fidan ve peyzaj fırsatları fidanligi.com’da

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Schistocerca gregaria

Collapse
X
 
  • Filter
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts

  • Schistocerca gregaria

    Schistocerca gregaria Forsk. {Şekil 48)
    Sinonim : Acridium peregrinum Ol., A. tataricum Latr.


    A. sellatutn Walk., Gryllus rufescens Thunb., Schistocerca americana Drury subsp. gregaria Forsk. (Dirsh, 1974).
    Türkçe ismi : Çöl Çekirgesi, Sudan Çekirgesi
    Taksonomik not : Bu tür dünyanın en önemli ekonomik zarar­lılarından birisi olması sebebiyle bugüne kadar üzerinde gerek biyolojik, fizyolojik, ekolojik, taksonomik, gerekse de davranış ve ekonomik ento­moloji yönünden binleri aşkın yayın yapılmış ve elan da bu yayınlara devam edilmektedir. 1974'e kadar bu yayınların hepsi S. gregaria Forsk. veya onun sinonimleri adı altında literatürde yer almıştır. Dirsh (1974), Schistocerca Stal cinsinin' genel bir revizyonunu yapmış ve bu cimle ilgili müzelerde ne kadar type materyali varsa getirterek incelemiş, ayrıca çeşitli ülkelerden bu cinsle ilgili çeşitli taze örnekler de getirterek bunların büyük bir sabır ve dikkatle morfometrik ölçümlerini yapmıştır. Bunun sonucunda yeni birçok tür ve alttürler saptamış, bunların ve eskilerin yeniden description'larını yaparak büyük bir işi gerçekleştirmiştir. Bu revizyonda S. americana (Drury)'yi politipik bir tür olarak ele almış ve bu­nu 10 alttüre ayırmıştır. Bu alttürlerden 8 tanesi kuzey, orta ve güney Amerika ile bu kıtanın yakınındaki adalarda bulunmakta ve yalnızca iki tanesi (yani S. americana subsp. gregaria Forsk. ve S. americana subsp. flavivenîris Burm.) Afrika ve eski dünyada bulunmaktadır. Bunlardan 2. alttür halen S. gregaria Forsk. subsp. flaviventris Burm. olarak kabul edilmektedir.

    Dirsh'e göre Yeni Dünya'da bulunan S. americana esas kök olup bu tür Kuzey Amerika'nın büyük bir kısmı ile Güney Amerika'nın kuzeyin­de küçük bir kesimde ve Orta Amerika'da yayılmıştır. Ancak buradan Güney Amerika'nan baza bölgeleriyle Meksika Körfezindeki bazı adalar, Küba ve çevresine çeşitli yollarla ulaşan bireyler, oralarda za-


    manla nominate türden bazı küçük morfolojik farklarla ayrılabilen, izole olmuş populasyonlar teşkil etmişlerdir. Nitekim Afrika'nın güneyine öz­gü olan S. gregaria subsp. flaviventris ile kuzeyinde bulunan nominate tür S. gregaria'ya. ait bireyler çiftleştirildiklerinde bunların kendi aralarında çoğaldıkları görülmüştür (Dirsh, 1. c, s. 42). Böylece subsp. flaviventris'-ile S. gregaria'nın ayni kökten geldiğini fakat her ikisinin de Kuzey Ame­rika'dan çeşitli yollarla Afrika'ya ulaşan S. americana kökünden neşet et­tiğini, bu hususta gerek çok yakın morfolojik benzerliklere dayanaraktan, gerekse de çekirgelerin çeşitli yollarla (örneğin Atlantik Okyanusu'nda-ki gemilerde Schistocerca örneklerine rastlanması, veya bu Okyanus'un orta­sındaki bazı adalarda görülmesi gibi), S. americana'mn Amerika'dan Batı Afrika sahillerine ulaşmasının mümkün olduğunu ve böyle bir alttür çık­tığım aynı yazar açıklamaktadır. Fakat S. americana americana ile S. gregaria yine S. americana paranensis ile S. gregaria kafes denemelerinde bi­reylerin rahatça çiftleştikleri halde nesil vermediği de ifade edilmiştir. Buna rağmen Dirsh'in S. gregaria'yayı sırf birbirine benzer morfolojik ka­rakterler sebebiyle alttür halinde göstermesinin tür fikrine uymadığı gö­rülmektedir. Bu nedenle birçok noktalardan sakıncalı olan S. gregaria'nm, S. americana'mn alttürü olarak gösterilmesi burada kabul edilmemiş ve sinonim olarak gösterilmiştir.
    Tanımı î Solitar erginler yeşilimsi renktedir. Gregar olanlarda ge­nel renk, esmer, grimsi, kırmızımsı, kırmızımsı-sarı, sarı ve bazan da yeşilimsidir. Pronotum'un üzeri tek renkte veya sarımsı, açık, esmer ya da kırmızımsı esmer fakat uzunluğuna çizgiler bulunur; Yan lob tek renkli veya küçük belirsiz esmer lekeli ve uzunluğuna beyaz çizgilidir. Tegmina, belirgin siyahımsı lekelerle örtülüdür. Arka tıbia'lar genellikle san, bazan kırmızımsı veya grimsi renktedir.
    Pronotum'un ön tarafı yandan kuvvetli şekilde basık, arka kenarı ço­ğunlukla yuvarlakımsı veya küt köşelidir. Ayrıca pronotum karakteristik şekilde ortada enine 3 çizgi ile dört kısma ayrılmıştır (Şekil 49). Tegmina uzun ve arka tibia'ların ucunu oldukça geçer, veya abdomen'in ucunu pronotum'un uzunluğunun 1,5-2 katı kadar geçer. Arka kantlar saydam renkte, ortada koyu bant bulunmaz. Cerci geniş, uca doğru hafifçe dara­lır. Ovipozitör kısa, silindirimsi şekildedir. Dişiler erkeklerden daha bü­yük boydadır. Erkekler 45-55, dişiler ise 50-72 mm'dir.
    Yumurtalar yeni bırakıldıklarında sarımsı renktedir. Fakat zamanla renk gittikçe esmere dönüşür. Yeni bırakılan yumurtalarda uzunluk 7,3-9,0; genişlik ise 155-2SO mm'dir. Ancak ayni yüksük içinde bulunan yu­murtalar büyüklük ve ağırlık bakımından farklılıklar gösterir. Ayrıca yu­murtanın gelişmesi süresince de büyüklük ve ağırlıkları değişir. Embriyo-

    nun gelişebilmesi için suya ihtiyacı vardır. Bu sebeple yumurtalar gelişme esnasında su da alarak büyüklük ve ağırlıkları artar. Yumurta yüksükleri üzüm salkımını andırır. Bu sebeple Türkçe olarak bu yüksüklere salkım ismi verilmekte ise de doğru değildir. Çünkü Acridoid türlerin yumurta paketlerine genel olarak yüksük ismi verilmektedir. Yüksük silindirimsi şekilde, düz veya hafifçe kıvrıktır (Şekil 50). Yüksüğün uzunluğu 3-4 cm arasında değişir. Gregar çekirgelerin bıraktıkları ilk yüksüklerde bu sayı genellikle 70-80, 2.'de 60-70 ve 3.'de ise 50'den azdır. Solitar çekir­gelerin yüksüklerinde bulunan yumurta sayısı daha azdır,

    Yayılışı : Bu çekirge türünün bulunduğu ve çoğaldığı yerler Ara­bistan yarımadasının karşısına bakan Afrika sahil kesimleri ile Arabistan yarımadasının hemen bütün çevresi, ?ran'ın güneyi île Pakistan'la olan sınır bölgeleri, Pencab bölgesi, Afrika'da Habeşistan, Sudan ve batıda Mauritania'ya kadar olan alanı kaplar '(Şekil 51). Buralarda muhte'if periodlar halinde soliter fazdan gregar faza geçen çöl çekirgesi kuzeye, doğuya ve batıya doğru büyük sürüler halinde göç etmeye başlar. Bu göçlere maruz kalan memleketleri şöylece sıralamak mümkündür: Af­ganistan, Cezayir, Ermenistan, Bahreyn, Burundi, Kamerun, Kanarya Adaları, Orta Afrika Devleti, Çad, Kongo, Dahomey, Habeşistan, Somali, Gambia, Ghana, Gine, Kenya, Mali, Libya, Fas, Nijerya, Niger, Fildişi Sahili, Senegal, Sierra Leone, Sudan, Sahara, Tanzanya, Togo, Tunus, Uganda, Volta Cumhuriyeti, Mısır, Ürdün, ?srail, Lübnan, Kıbrıs, Irak, Suriye, Türkiye, Arabistan Yarımadasının hemen her tarafı, Por­tekiz, ispanya, Tacikistan, Özbekistan ve Hindistan. Bazan da batıda ?ngiltere adalarına kadar sürüler uzanabilir.

    Kaynak: Türkiye Entomolojisi -1 - Prof Dr. Niyazi LODOS



  • #2
    Cevap: Schistocerca gregaria

    Zarar verdiği bitkiler s Çöl Çekirgesi önüne gelen hemen hemen her türlü bitkiye saldırarak yer. Bazı "bitkilerin yapraklarım, bazılarının çiçek ve meyvelerini tercih edebilir. Bazen de bitkinin bütün aksamını aynı iştahla yiyebilir. Bazı hallerde ağaç kabuklarını, yedikleri dahi görü­lür. Bu çekirge türünün saldırdığı bitkiler,'kondukları yerde bulunan mev­cut bitki türlerine göre değişir. Bir yere konduğu zaman yediği bir bitki­yi, diğer konduğu yerde yemeyebilir. Çünkü bu ikinci konduğu yerde ter­cih ettiği belki de başka bir bitki türü mevcut olabilir. O bakımdan çöl çekirgesinin saldırdığı bitkileri burada teker teker saymak mümkün değil­dir.
    Zararı : S. gregaria son derece polifag bir türdür. Özellikle gregar fazda birçok bitkilere saldırır. Para olarak çöl çekirgesinin sebep olduğu zararları bildirmek lazım gelirse şöyle rakamlar vermek mümkündür (Anonymus, 1968): 1949-1957 yılları arasında çöl çekirgesi istilasına maruz 12 memlekette, yılda ortalama 1.500.000 Sterlin ve yalnızca 1953 yılında 5.000.000 Sterlinden fazla olmak üzere ürün kaybına sebep ol­muştur.
    Cetvel IU'de verilen rakamlar yalnızca fikir vermek içindir. Bu çekir­gelerin her birisinin hergün kendi ağırlığınca gıda yediği dikkate alı­nırsa ve milyarlarca çekirgeden meydana gelen bir sürüyü düşünürsek, bunların ne kadar korkunç zararlar yapabilecekleri kolayca hesab edile­bilir. Burada bazı hesaplar yapmak üzere bir fikir verebilmek için yine yukarıdaki literatüre dayanarak bir miPdeki bir çekirge sürüsünde 100-200 milyon çekirge bulunduğunu ve yarım milyon çekirgenin de yaklaşık bir ton geldiğini kaydedelim.
    Çöl çekirgelerinin bitkilerdeki yaprak, çiçek, meyve, tohum, sürgün yiyerek yaptığı zararlar bir tarafa, bunların sürüler halinde ağaçlara kon


    dukîarı zaman büyük dallan kırdıkları, ağaçlan devirdikleri, çıkardık-lan pisliklerle bitkileri ve ürünleri kirlettiklerini de hesaba katmak ge­rekir. Londra, Çekirge Araştırma Merkezince 2.000 olaya göre yapılan analizler sonucunda çöl çekirgelerinin yaptığı zarar, onların gelişme dönemleri dikkate alınarak saptanmış ve zararın % 8'inin nimfler; % 69'unun cinsel erginliğe ulaşmamış ve ulaşmakta olan sürüler ve % 23'-ünün de cinsel olgunluğa ulaşmış çekirgeler tarafından yapıldığı hesab-edilmiştir. Burada % 8 olarak gösterilen nimf zarannın az olması, çoğal­ma alanlarının, esas ürün alanlarından uzak olmasına bağlanmıştır ki çok doğrudur.
    Biyolojisi : İklim bakımından yurdumuz, çöl çekirgelerinin yayıhp çoğalmasına uygun değildir. Yurdumuza gelen çekirgeler yumurtalanm bırakır, bunlardan nimfler meydana gelerek ergin olur, ya geldikleri yere dönerler ya da savaş yapılarak öldürülürler, yahutta iklim şartlarına dayanamayarak telef olur giderler. Bu çekirgeler gerçek bir afet oldukları ve bir memleketten diğer bir memlekete göç ettikleri için milletlerarası bir problem durumundadır. Bu nedenle çöl çekirgesinin biyolojisi, bulun­duğu memleketlerin entomologları tarafından yakından izlenir. Bunla­rın nerelerde ve hangi dönemlerde bulundukları, muhtemel göç istikamet­leri, rüzgarın estiği yön ve hızı, diğer meteorolojik şartlar vs. gibi bilgileri her memleket diğerine ve Londra'daki merkeze günü gününe bildirmek suretiyle uluslar birbirleri ile çok iyi bir işbirliği yaparlar. Böy­lece herhangi bir istila vukuunda her devlet gerekli tedbîri önceden alma olanağına kavuşur. Bundan başka devletler, herhangi bir memlekette yapılan çekirge savaşı sırasında ona gerekli yardımlarda bulunurlar. Bu hususta gerekli olan ilaç, alet, teknik eleman göndermek suretiyle zarar­lıyı yok etme prensibine uygun olarak bizzat savaşa iştirak eder. Böylece çöl çekirgesi mümkün olduğu oranda fazla öldürülmeye çalışılır.
    Uygun şartlarda yeni ergin hale gelen-bir dişi, yumurta bırakabilmek için asgari üç haftalık bir zamana ihtiyaç gösterir. Bu müddet ısı düştükçe artar. Kış aylarında ise 3-4 aya kadar çıkar. Son yıllarda yapılan araş­tırmalar göstermiştir ki çöl çekirgeleri parthenogenetik olarak da çoğala-bllmektedir. Bu takdirde Hymenoptera'dan ayrı olarak döllenmiş yu­murtalardan yalnızca dişiler meydana gelir. Fakat döllenmemiş yumur-talardaki ölüm oranı döllenmiş yumurtalara kıyasla 3 misli daha fazla ol­maktadır. Dişiler yumurtalarım toprak içine ovipozitör'ları vasıtasıyla aç­tıkları 8 cm derinlikteki delikler içine bırakırlar ve salgıladıkları yapışkan bir madde bu yumurtaların etrafını sararak çabucak kurur ve sertleşir. Bu madde yumurtaları birlikte tuttuğu gibi onları dış şartlardan, özellikle kuraklıktan korur. Yumurtalar toprağa bırakıldıktan sonra hava şartlarına göre değişmek üzere 10-15 gün içinde açılır. Nimflerin gelişmesi 1,5-2 ay kadar devam eder. 5 nimf dönemi geçirdikten sonra ergin hale geçerler. Yeni erginlerde önceleri thorax ve abdomen'in altı ile bacaklar ve başın ön kısmı pembe renktedir. 10-15 gün içinde bu renk yavaş yavaş esmer-leşir veya kahverengine döner. Pembe ile esmer renkte olan çekirgeler he­nüz cinsel olgunluğua erişmemişlerdir. Bunlar devamlı olarak ve oburca beslenmek suretiyle cinsel olgunluğa erişirler ve en çok bu devrede zarar­lara sebep olurlar. Bu devredeki zararları, bütün diğer gelişme ve beslenme dönemlerindeki zararın % 69'unu teşkil eder. Bu dönemlerde bulunan çekirgeler henüz daha cinsel olgunluğa erişmemişlerdir. Çekirgelerdeki renk sarımsı renge dönmeye başladığı zaman artık onların cinsel olgunlu­ğa erişmeye başladığına işaret sayılır. Sarı renk aldıkları zaman da çift­leşerek dişiler yumurtalarım bırakmaya başlar. Böylece çekirgelerin renk­lerine bakmak suretiyle onların hangi dönemde oldukları tesbit edilir ve ona göre de gerekli tedbirler alınarak zararları önlenmeye çalışılır. Örneğin sarı renkte olan çekirgelerde iştah gittikçe kesilmeye başlar ve bunlar az beslenirler, zararları da çok azdır. Bu durumda olan çekirgeler zehirli yem atıldığı takdirde etkili olarak onları öldürmek mümkün olmaz. Bunlara ya kontakt etkili ilaçlar atılır veya yumurta bıraktıkları alanlar tesbit edilerek yumurtalar açıldıktan sonra gerekli ilaçlamalara geçilir.

    Bu çekirgelerin yumurta bırakmaları çok ilginçtir. Yumurta bırakı­lacak yerlerin seçiminde bazı faktörler rol oynar. Bunda toprağın durumu, bitki örtüsü etkide bulunduğu gibi bu alanlarda diğer tür çekirgelerin bulunuşu da önemli rol oynar. Yumurta bırakma günün her saatinde olabilir, yani gece ve gündüz bu çekirgeler yumurta bırakabilir. Ancak top­rağın çok sıcak ve soğuk olduğu zamanlarda yumurta bırakmazlar. Dişiler yumurtalarını çeşitli tipteki topraklara bırakabilirler. Bunda önemli olan husus, dişinin yumurta koyabilmesi için toprağın delmebi-lecek kadar yumuşak olması şartıdır. Dişi uygun bir yer bulduğunda ovipozitör'unu toprağa batırır ve orada delik açarak yumurtasını bıra­kır. Bu esnada dişi abdomen'ini yaklaşık iki misli kadar uzatır. Bütün bu işlem, yani uygun yer seçme, toprağı delme ve yumurta bırakma süresi bir buçuk ile iki saat arasında tamamlanır. Genellikle yumurtalar toprak içine bırakıldığı halde arizi olarak toprak yüzüne veya ağaç üstlerine de bırakıldığı görülür. Buna sebep yumurtalıklarda bulunan yumurtalar olgunlaştıktan sonra bunların en çok üç gün muhafaza edilebilmesi ve bu müddet sona erdiğinde de artık dişinin yumurtalarını rastgele yerlere bırakmasıdır. Ancak toprak yüzüne ve ağaçlara bırakılan bu gibi yumur­talar açılmazlar. Çekirge savaşında yumurta bırakılma alanları tesbit edilirken, bu gibi arizi yumurta kümelerinin bulunuş oranının bilinmesi çok önem taşır ve bunların iyi tesbiti gerekir. Bundan başka yumurta bı­rakılma alanlarında 1 m2'de bulunan yumurta paketi adedinin bilinmesi de lazımdır. Yumurta bırakılma alanlarının büyüklüğü değişir. Bu büyük­lük birkaç m2'den başlayarak birkaç km2'ye kadar değişir. Bu yumurta bırakılma alanlarına yumurta tarlaları adı verilir.
    Yumurta bırakmadan, ikinci neslin erginlerinin ilk yumurta bırak­masına kadar bir nesil için lazım gelen müddet (yumurtaların açılması + nimflerin gelişmesi + erginlerin meydana çıkışı ve yumurtlamaya baş­layış için geçen zaman) yaklaşık 97 gün tutar. Erginlerin ömrü ortalama 2,5-5 ay kadar devam eder. Ancak laboratuvar şartlarında erginlerin bir yıldan daha fazla yaşadığı da görülür.
    Çöl çekirgelerinin bir yılda verdiği döl sayısı iklim şartlarına göre de­ğişir. Göç eden sürülerdeki çekirgeler geceleri bitkiler üzerinde istirahat ederler, gündüz ise fazla güneşli saatlarda toprağa inerler ve kendilerini güneş ışınlarına dik gelecek şekilde tutarlar. Göç etmede en önemli fak­törler ısı ve rüzgardır. Çoğunlukla 20°C'den düşük sıcaklıklarda çekir­geler toprak yüzeyinde kalırlar. Uçuş için rüzgarın saniyede 1,5 m'den daha fazla olması gerekmektedir. Çünkü bunlar rüzgarlardan faydalana­rak uçmaktadırlar.

    Çöl çekirgeleri genellikle akşam üstü beslenirler. Fakat sabahları gü­neşin etrafı henüz daha fazla ısıtmamış olduğu saatlarda da beslendikleri görülür. Buna karşılık günün sıcak saatlerinde az beslenirler. Nimf-ler gömlek değiştirmeye yakın olan zaman ile gömlek değiştirdikten sonra­ki zaman kısa devrelerde beslenmeden kesilirler. îlk üç devredeki bu bes­lenmeme periyodu bir gün devam eder. Buna karşılık 4 ve 5. dönemlerde bu beslenmeme süresi ise 2-4 gün sürebilir. Bu durum, bunlara karşı ilaç­lamada önemli bir noktadır ve yapılacak savaşta dikkate alındığı tak­dirde daha başarılı sonuç alınmasını sağlar.
    Nimflerin yumurtadan çıktıktan sonra teşkil ettikleri sürülere çekirge kuşağı adı verilir. Bu kuşak yumurta bırakılan alanın büyüklüğü ve yu­murta yoğunluğu ile ilgilidir. Bunların çekirge kuşakları birkaç metre kareden başlayarak birkaç km2'ye kadar değişir. Bunların şekilleri de çok değişir. Bu kuşaklar bazan diğerleri ile birleşerek büyür, bazan da bölü­nerek küçük kuşaklar haline dönüşür. Bu nedenle bir çekirge kuşağı gö­rüldüğü zaman yakınlarında diğerlerinin de bulunması ihtimal dahi­linde olduğundan savaş yapılan alanlarda bu hususun iyi şekilde ince­lenmesi gerekir. Çekirge kuşakları birbirleri ile birleştiklerinde meyda­na gelen yeni kuşakta değişik yaşta nimflerin olduğu görülür. Bununla beraber kuşaklar birbirleri ile de birleşmediği halde kuşağın kendiliğin­den büyüdüğü görülür. Bu da zaman geçtikçe nimflerin büyümelerinden veya bunların dağınık şekilde hareketlerinden ileri gelir. Aynı şekilde kuşaklar, nimfler yürürken çok büyürler ve istirahat halinde de toplu ola­rak bulunduklarından küçülürler. Aradaki fark takriben 8 misli kadardır. Birinci dönemde bulunan nimflerin teşkil ettiği bir kuşak ile aynı sayıda olan 5. dönemdeki nimflerin meydana getirdiği kuşak arasında 20-30 misli kadar büyüklük farkı olabilir. Bu sebeple ilk devrelerde nimfler az bir sahada yoğun olarak bulundukları için bunlara karşı ilaçlı savaşta daha etkili sonuç alınır.
    Bundan başka çekirge kuşaklarının belirli zaman zarfındaki hızları da çok önemlidir. Londra Çekirge Araştırma Merkezi'nce yapılan inceleme­lerde 1-3. dönem nimflerinin bir günde ilerledikleri mesafe 50 m ile 825 m arasında değiştiği halde 5. dönemdeki nimflerin günde ilerledikleri mesafenin 345-1650 m arasında değiştiği tesbit edilmiştir ki bu da 3. yaş­tan sonra nimflerle savaşın güçlüğünü ortaya koymaktadır.
    Çekirge kuşaklarının gidiş istikametleri de önemli bir husustur. Genel olarak bunlar belirli bir istikamet tuttururlar ve o istikamete doğru ha­yatlarının sonuna kadar giderler. Bunun sebebi bu çekirgelerin bulunduğu yerdeki gıda ve rüzgarla ilgilidir. Nimfler de erginlerde olduğu gibi rüzgar istikametinde hareketlerini ayarlarlar. Bu durum yine pratik savaşta önem kazanır. Çünkü bunların geliş istikametleri tayin edilerek buraları önceden ilaçlanabilir. Ancak nimflerin bu türlü hareketleri daha düz engebesiz araziler içindir. Engebeli arazilerde dere, nehir, tepe olan yerlerde bu hareketlerde değişiklikler olması tabiidir.

    Kaynak: Türkiye Entomolojisi -1 - Prof Dr. Niyazi LODOS

    Comment


    • #3
      Cevap: Schistocerca gregaria

      Çekirge kuşaklarında, nimflerin yürüdüğü andaki yoğunluklar da değişir. Mesela yürüyen kuşakta genellikle nimflerin yoğunluğu önde fazla olur. Kuşağın büyüklüğüne göre bu yoğunluğun derinliği de deği- şir. Ancak kuşağın nihayetine doğru yoğunluk gittikçe azalır ve sonda ise nimfler çok seyrek bulunur. Bu durumun pratik savaşta önemi çok büyüktür. Zira çekirge kuşağının her zaman önünü bulmak ve ona göre ilaçlamayı ayarlamak gerekir.
      Erginlerde hareketler nimflerden daha başkadır. Bunlarda kanatlar bulunduğundan son derece hareketli bir hal alırlar. Yapılan denemelerde çöl çekirgelerinin hiç durmadan 6-17 saat kanat çırptıkları tesbit edilmiş­tir ki bu kadar uzun müddete diğer hiç bir böceğin direnç göstereceği tahmin edilememektedir. Bu durum çöl çekirgelerinin havada uzun me­safeler katetmesine yardım eder. En uzun mesafelere cinsel bakımdan olgunluğa erişmemiş fertlerin eriştiği bilinmektedir. Çöl çekirgelerinin uzun mesafelere uçması için gerekli enerji, vücutlarındaki depo edilmiş yağlardan temin edilir. Bunların uçuş hızları saatte 16-19 km olarak hesabedilmiştir. Bir günde katettiği mesafe ise birkaç km'den 100 km'ye kadar değişir. Bir ayda ise toplam olarak 3500 km uçabilirler.
      Genellikle güneşli olmayan havalarda uzun mesafelere uçuş 23°C'de olmaktadır. Yağmur ve bulutlar uçmayı büyük ölçüde frenleyen faktör­lerdir. Güneşli zamanlarda uzun uçuşlar 14°C'nin üzerinde olmakta ve 40 °C ve daha yüksek sıcaklıklarda ise uçuş azalmakta veya durmakta­dır.
      Çöl çekirgeleri uçuşlarında rüzgardan büyük ölçüde istifade ederler. Buna mukabil şiddetli rüzgarlı olan havalarda uçamazlar. Bunlar genel­likle sabahlan 9-10 arasında uçuşa başlarlar. Güneş battıktan 1 saat son­radan güneş doğuncaya kadar olan zamanda genellikle bitkiler üzerinde konaklarlar. Bu esnada çok defa oburca beslenirler. Güneş doğduktan yarım saat sonra bitkiler üzerinde hareket etmeye başlarlar, rahatsız edi-lirlerse sıçrar ve kısa mesafeye uçarlar. 2 saat sonra ise vücutlarını güneş ışınlarına dik vererek ısınırlar, bazıları oraya buraya uçuşurlar.
      Soliter fazdaki çekirgeler uzun mesafelere uçmaz. Bunlar rahatsız edilirlerse alçaktan olmak üzere uçarlar ve kısa mesafede tekrar konarlar. Bazan rüzgar yardımı ile uzun mesafeye uçsa da neticede birkaç yüz met­reden ileriye gidemezler.

      Çöl çekirgelerinin yurdumuza yaptığı akınlardan tesbit edilebilenleri |
      1865, 1878, 1890, 1902, 1915, 1928, 1930-1931, 1945, 1953, 1958, 1959,
      ___ 1960, ve 1962 yıllarındadır. Bu istilalardan 1915 yılından öncekiler hakkında yeterli bilgiye maalesef sahip değiliz. 1915'de vuku bulan istilada
      sürüler Gaziantep, Diyarbakır ve Sivas'a kadar bütün Güney Doğu Ana­
      dolu'yu kaplamıştır. 1930 yılında sürüler Nisan ayında yurdumuza gelerek Hatay, Adana, Mersin, Urfa, Gaziantep, Diyarbakır, Elazığ, Er­zincan, Hakkari, Van, Maraş, Malatya, Muş, Siirt ve Kayseri'ye kadar yurdumuzu istila etmiş, Nisan ve Mayıs aylarında yumurtlayarak Haziran ayında da ergin hale geçmişlerdir. 1945 istilasında yurdumuza Mayıs ayı başlarında gelen sürüler Adana, Gaziantep, Muğla, Mardin, Diyarbakır, Maraş ve Siirt'e kadar nisbeten küçük alanı kaplamış tir. Daha sonra 1953 yılında Mayıs'm ilk haftası, 1958'de Nisan ve Mayıs aylarında, 1959'da Nisan sonlarında, 1960'da Nisan ayının ilk hafta­
      sı sonunda ve nihayet son olarak 1962, yılının Mayıs başlarında yurdu­
      muzu istila eden çekirge sürüleri Güney Doğu Anadolu bölgemizde de­
      ğişik alanlarda oldukça önemli zararlara sebep olmuşlardır. Şekil 52 genel olarak yurdumuzda çöl çekirgesi istilasına maruz kalan alanları göstermektedir. 'Acaba çöl çekirgeleri Afrika ve Kızıl Deniz'in iki tarafında veya diğeresas çoğalma merkezlerinde nasıl çoğalıyorlar? Bunların epidemileri, nasıl
      meydana geliyor? şeklinde sorular akla gelebilir. Schmutterer (1969) bu­
      nu kısaca şu şekilde izah etmektedir; şimdiye kadar Kızıl Deniz'in iki ;
      tarafındaki çoğalma alanlarında yapılan gözlemlere göre, bu çekirgele­
      rin kış sezonunda geniş alanlarda, çok ve uzun müddet yağan yağmur­
      ları takiben epidemi haline geçtiğini göstermektedir. Bu alanlardaki vadi­
      lerde solitar fazda ve az miktarda olan erginler, bu bölgede yetişen, özel­
      likle koyu renkli bitkilerle beslenirler. Uzun zaman ve çok miktarda ya­
      ğan kış yağmurları, solitar fazdaki dişilerin çok daha tazla yumurta bı­
      rakmasına sebep olduğu gibi yumurta ve nimflerde meydana gelen tabii
      ölümleri de büyük ölçüde azaltır. Böylece ikinci bir nesil daha meydana
      gelir. Bu neslin nimfleri kumsal vadilerde yetişen sık bitkilerle oburca
      beslenirler. Böylece bunlar büyük populasyonlar meydana getirdiklerin­
      de tamamıyla gregar faza geçerek büyük kuşaklar veya sürüler meydana
      getirirlet. Bunlar yürüyerek yiyecek bulmak üzere epidemi alanlarını
      terkederler. Gregar fazdaki ikinci nesil nimfleri Nisan'da ergin hale ge­
      çerler. Daha sonra bunlar muhtelif büyüklükte olan sürüler halinde
      Sudan'a ve diğer ülkelere uçarak giderler.Çöl çekirgeleri yurdumuza ulaştıklarında genellikle cinsel olgunluğa erişmiş olduklarından pek az zarar yaparak yumurtalarını bırakmaya başlarlar. Bunlarla savaş genellikle nimflerine karşı yapıldığı halde} son yıllarda olgun çekirgelere karşı da ilaçlı savaşın yapıldığı malumdur.Bununla beraber genel kaide olarak yurdumuza giren çöl çekirgeleri adım adım takip edilerek bunların hangi dönemde oldukları, sürülerin yurdu­muza giriş yerleri, uçuş istikametleri, konakladıkları ve yumurta bır»i-__ tıkları alanlar dikkatle izlenir. Bu iş teknik elemanlarca günü gününe tesbit edilir. Yumurta bıraktığı alanlardaki sıcaklık ve rutubet dereceleri kaydedilir ve elde edilen bilgiler en seri şekilde ilgili makamlara ulaştırı­larak değerlendirilir, buna göre de gerekli tedbirler alınır.
      Doğal düşmanları s Bugün büyük paralar sarfetmek suretiyle çöl çekirgelerine karşı masraflı da olsa ilaçlı savaş başarı ile yürütülmek­tedir. ?laçlı savaşın bu böceğe karşı yapılması zorunluluğu vardır. Aksi halde doğal düşmanlarla karşı karşıya bırakıp da yok etmeyi düşünecek olursak, uzun müddet hiçbir ürün almamız mümkün olmaz. Gerçi, S. gregaria'ya. karşı ilaçların kullanılmadığı devirlerde, doğa! düşmanları onların populasyonlarını azaltıyorlardı. Ancak, bunun için uzun zaman geçmesi gerekmekte idi. Bununla bferaber çöl çekirgelerinin yurdumuz­daki doğal düşmanlarını da bilmek gerekir.Yurdumuzda çöl çekirgesinin bilinen paraziti Blaesoxipha filipjevi (Dip-tera: Calliphoridae)'dır. Bu parazitin dişisi canlı larva doğurur ve çöl çekirgesi uçarken ona saldırarak larvasım ekseriya çekirgenin kanadımn kaidesine yakın bir yere bırakır. Larva kanadın dibinden deriyi delerek çekirgenin vücudu içine girip onun iç organlarını yiyerek gelişir. Geliş­mesini tamamlayan larva çekirgeyi terkederek toprak içinde pupa haline geçer. Terkedilmiş olan çekirge de çok geçmeden ölür. Fakat bu parazi­tin daha çok zayıf çekirgelere saldırdığı söylenmektedir.Yurdumuzun bu parazitten başka çöl çekirgelerinin önemli bir pre-datörü olarak bilinen leylekler de çöl çekirgesinin yurdumuza akın yap­tığı zamanlar yurdumuza gelmiş bulunurlar. Leylekler çekirgeleri, özel­likle çöl çekirgelerini büyük iştahla yemektedirler. Ancak büyük alanlar­da milyonlarca miktarda olan çekirgeleri azaltmada leyleklerin önemli rolü olacağı düşünülemez.Çöl çekirgelerinin bu sayılan doğal düşmanlarından başka muhtelif ülkelerde çeşitli hayvan grupları ile bakteri ve funguslardan birçok doğal düşmanı bulunmaktadır. Fakat bunların faaliyetleri çok defa yeterli olma­makta ve bu zararlı da zaman zaman çoğalarak iklim şartlarının yar­dımı ile büyük salgınlar yapma olanaklarına kavuşmaktadır.
      Savaşı : Çöl çekirgesine karşı savaşta bugün kullanılan modern insektisidlerin piyasaya çıkmasından önce onlara karşı savaşta çeşitli me­totlar kullanılmakta idi. Mesela çekirgelerin yumurta bıraktığı alanların sürülmesi bugün dahi birçok yerlerde öğütlenebilen etkili bir metotdur. Buna karşılık ötedenberi uzun yıllar başarı ile kullanılmış olan çinko tuzak metodu, fazla zaman ve emek istediği için 1953 yılından itibaren terk- edilmiştir. Son olarak 1945 yılında kullanılan bu metottan burada kısaca bahsetmek faydalı olacaktır. Bu metotta başlıca çinko levhalar kullam- lir ve hendekler kazılır. Nimfler yeni çıkmaya başlar başlamaz kuşak teş­kil ederek gidiş istikametlerinin önlerine düz çinko levhalar yan yana ge­tirilerek dik bir duvar çekilir. Bu duvar kuşağın büyüklüğüne göre kilo­metrelerce uzun olabilir. Herbir çinko levhanın uzunluğu 1-2 m, geniş­liği ise 33 cm'dir. Bunlar kazıklar yardımı ile sağlam şekilde toprağa dik gelecek şekilde yerleştirilir. Bu çinko duvarın önüne 1-1,5 m derinlik­te, 1-1,5 m ende ve 2-4 veya 6 m uzunluğunda hendekler kazılır. Hendek­ler arasında 20-25 cm mesafe bırakılır. Kuşağın gidiş istikameti önüne dikilen çinko duvara çarpan nimfler hendeklerin içine düşerek birbirleri üzerine yığılırlar, çıkamazlar ve ölürler. Daha sonra bunlar, üzerleri ör­tülerek gömülür veya üzerlerine gaz dökülerek yakılırlar. Bu metotla 1945 çöl çekirgesi salgınında 37.000 çinko levha kullanılmıştır (Balamir, 1973).
      Yine 1915 yılı salgınında çekirge sürülerinin önüne çarşaflar tutula­rak toplanan çekirgelerin imha edildiğini burada belirtmek gerekir.
      Bugün çöl çekirgelerine karşı kullanılan en etkili savaş metodu kim­yasal savaştır. Bunun için kullanılan insektisidler zehirli yem, toz ilaçlar ve püskürtme ilaçları olarak üç şekilde uygulanmaktadır
      Kaynak: Türkiye Entomolojisi -1 - Prof Dr. Niyazi LODOS

      Comment


      • #4
        Cevap: Schistocerca gregaria

        Zehirli yem : Bunun için uygulanan insektisid gamma BHC olup gerekli yem olarak da kepek kullanılır. % 2,6 gamma BHC ihtiva eden toz ilaçtan 100 kg kepeğe 5 kg hesabı ile alınıp sert bir zemin üzerinde .15 dakika kadar karıştırılarak zehirli yem hazırlanmış olur. Bu yem müm­kün olduğu oranda ilk dönem nimfl erine atılır. Bunun için daha Önceden hazırlanan yem, yumurta bırakılan alanların iyice ve devamlı şekilde incelenmesi ile nimfler çıkar çıkmaz onların bulunduğu yerlere elle to­hum serper gibi muntazam şekilde atılır. İlaçlı kepeği yiyen nimfler kısa zamanda ölürler. Burada dönüme atılacak yem miktarının da önemi büyüktür. Nimfler eğer toplu olarak bulunuyorlar ve dinlenme anında iseler dönüme 7-7,5 kg veya yürüyüş halinde iseler 5-15 kg hesabı ile atı­lır. İstirahat halinde olan ergin çekirgelere karşı da zehirli yem ullanmak mümkündür. Bunlara özellikle sabahın çok erken saatlerinde olmak üzere dönüme 15-20 kg gelecek şekilde zehirli yem atmak gerekir. Zehirli yemlerin 5. dönemin son 2-3. günlerinde olan nimflerle gömlek değiştir­me anında olanlara etkisinin az olduğunu hatırlatmak gerekir. Zira bu dönemlerde bulunan çekirgeler beslenmezler. Zehirli yemler özellikle çıplak ve bitki örtüsü az olan alanlarda daha fazla etkilidir. Zehirli yem kullanılmasının bazı avantaj ve sakıncaları bulunmaktadır. Avantajları, bunları atmak için özel makina ve aletlere ihtiyaç göstermemesi, uzak yerlere bilgisiz melelerle dahi taşınabilmesi , nispeten alçak dozlarda kullanıldığı için insan ve hayvanlara zehirlilik etkisinin az olması ve özellikle dağınık halde olan küçük sürüler için daha elverişli olarak kullanılmaşıdır. Sakıncaları olarak da kepek gibi önemli bir hayvan yeminin bu iş için kullanılması, taşınması ve muhafazası için büyük yer ve fazla vasıtaya ihtiyaç göstermesi, fazla işçilik istemesi ve zahmetli olması gibi hu­susları saymak mümkündür. Bu metotla 1953 yılı mücadele kampanyasın­da 762, 1958 yılında da 2.269 ton olmak üzere kepek kullanılmış (Balamir, 1973), fakat ondan sonraki salgınlarda zehirli yemle yapılan savaşason verilmiş ve özellikle toz BHC'li ilaçlamalar onun yerini almıştır.
        Doğrudan doğruya ilaçla yapılan savaşta en etkili ilaç gamma BHC- dir. Bu ilacın tozlama ve püskürtme olarak yerine göre her ikisi de kullanıîabilir. Ancak sürülerin bulunduğu yerlerde suyun güç bulunması, tasınmasının ve hazırlanmasının zahmetli oluşu gibi nedenlerle toz halinde ki ilaçlama daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun için % 2,6 veya % 6,5 gamma BHC'li ilaçlar ergin ve nimflere karşı kullanılacağına göre dekara atılacak miktarları mütehassıslar duruma göre ayarlarlar.
        Ergin çekirgeler cinsel olgunluğa erişmeden Önce, özellikle pembe ve ve kahve renkli hatta sarı renkli dönemlerinde, bunlarla daha yumurt­lamaya başlamadan önce ilaç atmak suretiyle savaş yapmak mümkün­dür. Böylece çekirgelerin etrafı bulaştırmaları ve zararları da önlen­miş olur. Toz ilaçlar küçük ve dağınık sürülere karşı ve engebeli araziler­de yerine göre motorlu tozlama aletleri, sırt ve göğüs körükleri kullanı­larak oturmuş sürüler üzerine atılır. Geniş alanlarda, engebesiz arazide ise büyük oturmuş sürülere uçakla tozlama yapılır. Uçaklarla yapılan ilaçlamalar uçmakta olan sürülerin geliş istikametleri önüne, hatta gere­kirse sürülerin içine dahi girilerek yapılabilir. Bu türlü ilaçlamalar çöl çe­kirgelerine karşı çeşitli ülkelerde kullanılarak başarılı sonuçlar alınmış­tır. Burada dikkat edilecek bir husus da taşınmasının daha kolay ve eko­nomik olması nedeniyle % 6,5 gamma BHC kapsayanlar diğerine tercih edilebilir. Oturmuş olan sürülere karşı akşam üstü karanlık basmadan veya sabahın çok erken saatlerinde olmak üzere ilaçlamaların yapılması gerekir. Bunun için oturmuş sürülerin bulundukları yerler kırmızı renkli flamalarla işaretlenir ve ona göre savaş uygulanır.
        Nimflere karşı yapılan savaş, ergin çekirgelerin yumurtlamalarına mani olunamadığı alanlarda uygulanır. Bunun için yumurta bırakılan alanlar dikkatli olarak tespit edilerek işaretlenir ve bunlar krokilere geçirilir ve­ya haritaları yapılır. Bu alanlar teknik elemanlar tarafından devamlı şe­kilde dikkatle kontrol edilerek yumurtalar açılır açılmaz ve ilk nimfler görülür görülmez gerekli faaliyetlere geçilir. Nimflere karşı yapılan ilaç­lamalarda erginlerde olduğu gibi çeşitli alet ve makinalar kullanılır. Genç nimflere karşı uçakla yapılan savaş, hava durumu uygun olduğu takdir­de günün her saatinde yapılabilirse de en uygun saatler sabahleyin olmak üzere en fazla 11.00'e kadar ve öğleden sonra 15.00 veya 16.00'-dan sonraki saatlerdir. Burada dikkat edilecek bîr husus da mümkün ol­duğu kadar nimfler yaşlanmadan savaşın bitirilmesidir. Aksi halde 4 ve 5; dönemlerde bulunan nimflere karşı erginlerde olduğu gibi yüksek dozlu ilaçlar kullanmak gerekir ki bu da daha pahalıya mal olur.

        Su bulunan yerlerde ergin ve nimflere karşı yine % 6,5 gamma BHC'li ilaçların su ile karışabilenleri tercih edilir. Su ile atılan ilaç çekirge vücu­duna daha iyi nüfuz ettiği için daha etkili olur.

        Kaynak: Türkiye Entomolojisi -1 - Prof Dr. Niyazi LODOS

        Comment

        Working...
        X