolmaktadýr. Keban Barajý'nýn daha þimdiden üçte biri toprak dolmuþtur. 150 yýl çalýþmak üzere inþa edilen Sarýyar Barajý'nýn 25 metrelik su bacasýnýn sadece 5 metrelik kýsmý su üzerindedir ve baraj 10 yýl sonra elektrik üretemeyecektir. ODTÜ'nün yaptýðý bir araþtýrmaya göre, sadece erozyon yüzünden 16 barajýmýz verimli olmaktan þimdiden çýkmýþtýr. Seyhan Barajý'nda 20 yýl sonra elektrik üretimi yapýlamayacaktýr. Çukurova Üniversitesi'nin yaptýðý incelemelere göre GAP'taki barajlarýmýz, beklenenden önce toprakla dolacaktýr. Bu duruma hiç þaþýrmamak gerektiðini belirtiyorlar. Zira, Fýrat Nehri'nin tek baþýna yýlda 110 milyon ton toprak sürüklediði devlet kuruluþlarýnýn tespitidir..
Bu sorunlarý artýran çok önemli bir problemimiz de hiç þüphesiz, kontrol edemediðiniz nüfus artýþýmýzdýr. Türkiye'nin bugünkü nüfusu 62,8 milyondur. Bu nüfus beþ yýl sonra 70 milyon ve on beþ yýl sonra 100 milyon olacaktýr. Ükemizin bugünkü ve mevcut gidiþ karþýsýnda gelecekteki kapasitesi, bu nüfusun hiçbir ihtiyacýný karþýlayabilecek durumda deðildir.
Bugün nüfusumuzun %72,5'i kentlerde yaþamaktadýr. Oysa daha beþ yýl önce bu oran %59,2 idi. Son beþ yýlda kentlerimizin nüfusu 12 milyon artmýþtýr. Bu kentsel yýðýlma, mevcut 4 milyon iþsiz hariç, her yýl en az bir milyon kiþinin "yeni iþ talebi" demektir. Geliþmiþ ülkelerde, tarýmda çalýþanlarýn sanayide çalýþanlara oraný sürekli yükselmektedir. Ancak bu azalma, tarýmda teknolojinin geliþmesi ve verimliliðin artmasý, sanayide ise istihdam artýþlarý nedeniyle yavaþ ve düzenli olarak gerçekleþmektedir. Ülkemizde ise, köylerden kentlere göç, böyle olumlu bir geliþme sonucu deðil, toprak erozyonunun yarattýðý yoksulluk, açlýk ve susuzluk nedeniyle oluþmaktadýr.
Ülkemizde oluþumu açýkça görülen bu olumsuzluklarýn yaratacaðý ciddi sonuçlarý önlemenin tek yolu, kýrsalda çiftçilik ve hayvancýlýkla geçinen aileleri, yerlerinde memnun ve mutlu kýlacak bir ortam yaratmaktýr. Böylece hem tarýmsal ve hayvansal ürün ihtiyaçlarýmýzýn kendi imkanlarýmýzla karþýlanmasý ve hem de kentlerdeki yýðýlmanýn getirdiði pek çok ekonomik, sosyal ve sonuçta siyasal çalkantý ve çöküþün önlenmesi mümkün olabilecektir. Bunun olabilmesi için de, ülkemizin yeþil örtüsünü, ormanýmýzý, fundalýðýmýzý, çayýrýmýzý, meramýzý korumalý ve bu suretle erozyona mani olarak, en kýymetli doðal varlýðýmýz, tarýmýmýzýn ve hayvancýlýðýmýzýn anasý olan topraðýmýza sahip çýkmalýyýz.
Dünyadaki Erozyonun Türkiye ?le Karþýlaþtýrýlmasý
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taþýnan malzeme miktarý ortalama olarak yýlda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taþýnan katý madde miktarý toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsularýn taþýdýðý yüzer haldeki malzeme miktarý, dünyada taþýnan katý madenin 1/50'sine denk düþmektedir.
Ülkeýnizde 1 kilometrekarelik alandan aþýnarak akarsulara karýþan ince malzeme miktarý, yýlda ortalama yaklaþýk 600 tondur: Dünyada ise yýlda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taþýnan katý materyal miktarý; Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat daha fazladýr .
Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok þiddetli olduðunu göstermektedir
TÜRK?YE’DE MERA ALANLARI VE SORUNLARI:
Türkiye’deki mera alanlarýnýn % 87’si tarýma elveriþli olmayan V.,VI. ve VII. Sýnýf arazilerdir. Topoðrafik yapý nedeniyle genellikle daðlýk olan ülkemizde tarýma elveriþli düz araziler oransal olarak fazla deðildir. Oldukça meyilli ve yüksek araziler mera olarak kullanýlmaktadýr. Bu nedenle meralarýmýz erozyona karþý hassas yerlerdir. Dolayýsýyla meralarýmýzda aþýrý otlatmaya meydan vermeden, düzenli otlatma yapýlmasýnýn önemi daha da artmaktadýr.
Eski çaðlardan beri çeþitli kültürlere beþiklik etmiþ Anadolu’da yer yer yoðun olarak tarým ve hayvancýlýk faaliyetleri yapýldýðý bilinmektedir. Bu bölge, Urartu ve Hititler zamanýnda Anadolu’dan civar ülkelere tarýmsal ürün ihraç etmekteydi. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Osmanlýlar zamanýnda iç isyanlarýn çýktýðý, asayiþin kontrol altýna alýnamadýðý devirlerde bir kýsým halkýn baskýlardan kurtulmak için daðlýk alanlara gitmesi ile daðýnýk bir yerleþim þekli ortaya çýkmýþtýr. Kapalý ekonominin uygulandýðý bu kesimlerdeki nüfusun zamanla artmasý ve buna paralel olarak hayvan sayýsýnýn da artýþý sonucu meralar üzerindeki aþýrý ve düzensiz otlatma baþlamýþ ve gittikçe artan yoðunlukta devam etmiþtir. Böylece yýllardan beri devam eden aþýrý ve düzensiz otlatma sonucu üzerindeki diri örtüsü büyük ölçüde tahrip olan meralarýmýz, erozyona maruz sahalar durumuna gelmiþtir. Otlatma kapasitesi düþmüþ olan bu sahalarýn yeniden verimli hale getirilmesi ve erozyon kaynaðý olmaktan çýkarýlmasý mera ýslahý çalýþmalarýnýn ana amacýdýr. 1950’li yýllardan itibaren tarýma traktörün girmesi ile özellikle ?ç Anadolu platolarýnda bulunan mera alanlarýnýn tarýma dönüþtürülmesi hýzlanmýþtýr. Diðer taraftan hayvan sayýsýndaki artýþ devam etmiþtir. Birim sahada otlayan hayvan sayýsý arttýkça meralarýn tahribi hýzlanmýþtýr. Çünkü, aþýrý ve erken otlatma meralardaki ot verim kapasitesini düþürdüðü gibi klimaks ot kompozisyonunu da bozmaktadýr. Bu durum ise meraya özgü otlarýn zayýflamasýna ve zamanla ortadan kalkmasýna neden olmaktadýr. Buna karþýlýk meralarda bulunan ve çoðunluðu yabancý olan dikenli ve acý ot türleri artmaktadýr. Nitekim sýðýrkuyruðu (verbascum sp.), sütleðen (euphorbia), çoban yastýðý (acantholimon), deve dikeni (alhagi) ve geven (astragalus) gibi dikenli otlar ortama hakim duruma gelmektedir. Özellikle yarý kurak bölgelerimizdeki subalpin ot kompozisyonu önemli ölçüde bozulmuþ ve buralarda yerli otlarýn yerini kurakçýl ve dikenli olan otlar istila etmiþtir.
6831 sayýlý Orman Kanununun 20, 21 ve 22. Maddelerine göre Orman Bakanlýðý'nýn sorumluluk alanýna giren meralardan 1 milyon hektar saha alýnacak önlemlerle yeniden verimli hale getirilebilecek sahalardýr.
1935 yýlýnda 44,3 milyon hektar olan meralarýmýzda otlayan hayvan sayýsý 20,3 milyon büyükbaþ hayvan birimi (BBHB) iken, 1950 yýlýnda 28 milyon hektar merada, otlayan hayvan sayýsý 21 milyon BBHB olmuþ, bugün ise 21,7 milyon hektar sahada otlayan hayvan sayýsý 27,2 milyon BBHB' ne ulaþmýþtýr. Diðer bir anlatýmla 1935 yýlýnda 1 BBHB için 2.2 hektar mera sahasý düþerken, bugün 1 BBHB için 0.79 hektar mera sahasý düþmektedir.
25 ?ubat 1998 tarihinde çýkarýlan 4342 Sayýlý Mera Kanunu ile mera alanlarýnýn belirlenen kurallara göre kullanýlmasý, sürekli denetiminin saðlanmasý ve korunmasý ilkeleri belirlenerek mera alanlarýnýn disiplin altýna alýnmasý saðlanmýþtýr; ancak, mera ýslahý çalýþmalarýna henüz baþlanýlamamýþtýr.


Comment