Takım : ISOPTERA
Kelimenin kökü Yunanca'dan gelir ve «eşitkanatlılar» anlamındadır. Ancak bu takıma Türkçe olarak termitler, beyaz karıncalar gibi isim- ler verilmektedir. Her ne kadar gerçek karıncalarla hiç bir ilgileri yok ise de yaşayış ve bazı vücut yapılışları itibariyle onlara çok benzedikleri için bu sonuncu isim hatalı olarak bazan kullanılmaktadır. Bununla beraber uzun yıllardan beri bu isim kullamlageldiğinden ve gerçek manâda olmayıp benzetme bakımından kullanıldığı için aynen kullanılmasında sakınca yoktur.
Bu takım uzun yıllar Neuroptera içinde mütalâa edilmişken ilk defa 1832 yılında Brulle tarafından ayrı bir takım haline getirilmiştir.
Isoptera takımına ait türler karınca, balanları, yabani arılar (Hyme-noptera) gibi toplumsal bir yaşantıya sahiptir. Bunlar koloniler halinde yaşarlar ve sınıfları, yani kast'ları vardır. Yalnız onların bazılarında oldu- ğu gibi tek başına, yani münferit halde yaşayan türleri yoktur. Ancak yeni bir koloni oluşurken başlangıçta birey itibariyle koloninin çok az olması doğal bir durumdur. Bunları karınca ve anlardan lyıran diğer bir özellik de yumurtadan sonraki yavru döneminde aktif ve 6 bacaklı olmalan ve erginlerine büyüklük hariç dış morfolojileri itibariyle çok benzemeleridir. Bu dönemlerdeki termit nimfleri yumurtadan iîk çıktıkları andan itibaren bulundukları yerlerde gerek topluluk, gerekse kendileri için besin arar, bulur, yer ya da toplar. Halbuki Hymenoptera takımına bağlı türlerin çoğunda yumurtadan sonraki devre küçük, bacaksız ve bakıma muhtaç haldeki kurtçuk veya larvalar halindedir.
Termitler genel olarak uzunca ve yassı vücutlu böceklerdir. Küçük ve orta boyda olan böcek türlerini kapsar. Ancak kraliçelerinde bazan boy hemen hemen 8 cm'ye kadar ulaşır ki bu uzunluk onları büyük boyda olan böcekler grubuna da sokar. Renkleri çoğunlukla beyazımsı, bazan açık san, sın, kırmızımsı kahve, esmer veya bazan da siyah olabilir. Ku-tikula ince, elastiki veya sert, bazı organlarda da kuvvetli kitini yapıdadır. Üzerleri tüylü veya çıplaktır.
Baş serbest, küçük, yuvarlakımsı, uzunca veya bazı, asker sınıflannda olduğu gibi çok büyümüştür. Ağız parçalan yatay (prognathous) veya
ender olarak da dikey biçimde yerleşmiştir (hypognathous), Bunlar tipik şekilde ısırıcı-çiğneyicidir. Mandibula'lar genellikle kuvvetli olarak kitinleş-miş, asimetrik olup nihayete doğru dişlere sahiptir. Bazı türlerinde baş önde nasute şekline (uzunburun) dönüşmüştür. Yani bu durumda alna ait hortum veya boynuz gibi bir uzuntı şeklindedir ki bunun yardımı ile böcek kendisini savunmak için özel bir sıvı da salgılar. Labrum değişik biçimde olup iyi gelişmiştir. Maxillae iyi gelişmiş ve maxilla palpus'ları beş segment-îidir. Labium'da submentum büyümüştür. Petek gözler büyük, bazan küçük veya bazan da hiç yoktur. Kanatsız olan formlarda petek göz bulunmaz. Ocelli genel olarak mevcuttur. Fakat bazan da bulunmayabilir

Buna karşılık kanatlı olan formlarda petek gözler ocelli ile birlikte bulunur. Antenler uzun veya kısa olup tespih şeklindedir. Segmentleri genellikle 9-30 arasında değişir. Bazı ilksel türler ile kanatlı formlarda segment sayısı fazlalaşır. Segment sayısı ayrıca yaşa ve sınıfa göre de değişiklikler gösterir. Thorax işçilerde ve çok defa da asker sınıflarında küçülmüş, fakat ilksel türlerde büyümüş haldedir. Pronotum çok belirlidir. Şekilleri çok değişir ve bu durum onların özellikle cins ve tür ayırımlarında önemli rol oynar. Genellikle bu organ baştan daha dar, üstten yassı ve serbesttir. Meso-ve metanotum genellikle aynı büyüklükte, genişliği uzunluğundan fazla Ve şekilleri de çok değişik değildir. Bacakların her üç çifti de birbirine
benzer. Bunlar kısa ve kaimdir. Tarsus'lar genellikle 4, bazan 5 segment-lidir. Empodium ekseriya yok, ender olarak bazı türlerde ise vardır. Tarsus'lar bir çift kıvrık tırnakla son bulur. Kanatlar yok, çok küçülmüş veya tam gelişmiş halde bulunur. Bu sonuncu durumda kanatlar iki çift olup büyüklük, şekil ve damarlanma bakımından birbirine çok benzer, Ancak ilksel türlerde ön ve arka kanatlar birbirlerinden farklı olabilir. Genellikle kanatların ön kısmında bulunan damarlar belirg!n ve kuvvetli, geri kalan alandakiler ise daha az belirli ve ağ şeklindedir. Abdomen., görülebilen on segmcnte sahiptir. Bunlardan birinci sternit çok küçülmüştür. Abdomen'in nihayetinde kısa, basit, kıllı ve ikiden sekize kadar değişen miktarda segmente malik bir çift cerci bulunur. Ayrıca dokuzuncu abdomen segmentinin arka kenarında eklenmiş bir stylus da bulunur. Isoptera türlerine ait genel vücut parçalan Şekil 2'de gösterilmiştir.
Termitler her ne kadar canlı ağaç ve bitkilere saldırırlarsa da bunların başlıca besini ağaçların ölü olan kısımları; yani odun, tahta, kereste, tomruk, evlerin ağaç aksamı, mobilyalar vs.dir. Esas besini d- bu bitkisel maddelerin selülozlu kısımlarıdır. Bununla beraber bazı türler otumsu bitkilerin sap, kök ve yapraklarını da yerler. Ayrıca plastik materyal, kurşun ve alüminyum gibi yumuşak madînleri d 3 ısırır veya çiğneyebiT lirler. Ancak bunları sindiremezler. Tarihi devirlerden beri muhtelif türlerin değişik beslenme davranışları dolayısıyle bu böceklerin zamanla besin maddelerini alma ve sindirmelerinde bazı gelişmeler olmuştur. Bunun sonucunda termitler ölü ağaç ve bitkilerin parçalanmasında, onların tekrardan toprağa geçişinde önemli rol oynar hale gelmişlerdir. Bu faaliyetleri dolayısıyle faydalıdırlar. Özellikle Tropik ve Savana bölgelerinde bu gibi faaliyetleri gerçekten çok önemlidir. Bazı ilksel termit türleri kuru dal, gövde, ağaçlann kesilmiş parçaları, kereste, tahta, telefon direkleri, mobilya, vs. gibi materyaller ile beslenir. Diğer bir kısmı ise bitkilerin toprak altında kalan kök, gövde, yumru gibi bitkisel aksamı içinde yaşar. Hattâ termitler bu gibi besin kaynaklarını bulmak için uzak mesafelerden gelerek parçaladıkları kısımları, yaptıkları ışık olmayan özel tüneller va-> sıtasıyla yuvalarına taşırlar. Bütün bu termit türlerinin çoğunda bitkilerde bulunan selüloz, onların bağırsaklarında simbiyotik bir şekilde yaşayan Protozoanlar tarafından parçalanır ve sindirilecek bir hale getirilir. Bununla beraber yüksek düzeydeki türlerin bazılarında bu gibi Protozoan-lara gerek kalmadan selüloz başka yollardan da sindirilir. Örneğin hü-müsçe zengin toprak yiyen ve bununla yuva ve tünellerini yapan türler, onların hülâsalarını (yani hümüsü) bu yolda kullanarak selülozu parçalarlar. Ayni şekilde diğer bazı termit türleri de odunların çürümesini sağ-» layan mantar ve bakterileri birlikte yiyerek, selülozu bağırsaklarında parçalama olanağına kavuşarak kolaylıkla sindirirler.
Termitler polimorfik böcekler olup büyük koloniler halinde toplu Şekilde yaşarlar. Bunlar yaşamaları için elverişli besin ve sıcaklık bulunan dünyanın hemen hemen her tarafında bulunur. Kısaca söylemek gerekirse, Ekvatordan itibaren takriben 46 derece kuzey ve güney enlemleri arasında bulunan alanda, yüksek dağlar ve bitki bulunmayan çöller hariç bu alanın hemen her tarafında tesadüf edilirler. Fakat Tropik ve Savana bölgelerinden güney ve kuzeye doğru uzaklaştıkça tür olarak sayıları azaldığı gibi zararları da önemsizleşir. Tropik ve Savana bölgelerinde termit . yuvaları (termitarium'lar) bol oîarak acayip yapıları ile dikkati çekerler. Termitarium'lar, termitlerin çiğnemiş oldukları arlıklar ve anüslerinden çıkardıkları maddelerden meydana getirilir. Bu yuvalar bazen 5-6 metre hattâ daha da yüksek boyda olurlar (Şekil 3). Termitarium'ların bü-^ yüklük ve şekilleri tü lere göre çok değişir.

Aşağı böcek takımları içinde termitler çok belirgin bir duruma sahiptir. Çünkü bunlar toplumsal yaşantıları çok gelişmiş olan yüksek böcek takımları içinde bulunan bazı böcek grupları, özellikle an ve karıncalara çok benzer bir şekilde kast sistemi halinde yaşarlar. Bir termit türü kolonisinde bir veya bir kaç erkek, genellikle bir dişi (kraliçe), pek çok sayıda işçi ve asker bulunur, işçi ve askerler kanatsız olup bunlar cinsel olarak erkek veya dişi olabilirler. Ancak çoğalma güçleri olmayıp tamamiyle kısırdırlar. Bunlardan başka bir termit kolonisinde pek çok sayıda muhtelif yaşta nimf ile yumurtalar da bulunur. Koloni içindeki bireyler ara^ smda çok sıkı bir işbirliği vardır. Örneğin, kraliçe çok iri vücutludur (Şe* kil 4) ve yuva içinde kendisine ait özel bir odacık içinde bulunur. Gö-? revî yalnızca yumurtlamaktır. Askerler yumurtalara, kraliçeye ve dola- . yısiyle bütün yuvaya gözcülük ederler ve onları düşmanlardan .korurlar. Bunlarda kanat bulunmaz. Petek gözler genellikle yok, olduğunda da çok küçülmüştür. Bazı türlerde mandibula'lar haddinden fazla büyümüştür. ?şçiler koloni içindeki bütün işleri görür. Örneğin yuvalan yapmak, tüneller açmak, yumurta ve besinleri taşımak, besin bulmak ve kraliçeye bakmak başlıca görevlerini teşkil eder
Kaynak: Türkiye Entomolojisi -2 - Prof Dr. Niyazi LODOS
Kelimenin kökü Yunanca'dan gelir ve «eşitkanatlılar» anlamındadır. Ancak bu takıma Türkçe olarak termitler, beyaz karıncalar gibi isim- ler verilmektedir. Her ne kadar gerçek karıncalarla hiç bir ilgileri yok ise de yaşayış ve bazı vücut yapılışları itibariyle onlara çok benzedikleri için bu sonuncu isim hatalı olarak bazan kullanılmaktadır. Bununla beraber uzun yıllardan beri bu isim kullamlageldiğinden ve gerçek manâda olmayıp benzetme bakımından kullanıldığı için aynen kullanılmasında sakınca yoktur.
Bu takım uzun yıllar Neuroptera içinde mütalâa edilmişken ilk defa 1832 yılında Brulle tarafından ayrı bir takım haline getirilmiştir.
Isoptera takımına ait türler karınca, balanları, yabani arılar (Hyme-noptera) gibi toplumsal bir yaşantıya sahiptir. Bunlar koloniler halinde yaşarlar ve sınıfları, yani kast'ları vardır. Yalnız onların bazılarında oldu- ğu gibi tek başına, yani münferit halde yaşayan türleri yoktur. Ancak yeni bir koloni oluşurken başlangıçta birey itibariyle koloninin çok az olması doğal bir durumdur. Bunları karınca ve anlardan lyıran diğer bir özellik de yumurtadan sonraki yavru döneminde aktif ve 6 bacaklı olmalan ve erginlerine büyüklük hariç dış morfolojileri itibariyle çok benzemeleridir. Bu dönemlerdeki termit nimfleri yumurtadan iîk çıktıkları andan itibaren bulundukları yerlerde gerek topluluk, gerekse kendileri için besin arar, bulur, yer ya da toplar. Halbuki Hymenoptera takımına bağlı türlerin çoğunda yumurtadan sonraki devre küçük, bacaksız ve bakıma muhtaç haldeki kurtçuk veya larvalar halindedir.
Termitler genel olarak uzunca ve yassı vücutlu böceklerdir. Küçük ve orta boyda olan böcek türlerini kapsar. Ancak kraliçelerinde bazan boy hemen hemen 8 cm'ye kadar ulaşır ki bu uzunluk onları büyük boyda olan böcekler grubuna da sokar. Renkleri çoğunlukla beyazımsı, bazan açık san, sın, kırmızımsı kahve, esmer veya bazan da siyah olabilir. Ku-tikula ince, elastiki veya sert, bazı organlarda da kuvvetli kitini yapıdadır. Üzerleri tüylü veya çıplaktır.
Baş serbest, küçük, yuvarlakımsı, uzunca veya bazı, asker sınıflannda olduğu gibi çok büyümüştür. Ağız parçalan yatay (prognathous) veya
ender olarak da dikey biçimde yerleşmiştir (hypognathous), Bunlar tipik şekilde ısırıcı-çiğneyicidir. Mandibula'lar genellikle kuvvetli olarak kitinleş-miş, asimetrik olup nihayete doğru dişlere sahiptir. Bazı türlerinde baş önde nasute şekline (uzunburun) dönüşmüştür. Yani bu durumda alna ait hortum veya boynuz gibi bir uzuntı şeklindedir ki bunun yardımı ile böcek kendisini savunmak için özel bir sıvı da salgılar. Labrum değişik biçimde olup iyi gelişmiştir. Maxillae iyi gelişmiş ve maxilla palpus'ları beş segment-îidir. Labium'da submentum büyümüştür. Petek gözler büyük, bazan küçük veya bazan da hiç yoktur. Kanatsız olan formlarda petek göz bulunmaz. Ocelli genel olarak mevcuttur. Fakat bazan da bulunmayabilir

Buna karşılık kanatlı olan formlarda petek gözler ocelli ile birlikte bulunur. Antenler uzun veya kısa olup tespih şeklindedir. Segmentleri genellikle 9-30 arasında değişir. Bazı ilksel türler ile kanatlı formlarda segment sayısı fazlalaşır. Segment sayısı ayrıca yaşa ve sınıfa göre de değişiklikler gösterir. Thorax işçilerde ve çok defa da asker sınıflarında küçülmüş, fakat ilksel türlerde büyümüş haldedir. Pronotum çok belirlidir. Şekilleri çok değişir ve bu durum onların özellikle cins ve tür ayırımlarında önemli rol oynar. Genellikle bu organ baştan daha dar, üstten yassı ve serbesttir. Meso-ve metanotum genellikle aynı büyüklükte, genişliği uzunluğundan fazla Ve şekilleri de çok değişik değildir. Bacakların her üç çifti de birbirine
benzer. Bunlar kısa ve kaimdir. Tarsus'lar genellikle 4, bazan 5 segment-lidir. Empodium ekseriya yok, ender olarak bazı türlerde ise vardır. Tarsus'lar bir çift kıvrık tırnakla son bulur. Kanatlar yok, çok küçülmüş veya tam gelişmiş halde bulunur. Bu sonuncu durumda kanatlar iki çift olup büyüklük, şekil ve damarlanma bakımından birbirine çok benzer, Ancak ilksel türlerde ön ve arka kanatlar birbirlerinden farklı olabilir. Genellikle kanatların ön kısmında bulunan damarlar belirg!n ve kuvvetli, geri kalan alandakiler ise daha az belirli ve ağ şeklindedir. Abdomen., görülebilen on segmcnte sahiptir. Bunlardan birinci sternit çok küçülmüştür. Abdomen'in nihayetinde kısa, basit, kıllı ve ikiden sekize kadar değişen miktarda segmente malik bir çift cerci bulunur. Ayrıca dokuzuncu abdomen segmentinin arka kenarında eklenmiş bir stylus da bulunur. Isoptera türlerine ait genel vücut parçalan Şekil 2'de gösterilmiştir.
Termitler her ne kadar canlı ağaç ve bitkilere saldırırlarsa da bunların başlıca besini ağaçların ölü olan kısımları; yani odun, tahta, kereste, tomruk, evlerin ağaç aksamı, mobilyalar vs.dir. Esas besini d- bu bitkisel maddelerin selülozlu kısımlarıdır. Bununla beraber bazı türler otumsu bitkilerin sap, kök ve yapraklarını da yerler. Ayrıca plastik materyal, kurşun ve alüminyum gibi yumuşak madînleri d 3 ısırır veya çiğneyebiT lirler. Ancak bunları sindiremezler. Tarihi devirlerden beri muhtelif türlerin değişik beslenme davranışları dolayısıyle bu böceklerin zamanla besin maddelerini alma ve sindirmelerinde bazı gelişmeler olmuştur. Bunun sonucunda termitler ölü ağaç ve bitkilerin parçalanmasında, onların tekrardan toprağa geçişinde önemli rol oynar hale gelmişlerdir. Bu faaliyetleri dolayısıyle faydalıdırlar. Özellikle Tropik ve Savana bölgelerinde bu gibi faaliyetleri gerçekten çok önemlidir. Bazı ilksel termit türleri kuru dal, gövde, ağaçlann kesilmiş parçaları, kereste, tahta, telefon direkleri, mobilya, vs. gibi materyaller ile beslenir. Diğer bir kısmı ise bitkilerin toprak altında kalan kök, gövde, yumru gibi bitkisel aksamı içinde yaşar. Hattâ termitler bu gibi besin kaynaklarını bulmak için uzak mesafelerden gelerek parçaladıkları kısımları, yaptıkları ışık olmayan özel tüneller va-> sıtasıyla yuvalarına taşırlar. Bütün bu termit türlerinin çoğunda bitkilerde bulunan selüloz, onların bağırsaklarında simbiyotik bir şekilde yaşayan Protozoanlar tarafından parçalanır ve sindirilecek bir hale getirilir. Bununla beraber yüksek düzeydeki türlerin bazılarında bu gibi Protozoan-lara gerek kalmadan selüloz başka yollardan da sindirilir. Örneğin hü-müsçe zengin toprak yiyen ve bununla yuva ve tünellerini yapan türler, onların hülâsalarını (yani hümüsü) bu yolda kullanarak selülozu parçalarlar. Ayni şekilde diğer bazı termit türleri de odunların çürümesini sağ-» layan mantar ve bakterileri birlikte yiyerek, selülozu bağırsaklarında parçalama olanağına kavuşarak kolaylıkla sindirirler.
Termitler polimorfik böcekler olup büyük koloniler halinde toplu Şekilde yaşarlar. Bunlar yaşamaları için elverişli besin ve sıcaklık bulunan dünyanın hemen hemen her tarafında bulunur. Kısaca söylemek gerekirse, Ekvatordan itibaren takriben 46 derece kuzey ve güney enlemleri arasında bulunan alanda, yüksek dağlar ve bitki bulunmayan çöller hariç bu alanın hemen her tarafında tesadüf edilirler. Fakat Tropik ve Savana bölgelerinden güney ve kuzeye doğru uzaklaştıkça tür olarak sayıları azaldığı gibi zararları da önemsizleşir. Tropik ve Savana bölgelerinde termit . yuvaları (termitarium'lar) bol oîarak acayip yapıları ile dikkati çekerler. Termitarium'lar, termitlerin çiğnemiş oldukları arlıklar ve anüslerinden çıkardıkları maddelerden meydana getirilir. Bu yuvalar bazen 5-6 metre hattâ daha da yüksek boyda olurlar (Şekil 3). Termitarium'ların bü-^ yüklük ve şekilleri tü lere göre çok değişir.

Aşağı böcek takımları içinde termitler çok belirgin bir duruma sahiptir. Çünkü bunlar toplumsal yaşantıları çok gelişmiş olan yüksek böcek takımları içinde bulunan bazı böcek grupları, özellikle an ve karıncalara çok benzer bir şekilde kast sistemi halinde yaşarlar. Bir termit türü kolonisinde bir veya bir kaç erkek, genellikle bir dişi (kraliçe), pek çok sayıda işçi ve asker bulunur, işçi ve askerler kanatsız olup bunlar cinsel olarak erkek veya dişi olabilirler. Ancak çoğalma güçleri olmayıp tamamiyle kısırdırlar. Bunlardan başka bir termit kolonisinde pek çok sayıda muhtelif yaşta nimf ile yumurtalar da bulunur. Koloni içindeki bireyler ara^ smda çok sıkı bir işbirliği vardır. Örneğin, kraliçe çok iri vücutludur (Şe* kil 4) ve yuva içinde kendisine ait özel bir odacık içinde bulunur. Gö-? revî yalnızca yumurtlamaktır. Askerler yumurtalara, kraliçeye ve dola- . yısiyle bütün yuvaya gözcülük ederler ve onları düşmanlardan .korurlar. Bunlarda kanat bulunmaz. Petek gözler genellikle yok, olduğunda da çok küçülmüştür. Bazı türlerde mandibula'lar haddinden fazla büyümüştür. ?şçiler koloni içindeki bütün işleri görür. Örneğin yuvalan yapmak, tüneller açmak, yumurta ve besinleri taşımak, besin bulmak ve kraliçeye bakmak başlıca görevlerini teşkil eder
Kaynak: Türkiye Entomolojisi -2 - Prof Dr. Niyazi LODOS



Comment