1.PESTİSİTLER
İnsanların göçebelikten ziraata geçişlerinden beri bir takım böceklerin mahsullere zarar verdiği bilinmektedir. Böceklerin, farelerin, kuşların ve mikroorganizmaların ziraat ürünlerine verdiği zarar,tırnaklı hayvanların sebep olduğu zarara nazaran çok daha fazladır.[1]
Bu nedenle tarımsal üretimde, gübrelerden sonra en yoğun kullanılan bir başka kimyasal da, zararlıların ve hastalıkların kontrolünde kullanılan pestisit (biyosit)’lerdir. Bu pestisitler; insektisitler (böcek öldürücüler), herbisitler (yabancı ot öldürücüler) ve fungusitler(mantar öldürücüler)’dir. Pestisitler doğaya tamamen yabancı maddeler olup, yüksek dozlarda kullanıldıklarında doğadaki tüm canlılara zarar verebilmektedirler. Yüksek dozdaki bazı pestisitlerin kansere, genetiksel değişimlere, sinir hastalıklarına ve hatta ölüme bile yol açtığı belirlenmiştir.
Pestisitlerin çoğu aromatik bileşiklerdir. Bunların kirletici potansiyelleri, biyo yarayışlarına ve zehir etkilerine bağlı olarak değişmektedir. Pestisitlerin topraktaki kalıcılığı “yarı ömür” tanımı ile belirlenir.bir pestisitin yarı-ömrü, belirli bir miktarın(başlangıç düzeyinin yarısı) ortadan kalkması veya diğer bileşiklere ayrışabilmesi için gereken zaman aralığıdır. Ancak kimi durumlarda ayrışma ürünleri, özgün bileşik kadar veya ondan daha zararlı etkilere de sahip olabilmektedir. Yarı ömür verileri, pestisitin çevrede oluşturacağı tehlike potansiyelini kavramak açısından önemlidir. Klorlandırılmış hidrokarbon olan DDT,2.Dünya Savaşı sırasında yaygın bir şekilde kullanılmıştır. DDT’nin topraklarda uzun yıllara varan kalıcılığı ve insan ile hayvanlara olan yüksek zehir etkisinden dolayı kullanımı yıllar önce yasaklanmıştır.
Pestisitler toprağa uygulandıklarında, değişik olaylarla ortamdan uzaklaşırlar veya ortamda kalabilirler. Metil bromür vb. fungusitler, yüksek buhar basınçlara nedeniyle, toprak gözeneklerini girerek mantarları doğrudan etkilerler yüksek buharlaşma basıncı, önlem alınmayan koşullarda, toprak gözeneklerinden atmosfere doğru fungusitlerin yoğun bir hareketliliğine neden olur. Bu yolla pestisitler uygulama alanlarından çok uzaklara taşınabilirler.
Pestisitlerin bir çoğu topraktaki kil mineralleri ve organik madde tarafından tutulurlar. Tutulmayı artıran koşullar, bu maddelerin topraktan yıkanmasına azaltmaktadır. Benzer şekilde topraklara uygulanan pestisitler kimyasal yapısına bağlı olarak kısa veya uzun bir sürede ayrışırlar. Bu ayrışma kimyasal veya biyolojik yolla olabilir.[5]
Her zehirli madde pestisit olarak kullanılmaz ve adlandırılmaz. Zehirli özellik gösteren bir maddenin pestisit olabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir.
1)Biyolojik olarak aktif olmalı
2)Etkili olmalı
3)Güvenilir olmalı
4)Yeteri kadar stobil(kararlı)olmalı
5)Kullanıcılar açışından güvenilir olmalı
6)Üçüncü şahıslar tarafından güvenilir olmalı
7)Tüketiciler açısından güvenilir olmalı
8)Besi hayvanları tarafından güvenilir olmalı
9)Yabani hayatta zararlı olmamalı
10)Faydalı organizmalara zararlı olmamalı
11)Çevre için kabul edilebilir olmalı
12)Ticarette probleme sebep olmamalı [6]
1.1.Pestisitlerin Kullanılmasının Sınırlandırılması
Pestisitlere karşı ilk direnç olayı isveçte 1946 yılında DDT’ye karşı karasineklerde gözlenmiş, 1948’de ise aldirin ve dieldirinin toprakta en fazla kalıcı özelliğe sahip insektisitler olduğu açıklanmıştır.
Pestisitlerin insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından önemini arz etmiştik. Eğer uygulama anında yapılacak araştırmalar ve alınacak tedbirlerle bu kalıntıları insan ve çevreye zarar vermeyecek seviyelerde olmaları kontrol edilebilir ve sağlanabilirse emniyetli kullanım gerçekleşecektir. [6]
Özellikle 1970 yılında başlayan çevre koruma hareketlerinden sonra bütün dünyada pestisit kullanımının çok daha kontrollu yapıldığı, mevcut etkili maddelerin yeniden emniyetlilik testlerine alındığı ve bu değerlendirmeler sonunda bazı pestisitlerin çeşitli ülkelerde yasaklandığı, kısıtlandığı ya da kontrollu kullanıldığı bilinmektedir. İstenmeyen pestisit özelliklerinden en önemlileri; çevrede kalıcılıklarının fazla oluşu, kendilerinin dönüşüm ürünlerinin veya içerdikleri gayri safiyetlerin canlılara önemli derecede toksikolojik etkilere sahip olmalarıdır. [7]
Dünyada tarım ürünleri üretimini artırma çabaları yanında, insan ve yaşadığı çevrenin de korunması gerçeği daha emniyetli yani insan, hayvan ve çevreye olumsuz etkileri daha az olan pestisitlerin kullanımına çalışılması artık kaçınılmaz olmuştur.
1.1.2. Türkiye’de Pestisitlerin Kullanımı Ve Sınırlandırılması
Dünyadaki bu gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de ülke menfaatleri dikkate alınarak ruhsatlı pestisitler, araştırma sonuçları ışığı altında değerlendirmeğe tabi tutulmuştur. Bu konuda yapılan çalışmalar sonucu bazı pestisitlerin kullanımlarının yasaklanması ve ruhsatlarının iptali, bazılarının ise kısıtlanması veya kontrollü kullanımı kararları alınmıştır.[8]
Türkiye’de pestisit ruhsatlandırılmalarına temel teşkil eden “Zirai Mücadelede Kullanılan Pestisit ve Benzeri Maddelerin Ruhsatlandırılması” hakkındaki yönetmelik 17 Şubat 1999 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Her yıl yeni zirai mücadele ilaçlarının kullanıma verdiği ülkemizde yılda ortalama 35.000 ton tarım ilacı kullanılmaktadır.[6]
1.1.3. Türkiye’de Pestisit Kalıntısı Çalışmaları
Ülkemizde pestisit kalıntılarıyla ilgili çalışmalar 1958 yılında Ankara Zirai Mücadele İlaç ve Aletleri Enstitü Kalıntı Analiz Laboratuvarı’nın kurulmasıyla başlamış v ilk çalışma Otacı ve Güvener tarafından yapılmıştır.[9]
Ülkemizde yürütülen çalışmaların yaklaşık 30 tanesi pestisitlerin bekleme sürelerinin saptanmasına yönelik rutin analizlerdir. Genelde analizlerde kullanılan yöntemler yabancı kaynaklıdır ve metot geliştirme konusunda yapılmış oldukça az sayıda çalışma vardır.[2]
1.2.Pestisitlerin Sınıflandırılması
Pestisitin anlamı; yıkan, zarar veren, mahveden, kemirendir.
Pestisitler; görünüş, fiziksel yapı ve formulasyon şekillerine göre, etkiledikleri zararlı ve hastalık grubu ile bunların biyolojik dönemine göre, içerdikleri aktif maddenin cins ve grubuna göre, zehirlilik derecesine ve kullanım tekniğine göre çok değişik şekillerde sınıflandırılabilir.[7]
Bunlardan en önemli ve en çok kullanılan sınıflandırma şekilleri ise kullanıldıkları zararlı gruplarına ve yapısındaki aktif madde grubuna göre yapılan sınıflandırmalardır. Kullanıldıkları zararlı gruplarına gör yapılan sınıflandırmadaki en önemli üç büyük pestisit grubu; insektisit, fungusit ve herbisitler.[2]
2)ÖNCÜER C., “Tarımsal Zararlılarla Savaş Yöntemleri ve İlaçları” İzmir-1995
İnsanların göçebelikten ziraata geçişlerinden beri bir takım böceklerin mahsullere zarar verdiği bilinmektedir. Böceklerin, farelerin, kuşların ve mikroorganizmaların ziraat ürünlerine verdiği zarar,tırnaklı hayvanların sebep olduğu zarara nazaran çok daha fazladır.[1]
Bu nedenle tarımsal üretimde, gübrelerden sonra en yoğun kullanılan bir başka kimyasal da, zararlıların ve hastalıkların kontrolünde kullanılan pestisit (biyosit)’lerdir. Bu pestisitler; insektisitler (böcek öldürücüler), herbisitler (yabancı ot öldürücüler) ve fungusitler(mantar öldürücüler)’dir. Pestisitler doğaya tamamen yabancı maddeler olup, yüksek dozlarda kullanıldıklarında doğadaki tüm canlılara zarar verebilmektedirler. Yüksek dozdaki bazı pestisitlerin kansere, genetiksel değişimlere, sinir hastalıklarına ve hatta ölüme bile yol açtığı belirlenmiştir.
Pestisitlerin çoğu aromatik bileşiklerdir. Bunların kirletici potansiyelleri, biyo yarayışlarına ve zehir etkilerine bağlı olarak değişmektedir. Pestisitlerin topraktaki kalıcılığı “yarı ömür” tanımı ile belirlenir.bir pestisitin yarı-ömrü, belirli bir miktarın(başlangıç düzeyinin yarısı) ortadan kalkması veya diğer bileşiklere ayrışabilmesi için gereken zaman aralığıdır. Ancak kimi durumlarda ayrışma ürünleri, özgün bileşik kadar veya ondan daha zararlı etkilere de sahip olabilmektedir. Yarı ömür verileri, pestisitin çevrede oluşturacağı tehlike potansiyelini kavramak açısından önemlidir. Klorlandırılmış hidrokarbon olan DDT,2.Dünya Savaşı sırasında yaygın bir şekilde kullanılmıştır. DDT’nin topraklarda uzun yıllara varan kalıcılığı ve insan ile hayvanlara olan yüksek zehir etkisinden dolayı kullanımı yıllar önce yasaklanmıştır.
Pestisitler toprağa uygulandıklarında, değişik olaylarla ortamdan uzaklaşırlar veya ortamda kalabilirler. Metil bromür vb. fungusitler, yüksek buhar basınçlara nedeniyle, toprak gözeneklerini girerek mantarları doğrudan etkilerler yüksek buharlaşma basıncı, önlem alınmayan koşullarda, toprak gözeneklerinden atmosfere doğru fungusitlerin yoğun bir hareketliliğine neden olur. Bu yolla pestisitler uygulama alanlarından çok uzaklara taşınabilirler.
Pestisitlerin bir çoğu topraktaki kil mineralleri ve organik madde tarafından tutulurlar. Tutulmayı artıran koşullar, bu maddelerin topraktan yıkanmasına azaltmaktadır. Benzer şekilde topraklara uygulanan pestisitler kimyasal yapısına bağlı olarak kısa veya uzun bir sürede ayrışırlar. Bu ayrışma kimyasal veya biyolojik yolla olabilir.[5]
Her zehirli madde pestisit olarak kullanılmaz ve adlandırılmaz. Zehirli özellik gösteren bir maddenin pestisit olabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir.
1)Biyolojik olarak aktif olmalı
2)Etkili olmalı
3)Güvenilir olmalı
4)Yeteri kadar stobil(kararlı)olmalı
5)Kullanıcılar açışından güvenilir olmalı
6)Üçüncü şahıslar tarafından güvenilir olmalı
7)Tüketiciler açısından güvenilir olmalı
8)Besi hayvanları tarafından güvenilir olmalı
9)Yabani hayatta zararlı olmamalı
10)Faydalı organizmalara zararlı olmamalı
11)Çevre için kabul edilebilir olmalı
12)Ticarette probleme sebep olmamalı [6]
1.1.Pestisitlerin Kullanılmasının Sınırlandırılması
Pestisitlere karşı ilk direnç olayı isveçte 1946 yılında DDT’ye karşı karasineklerde gözlenmiş, 1948’de ise aldirin ve dieldirinin toprakta en fazla kalıcı özelliğe sahip insektisitler olduğu açıklanmıştır.
Pestisitlerin insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından önemini arz etmiştik. Eğer uygulama anında yapılacak araştırmalar ve alınacak tedbirlerle bu kalıntıları insan ve çevreye zarar vermeyecek seviyelerde olmaları kontrol edilebilir ve sağlanabilirse emniyetli kullanım gerçekleşecektir. [6]
Özellikle 1970 yılında başlayan çevre koruma hareketlerinden sonra bütün dünyada pestisit kullanımının çok daha kontrollu yapıldığı, mevcut etkili maddelerin yeniden emniyetlilik testlerine alındığı ve bu değerlendirmeler sonunda bazı pestisitlerin çeşitli ülkelerde yasaklandığı, kısıtlandığı ya da kontrollu kullanıldığı bilinmektedir. İstenmeyen pestisit özelliklerinden en önemlileri; çevrede kalıcılıklarının fazla oluşu, kendilerinin dönüşüm ürünlerinin veya içerdikleri gayri safiyetlerin canlılara önemli derecede toksikolojik etkilere sahip olmalarıdır. [7]
Dünyada tarım ürünleri üretimini artırma çabaları yanında, insan ve yaşadığı çevrenin de korunması gerçeği daha emniyetli yani insan, hayvan ve çevreye olumsuz etkileri daha az olan pestisitlerin kullanımına çalışılması artık kaçınılmaz olmuştur.
1.1.2. Türkiye’de Pestisitlerin Kullanımı Ve Sınırlandırılması
Dünyadaki bu gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de ülke menfaatleri dikkate alınarak ruhsatlı pestisitler, araştırma sonuçları ışığı altında değerlendirmeğe tabi tutulmuştur. Bu konuda yapılan çalışmalar sonucu bazı pestisitlerin kullanımlarının yasaklanması ve ruhsatlarının iptali, bazılarının ise kısıtlanması veya kontrollü kullanımı kararları alınmıştır.[8]
Türkiye’de pestisit ruhsatlandırılmalarına temel teşkil eden “Zirai Mücadelede Kullanılan Pestisit ve Benzeri Maddelerin Ruhsatlandırılması” hakkındaki yönetmelik 17 Şubat 1999 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Her yıl yeni zirai mücadele ilaçlarının kullanıma verdiği ülkemizde yılda ortalama 35.000 ton tarım ilacı kullanılmaktadır.[6]
1.1.3. Türkiye’de Pestisit Kalıntısı Çalışmaları
Ülkemizde pestisit kalıntılarıyla ilgili çalışmalar 1958 yılında Ankara Zirai Mücadele İlaç ve Aletleri Enstitü Kalıntı Analiz Laboratuvarı’nın kurulmasıyla başlamış v ilk çalışma Otacı ve Güvener tarafından yapılmıştır.[9]
Ülkemizde yürütülen çalışmaların yaklaşık 30 tanesi pestisitlerin bekleme sürelerinin saptanmasına yönelik rutin analizlerdir. Genelde analizlerde kullanılan yöntemler yabancı kaynaklıdır ve metot geliştirme konusunda yapılmış oldukça az sayıda çalışma vardır.[2]
1.2.Pestisitlerin Sınıflandırılması
Pestisitin anlamı; yıkan, zarar veren, mahveden, kemirendir.
Pestisitler; görünüş, fiziksel yapı ve formulasyon şekillerine göre, etkiledikleri zararlı ve hastalık grubu ile bunların biyolojik dönemine göre, içerdikleri aktif maddenin cins ve grubuna göre, zehirlilik derecesine ve kullanım tekniğine göre çok değişik şekillerde sınıflandırılabilir.[7]
Bunlardan en önemli ve en çok kullanılan sınıflandırma şekilleri ise kullanıldıkları zararlı gruplarına ve yapısındaki aktif madde grubuna göre yapılan sınıflandırmalardır. Kullanıldıkları zararlı gruplarına gör yapılan sınıflandırmadaki en önemli üç büyük pestisit grubu; insektisit, fungusit ve herbisitler.[2]
2)ÖNCÜER C., “Tarımsal Zararlılarla Savaş Yöntemleri ve İlaçları” İzmir-1995

